Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) son dönemde yaşanan çocuk işçi cinayetleri ile gündeme geldi.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin yaptığı açıklamaya göre 2024’te 71 çocuk işçi, 2025’in ilk 11 ayında ise 85 çocuk işçi çalıştırılırken hayatını kaybetti.
MESEM kapsamında çalıştırılan, 14 yaşındaki Arda Tonbul sac büküm makinasına sıkışarak, 17 yaşında Alperen Enes Ural inşaatta doğalgaz borusu döşerken yüksekten düşerek, 17 yaşındaki Muratcan Eryılmaz inşaatta yüksekten düşerek, 15 yaşındaki Erol Can Yavuz üzerine sunta bloklarının devrilmesi, 17 yaşındaki Ömer Çakar klima tesisatı döşerken ikinci kattan aşağı düşerek, 16 yaşındaki Zekai Dikici inşaatta yüksekten düşerek, 17 yaşındaki Ulaş Dumlu atık havuzuna düşerek, 15 yaşındaki Alperen Kocayavuz inşaatta yüksekten düşerek, en son Konya Kayapınar’da bir tarım işletmesine gönderilen 16 yaşındaki Eren Dağ elektrik çarpması sonucu yaşamını yitirdi.
MESEM nedir?
3308 Sayılı Mesleki Eğitim Kanununa göre “çırak, kalfa ve ustaların eğitimi ile okullarda, yükseköğretim kurumlarında ve işletmelerde yapılacak mesleki eğitim” amacıyla oluşturulan bir eğitim-çalışma modeli.
Eski adıyla çıraklık sistemi MESEM, 09.12.2016 tarihinde 4+4+4 sistemiyle birlikte örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alındı. En az ortaokul mezunu, 14 yaşını doldurmuş çocuklar MESEM’e kayıt olabiliyor; haftanın dört günü iş yerlerinde çalıştırılıp, bir gün de okula gidiyor. Bu süreci 4 yılda tamamlayanların hem lise diploması, hem de ustalık belgesi aldığı sistemde, MESEM’ler 34 alan ve 184 meslek dalında faaliyet gösteriyor.
Eğitim Reformu Girişimi’nin (ERG) 2025 Eğitim İzleme Raporu’na göre, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında 15-18 yaş grubunda MESEM’e devam eden öğrenci sayısı 392 bin 887 civarında. Çocuklar çıraklık eğitimi adı altında günde 12 saat, çoğu zaman hafta sonu da çalışmalarına rağmen asgari ücretin ancak yüzde 30’unu alabiliyorken, emeklilik primleri ise yatmıyor.
Milli Eğitim Müdürlüğü (MEB), MESEM “eğitim modelini” parlatarak çocuk işçiliği ve çocuk emeği sömürüsünü gizlemeye çalışıyor. Milli Eğitim Müdürlüğü web sayfalarında, MEB adına çıkarılan broşürlerde MESEM şöyle tanıtılıyor:
“Mesleki eğitim merkezleri, ülkemizin meslek sahibi insan ihtiyacını karşılayabilmek adına çalışmalarını sürdürmektedir.
Çıraklık eğitiminin örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alınması ile ekonomimizin temel yapı taşı olan işletmelerin çırak ihtiyacının karşılanması ve çırak öğrencilerimizin ahilik kültüründen gelen usta çırak ilişkisiyle mesleklerini işbaşında öğrenmeleri amaçlanmıştır.
Mesleki eğitim merkezi öğrencileri haftada 1 gün okulda teorik eğitim, 4 gün işletmelerde pratik eğitim alır.
Ortaokulu bitirenlere zorunlu lise eğitimini mesleki eğitim merkezlerinde tamamlayabilme fırsatı
9.sınıftan itibaren iş kazaları, meslek hastalıklarına karşı sigorta
9, 10 ve 11. sınıf öğrencilerine asgari ücretin en az %30’u,
12.sınıftaki kalfalara asgari ücretin en az yarısı kadar maaş imkânı
Ustalık belgesi, Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi diploması ve kendi iş yerini açma fırsatı.”
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, devlet MESEM modeli ile çocukları koruyup kollamak yerine, sermayenin üstün çıkarlarını koruyup kollamak için çocuk emeğine göz dikmiş, küçücük yaştaki çocukları sermayenin sömürü çarkının birer dişlisi durumuna getirmeyi görev edinmiştir.
4857 sayılı İş Kanunu’nda; 14 yaşını bitirmiş 15 yaşını doldurmamış ve ilköğretimini tamamlamış kişi çocuk işçi, 15 yaşını tamamlamış ancak 18 yaşını tamamlamamış kişi de genç işçi olarak tanımlanıyor. İş Kanunu’na dayanılarak çıkartılan “Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılmalarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik”te, çocuk ve genç işçilerin çalıştırılabilecekleri işler belirtiliyor. Bu işlerin tamamı hafif işlerdir. Oysa çocuklar MESEM kapsamında uzun saatler boyunca çok tehlikeli ve küçücük bedenlerinin kaldıramayacağı ağır ve zor işlerde çalıştırılıyor. MESEM “lise eğitimini mesleki eğitim merkezlerinde tamamlayabilme” modeli, çıraklık eğitimi modeli değil, çocukların her türlü işte doğrudan çalıştırılmasıdır, çocuk işçiliğidir.
