gelişigüzel notlar



gelişigüzel notlar anasayfagelişigüzel notlar arşivydi çağrı anasayfa


google'de sitede


Mar
18

Abdullah Öcalan'ın 11 Mart tarihli Görüşme Notları... El Salvador’da reformist solun seçim zaferi... Zavallı Milyarderler !

Abdullah Öcalan'ın 11 Mart tarihli Görüşme Notları..11 Mart tarihli görüşme notlarında Abdullah Öcalan şöyle diyor:

“'Sayın Gül'ün açıklamaları önemlidir. (Abdullah Gül, Hillary Clinton’un Türkiye ziyareti ertesinde yapılan bir mülakat’ta “Kürt sorununun çözümü” bağlamında önemli gelişmeler olabileceğini söylemişti. Burjuva medyada yayınlanan bir bizi yorumda Gül’ün bu sözleri ABD ile Türkiye arasında, Güney Kürdistan yönetimi ile Türkiye ilişkileri konusunda ve PKK’nin silahsızlandırılması konusunda belli bir ilke anlaşmasına varıldığınnın işareti olarak değerlendirilmişti. / BN) Özellikle Türk-Kürt ilişkilerinin tarihine baktığımız zaman tarihi rol oynayabilecek sonuçlar doğurabilir. Daha önce Türk-Kürt ilişkilerinde önemli rolü olan Alparslan'ın 1071 yılında Malazgirt'te yapılan savaşta Kürtlerden yardım aldığı biliniyor. Bilindiği üzere 1071'in Nisan-Mayıs ayında Silvan'da Mervani Kürt Hükümetiyle anlaştı. Malazgirt'te yarı yarıya Türk ve Kürt savaşçı sayısı söz konusudur. Bu şekilde zafer kazanılmıştır. Yine Çaldıran'da Yavuz Sultan Selim, İdris-i Bitlisi ve 23 Kürt beyliğiyle ittifak ederek başarılı olmuştur. Kurtuluş Savaşı'nda da Mustafa Kemal, Erzurum ve Sivas Kongreleri'nde Kürtlerle birlikte hareket ederek başarı elde edebilmiştir. (Peki de bu tarihte Kürtlerin köleleştirilmesi için yapılan katliamları ne yapacağız? Burada örnek gösterilen Mustafa Kemal’in önderliğinde kurulan TC’nin inkarcılığını, asimilasyonculuğunu, katliamlarını nereye koyacağız? / BN) Bu süreçte de Gül'ün bu söylemleri demokratik çözüm temelinde hayata geçerse Türkiye Ortadoğu'ya demokratik bir model olabilir. (Gül’ün demokratik (!!!) çözümü, en iyi halde AB ve ABD güdümlü, emperyalist büyük güçlerin gölgesinde, “ılımlı islam” bölgesel emperyalist bir Türkiye’dir. PKK’nin kurucusu ve önderinin gelinen yerde “demokratik model olabilir” dediği model budur. BN) Yine daha önce gelen yetkililere de söylemiştim. Kitaplarımda da dile getirmiştim. Kurtuluş Savaşı dönemindeki siyasal sınırlar Misak-ı Milli sınırlarıdır. Bilindiği gibi Misak-ı Milli denilen şey, Kürtleri bir bütün olarak ele alıyor; Suriye, Kerkük ve Musul'un dâhil olduğu Irak Kürtleri ve Türkmenlerle beraber Türkiye'deki Kürtleri de kapsıyordu. Ancak o dönemki İngiliz politikaları sonucunda Suriye ve Irak Kürtleri Misak-ı Milliden koparılıyor. Bizim çözümümüz, mevcut siyasal sınırlara dokunmadan, sınırları sorun yapmayan demokratik bir çözüm öneriyor. Demokratik Konfederalizm dediğimiz sistem bunu amaçlıyor. Bilge Adamlar Stratejik Araştırma Merkezi'nin yayınladığı Kürt raporu da önemlidir.'”


