Cumartesi, Mart 7, 2026
  • Tüm Yazılar
Yeni Dünya İçin ÇAĞRI
E-DERGİ OKU
  • Anasayfa
  • Dünya
    • Tümü
    • Afrika
    • Amerika
    • Asya
    • Avrupa
    • Ortadoğu
    İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

    İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

    Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

    Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

    İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

    İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

    Küba’ya ablukaya hayır!

    Küba’ya ablukaya hayır!

    Affetmek yok! Unutmak yok! Hatırla, an, mücadele et!

    Affetmek yok! Unutmak yok! Hatırla, an, mücadele et!

    Viyana: Kürtler Rojava’ya yönelik saldırılara karşı sokaklardalar

    Viyana: Kürtler Rojava’ya yönelik saldırılara karşı sokaklardalar

    Trending Tags

      • Avrupa
      • Amerika
      • Ortadoğu
      • Afrika
      • Asya
      • Pasifik
    • Yayınlar
      • Son Sayı
      • YDİ Çağrı / Tüm Sayılar
      • Tekoşîna Komunîst/Komünist Mücadele
      • Yeni İşçi Dünyası
      • Yeni Dünya İçin
      • Yeni Kadın Dünyası
      • Yeni Dünya Gençliği
      • Eğitim Dizisi
      • Bildiriler
      • Broşürler
    • İşçi Dünyası
      YDİ ÇAĞRI

      Şubat sayımız, sayı 77 çıktı!

      Bir direnişin aynasında sendikal bürokrasinin çürümüşlüğü!

      Bir direnişin aynasında sendikal bürokrasinin çürümüşlüğü!

      Özel İtalyan Lisesi öğretmenleri grevde!

      Özel İtalyan Lisesi öğretmenleri grevde!

      Gece yarısı MESS sözleşmesi imzalandı!

      Gece yarısı MESS sözleşmesi imzalandı!

      YDİ ÇAĞRI

      Ocak sayımız, sayı 76 Çıktı!

      Bu oyunu seyretmek zorunda değiliz!

      Bu oyunu seyretmek zorunda değiliz!

      Trending Tags

      • Kürdistan
        Şam ile SDG arasında entegrasyon anlaşması

        Şam ile SDG arasında entegrasyon anlaşması

        Rojava’ya yönelik imha savaşına hayır!

        Rojava’ya yönelik imha savaşına hayır!

        Rojava tehlikede!

        Rojava tehlikede!

        Emperyalistlerden dost olmaz!

        Emperyalistlerden dost olmaz!

        HTŞ Halep’te savaş ilan etti!

        HTŞ Halep’te savaş ilan etti!

        SDG üzerinde entegrasyon baskısı

        SDG üzerinde entegrasyon baskısı

        Trending Tags

        • Güncel
          “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

          “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

          Emperyalistlerin savaş makinesi NATO’ya hayır!

          Emperyalistlerin savaş makinesi NATO’ya hayır!

          YDİ ÇAĞRI

          Yeni sayımız, sayı 222 çıktı!

          Devrimci Mücadele Meşrudur! ESP Yalnız Değildir!

          Devrimci Mücadele Meşrudur! ESP Yalnız Değildir!

          Panel: “Çözüm süreci, süreç nereye ilerliyor? “Barış” gelecek mi?”

          Panel: “Çözüm süreci, süreç nereye ilerliyor? “Barış” gelecek mi?”

          Karayipler’de ABD emperyalist korsanlığı!

          Karayipler’de ABD emperyalist korsanlığı!

          Trending Tags

          • Gençlik
            Çocuk emeğinin kapitalist sömürüsü: MESEM

            Çocuk emeğinin kapitalist sömürüsü: MESEM

            Kimsenin payandası olmayacağız!

            Kimsenin payandası olmayacağız!

            Kayyım uygulaması: Faşizm!

            Kayyım uygulaması: Faşizm!

            Üniversiteler, kampüsler savaş çığırtkanlığı yeri değildir!

            Üniversiteler, kampüsler savaş çığırtkanlığı yeri değildir!

            Protesto haktır!

            Protesto haktır!

            Kaza değil cinayet!

            Kaza değil cinayet!

