Böl-
4
Ergenekon’da devam ….
Mayıs ayında Ergenekon’la ilgili gelişmelerde öne çıkanlar şunlar:
* Taraf’ta “karargahtan itiraflar”
1 Mayıs’ta Taraf’ta yine ilginç bir haber yayınlandı. İddianamede yer alan tanık ifadelerine dayanan haberde, “ıslak imzalı belge”nin karargah imalatı olduğu bir kez daha doğrulanıyor. Bilgi olsun diye aşağıya olduğu gibi alıyorum. Bu konuda daha detaylı bilgi isteyen doğrudan iddianameyi okumalı :
Karargâhtan itiraflar - Taraf - İstanbul - 01.05.2010
Karargâhtan itiraflar
Genelkurmay’da görevli 20 subay, memur ve er, savcılara AKP ve Gülen’i Bitirme Planı’yla ilgili belgelerin nasıl yok edildiğini anlattı.
Albay Dursun Çiçek ve İSTEK Vakfı Başkanı Bedrettin Dalan’ın sanık olarak yer aldığı iddianamede, tanık olarak savcılara ifade veren subaylar ve sivil memurlar, “İrtica ile Mücadele Eylem Planı”nın Taraf’ta yayımlanmasının ardından Genelkurmay Başkanlığı’nda belgeleri nasıl imha ettiklerini anlattılar. İddianamedeki ifadeler, savcılığa ihbar mektubu gönderen meçhul subayın anllatıklarını doğrularken, her seferinde belgeyi inkâr eden Genelkurmay’ın, kamuoyundan gerçekleri sakladığını gözler önüne seriyor.
Askerliğin bitmez
Cüneyt Alkan: Bilgi Destek Daire Başkanlığı’nda Tümgeneral MUSTAFA B....’nın habercisi olarak çalışıyorum. Dursun Çiçek olayı olduktan sonra onun habercisi olan Hüseyin Ali Tezbaşaran beni arayarak Dursun Çiçek’in Mustafa B....ile görüşmek istediğini söyledi. Bu görüşmeden önce yoğun olarak evrak kırpma olayı başladı. Bütün sivil memurları topladılar ve evrak imha edileceğini söylediler. Bunu söyleyenler Hulusi Gülbahar, Dursun Çiçek ve İlker Ziya Gökalp albaylardı. O günün akşamı sabaha kadar evrak imha işlemleri gerçekleştirildi. Çalışmalar sonucunda 4-5 araba dolduruldu. Kırpılacak evrakların çoğunu Nuri Yıldırım albay bize getirdi. Albay Cemal Gökçeoğlu bana “Burada olanların hiçbirini görmedin, bilmedin, duymuyorsun yoksa askerliğin bitmez” şeklinde uyarıda bulundu.
Bilgisayarların hafızasını sildik
Erhan Sakallı: Deniz Mühendis Üsteğmen rütbesinde Genelkurmay Başkanlığı’nda görev yapıyorum. 2008 Ağustos’ta şube müdürlerinin talimatıyla Albay Uğur Berksun’un makam odasına gittim. Genelkurmay 2. Başkanlığı’na ait yedi adet bilgisayarın geri döndürülemeyecek şekilde hafızasını sildik. İhbarda geçen bilgisayarlar da bu bilgisayarlar.
O haberden sonra karargâh hareketlendi
Taha Palulu: Genelkurmay Başkanlığı İç Güvenlik Harekat Daire Başkanlığı emrinde Onbaşı olarak görev yapıyorum. Söz konusu belgenin TARAF Gazetesi’nde yayımlanmasına müteakip karargâh binasında hareketlenme oldu. Güvenlik tedbirleri arttırıldı. Başta Dursun Çiçek olmak üzere Bilgi Destek Daire Başkanlığı’nda görevli bulunan tüm albaylar General M.. B...’nın yanına geldi.
Kırpma makinesinde imha ettim
Albay Ziya İlker Göktaş: Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Okulu’nda görev yapıyorum. 19 Haziran 2009 Cuma akşamı bir düğünde iken Albay Nuri Yıldırım beni arayarak şubeye çağırdı. Gittiğimde işe yaramayan eski belgelerin toparlanıp arşive konulması söylendi. Ancak ben ocak ayında bu işleri yaptığım için sadece gazete özetleri ve basın bültenlerini kırpma makinesine koyup imha ettim. Bu işlem İrtica ile Mücadele Eylem Planı isimli belgenin basında yer almasından bir hafta sonra yapıldı.
