1-4
Geçici verilere göre 2008 yılı Aralık ayında; 2007 yılının aynı ayına göre ihracat %21 azalarak 7.685 Milyon Dolar, ithalat %30,1 azalarak 11.271 Milyon Dolar olarak gerçekleş-miştir. Aynı dönemde dış ticaret açığı %43,9 azalarak 6.396 Milyon Dolardan 3.586 Milyon Dolara gerilemiştir.
2007 Aralık ayında %60,3 olan ihracatın ithalatı karşılama oranı, 2008 Aralık ayında %68,2’ye yükselmiştir.
2008 Ocak-Aralık döneminde; 2007 yılının aynı dönemine göre ihracat %23,1 artarak 132.003 Milyon Dolar, ithalat %18,7 artarak 201.823 Milyon Dolar olarak gerçekleşmiştir. 2007 Ocak-Aralık döneminde 62.791 Milyon Dolar olan dış ticaret açığı, 2008 yılı Ocak-Aralık döneminde %11,2 artarak 69.820 Milyon Dolara yükselmiştir.
2007 Aralık ayında %54,6 olan Avrupa Birliği’nin (AB) ihracattaki payı 2008 Aralık ayında %41,8’e gerilemiştir. AB’ye yapılan ihracat, 2007 yılının aynı ayına göre %39,4 azalarak 3.216 Milyon Dolar olarak gerçekleşmiştir.
2008 Aralık ayında en fazla ihracat yapılan ülke Almanya olmuştur. Bu ülkeye yapılan ihracat 2007 Aralık ayına göre %20,2 gerileyerek 765 Milyon Dolar olurken, Almanya’yı Irak (429 Milyon Dolar), İngiltere (390 Milyon Dolar) ve İtalya (366 Milyon Dolar) takip etmiştir. İthalatta ise Rusya Federasyonu ilk sırada yer almıştır. Bu ülkeden yapılan ithalat %21,2 azalarak 1.992 Milyon Dolar olarak gerçekleşmiştir. Rusya’yı sırasıyla Almanya (1.251 Milyon Dolar), Çin (935 Milyon Dolar) ve ABD (779 Milyon Dolar) izlemiştir.
İhracatta kara taşıtları ilk sırada...2008 Aralık ayında fasıllar bazında en büyük ihracat kalemi kara taşıtları ve bunların aksam, parçaları (772 Milyon Dolar) olurken; bu fasılı makinalar, mekanik cihazlar, kazanlar ve aksam-parçaları (614 Milyon Dolar), inci, kıymetli taş ve metal mamülleri (603 Milyon Dolar), demir ve çelik (549 Milyon Dolar), elektrikli makina ve cihazlar (548 Milyon Dolar) izlemiştir.
Aynı ayda; en yüksek ithalatı olan fasıl mineral yakıtlar, mineral yağlar (2.831 Milyon Dolar) olmuştur. Bu fasılı; makinalar, mekanik cihazlar, kazanlar ve aksam-parçaları (1.428 Milyon Dolar), kara taşıtları ve bunların aksam ve parçaları (934 Milyon Dolar), demir ve çelik (806 Milyon Dolar), elektrikli makina ve cihazlar (794 Milyon Dolar) izlemiştir.
Bu rakamlar hem ihracatta, hem ithalatta ciddi bir gerileme olduğunu gösteriyor. Bu bütün dünyada yaşanan ekonomik krizin Türkiye açısından açık bir göstergesi. Bu krizde henüz dibe vurulmamıştır. Bu hem dünya, hem Türkiye açısından böyledir. Hal böyle olduğu için 2009 yılında dış ticaretteki bu gerilemenin süreceğinden yola çıkılmalıdır.
Bu bağlamda burjuva iktisatçılarının ne kadar “öngörülü”!!! ne kadar “bilimsel”!!! oldukları da hep yeniden ortaya çıkıyor. Bu krizin bir yararı da, burjuva iktisat biliminin gerçekte bilim olmadığını (Marx “Afterwissenschaft” (= göt bilimi) diyordu) göstermesi oluyor.
İşte emperyalist dünyanın en ünlü iktisat bilimcilerinin çalıştığı en önemli kurumlarından biri olan IMF’in (Uluslararası Para Fonu) uzmanlarının 2009 yılı için büyüme ile ilgili son 7 aylık öngörülerinin değişme seyrini gösterir tablo : ( % olarak)
| IMF’in Büyüme hızı tahminleri | ||||
| Bölge | Temmuz 2008 | Ekim 2008 | Kasım 2008 | Ocak 2009 |
| ABD | 0,8 | 0,1 | -0,7 | -1,6 |
| AB (27’li) | 1,2 | 0,2 | -0,5 | -2,0 |
| Japonya | 1,5 | 0,5 | -0,2 | -2,6 |
| Rusya | 7,3 | 5,5 | 4,9 | -0,7 |
| Gelişmekte olan ülkeler | 6,7 | 6,1 | 5,1 | 3,3 |
| Dünya geneli | 3,9 | 3,0 | 2,2 | 0,5 |
| (Kaynak : IMF’in Temmuz, Ekim, Kasım 2008 ve Ocak 2009 raporları) | ||||
Bu tablonun gösterdiği şey kuşkusuz en başta burjuva ekonomi uzmanlarının gerçek gelişmeler karşısında “öngörülerini” çok kısa zaman içinde birkaç tez değiştirmek, büyüme tahminlerini sürekli geri çekmek zorunda kalmaları olgusudur.
