Çok kısa süre önce Avrupa Birliği ülkesi olan Avusturya’ya iltica ettim. İltica sürecinde bu insanların yaşadıklarını, insanlara verilen değer ve zorlukları kısaca özet geçeceğim.
Yol mahkemesi
İlk olarak Avusturya’ya orman içindeyken polisler bizi alıp sırt üstü arama yapıp, bize ait olan her şeyi bizden aldılar. Kışın geldiğimiz için bizi o soğukta 1 saatten fazla beklettiler. Aramızdan biri o soğukta bayılana kadar bize herhangi bir şey vermediler. Arkadaşımız yere düşünce hemen bize birer adet su verdiler ve bir arabanın içine koyup bizi bilmediğimiz bir karakola götürdüler. Orada nizami bir sıraya koyup gene üst araması yaptılar. Üst araması bittikten sonra küçük nezarethanelere koydular; biz aç olduğumuzu belirtmemize rağmen herhangi bir şey vermediler. Sabahın ilk ışığıyla beraber bize 2 dilim ekmek ve küçük 20 gr. olan biri vişne olmak üzere 2 adet reçel verdiler. Daha sonrasında bizi toplu bir şekilde bir araya getirdiler; hepimizi bir küçük odaya koydular. Bizi tek tek dışarda parmak izimizi almaya çağırdılar; birkaç arkadaşımız parmak izini vermek istemeyince bize yumruklarını gösterip boks mu istiyorsunuz dediler. Bütün arkadaşlarımızın parmak izlerini zorla aldılar. Orada 18 yaş altında olanların yol ifadesini aldılar. 18 yaş üstü olanları da tren bileti alıp otobüse bindirip Viyana’nın bir tren istasyonunda bizi bıraktılar. Bize verilen tren bileti ile yol mahkemesinde olacağımız yere geçtik. Yol ifademizi vereceğimiz yere geldiğimizde hangi dil ile ifade vermek istediğimiz soruldu ve ifade verme yerine geçtik. İfadeyi verdikten sonra belirlenmiş olan kamp yerine geçtik. Verilen kamplar genellikle köylerden ve uzak yerlerde oluyordu.
Kamp süreci
Gittiğimiz ilk kampımız çadır kampıydı; gittiğimizde bize sadece açılır kapanır bir yatak ve yüzümüzü yıkamak için bir havlu verildi. Bu kamp sadece geçici bir kamp olduğundan kısa süreli kaldığımız bir kamptı. Kampın konumu da … sınırında olan bir köydeydi. Birkaç gün orada kalmamıza rağmen bu kampın yemek ve bakım koşulları berbat ötesi bir hâldeydi. Lavabo ve banyo gibi zorunlu ihtiyaç yerleri konteynerdi. Temizlik zaten yoktu; her yer resmen pislik içindeydi, lavabolar kullanılacak bir durumda değildi. Yemekler; sabah kahvaltısı 20 gramlık kapalı kutularda olan 1 çilek, 1 kayısı, 1 çikolata kreması ve 2 dilim ekmek sadece sabah kahvaltısında verilen öğünlerdi. Öğlen ve akşam yemekleri ayrı ayrı 2 çeşit yemek gelirdi, genellikle 1 çorba ve 1 ana yemek şeklinde gelirdi. Yemeklerde tarihi geçmiş yoğurt ve içecekler verilirdi. Bunları sosyal işlerden gelen görevliye ne kadar söylesek bile umursamaz tavrıyla karşı karşıya kalırdık. Bizim sorunlarımızı dinlemek için gelen görevli kamp sahibi ile geldikten itibaren odaya geçip kimsenin onunla konuşmasını istemezdi. Transfer süreci geldi ve hastane kampı olan kampa geçtik bu kampta her şey daha temiz ve düzenliydi, bunun sebebi de bu kampta bütün hastalık kontrollerimizin yapılması ve bunların iyi çıkması gerektiği için burada belli bir süre kaldıktan sonra sağlık durumu göz önünde bulundurarak transfer sağlanıyordu. Transferimiz gerçekleştiği yerler konteyner kamplar, ama daha büyük yerlerdi. Burada barınma ihtiyacımız diğer kamplar ile aynıydı. Sabah kahvaltısı, öğle yemeği ve akşam yemeği olmak üzere günde 3 öğün yemekti. Temizlik ihtiyacı da aynı şekilde gerçekleşiyordu. Banyoda hiçbir zaman sıcak su bulunmazdı ve lavabolarda aynı şekilde bunların temizliği de kamp içinde yaşayan insanlar saati 1 avro olarak çalıştırılırdı ve yemek dağıtımında da aynı şekilde cüzi bir miktar para karşılığında kamplarda bulunan insanlara yapılıyordu. Konum olarak şehirden uzak yerlerde olurdu kamplar; market ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak için en az 1 saat yürüme mesafesi olurdu. Ulaşım araçları kamp yerleri şehirden uzak olduğu için buradan geçmezdi. Bu durumlar göz önünde bulundurulunca, insan psikoloji bu durumlara alışkın olmadığı için dayanması zor olurdu ve bunu bilerek yaparlardı ki insanlar kaçmak zorunda kaldıkları ülkelere geri gitmeleri için yapılırdı ve bu durum başarılı olurdu Gelen mülteciler bu duruma alışamadıkları için geldikleri yere geri dönerlerdi. Kampa ilk girdiğinde seni özel olarak geri gönderme politikasını anlatırlar da bunun için 900 euro gibi bir ücret teklif edelerdi bunu kabul ettiğin takdirde hemen işleme alıp geçici bir pasaport ile geldiğin ülkeye seni geri gönderirlerdi bu ücreti uçağa alındıktan sonra sana elden olarak verirlerdi. Kamp süreçlerinde dil kursu verilmezdi. Sadece Suriye, Afganistan ve Ukrayna vatandaşlarına verilirdi. Her transfer edilen kamplarda 20 avro gibi bir ücret her ay olarak verilirdi. Her kamp aynı birbirine benzerdi, yaşam şartları oldukça zor olurdu.