Bana emir verdiler
Meltem Ağırgün: Yaklaşık 10 yıldır Genelkurmay Bilgi Destek Daire Başkanlığı’nda veri hazırlama memuru olarak görev yapıyorum. İrtica ile Mücadele Eylem Planı isimli belgenin basında yer almasından sonra eski dokümanlarını imha ettik.
Haberden sonra şubeye çağırdılar
Hakan Kaya: 1997- 2009 yılları arasında 2. Bilgi Destek Şube Müdürlüğü’nde sivil memur olarak görev yaptım. Söz konusu belgenin medyada yer almasını müteakip 19 Haziran 2009 Cuma günü mesai bitimi sonrasında daireye çağırıldım. Şube Müdürü bana tüm evrakları ayıklamamı, dosyanın içinde ve fihristlerde kayıtlı bulunmayan tüm evrakların kaydedilmesini, diğer evrakların ise imha edilmesini söyledi.
O “abes” soru yine gündemde
AKP ve Gülen Cemaatini Bitirme Planı’nın 12 Haziran 2009’ta Taraf’ta yayımlanmasının ardından Genelkurmay Başkanlığı’ndan ilk açıklama 15 haziranda yapıldı. Genelkurmay Askeri Savcılığı, “İddia edilen belgenin Genelkurmay Başkanlığı’nda hazırlandığına dair bir kanaate varılamamıştır” dedi. 16 Haziran 2009 tarihinde Hürriyet’e konuşan Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, “Belge emir komuta zinciri içerisinde hazırlanmış olabilir mi” sorusu karşısında “Bana bu soruyu sormanız bile abestir, hakarettir. Böyle bir talimat kesinlikte verilmemiştir” demişti. 26 haziranda kurmaylarıyla birlikte basın ordusunun karşısına geçen Başbuğ, kendisinden oldukça emindi: “Şu anda elimizde olan hukuki anlamda bir kâğıt parçasıdır.”
* Ah şu kayıtlar …
Gün geçmiyor ki şu veya bu dinlenen telefon görüşmesi kaydı, ya da örneğin bir toplantının ses kayıtları, veya görüntülü kayıtlar medyaya -basılı ve görüntülü medya ve internete- düşmesin. Bir çoğu illegal olan bu kayıtların ne kadarının gerçek kayıt, ne kadarının imalat, kesip biçme ürünü olduğunu söylemek zor. Fakat hakim kararıyla yapılan ve Ergenekon davası iddianamelerine de giren kayıtlar bilindiğinde, bunlarla karşılaştırıldığında medyaya düş(ürül)en telefon kayıtlarının da gerçek olma ihtimali büyük. Bunlara hukuken dayanılması mümkün olmasa da, Türkiye’deki durumun, gelişmelerin değerlendirilmesi açısından bunların da dikkate alınması doğrudur. Bu bağlamda Mayıs ayı başında internete düşen Erzincan Ergenekon Davası’nda 1 No’lu şüpheli olarak adı geçen, 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk'e ait olduğu iddia edilen ses kaydı ilginç. Bu ses kaydında Berk olduğu iddia edilen kişi diğer şeylerin yanında şunları söylüyor:
"Türkiye tarihinde hiç olmadığı kadar bir kaosa sürüklenmek üzere biliyorsunuz. Tek ayakta kalan kurum Silahlı Kuvvetler. Silahlı Kuvvetlere karşı da terör, irtica, kurum dışından yıpratma kampanyası. Burda yargıyı kullanmak, emniyeti kullanmak gibi çok yönlü bir taarruz veya baskı var. Olayları gördünüz. Yine Taraf Gazetesi, geçenlerde 17 Ağustos'ta meydana gelen dört tane erin şehit olduğu el bombası hadisesindeki savcının aldığı ifadeler, Taraf Gazetesi'nde. Karargahta yine Ergenekon var diye evraklar Taraf Gazetesi'ne gidiyor. Bu öyle kolay kolay yapılabilecek iş değil. Mutlaka bir yerden şeyleri var ama vermiyor, bulamıyoruz. Şimdi sizlere, evvela size söyleyeyim, yarın bugünden kötü olacak. İyiye gitmiyor. Ama en önemli husus, kendi içimizdeki birliği sağlamakta. Esas unsur. Yani silahlı kuvvetlerin tek yumruk olması lazım. Birbirimize inanmamız, birbirimize güvenmemiz, birbirimizi sevmemiz lazım."