            Trending Tags

            • Kadın
              Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

              Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

              8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

              8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

              8 Mart: Görülmezden gelinen emekten devrimci kopuşa!

              8 Mart: Görülmezden gelinen emekten devrimci kopuşa!

              “Kadın Devrimi” hakkında tavır

              “Kadın Devrimi” hakkında tavır

              Epstein cinsel suç ağı yeniden gündemde!

              Epstein cinsel suç ağı yeniden gündemde!

              25 Kasım 2025’e girerken: Emperyalist savaşların ve erkek egemenliğinin tek alternatifi sosyalizm!

              25 Kasım 2025’e girerken: Emperyalist savaşların ve erkek egemenliğinin tek alternatifi sosyalizm!

              Trending Tags

              • Makaleler
                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                Sistem çürümüştür!  Kurtuluşun yolu işçilerin, emekçilerin örgütlü mücadelesidir!

                Sistem çürümüştür! Kurtuluşun yolu işçilerin, emekçilerin örgütlü mücadelesidir!

                II.Dünya Savaşı’nın sona ermesinden 80 yıl sonra, küresel güç oyunları

                II.Dünya Savaşı’nın sona ermesinden 80 yıl sonra, küresel güç oyunları

                Emperyalist dünya sistemi içinde Kuzey Kürdistan Türkiye’nin konumu III

                Emperyalist dünya sistemi içinde Kuzey Kürdistan Türkiye’nin konumu III

                Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 80. yıldönümü

                Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 80. yıldönümü

                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu  II

                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu II

                Trending Tags

                • Çevre
                  COP 30’da   değişen hiçbir şey yok!

                  COP 30’da değişen hiçbir şey yok!

                  Kapitalizmin azami kâr hırsı amazon ormanlarını yok ediyor!

                  Kapitalizmin azami kâr hırsı amazon ormanlarını yok ediyor!

                  ICOR’dan COP30 açıklaması

                  ICOR’dan COP30 açıklaması

                  Karakaya köyünde taş ocağı tesisine karşı direniş  

                  Karakaya köyünde taş ocağı tesisine karşı direniş  

                  Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili yandaş gazeteden yalanlar

                  Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili yandaş gazeteden yalanlar

                  Orman yangınlarına karşı mücadele yeterli mi?

                  Orman yangınlarına karşı mücadele yeterli mi?

                  Yanan gelecektir!

                  Yanan gelecektir!

                  Türkiye’nin ilk İklim Kanunu hakkında

                  Türkiye’nin ilk İklim Kanunu hakkında

                  Orman yangınları, yanan gelecektir!

                  Orman yangınları, yanan gelecektir!

                  Trending Tags

                  • Youtube TV
                  • İletişim
                    • Hakkımızda
                    • Tüm Yazılar
                  Sonuç yok
                  Tüm Sonucu Görüntüle
                  • Anasayfa
                  • Dünya
                    • Tümü
                    • Afrika
                    • Amerika
                    • Asya
                    • Avrupa
                    • Ortadoğu
                    İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

                    İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

                    Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

                    Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

                    İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

                    İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

                    Küba’ya ablukaya hayır!

                    Küba’ya ablukaya hayır!

                    Affetmek yok! Unutmak yok! Hatırla, an, mücadele et!

                    Affetmek yok! Unutmak yok! Hatırla, an, mücadele et!

                    Viyana: Kürtler Rojava’ya yönelik saldırılara karşı sokaklardalar

                    Viyana: Kürtler Rojava’ya yönelik saldırılara karşı sokaklardalar

                    Trending Tags

                      • Avrupa
                      • Amerika
                      • Ortadoğu
                      • Afrika
                      • Asya
                      • Pasifik
                    • Yayınlar
                      • Son Sayı
                      • YDİ Çağrı / Tüm Sayılar
                      • Tekoşîna Komunîst/Komünist Mücadele
                      • Yeni İşçi Dünyası
                      • Yeni Dünya İçin
                      • Yeni Kadın Dünyası
                      • Yeni Dünya Gençliği
                      • Eğitim Dizisi
                      • Bildiriler
                      • Broşürler
                    • İşçi Dünyası
                      YDİ ÇAĞRI

                      Şubat sayımız, sayı 77 çıktı!

                      Bir direnişin aynasında sendikal bürokrasinin çürümüşlüğü!

                      Bir direnişin aynasında sendikal bürokrasinin çürümüşlüğü!

                      Özel İtalyan Lisesi öğretmenleri grevde!