Aslında burada Öcalan bir kez daha Türk hakim sınıflarına Kürtler adına elini uzatıyor. Yeni değil söyledikleri aslında mahkemede ve devamında izlediği, Kürtleri Türkiye’nin güçlenmesi için kullanabilirsiniz, Türkler ne zaman Kürtlerle ittifak kurdularsa o zaman zaferler kazandılar.. vb. çizgisinin savunusu. Burada Türk hakim sınıflarına içinde Musul ve Kerkük’ün de bulunduğu Misak-ı Milli sınırları içinde yeniden hakimiyetin yolu gösteriliyor: Kürt+Türk ittifakı. Bunun da yolu tabii İmralı’dan geçiyor. PKK’nin bugünkü çizgisi bu. Silahlı mücadele bugün gelinen yerde Türkiye’nin güçlenmesi, büyümesi hedefiyle, PKK’nin siyasi çözümün bir adresi olarak tanınması için yürüyor.

Aynı görüşme notlarında Abdullah Öcalan’ın Yahudileri bu dünyadaki tüm kötülüklerin kaynağı gibi gören antisemit görüşleri de şöyle yansıyor:

“'Basından izledim, bu Kutlu Doğum Haftası ile ilgili olarak Diyarbakır'da bir miting yapılmış. Aslında bütün bunlar Siyonizm'i incelediğimizde karşımıza çıkmaktadır. Ben Kürt Yahudi’lerini, Türk Yahudi’lerini, Arap Yahudi’lerini biliyorum, inceledim. Bu konuları savunmalarımda da belirtmiştim. Ortadoğu'da Hamas'ı ortaya çıkaran Siyonizm'dir. Hamas'ın Netanyahu'dan farkı yoktur. Aslında bunlar birbirinin ikizidirler. (Aradaki küçücük (!!!) fark, birinin anda ezen ulusun faşist bir temsilcisi, diğerinin ezilen ulusun ezilmeye karşı başkaldırısının bir temsilcisi olması gibi bir farktır. Ama o kadar fark da Öcalan için farktan bile sayılmamaktadır. Bu yaklaşımla aslında faşist Türk devleti ile PKK de aynı kefeye konabilir!! BN) Aslında bu bir Hamas Siyonizmidir. Bunun yanında Acem Siyonizmi, Arap Siyonizmidir, Türk Siyonizmidir. Ben bunları inceledim, felsefi derinliğe ulaştım. Bunlar yer yer farklılık gösterse, farklı isimler alsa bile öz itibariyle aynıdır. Bilindiği gibi El-Kaide'yi ABD yaratmıştı. Talibanı da ABD yarattı. Bunların durumları biliniyor. Türkiye'de Kadiri, Nakşî ve Hizbullah varlığı bu amaçladır. İlimciler ve Menzilcilerin durumları biliniyor. Bu bir din milliyetçiliği, din siyonizmidir. Hitleri yaratan da Siyonizm anlayışıdır.”

Abdullah Öcalan mantığına göre 6 milyon Yahudi’nin yok edicisi, katili Nazi rejimi sonuçta “Siyonizm” anlayışı tarafından yaratılmıştır. Hitlerin suçlusu ve sorumlusu “Siyonizm anlayışıdır”. Siyonizm Abdullah Öcalan tarafından Yahudilikle eş anlamlı kullanılan bir kavramdır. Laf kalabalığı arasında çok açık ve kaba bir Yahudi düşmanlığı (antisemitizm) gizlenmektedir.

 

El Salvador’da reformist solun seçim zaferi...
El Salvador'da geçen hafta sonu yapılan başkanlık seçimini eski Farabundo Marti Ulusal Kurtuluş Cephesi'nin (FMLN) adayı Mauricio Funes kazandı. Funes, FMLN'nin gerilla mücadelesine katılmamış şehirli aydın kadrosundan geliyor.

Bilindiği gibi 1991'de sona eren iç savaşta askeri üstünlüğü ele geçiren ancak karşıdevrim güçlerinin ABD tarafından desteklenmesi ve bu arada “Reel Sosyalizm” denen sosyal emperyalist sistemin çözülüşüyle dış desteğini de önemli ölçüde yitiren FMLN bir yasallaşma ve sağa kayma süreci yaşadı. İç savaştan bugüne ülkede başkanlık hep ülkede emperyalizmin açık işbirlikçilerinin partisi olan Arena Partisi’nin elinde idi. FMLN yer yer hükümetler içinde yer alsa da, başkanlığı elinde bulunduran Arena iktidarda hep ağırlıkta idi.
Hafta sonu yapılan başkanlık seçimlerinde ilk kez FMLN’in adayı, Arena Partisi’nin adayına karşı başkanlığı kazandı. Arena Partisi’nin adayı % 48,7 oy alırken, FMLN’in adayı % 51,3 oranında oy aldı.