Görüldüğü gibi Berk Taraf gazetesinde çıkan ve ordunun yalanlarını belgeleyen kimi haberlerden rahatsız. Bunun kendi içlerinden gittiğini biliyor, bundan da rahatsız. Gerçeklerin açığa çıkarılmasını aynı Genel Kurmay Başkanı gibi TSK’ya yönelik yıprıtma kampanyasının parçası olarak görüyor. Ve aynı Genel Kurmay Başkanı gibi (ki aynı tornadan geçmiş oldukları için bunda şaşacak bir şey yok) TSK’nin zayıflatılması TC’nin zayıflatılmasıdır tezini işliyor. Genel Kurmay Başkanından farkı Ergenekon’a açıkça sahip çıkması. Şöyle diyor:
"Değerli arkadaşlar, silahlı kuvvetler bu ülkenin direğidir. Yıkılırsa onlar da altında kalacak bu devletin. Yani boşuna uğraşıyorlar. Başımıza gelen işbirlikçiler onlar devam ediyorlar. Bütün amaçları birbirimize düşürmek. Pısırık ve pasif hale getirmek. Orgenaralin Ergenekon çiftliği, orgeneralin Ergenekon sergisi diyebiliyorlar. Bunlar ellerindekini biriktiriyor zamanı gelince kullanıyorlar. Şimdi ergenekon imzasını atmaktan da şeref duyarım. Şeref duyarım."
Bu arada bu konuşması kayda alınan kişi konuşmasında güvenliğin çok önemli olduğuna da vurgu yapıp, telefon konuşmaları konusunda dinleyicilerini şöyle uyarıyor:
"Arkadaşlar çok dikkatli olmak zorundayız. Güvenlik çok önemli. Telefon, cep telefonu ile görüşmeyin, ev telefonunu kullanmayın. Zorunlu olmadıkça kullanmayın. Cep telefonuyla konuşmayın hepsi dinleniyor. Bilgisayar, internet çok önemli, evinize dahi sokmayın."
Bunu diyenin bunu derken dinlenmiş olması ince bir ironi olsa gerektir !
Sonra “her cephede” savaş ve klasik Kürt’ü inkar geliyor :
"Mücadeleyi mutlaka bir emir alarak yapmamak lazım. Biraz önce söyledim, çok yönlü bir saldırı var, tamamen Türkiye Cumhuriyet'inin bekasına yönelik, alıştırmalar var, açılım denen şeyler var, hala biz Kürt sorunu diye konuşuyoruz. Kürt sorunu diye bir sorun yok Türkiye'de. Kürt sorunumuz yok. Artık herkes kendi üstüne düşen görevi yapmak zorunda. Yapmamız lazım. Çünkü, yapılanmanın gücünü çökertemedik. Çökertmek zorundayız. Mücadele yalnız bir cephede değil. Her cephede, her cephede yapmak durumundayız. Her şeyi düşünmek zorundayız."
* Yargı savaşta… Erzurum’daki Ergenekon davasında “garip işler”…
Erzincan’da ‘İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nı uygulamaya koydukları iddiasıyla haklarında ‘Ergenekon silahlı terör örgütüne üye’ olmaktan dava açılan ve aralarında, Genel Kurmay’ın açıkça arkasında durduğu 3'üncü Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk ile Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in de bulunduğu 10’u tutuklu, 14 sanığın yargılandığı davanın görülmesine 4 Mayıs’ta başlandı.
Duruşmaya YARSAV eski başkanı Eminağaoğlu, bir dizi CHP milletvekili, Ergenekon davalarını AKP’nin Cumhuriyete karşı saldırısı olarak gören bir dizi “aydın” katıldı. Bu arada duruşmanın başladığı saatlerde Erzurum üzerinden alçak uçuş düzeninde THK jetleri uçtu. Kimi yorumcular bunu bir gövde gösterisi ve tehdit olarak değerlendirdiler.
Aynı gün Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın internet sitesinde yer alan bir açıklamada, bu haber yorumlara tavır takınıldı. Açıklamada şöyle dendi: "Hava Kuvvetleri Komutanlığı uçuş eğitim görevlerini Türkiye'nin değişik hava sahalarında icra etmektedir. 4 Mayıs 2010 tarihinde iki RF-4E uçağı önceden planlı uçuş eğitim görevini, Erzurum Meydanı bölgesini de kapsayacak şekilde 3000 feet irtifadan usullere uygun olarak icra etmişlerdir. Yapılan uçuş rutin bir eğitim uçuşu olup, söz konusu haberlerde yer alan iddialar gerçeği yansıtmamaktadır." İnanan inansın !