                      Özel İtalyan Lisesi öğretmenleri grevde!

                      Gece yarısı MESS sözleşmesi imzalandı!

                      Gece yarısı MESS sözleşmesi imzalandı!

                      YDİ ÇAĞRI

                      Ocak sayımız, sayı 76 Çıktı!

                      Bu oyunu seyretmek zorunda değiliz!

                      Bu oyunu seyretmek zorunda değiliz!

                      Trending Tags

                      • Kürdistan
                        Şam ile SDG arasında entegrasyon anlaşması

                        Şam ile SDG arasında entegrasyon anlaşması

                        Rojava’ya yönelik imha savaşına hayır!

                        Rojava’ya yönelik imha savaşına hayır!

                        Rojava tehlikede!

                        Rojava tehlikede!

                        Emperyalistlerden dost olmaz!

                        Emperyalistlerden dost olmaz!

                        HTŞ Halep’te savaş ilan etti!

                        HTŞ Halep’te savaş ilan etti!

                        SDG üzerinde entegrasyon baskısı

                        SDG üzerinde entegrasyon baskısı

                        Trending Tags

                        • Güncel
                          “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

                          “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

                          Emperyalistlerin savaş makinesi NATO’ya hayır!

                          Emperyalistlerin savaş makinesi NATO’ya hayır!

                          YDİ ÇAĞRI

                          Yeni sayımız, sayı 222 çıktı!

                          Devrimci Mücadele Meşrudur! ESP Yalnız Değildir!

                          Devrimci Mücadele Meşrudur! ESP Yalnız Değildir!

                          Panel: “Çözüm süreci, süreç nereye ilerliyor? “Barış” gelecek mi?”

                          Panel: “Çözüm süreci, süreç nereye ilerliyor? “Barış” gelecek mi?”

                          Karayipler’de ABD emperyalist korsanlığı!

                          Karayipler’de ABD emperyalist korsanlığı!

                          Trending Tags

                          • Gençlik
                            Çocuk emeğinin kapitalist sömürüsü: MESEM

                            Çocuk emeğinin kapitalist sömürüsü: MESEM

                            Kimsenin payandası olmayacağız!

                            Kimsenin payandası olmayacağız!

                            Kayyım uygulaması: Faşizm!

                            Kayyım uygulaması: Faşizm!

                            Üniversiteler, kampüsler savaş çığırtkanlığı yeri değildir!

                            Üniversiteler, kampüsler savaş çığırtkanlığı yeri değildir!

                            Protesto haktır!

                            Protesto haktır!

                            Kaza değil cinayet!

                            Kaza değil cinayet!

                            Trending Tags

                            • Kadın
                              Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

                              Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

                              8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

                              8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

                              8 Mart: Görülmezden gelinen emekten devrimci kopuşa!

                              8 Mart: Görülmezden gelinen emekten devrimci kopuşa!

                              “Kadın Devrimi” hakkında tavır

                              “Kadın Devrimi” hakkında tavır

                              Epstein cinsel suç ağı yeniden gündemde!

                              Epstein cinsel suç ağı yeniden gündemde!

                              25 Kasım 2025’e girerken: Emperyalist savaşların ve erkek egemenliğinin tek alternatifi sosyalizm!

                              25 Kasım 2025’e girerken: Emperyalist savaşların ve erkek egemenliğinin tek alternatifi sosyalizm!

                              Trending Tags

                              • Makaleler
                                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                                Sistem çürümüştür!  Kurtuluşun yolu işçilerin, emekçilerin örgütlü mücadelesidir!

                                Sistem çürümüştür! Kurtuluşun yolu işçilerin, emekçilerin örgütlü mücadelesidir!

                                II.Dünya Savaşı’nın sona ermesinden 80 yıl sonra, küresel güç oyunları

                                II.Dünya Savaşı’nın sona ermesinden 80 yıl sonra, küresel güç oyunları

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Kuzey Kürdistan Türkiye’nin konumu III

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Kuzey Kürdistan Türkiye’nin konumu III

                                Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 80. yıldönümü

                                Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 80. yıldönümü

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu  II

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu II

                                Trending Tags

                                • Çevre
                                  COP 30’da   değişen hiçbir şey yok!

                                  COP 30’da değişen hiçbir şey yok!

                                  Kapitalizmin azami kâr hırsı amazon ormanlarını yok ediyor!

