Dünyanın her yerinde emperyalist çıkarlar uğruna acımasız savaşlar yürütülüyor. Siyonist İsrail devletinin emperyalistlerin desteğiyle Filistin’de yürüttüğü savaşta binlerce kadın ve çocuk katledildi. Binlercesi göçe zorlandı. Evleri, atılan bombalarla yok edilen ve göçe zorlanan Filistinli kadınlar, bir yandan kendilerini şiddet ve tacize karşı korumaya çalışırken, diğer yandan açlıkla karşı karşıya olan çocuklarını hayatta tutmaya çalışıyorlar. Açlık yüzünden gözleri önünde her gün biraz daha eriyip hayatlarını kaybeden küçücük çocuklarının yasını tutuyorlar.
Filistinli olmak, Gazze’de yaşamak dışında hiçbir suçu olmayan kadınlar, yerlerini-yurtlarını terk edip göç yollarına düşerek, gittikleri daha “güvenli” bölgelerde, derme çatma çadırlarda, her türlü insani koşuldan yoksun yaşam mücadelesi veriyor. Dünya ise, emperyalistlerin mimarı olduğu bu barbarlığı seyretmekle yetiniyor!
Aynı barbarlık, Rusya-Ukrayna savaşında, Pakistan-Hindistan savaşında, Sudan’daki iç savaşta ve dünyanın daha birçok yerinde yürütülen haksız-gerici savaşlarda yaşanıyor. Sudan’da 2019 yılından bu yana emperyalistlerin ve bölgedeki gerici güçlerin kışkırtması ve desteğiyle süren aralıklı iç savaşta binlerce kadına tecavüz edildi, yüzlerce kadın katledildi. Ordu ve paramiliter güçler tarafından kadınlara yönelik cinsel saldırılar ve tecavüz; savaş ganimeti, düşmanı psikolojik olara çökertme, bir “alt etme” biçimi olarak görülüyor.
Dünyanın bir dizi yerinde yürüyen gerici savaşlar ve bunun doğurduğu şiddet, dolaylı olarak tek tek ülkelerde kadına yönelik şiddeti daha da tırmandırıyor.
Dünyanın birçok ülkesinde, kadınların mücadeleler sonucu elde ettiği yasal haklara ve kadın özgürlüğüne yönelik saldırılar artıyor. Örneğin, Fransa İçişleri Bakanlığı’nın raporuna göre 2024 yılında 107 kadın, evli ya da boşandığı erkek tarafından öldürüldü. Bu sayı bir önceki yıla göre yüzde 11 daha fazla.
Türkiye’nin ardından geçtiğimiz günlerde, Letonya Parlamentosu da “geleneksel değerler, toplumsal cinsiyet” gerekçeleri ile İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı aldığını duyurdu.
Birçok ülkede İstanbul Sözleşmesi, imzalanmış olasına rağmen yürürlüğe sokulmadı. Rusya ve Azerbaycan en başından itibaren İstanbul Sözleşmesi’nin karşısında duran ülkeler arasında yer aldı vs.
Türk devleti ise yasalarında kadın-erkek eşitliğini, bir dizi Avrupa ülkesinden önce sağlamış olmakla övünürken, gerçekte kadınların yaşamını belirleyen koyu erkek egemenliğidir.
Kadına yönelik şiddet, taciz ve kadın katliamları artarak devam ediyor. Basına yansıyan verilere göre 2024 yılında en az 394 kadın, devletin “aile yılı” olarak ilan ettiği 2025 yılının ilk dokuz ayında ise en az 290 kadın erkekler tarafından katledildi.
Kadınlara yönelik şiddet ve ayrımcılık sadece fiziksel şiddet ve kadın katliamları ile sınırlı değil.
Milyonlarca işçi ve emekçi kadının sırtına yüklenen ev işi ve çocuk, hasta bakımı, kadın emeği sömürüsünü arttırırken, kadınların işgücüne dâhil olmasını da büyük ölçüde engelliyor. Devlet istatistik kurumunun paylaştığı 2024 verilerine göre kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 35.8 iken bu oran erkeklerde yüzde 71,2’dir. Erkekler arasındaki işsizlik oranı yüzde 7.7 iken, kadınlarda bu oran yüzde 12.6 ile neredeyse iki katıdır. 15-24 yaş arası genç kadınlar arasında işsizlik oranı yüzde 23.2’dir. Yüzde 17 ile kadın yoksulluğu yine erkeklere göre daha yüksektir.