Davının ilk duruşmasında, iddianamenin Cumhuriyet Savcısı tarafından okunması sırasında, okunan iddianamenin kendilerinde bulunandan farklı olduğunu savunan sanık avukatları duruma itiraz ettiler. Avukatlar ayrıca -duruşmaya ara verip savcı ile 45 dakika konuşan mahkeme başkanı Mustafa Karatay’ın tarafsızlığını yitirdiğini iddia ederek, CMK’nın 26. maddesine göre "reddi hakim" talebinde bulundular. Sanık avukatı Turgut Kazan ayrıca savcının da davadan çekilmesini talep etti.
Davaya bakan Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi 2. duruşma gününde sanık avukatlarının "reddi hakim" talebinin mahkeme tarafından kabul edilmediğini açıkladı. Savcı da geri çekilme talebini red etti. Duruşmaya, tutuksuz yargılanan 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk katılmadı.
Bu arada ikinci gün savcının, bir gün önce belirli yerleri atlayarak okuduğu iddianame bağlamında, sanık avukatlarının okunan iddianame ile yazılı iddianamenin aynı olmadığı eleştirisini dikkate alarak; iddianameyi baştan yeniden okumaya başlaması yine sanık avukatlarının itirazı ile karşılaştı. Mahkeme heyeti itirazı kabul etti. İddianame birinci gün kalındığı yerden itibaren okunmaya devam edildi.
Dava hem salondaki, hem dışarıdaki atmosferi ile yargının bölünmüşlüğünü açıkça belgeleyen bir dava olarak ilginç. Tutuklu olarak yargılanan Cihaner’in alevi olduğu ve Cemaat soruşturmasını yürüttüğü, laik –kimi biraz daha ileri gidip devrimci olduğunu da söylüyor- olduğu için düzmece iddialarla yagılandığı anti Ergenekon cephesinin genel kanısı. Bu özellikle salon önünde yapılan “Türkiye seninle gurur duyuyor” tezahüratlarında görülüyor. Duruşma salonunda ise Kemalist “Çok Ünlü Kişiler” dayanışma ziyaretleri ile tavırlarını koyuyor.
Bu arada davayla ilgili, ve yargının bölünmüşlüğünü belgeleyen bir başka gelişme daha yaşandı. Savcı Cihaner hakkında evrakta sahtecilik gerekçesiyle Yargıtay’da yürüyen bir dava var. Yargıtay Cihaner’in yargılandığı Ergenekon davasının da bu davayla birleştirilmesi talebi konusunda karar almak için Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki dosyanın da kendisine gönderilmesini talep etti. Yargıtay’ın Cihaner hakkında alacağı kararın ne olduğu baştan bellidir. Beraat. Erzurum Ergenekon davasının da -birleştirilme yoluyla- Yargıtay’a aktarılması sonucu çıkacak sonuç ta bellidir: Beraat. Ergenekon davasının Erzurum ayağının Yargıtay’a aktarılması, teorik olarak tüm Ergenekon davalarının Yargıtay’a aktarılmasının yolunu da açabilir. Herhalde hal böyle olduğundan dolayı, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi Yargıtay’ın dava dosyasının kendisine iletilmesi talebini duymazdan geliyor! Yargının bölünmüşlüğünü, güya “bağımsız” ve “tarafsız” yargının egemen sınıflar içindeki iktidar dalaşında açık taraf olduğunu, alınan kararların hukuki değil siyasi saiklerle alındığı, yargıdaki bölünmede tarafların hiç birinin, diğerine zerre kadar güvenmediğini -haksız da değiller- bu gelişmeler çok açık olarak gösterdi, gösteriyor.
* Bankalar ve tekellere 750 Milyar Avro’luk “Koruma Şemsiyesi” kıyağı:
Avro Bölgesi AB üyeleri “Yunanistan’ı kurtarma” paketini açıkladıktan sonra da, bu Avro’ya olan güven sarsılmasını -ki bunun en açık ifadesi “serbest piyasa”da Avro-Dolar paritesinde Avro’nun dolara göre gerilemesi idi- gidermeye yetmedi. Kararın açıklanması üzerinden bir iki gün geçtikten sonra borsalar yine karar öncesi günlerine geri döndüler. Avro-dolar paritesi yine 1,24 e indi. Bu durumda Avro Alanı AB üyeleri Ekonomi ve Maliye bakanları bir süredir üzerinde tartışmalar ve Uluslar arası Parı Fonu ile de pazarlıklar yürüttükleri bir başka finansal “güven” aracını devreye sokmak zorunda kaldılar.