                                  Kapitalizmin azami kâr hırsı amazon ormanlarını yok ediyor!

                                  ICOR’dan COP30 açıklaması

                                  ICOR’dan COP30 açıklaması

                                  Karakaya köyünde taş ocağı tesisine karşı direniş  

                                  Karakaya köyünde taş ocağı tesisine karşı direniş  

                                  Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili yandaş gazeteden yalanlar

                                  Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili yandaş gazeteden yalanlar

                                  Orman yangınlarına karşı mücadele yeterli mi?

                                  Orman yangınlarına karşı mücadele yeterli mi?

                                  Yanan gelecektir!

                                  Yanan gelecektir!

                                  Türkiye’nin ilk İklim Kanunu hakkında

                                  Türkiye’nin ilk İklim Kanunu hakkında

                                  Orman yangınları, yanan gelecektir!

                                  Orman yangınları, yanan gelecektir!

                                  Trending Tags

                                  • Youtube TV
                                  • İletişim
                                    • Hakkımızda
                                    • Tüm Yazılar
                                  Sonuç yok
                                  Tüm Sonucu Görüntüle
                                  Yeni Dünya İçin ÇAĞRI
                                  Sonuç yok
                                  Tüm Sonucu Görüntüle
                                  Anasayfa Makaleler

                                  Emperyalist dünya sistemi içinde Kuzey Kürdistan Türkiye’nin konumu III

                                  21 Eylül 2025
                                  İçinde Makaleler, Tüm Yazılar
                                  Emperyalist dünya sistemi içinde Kuzey Kürdistan Türkiye’nin konumu III
                                  0
                                  PAYLAR
                                  96
                                  GÖRÜNTÜLEME
                                  Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

                                  [Türkiye’nin emperyalist bir ülke olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünen bir okurumuzun, tartışmaya katkı için yazdığı yazının birinci bölümünü dergimizin 218. sayısında, ikinci bölümünü 220. sayıda yayınlamış, üçüncü bölümünü ise yeni sayımızı beklemeden yayımlıyoruz. Ayrıca yazının sonunda okurumuzun yazısının birinci ve ikinci bölümünün linklerini de paylaşıyoruz. Okurlarımızı konu hakkında yürüyen tartışmaya katılmaya çağırıyoruz. YDİ Çağrı]

                                  Dış ekonomik ilişkiler

                                  Mal ticareti

                                  İhracat, 2024’te bir önceki yıla göre %2,4 artarak 261 milyar 855 milyon dolara çıkarken, ithalat ise %5 azalarak 344 milyar 20 milyon dolara geriledi. Dış ticaret açığı %22,7 azalarak 82 milyar 165 milyon dolar oldu. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023’te %70,6 iken %76,1’e yükseldi.

                                  Türkiye’nin dünya mal ihracatındaki payı 2023 yılında %1,08, dünya mal ithalatındaki payı %1,49 düzeyindedir. Dış ticaret dengesi 106,4 milyar dolar açık düzeyindedir. Dış ticaret hacmi GSYH’nin yarıdan fazlası (%54,5) düzeye gelmiştir. Aynı yıl dünya ihracat sıralamasındaki yer 29.’luk, ithalatında ise 18.’liktir.

                                  2007 yılında (Bkz. “Nereden Nereye Türkiye?”, s. 139, Yeni Dünya İçin Çağrı Yayınları, Nisan 2009, İstanbul) ihracat 107,2, ithalat 170 milyar dolar idi. İhracatın ithalatı karşılama oranı %63 düzeyinde idi. Dış ticaretin GSYH’ye oranı yarının altındadır (%40 civarı). 2006 yılında dünya ihracatında alınan pay %0,7 ve ithalatından alınan pay %1,1 düzeyinde idi (Age. s. 142). Dönem öncesi ve sonrası günümüze dek süre göz önüne alındığında, Türkiye’nin dünya ticaretinde oynadığı rol, aldığı payın artması yönündedir.

                                  Yukarıdaki veriler ve karşılaştırma bize büyümede dış ticaretin rolünün arttığını; dünya ihracatında alınan payın artması ise dünya pazarlarında pay kapma konusunda beceri gösterme yönünde gelişme olduğunu gösteriyor. 2011 ile 2021 yılları arasındaki 10 yılda, ihracatta dünya ortalamasının üç katı bir büyüme sağlanmıştır. Aynı sürede dünya ihracatı %21,9 artmışken, Türkiye’de %66,9’luk artış yakalanmıştır. İhracatçı sayısının ise ikiye katlanıp 100.000’e ulaştığı görülüyor.