Bunun yanında en büyük emperyalist güçlerin ekonomisi için 2009’daki beklenti her yerde eksi büyüme, yani ekonominin büyüme yerine küçülmesidir.
Dünya çapında büyüme beklentisi artık yüzde yarımlık çok küçük bir büyüme beklentisine kadar çekilmiştir. Bu cüzi büyümenin de motoru olarak toplam % 3,3 büyüyeceği var sayılan “gelişmekte olan ülkeler” görülmektedir. Yani umut Çin’in, Hindistan’ın vb. rölatif yüksek büyüme hızının sürmesine bağlanmıştır. Bu beklentinin de önümüzdeki yeni raporlarda geri çekilmesi kimseyi şaşırtmamalıdır.
2 Şubat’ta Referans’ta şu haber yayınlandı :
Küresel ekonomik kriz bir taraftan tüm dünya ekonomileri üzerinde olumsuz etkisini gösterirken, diğer taraftan dünya ülkeleri neredeyse borç içinde yüzüyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF), CIA ve IMD World Competitiveness Yearbook 2008 verilerine göre, toplam kamu ve özel sektörün yabancılara, yabancı para mal ve hizmet karşılığı dahil ödemesi gerekli toplam dış borç miktarını gösteren "dış borç sıralamasında" dünyanın en büyük ekonomisi ABD başı çekiyor.
Buna göre ABD'nin 12 trilyon 250 milyar dolar toplam dış borcu (devlet ve özel sektör dış borç toplamı) bulunuyor. ABD'yi 10 trilyon 450 milyar dolar toplam dış borçla İngiltere, 4 trilyon 489 milyar dolar toplam dış borçla Almanya, 4 trilyon 396 milyar dolar toplam dış borçla Fransa takip ediyor.
Nüfusu 16 milyon olan Hollanda'nın 2 trilyon 277 milyar dolar, 4 milyon olan İrlanda'nın 1 trilyon 841 milyar dolar toplam dış borcu bulunuyor. Japonya'nın toplam dış borcu 1,5 trilyon, İsviçre'ninki 1,3 trilyon dolar, İspanya'nınki 1,1 trilyon dolar düzeyinde.
Bunu 996,3 milyar dolarla İtalya, 826,4 milyar dolarla Avustralya, 758,6 milyar dolar ile Kanada, 752,5 milyon dolar ile Avusturya, 598,2 milyon dolar ile İsveç, 588 milyar dolar ile Hong Kong takip ediyor.
Danimarka'nın 492,6 milyar dolar, Norveç'in 469,1, Portekiz'in 461,2 milyar dolar toplam dış borcu bulunurken, dünyanın en kalabalık nüfuslu ülkesi, ikinci büyük ekonomisi Çin'in toplam dış borcu 363 milyar dolar düzeyinde.
Rusya'nın 356,5 milyar dolar, 5 milyon nüfuslu Finlandiya'nın 271,2 milyar dolar düzeyinde toplam dış borcu bulunuyor.
Türkiye, 247,1 milyar dolarlık toplam dış borç stokuyla dünya sıralamasında 23. sırada. Dış borçta Türkiye'yi geride bırakan ülkeler içinde nüfusları 4 ile 10 milyon arasında değişen, İrlanda, İsviçre, Belçika, Avusturya, İsveç, Hong-Kong, Danimarka, Norveç, Portekiz ve Finlandiya dikkati çekiyor.
Türkiye'yi 229,4 milyar dolarlık dış borçla Brezilya, 220,1 milyar dolarla da Güney Kore izliyor.
2001 yılında ekonomik kriz yaşayarak borçlarını ödeyememe durumu yaşayan Arjantin'in ise toplam dış borcu 2008 yılında 135,8 milyar düzeyinde.
Öte yandan komşu ülkeler Irak'ın 100,9 milyar dolar, İran'ın ise 20,7 milyar dolar toplam dış borcu bulunuyor.
Diğer taraftan, merkezi hükümetlerin dış borçlarına bakıldığı zaman dünyada en borçlu 50 ülke (Çin'e bağlı Hong Kong da ülke sayılmış) ve İran (74. borçlu ülke) içinde 6 merkezi hükümetin dış borcu bulunmuyor.
Buna göre, Tayvan, Lüksemburg, Hollanda, İsviçre, Singapur ve İrlanda'nın dış borç stokunun gayri safi yurt içi hasılaya (GSYH) oranı sıfır.
Finlandiya'da bu oran yüzde 0,2 iken, Çin'de yüzde 0,09 düzeyinde.