FMLN adayı Funes seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından yaptığı ilk konuşmada "Hayatımın en mutlu gecesini yaşıyorum, bu gecenin El Salvador'un en büyük umudu olmasını istiyorum" dedi, "değişim ve umudu" seçtikleri için de seçmenlerine teşekkür etti. Kısaca Funes, ABD’deki seçim kampanyasında Obama’nın da kullandığı temel iki slogana sahip çıktı, çıkıyor.. Değişim ve umut!

1959 doğumlu ve gazeteci olan Funes, 1980-1992 iç savaş sırasında gerilla liderleriyle yaptığı haber ve röportajlarla tanınıyor. Kendisini Brezilya İşçi Partisi (eşi de bu partinin üyesi) Lula’nın hayranı merkez solcu olarak nitelendiriyor. Aslında bu bile El Salvador’da bu seçim sonucunun halk lehine köklü değişim umudunun ne kadar sınırlı olduğunun açık göstergesi.
FMLN daha önce 18 Ocak’ta yapılan genel ve yerel seçimlerde önemli bir başarı elde ederek; parlamentodaki 84 sandalyenin 35’ini ve çok sayıda belediye kazanmıştı. Yedi milyon nüfuslu El Salvador başkanlık sistemiyle idare ediliyor ve Funes yeni hükümeti kendisi atayacak.

Yeni yönetimin en önemli gündem maddesinin ekonomik krizle ve tırmanışa geçen suç olaylarıyla mücadele olacağı açıklanıyor.
FMLN'nin seçim zaferinin ardından uzun yıllar sağın mutlak hakimiyeti altında olan Orta Amerika'da Nikaragua ve Guatemala'nın ardından üçüncü bir kendini sol olarak tanımlayan hükümet iktidara gelmiş olacak. Orta Amerika devrimlerinin 1990-1991 dönemindeki yenilgisinin ardından FMLN ve FSLN/Sandinistlerin içinde yer aldığı bu hareketler anti-emperyalist devrimler çağının kapandığını ilan ederek düzen içi bir pozisyona geri adım atmışlardı. Seçim zaferinin bu genel pozisyonda yaptığı bir değişiklik yok.

Ancak yine de halk oyu bazında kendini sol olarak tanımlayan bir başkan adayının El Salvador tarihinde ilk kez % 50’nin üzerinde oy alarak başkan seçilmesi önemli bir gelişme ve ezilenlerin gerçekten de değişim umudu içinde olduğunun, emekçi kitleler bazında bir sola kayışın görüldüğünün ifadesi. Bu anlamda El Salvador’daki gelişme Latin Amerika’da yaşanan genel sola kayış dalgasının yeni bir halkası. Yeni hükümetin değişim umudu bağlamında halka vereceği esas olarak hayal kırıklığı olacaktır. Devrimci solun, komünist güçlerin bu hayal kırıklığını devrim mücadelesinin bir dayanak noktası olarak kullanıp kullanamayacaklarını, ne ölçüde kullanabileceklerini önümüzdeki süreç gösterecek.

 