                                  Sıralamada sadece 2 basamak yükselme sağlanabilmiş olması, aynı alanda benzer ve hatta daha iyi yetenekler geliştirmiş olan ülkelerin varlığı ile açıklanabilir.

                                  Ankara Sanayi Odası yayınlarından birinde (Ankara’nın Dış Ticaret Analizi ve Teknolojik Boyut (2018-2023), – aso.org.tr), 14 yıllık süreçte birkaç önemli ülke ile kıyas içinde ihracatın nasıl geliştiği ele alınıp yorum yapılıyor:

                                  “2010-2023 yılları arasında seçilmiş ülkelerin ihracat değerleri incelendiğinde; Türkiye’nin %124,3’lük ihracat büyüme oranının küresel ihracat büyüme oranının çok üstünde olduğu görülmektedir. 2010 yılından bu yana Türkiye ihracat değerini her yıl artırmakla beraber son 3 yıllık ihracat büyüme hızının yavaşladığı görülmektedir. 2010-2023 dönemi dünya ihracat payları değişim farkına bakıldığında, 2010 yılına kıyasla günümüzde Almanya, İtalya, G. Kore ve Kanada’nın paylarının negatif yönlü değişim gösterdiği görülmektedir.

                                  Türkiye’nin 2010 yılına kıyasla küresel ihracattan aldığı pay %0,3 artarak 2023 yılında %1,10’a yükselmiştir. 2010 yılında küresel ihracattan aldığı pay %10,45 olan Çin Halk Cumhuriyeti’nde yıllık dönemde bu fark %4,11’dir. Diğer taraftan, aynı dönemde Meksika %1,98 olan küresel ihracat payını %0,57 puan artırarak %2,55 düzeyine yükseltmiştir. Payını en fazla yükselten gelişmekte olan ülkelerden biri de %0,48 puan artışla Polonya olmuş, Polonya %0,48 artışla payını %1,52’ye çıkarmıştır. Meksika ve Polonya’nın dünya ihracatından aldıkları paylar son 13 yıllık dönemde %0,57 ve 0,48 puan artarken Güney Kore ve Almanya’nın payları 1,08 ve 0,37 puan düşmüş ve sırasıyla %2,72 ve %7,32’ye gerilemiştir”.

                                  Yukarıda 2011-2021 arası 10 yıllık dönemde ihracattaki artışın %66,9 olduğunu belirtmiştik. ASO yayınında bu defa 13 yıllık dönem karşılaştırılıp %124,3’lük ihracat artışından söz ediliyor. Türkiye’nin dünya ihracatından aldığı pay ise 2021’deki %1,08 oranından %1,1 oranına yükselmiştir.

                                  “Neren Nereye Türkiye”de yer alan 2007 verileriyle 2024 yılı verileri karşılaştırıldığında Türkiye ihracatının 17 yıl içinde yaklaşık 2,4 kat artmasına karşın, ithalatının 2 kat arttığını görüyoruz. İhracatın artış hızı ithalatın artış hızından fazladır. Dış ticaret hacmi de 2 kattan fazla artış göstermiş, ihracatın ithalatı karşılama oranı da artmıştır.

                                  Genel olarak dış ticaretin GSYH’ye oranındaki gelişmeye bakarsak, bunun da artış yönünde olduğunu görürüz. Bu oran 2006 yılında %32 düzeyinde iken (“Neren Nereye Türkiye”, s. 176), günümüzde %54,5’e yükselmiştir. Bu aynı zamanda Türkiye’nin küresel sistemle daha da entegre olduğu anlamına gelir.

                                  Dış ticarette ihracat tarafının çok başka bir yerde olması gerektiği burjuva çevrelerce dile getirilmektedir. Türkiye’nin dünya ihracatından aldığı pay, dünya GSYİH sıralamasındaki yeri ile uyumlu değildir. Bu açıdan küresel sistemde anlamlı bir rol oynayabilmek için ihracatın çok daha yüksek olması gerekirdi. Burjuvazinin bu artışı sağlama doğrultusunda çok yönlü uğraş içinde olduğu görülüyor.