Dış borç stokunun GSYH'ya oranı Portekiz'de yüzde 0,18, Belçika'da yüzde 0,28, Estonya'da yüzde 0,31, Hong Kong'da yüzde 0,80, Brezilya'da yüzde 0,84, Yunanistan'da yüzde 0,90 seviyesinde bulunuyor.
Bu ülkeleri ise dış borç oranı yüzde 1,12 ile Tayland, yüzde 1,16 ile Güney Kore, yüzde 1,99 ile Şili, yüzde 2,37 ile Hindistan, yüzde 3,06 ile Malezya, yüzde 3,23 ile Avusturya takip ediyor. Çek Cumhuriyeti, Kanada, Rusya, Danimarka, Güney Afrika, Meksika, Slovenya, İsveç gibi ülkeler sıralamayı takip ederken, Türkiye ise 51 ülkeden oluşan sıralamada 29. sırada yer alıyor.
Türkiye'de merkezi hükümetin dış borcunun GSYH'ye oranı yüzde 9,13 düzeyinde bulunuyor.
Dünya genelinde toplam dış borç tutarı 51 trilyon 780 milyar dolar. Bunun 22,7 trilyon doları ABD ve İngiltere'ye ait. İki ülke dünya toplam borç stokunun yüzde 43,84'üne sahipler. Bu ülkelere Almanya ve Fransa'yı da eklediğimizde 4 ülkenin toplam dış borç toplamı 31 trilyon 585 milyar dolara, dünya borç toplamındaki oranları da yüzde 61'e ulaşıyor.
Tabii toplam dış borcun milli gelire oranı da önemli. Her ne kadar ABD, toplam dış borç miktarında ilk sırayı alsa da GSYH'ya oranına bakıldığında ABD'nin durumu İngiltere, Almanya, Fransa, Hollanda, İrlanda, İsviçre, Belçika, Avusturya, İsveç, Hong Kong, Danimarka, Norveç, Portekiz ve Finlandiya'dan daha iyi.
Gelişmiş ülkeler içinde borcun milli gelire oranı bakımından en kötü durumda olanı İrlanda. İrlanda, milli gelirinin 6,5 katı (yüzde 646) kadar bir borcu bulunurken Türkiye'de bu oranı yüzde 30,9 düzeyinde. Dış borçta en kötü durumdaki İrlanda'yı, İngiltere, İsviçre, Hong Kong, Hollanda, Belçika izliyor.
Bu habere eklenecek bir şey var: Bütün dünyada burjuvazi içinde bulunulan krizden çıkış adına ardı ardına yeni “ekonomik kurtarma paketleri” açıyor. Devletler bankalara çökme noktasına gelen finans sistemini kurtarma adına, “zorda bulunan” kimi tekellere, iş yerlerini kurtarma adına vb. çok büyük miktarda mali kaynaklar aktarıyor. Bu borçlanmanın daha da büyümesi, krizden çıkışın ancak çok daha derin yeni krizlerin şartlarını yaratarak mümkün görüldüğünü gösteriyor. Kapitalizm şartlarında zaten başkası da mümkün değil.
O halde bir şey açık: Krize karşı mücadele, krizsiz yaşaması mümkün olmayan kapitalizme, ücretli emek sistemine karşı, kapitalist sisteme alternatif olan sosyalizm hedefiyle yürütülmelidir. Ve bu bağlamda sınıf bilinçli işçiler, sendikaların krize karşı mücadeleyi, krizin kimi görüntülerine karşı mücadele sınırları içine hapis etmek isteyen sendika ağalarının sahte mücadele çizgilerinin karşısına, kendi devrimci çizgileri ile çıkma görevine sahiptir.
Bu bağlamda 15 Şubat’ta İstanbul’da DİSK-KESK-Türk İş’in ortak eylemi bir örnek. Önce tabii ki bu örgütlerin birlikte hareket etmesi çok olumlu. Bunu tespit ettikten sonra fakat soru: Hangi içerikte? Ortak çağrının sonunda acil mücadele programı olarak şunlar sıralanıyor:
“Acil mücadele programı
# Krizin yol açtığı işten çıkarmalara, işyerlerinin kapatılmasına, işsizliğe, pahalılığa ve yapılan zamlara karşı örgütlerimizin verdiği mücadele ortaklaştırılacak ve dayanışma yükseltilecek.
# Örgütsüz halk kesimlerinin mücadelesine destek olunacak, onları yalnız bırakmayan bir anlayışla, sorunlarının çözümü için kamuoyu oluşturulacak.
# Yapılan zamlara sessiz kalınmayacak, etkili bir muhalefet ile zamların geri alınması için mücadele verilecek.
# İllerde ve bölgelerde kurumlarımızın planladıkları etkinlikler birleştirilecek, yerel birimlerimizin ortak etkinliklerine merkezi destek verilecek.” (Evrensel 4 Şubat)
Eğer krize karşı mücadelede bugün krizin kaynağı olan kapitalizm saldırı hedefi olarak gösterilmeyecekse, bu ne zaman yapılacaktır?
Kapitalizmi saldırısının odağına oturtmayan bir “krize karşı mücadele” işçilere sunulan bir lapadan başka bir şey değildir.