Haim (yurt) süreci
Kamplar bittikten sonra haime (yurda) transferiniz çıkıyor, bunlar otel gibi tek odalı mutfaklı daireler oluyor. Bu daireler de 2 kişi kalınıyor. Haimde aldığımız aylık ücret şehre göre değişiyor genellikle 200-250 avro olarak değişiyor. Haimlerde temizlik tamamen size aittir verilen ücret ile bütün ihtiyaçlarını karşılıyorsunuz. Her zaman kontrol altında oluyorsunuz en az haftada 1 kere görevliler gelir ve kontrol edilirsiniz. Misafir kabul etme gibi olanağımız yoktu.
Mahkeme süreçleri
İlk olarak mahkemem ilk geldiğim gün gerçekleşti, bu da kısa ve öz neden geldiğim ve nasıl geldiğim soruldu. Kimlik bilgileri ve aile bilgileri soruldu, bunların cevapları alındı. Kürtçe tercüman istememe rağmen bize verilen cevap Kürtçe tercümanın müsait olmadığı ve sadece Türkçe olduğu söylenerek Türkçe ifade vermek zorunda kaldık. İfademizi net ve temiz olarak verilmemesine rağmen bunun itirazını yapmamıza rağmen herhangi bir şey değişmedi, Türkçe vermek zorunda bırakıldık. Tercüman ırkçı bir şekilde ifademizi aldı ve çoğu olayı tam olarak net olarak söylemedi. İfadenin sonunda ifadenin özetini alıp hataları sonraki mahkeme söylememiz söylendi. Tam olarak 1 yıl 3 ay sonra 1. mahkeme olan polis karakolunda mahkemeye girdim. Bu mahkeme daha ayrıntılı bir mahkeme oldu. Söylediğim olayların üzerinden geçildi ve tekrar edildi. Olaylar sana karşı yapılmadığı sürece hiçbir olay kabul etmiyorlar. Sadece sana karşı gerçekleşen olayları anlat diyorlar, topluma veya bağlı olduğun herhangi bir topluluğa yapılan olaylar ve ailenden birine yapılan olayı bile senin kısıtlamanı etkilemediğini söylediler. İfademde olayları daha ayrıntılı olarak anlattım. Gene Türkçe tercüman gelmişti ve gene aynı ırkçılığı yaşadım, daha önceki mahkemede yapılan yanlışları söylememe rağmen gene aynı olayları bu mahkemede yaşadım. Mahkemeden bu yüzden pozitif bir sonuç alamadım. İtiraz sürecinde Kürtçe tercüman verildi sadece burada doğru bir şekilde itirazımı gerçekleştirdim. İtirazımı gerçekleştirirken gene gönüllü gitmem için para teklifi yapıldı. Bunu kabul etmeyince yeni tercüman veriliyor. Şu anda 2. mahkeme olan büyük mahkememi bekliyorum.
Bu yazıda Avusturya’ya sığınma başvurusu yapan bir insanın bu ülkede yaşayabileceği zorlukları ve neler yaşanacakları konusunda yaşadığım olayları kısa bir şekilde yazmak istedim. Avusturya’da yaşayan Türkiye’den gelen bir Kürt olarak bu olayları yaşadım.
01 Eylül 2025 Avusturya’dan bir YDİ-Çağrı okuru


































