Zavallı Milyarderler !
ABD ekonomi dergisi Forbes her yıl “dünyanın en zengin insanları” listesini yayınlar. Bu listede 1 milyar ve üzeri kişisel servete sahip olanlar yer alır.
2008 yılı bilindiği gibi son on yılların en büyük mali krizinin yaşandığı, devrevi ekonomik krizin de derinleştiği bir yıl oldu. Bunun “en zenginler listesi” açısından getirdiği bir çok milyarderin milyarderlik ünvanını yitirmesi, hala listede yer alanların da kişisel zenginliklerinin büyük kayıplar sonucu gerilemesi oldu. “Zavallı milyarderlerimiz” hemen ağlamaya, devlet tarafından kurtarılma talepleri getirmeye, bunu da iş yerlerinin korunması adına yapmaya başladılar. Bunun Almanya’da ilginç bir örneği var. Otomotiv yan sektörünün devlerinden olan Schaefler firmasının patronu bayan Maria Elisabeth Schaefler. Almanya’nın en karlı firmalarından biri olan Schaefler’in patronu parasını çoğaltmak için büyük spekülasyona yöneldi. Mali alandaki spekülatif yatırımlar yanında oldukça kötü durumda olan oto lastiği devi Continental’i yutmaya kalktı. Bir sürü oyunla Continental’de çoğunluğu ele geçirdi ve sonunda satın aldı. Satın aldığı firma iflas aşamasında idi. O da borsada oynamış ve çok kaybetmişti. Sonunda Continental resmen de iflas etmek zorunda kaldı. Schaefler milyarlarca dolar yitirdi. Bu kadın bugün de hala Almanya’da otomotiv yan sanayinde en büyük üretici firmanın sahibi, kişisel servet bazında hala dolar milyarderi, milyarderler listesinde 3,5 milyar ile 164. sırada. Düne kadar firmalarına ilke olarak sendika sokmayan bu patroniçe, şimdi sendikaların “işyerlerini kurtaralım” diye devletin devreye girmesi için yaptığı yürüyüşlere en ön saflarda katılıp, konuşmalar yapıp ağlıyor! İş yerlerini, işçilerin haklarını savunuyor !!!! Güya.. Savunduğu kendi cebi. Patronlarla işçiler arasında çıkar birliği varmış gibi gösteren ihanetçi sendika ağaları bayan Schaefler’den çok memnun. Omuz omuza işyerlerinin kurtarılması için mücadele ediyorlar. Ne mücadele ama! Ne günlere kaldık! Tekelci patronlar çok kan kaybettikleri için şimdi onların devletleri işçi ve emekçilerden aldıklarını ekonomiyi çöküşten kurtarma adına onlara transfer edip duruyor. Ve sarı sendikalar da bu gelişmeyi olumlu bulup alkışlıyor!
Geçmiş yıllarda öncelikle spekülasyonlarla akıl almaz boyutlarda karlar eden ve milyarlarına milyarlar katanların 2008’deki kayıpları onların sonu filan değil sadece kardan zarar! Spekülasyon karlarında belirli bir gerileme. Spekülasyon karlarının boyutları akıl almazdı, tabii bu kaynakların geçici kuruması ile gerilemenin boyutları da akıl almaz.
Forbes 2009 listesinde verilen bilgiler şöyle:

2008 yılında dünyada 1.125 dolar milyarderi vardı. 2009 yılında bu sayı 793’e düştü. Bir yıl içinde 332 dolar milyarderinin servetindeki erime onların servetinin 1 milyar doların altına inmesini beraberinde getirdi.
12 ay içinde 2008 milyarderlerinin servet kaybı toplam 2 trilyon (2.000 milyar) doları aştı.

2009 yılında dolar milyarderlerinin yaşadığı ülkeler baz alındığında, yalnızca üç ülkede (Nijerya (+0,4 milyar), Birleşik Arap Emirlikleri (+1,2 milyar) ve Filipinler’de (+1,2 milyar)) dolar milyarderlerinin kişisel servetlerinde bir büyüme yaşandı. Bütün diğer ülkelerde dolar milyarderlerinin kişisel servetleri azaldı.

En fazla dolar milyarderinin yaşadığı ABD’de milyarder sayısı 2008’deki 469’dan, 2009’da 359’a düştü. ABD’de 12 ayda milyarderlerin buharlaşan kişisel servet toplamı - 549,2 milyar dolar !!!
Rusya’da 2008’in toplam 87 milyarderinden 2009’da geriye kalan 32 milyarder! Rusya’daki milyarderlerin buharlaşan toplam servet miktarı - 369.3 milyar dolar !
Hindistan’da milyarder sayısı 53’ten 24’e düşmüş. Milyarderlerin toplam servet kaybı bu ülkede -227,8 milyar dolar.
Kişi olarak en fazla servet kaybına uğrayan milyarderler ve kayıpları şöyle:

Milyarderler

Hangi ülke vatandaşı

Kayıp miktarı (milyar dolar)

Anil Ambani

Hindistan

- 31,9

Lakshmi Mittal

Hindistan

 -25,7

Warren Buffet

ABD

- 25,0

Carlos Slim Helu

Meksika

- 25,0

Kushal Pal Singh

Hindistan

- 25,0

Oleg Deripaska

Rusya

- 24,5

Mukesh Ambani

Hindistan

- 23,5

Sheldon Adelson

ABD

- 22,6

Bill Gates

ABD

- 18,0

2009 yılı milyarderler listesinin ilk onu da şöyle:

Milyarderler

Ülkesi

Andaki kişisel serveti
(milyar dolar olarak)

2008 kaybı

1. Bill Gates

ABD

40,0

18,0

2. Warren Buffet

ABD

37,0

25,0

3. Carlos Slim Helu

Meksika

35,0

25,0

4. Larry Ellison

ABD

22,5

2,5

5. Ingwar Kamprad

İsveç

22,0

9,0

6. Karl Albrecht

Almanya

21,5

5,5

7.Mukesh Ambani

Hindistan

19,5

23,5

8. Lakshmi Mittal

Hindistan

19,3

25,7

9. Theo Albrecht

Almanya

18,8

4,2

10. Amancio Ortega

İspanya

18,3

1,9

Türkiye açısından ise dolar milyarderliği konusunda durum şöyle:

2008 yılında Milyarderler listesinde Türkiye’den toplam 35 kişi yer alıyordu. 2009 listesinde bu sayı 13’e düştü. Yani bir yıl içinde toplam Türkiye’li dolar milyarderi dolar milyarderi olmaktan çıktı, kişisel servetleri 1 milyar doların altına düştü. Bunda kurdaki dolar lehine değişikliklerin oynadığı rol büyük. Fakat bunun yanında bu yüksek kayıpların bir başka nedeni daha var: Türkiye’nin dolar milyarderleri yüksek kazançlı ve fakat yüksek rizikolu işler yapıyor, Türkçesi zenginliklerine kısa sürede spekülasyon yoluyla aşırı zenginlik eklemeye çalışıyor. Bu hesap borsalarda balonların patlamaya başladığı 2008’de tutmadı. Türkiye’nin kişisel servet bazında en zenginlerinin 2008 yılındaki toplam kaybı 41,5 milyar dolar ! Asgari ücretin 300 dolar civarında oynadığı bir ülkeden söz ediyoruz!!! Bu ülkede en zengin spekülatörlerin bir yıldaki kaybı 41,5 milyar dolar !!!
Sistem bu! Sonra da haktan, adaletten vs. söz ediyorlar hiç utanmadan! Ağlayıp zırlayıp kayıplarının devlet tarafından karşılanması için yardım talep ediyorlar, IMF ile anlaşmanın bir an önce imzalanmasını, yoksa kötü olacağını vb. söylüyorlar. Dertleri kardan zararlarının karşılanmasıdır ! Başka hiç bir şey değil.

Türkiye’den en zenginler listesinde yer alanlar, sıraları ve servet değerleri şöyle:

Listedeki sıra

İsim

Kişisel serveti (milyar dolar)

221.

Hüsnü Özyeğin

2,9

224.

Mehmet Emin Karamehmet

2,8

450.

Şarık Tara

1,6

451.

Ali İbrahim Ağaoğlu

1,5

559.

Ahmet Nazif Zorlu

1,3

647.

Mübariz Gurbanoğlu

1,1

647.

Ferit Şahenk

1,1

647.

Murat Ülker

1.1       

647.

Murat Vargı

1,1

701.

Ahmet Çalık

1.0

701.

Tuncay Özilhan

1,0

701.

Filiz Şahenk

1.0

701.

Kamil Yazıcı

1.0

 

Türkiye’nin bu aktüel en zenginler listesinde en dikkat çekici olan şey yerleşik İstanbul burjuvazisinin en zenginlik bağlamında giderek yerini yeni yetmelere -ki bunlar çoğunlukla Anadolu kökenli ve İslamla araları daha barışık olan kesim- bırakıyor olması. Andaki iktidar mücadelesi açısından bu listenin bir ilginçliği de Doğan Holding’in durumu. Geçen yılki listede bir çok iştirakiyle listede yer alan grup bu yıl listeden önemli ölçüde dışlanmış durumda. Doğan Medya’nın bundan hükümeti sorumlu tutarak, onu geriletmek mümkünse devirmek için bastırmasının, Erdoğan’ın ise Doğan Medyay’la açıktan kavgasının geri planında çıplak maddi çıkarlar var.

üste dön

© 2009 www.ruyawebtasarim.com | Sayfa Tasarımı AzOzDesign