Çocuk ve gençler bir makinenin dişlisi durumuna indirgenmekte, adına öğrenci denilse de işletmelerin tam zamanlı işçisi olarak çalıştırılıp, ucuz işgücü olarak kullanılmaktadır.
MESEM’deki uygulama eğitim değildir. Kapitalizme çocuk emeğinin ucuz işgücü olarak sermayeye sunulmasıdır.
14 yaşındaki çocukları bir işyerinde çalıştırmak eğitim değil çocukların haklarının gasp edilmesidir. Haftanın dört, bazen beş günü saatler boyunca zor ve tehlikeli işlerde çalıştırılan, 14, 15, 16 yaşındaki çocukların eğitilmesi değil her türlü eğitim ve kültürel haktan yoksun bırakılması, çocukluklarını yaşayamaması demektir.
Kapitalist sermaye düzeninde MEB’in görevi çocuk ve gençlerin her tür temel bilgi, bilim, beceri, duyarlılık yeterliliklerinin kazandırılması değil, oyun çağındaki çocukları bir makinenin dişlisi durumuna indirgemek ve sıkıştırmak, sermayenin işçisi/hizmetçisi olarak tanımlayıp onlar için ucuz işgücü hazırlamak oluyor.
Sermaye devleti, MESEM modeli ile çırak, kalfa yetiştirme adı altında çocuk emeğini acımasızca sömürüyor. Patronlara bedava işgücü sağlıyor. Bu da yetmiyor. MESEM kapsamında “mesleki eğitim” adı altında çocuk işçi çalıştıran işyerlerine işsizlik fonundan büyük kaynaklar aktarılıyor.
Milli Eğitim Bakanlığının 2023 verilerine göre bu miktar aylık 8 Milyar TL civarındadır.
Ailelerin çocuklarını, sömürü çarkı MESEM’lere yönlendirmesinin en büyük nedeni yoksulluktur. TÜİK verilerine göre 0-17 yaş grubundaki her üç çocuktan biri yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Yoksulluk çeken aileler çocuklarını örgün eğitimden alıp açık liselere kaydederek okulun yan ısıra çalışmaya göndermek zorunda kalıyor. Milli Eğitim Bakanlığının 2024-2025 verilerine göre açık liseye geçen öğrenci sayısı bir milyonu geçerek son yılların en yüksek seviyesine ulaştı. Ekonomik nedenler, çalışma zorunluluğu ve bakım yükü çocukların açık liseye geçişinde belirleyici rol oynuyor. Dönemin Milli Eğitim Bakanı’nın yaptığı açıklamaya göre mesleki eğitim merkezlerine kayıtlı öğrenci sayısında yüzde 784’lük artış yaşanmış.
MESEM kapsamı dışında da işyerlerinde her türlü güvenceden yoksun, tehlikeli iş koşullarında çocuk işçi çalıştırılıyor, çocuk işçi ölümleri meydana geliyor. Kocaeli Dilovasında, bir parfüm dolum fabrikasında çıkan yangında yaşamını yitiren 6’sı kadın, yedi işçiden üçü çocuk işçiydi.
TÜİK verileri 15-17 yaş grubunda yaklaşık 1 milyon çocuğun işgücünde olduğunu gösteriyor. Uzmanlar ise, MESEM öğrencileri, kayıt dışı çalışanlar ve 15 yaş altı çocuklar da eklendiğinde gerçek sayının 3-4 milyona yaklaştığını ifade ediyor.
Bu rakamlar çocuk emeğinin sömürüsünün hangi boyutlarda olduğunu ortaya koyuyor. MESEM’lerde yaşanan sömürü ve çocuk işçi ölümleri ise buzdağının sadece görünen kısmı.
Bianet’in 20 Kasım Dünya Çocukları Günü nedeniyle yayınladığı “Anadilinde çocuk sesleri” haber dosyasında MESEM’li bir çocuk işçinin yazdıkları, çocuklar açısından bu sistemin ne anlama geldiğini açıklıyor:
“Belki bir gün, birileri bu yazıyı okur ve der ki: “Bu çocukların hayatı değişmeli.” İşte o gün, ben yeniden doğmuş gibi olacağım. Her sabah aynı yola düşüyorum. Aynı yorgunlukla. Artık sadece bedenim değil, içim de ağrıyor. Ama bir yanım hala umut ediyor. Belki bir gün biri gerçekten dinler bizi. Belki bir gün “çırak” değil, “insan” oluruz.”
Bu çocuk işçinin sessiz çığlığı ve isyanını duymak ve dinlemek ancak, doğa, hayvan, insan ve çocuk; güzel ve iyi olan ne varsa hepsine düşman olan, tek geçerli değerin para olduğu sermaye düzenine karşı mücadele etmek, kapitalizmi yıkma mücadelesine katılmakla mümkündür. İşte ancak o zaman çocukların kapitalist kar uğruna kölece sömürülmediği, “efendilerin çocuklara kıyamayacağı” bir dünya yaratılmış olacaktır.
14 Aralık 2025


































