Söz konusu araç amacı Avro’nun değerini korumak olan ve UPF ve devletlerin kendilerine ait bir bölümünün garantisini üzerlendiği 750 milyar Avro bütçeli bir Fon. Burjuva medyada bu Fon “Avro Koruma Şemsiyesi” olarak adlandırılıyor. Bu kurum/fon borç hizmeti konusunda zor durumda olan AB ülkelerinin borçlarını “satın alacak”. Yani onlara mümkün olan en düşük faizle –devlet garantili- yeni kredi/borç bulacak.
Bu Fon için Uluslar arası Para Fonu ve Avro bölgesi AB üyeleri belli bir kredi garanti yükümlülüğü üzerlendiler. Toplam 750 Milyar Avro civarındaki yükümlülüklerin dağılımı şöyle :
| Kurum/devlet | Üzerlendiği Kredi Garanti Miktarı Milyar Avro olarak |
| Uluslar arası Para Fonu | 250 |
| AB Ortak Bütçesi | 60 |
| Almanya | 122,8 |
| Fransa | 92,3 |
| İtalya | 81,0 |
| İspanya | 53,9 |
| Belçika | 15,7 |
| Avusturya | 12,6 |
| Portekiz | 11,4 |
| Finlandiya | 8,1 |
| İrlanda | 7,2 |
| Slovakya | 4,5 |
| Slovenya | 2,1 |
| Lüksemburg | 1,1 |
| Kıbrıs | 0,9 |
| Malta | 0,4 |
(Avro Bölgesinde olan Yunanistan güncel iflas durumu nedeniyle listede yok.)
AB’ndeki egemen tekelci burjuvazi-ler devlet garantisi ile açtıkları bu “koruma şemsiyesi “ ile bundan böyle Yunanistan’daki gibi bir iflas durumu yaşanmayacağını, “piyasa” ların bu kadar büyük devlet garantili bir destek sözü /iddiası karşısında Avro’ya güven tazeleyeceğini hesaplıyorlardı. Fakat hesaplarının tutmayacağı paket açıklandıktan çok değil üç gün sonra görüldü. İlk iki gün avro’nun dolar karşısında az da olsa değer kazandığı görüldü. Fakat üçüncü günden itibaren yine her şey eski “normal” seyrine döndü. Burada sorun şu ki, 750 milyar dolarlık devlet garantileri zaten borç batağı içinde yüzen devletlerin yeni borçlanması pahasına karşılanabilir. Yeni borç ise, yeni yükümlülükler, borç batağına daha fazla batmak, giderek borcun döndürülemeyeceği iflas noktasına doğru sürüklenmek demektir. Yani aslında banka ve tekellere kaynak aktarımı için devletlerin daha fazla borçlanacakları garantisi olan 750 Milyarlık “Koruma şemsiyesi”, bugünkü krizi, daha sonraki daha büyük ve daha derin krizlerin tohumlarını ekerek birazcık erteleme anlamına gelmektedir. Bugünkü kriz gibi, gelecek daha derin krizleri de aşmak için burjuvazinin iki yolu vardır : İşçi ve emekçileri daha yoğun sömürü (kaldı ki giderek bunun alt sınırına doğru ilerlenmektedir. İşçi ve emekçiler üretilen mal ve hizmetlerin kitlesel satın alıcıları, tüketicileridir de aynı zamanda. Sömürü çarkının dönebilmesi için yalnızca % 1 in tüketimi yetmez. Büyük kitlelerin de tüketimde yer alması gerekir. Ücret düşüşleri ve sosyal yardımların kısıtlaenması aynı zamanda esas tüketici kitlenin devre dışı bırakılmasını beraberinde getirir. Bu ise sömürü çarkının bir noktada yavaşlaması ve durması, bir dizi işletmenin “iflası” anlamına gelir. ) ve zaferle kapanması şart olan savaşlar (Her savaş, başlangıçta kapitalizm açısından gayet olumlu olsa da, süreç içinde, hele hele yenilgi süreci ve ertesinde çöküntüyü beraberinde getirir). Yani kapitalizmin işçilere emekçilere öngördüğü gelecek zamdır, gerçek ücret düşüşüdür, işsizliğin yoksulluğun artması, sosyal hizmetlerin ve hakların kısıtlanması ve burjuvazinin “ulusal çıkarlar” “ “özgürlük ve demokrasi” “hayat tarzı” vb. adına cephelere sürülmektir. Bunun alternatifi işçilerin emekçilerin kendi iktidarıdır, sosyalizmdir. Başka bütün alternatifler ya hayaldir, ya bilinçli yalandır.