Kadınlar arasında istihdam oranı yüzde 31.3 iken erkelerde bu oran yüzde 65.7’dir.
Tüm zorluklara rağmen işgücüne katılan kadınları bekleyen düşük ücretlerle ve sosyal haklardan yoksun şekilde kayıt dışı çalıştırılmaktır.
Kayıt dışılık, tarım dışı sektörde yüzde 18,8 iken tarım sektöründe yüzde 90’ları geçiyor. Özellikle tarım sektöründe çalışan emekçi kadınlar genellikle karın tokluğuna ve aile işçisi olarak ya da düşük ücretlerle “mevsimlik işçi” olarak emeği acımasızca sömürülüyor.
Kadınların çalıştırıldığı iş alanlarının başında, emek sömürüsünün en yoğun olduğu, güvencesiz ve sigortasız, düşük ücretlerin ödendiği tekstil, hazır giyim, gıda sektörü, büro işleri, temizlik ve bakım işleri, insan sağlığı ve sosyal hizmetler gibi sektörler geliyor. Kadınlar erkelere göre yüzde 15 daha az ücret alırken, eğitim durumu arttıkça bu oran yüzde 17’lere kadar çıkıyor.
İşçi ve emekçi kadınların uğradığı ayrımcılık sadece çalışma koşulları ve ücret eşitsizliği ile de sınırlı değildir.
Kadınlar cinsiyete dayalı ayrımcılığın yanı sıra medeni durumuna göre ayrımcılık, çocuk sahibi olma veya olmama durumuna, yaşa göre ayrımcılık, engelli olma ile ilgili ayrımcılık, cinsel yönelimleri ile ilgili ayrımcılık yaşıyor.
Tüm bu şiddet, sömürü ve ayrımcılık karşısında işçi ve emekçi kadınların örgütlülüğü, özellikle sendikalardaki örgütlülüğü oldukça düşüktür. Türkiye’de zaten uzun yıllardır çalışanların sendikalılık oranları yüzde 14’ü geçmiyor. Bu toplamı ifade eden, 2 milyon 500 bin sendikalı işçi arasında kadın işçi sayısı 500 bin civarındadır. Sendikalı işçi sayısının ancak beşte biri kadınlardan oluşuyor.
Kadınların sendikalara uzak durmasının birçok toplumsal nedeni var. Fakat sadece toplumsal nedenler değil, aynı zamanda sendikaların erkek egemen ve bürokratik yapıları, kadın işçilerin sorunlarına eğilmemeleri ve özel bir kadın işçi politikalarının olmaması, kadın işçileri sendikalardan uzaklaştırıyor. Bazı sendikalarda tek tek kadınların bu yöndeki olumlu çabaları yetersiz kalırken, sendikaların genel yaklaşımını değiştirmiyor.
Bütün dünyada gericiliğin, ırkçılığın, faşizmin yükseldiği, sağa kayışın olduğu, halklara zulüm edildiği, emperyalist savaş hazırlıklarının yapıldığı, toplum kesimleri arasında şiddetin yükseldiği, özel olarak kadınlara karşı şiddet ve ayırımcılığın artarak devam ettiği emperyalist-kapitalist bir dünyada yaşıyoruz.
25 Kasımlarda, kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığı görünür kılıp buna karşı mücadele ederken, kadına yönelik şiddetin kaynağının kapitalizm olduğunu bilince çıkarmak, kadına yönelik şiddete karşı gerçekten mücadele edilecekse, bu mücadeleyi kapitalist sömürüye karşı devrimci mücadeleyle birleştirmek gerektiğini bıkıp usanmadan anlatıyoruz. Çünkü başka alternatifimiz yok.
Kadınların her gün değişik biçimlerde uğradığı şiddettin tek gerçek alternatifi devrim, sosyalizmdir. Gerisi boş hayaldir!
Bu 25 Kasım’da da görevimiz; kadının kurtuluşu mücadelesinde uzlaşmacı, reformist siyasete karşı komünist kadın hareketini yaratmak, komünist siyaseti kadın kitlelerinin içine taşımaktır.
Kasım 2025


































