                                  Türkiye dış ticaretinin GSYİH’ye oranı süreç içinde giderek yükselmesine karşın, yüksek dış ticaret tutarına sahip ülkelerin çoğunda bu oran daha yüksektir. Almanya’da bu oran % 71 düzeyindedir. Bazı –tam anlamıyla “tüccar” olarak adlandırılabilecek– ülkelerde bu oran, ülke GSYH’sinin çok üzerindedir. Buna tipik örnek olan Hollanda’da oran 2021 yılında %130 iken 2022’de  %179’a çıkmıştır. Böyle ülkeler zenginliklerini, tarihsel süreçte geliştirdikleri “becerilerine” borçludur.

                                  Hollanda gibi bir ülke ile kıyaslandığında Türkiye’de oranın düşük olmasına karşın GSYİH büyüklüğünün yüksek olması, iç pazarının görece daha büyük ve güçlü olduğunu gösterir.

                                  Ama öte yandan Türk burjuvazisinin yurt dışı pazarlarda payını artırması için önünde epey yol olduğu görülüyor. Bu artışta en büyük rolü, “savunma” sanayisinde geliştirilen araç gereç ve donanımlar gibi ürünler ile bu alandan edinilen teknolojik kazanımların başka alanlara aktarılmasıyla, ülke açısından yeni ve bu alanda başat ülkelerle rekabet edebilecek ürünlerin oynama olasılığı güçlü gözükmektedir.

                                  Dış ticarette önde gelen ülkeler

                                  2023 yılında en fazla ihracat yapılan ülkeler sırasıyla Almanya (21,94 milyar dolar), ABD (14,83 milyar dolar) ve Irak (12,8 milyar dolar) olmuştur. Onları sırasıyla (milyar dolar olarak) Birleşik Krallık (12,5), İtalya (12,4), Rusya (10,9), Fransa (10,3), İspanya (9,8), BAE (8,6) ve Hollanda (7,9) izlemektedir.

                                  İhracatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ihracat içerisindeki payı %47,3’tür.

                                  Aynı dönemde en fazla ithalat yapılan ülkeler sırasıyla Rusya Federasyonu (45,6 milyar dolar), Çin (45 milyar dolar) ve Almanya (28,7 milyar dolar) idi. İthalatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ithalat içerisindeki payı %58,5’dur.

                                  Ekonomik gruplandırmaya göre dış ticaret

                                  En çok ihracat 129,1 milyar dolarla “Hammadde (Ara malları)” (%50,9) grubunda yapılırken, bu grubu sırasıyla 90,76 milyar dolarla “Tüketim Malları” (%35,8) ve 33,65 milyar dolarla “Yatırım (Sermaye) Malları” (%13,3) grupları izlemiştir.

                                  2007 yılında (“Nereden Nereye Türkiye”, s. 438) bu oranlar yüzde olarak şöyle idi: 46, 40,8 ve 12,8.

                                  16 yıllık süreçte ihraç gruplarından tüketim malları oranında azalma, hammadde (ara malları) ve yatırım (sermaye) mallarında ise artış olduğu görülüyor. Bu süreçte ihracatın 2 kattan fazla artmış olmasıyla her üç grupta mutlak bir artış olduğu açıktır. Bazı ihraç kalemlerinde ciddi bir yükselme olduğu görülüyor. Örneğin kimya sanayi ihracatında gelişme bu yöndedir. Ara malları ihracında artış olması bununla da ilintilidir. Yatırım (sermaye) mallarında ihracatın artarak sürmesi, dış ülkelerin sabit sermaye yatırımlarında Kuzey Kürdistan Türkiye menşeli ürünlere talebin artarak devam ettiğinin göstergesidir. Önceki bölümde “makine sanayi” gelişimini ele aldığımız bölümde, bu üretim alanında ihracatın artışını ortaya koymuştuk. Yatırım malları ihracatındaki artış bununla ilintilidir.

                                  En çok ithalat 261,3 milyar dolarla (%10,60 azalış) “Hammadde (Ara malları)” (%72,3) grubunda yapılırken, bu grubu sırasıyla 52,6 milyar dolarla (%29,80 artış) “Yatırım (Sermaye) Malları” (%14,54) ve 47,7 milyar dolarla (%56,40 artış) “Tüketim Malları” (%13,18) grupları izlemiştir.

                                  2007 yılında (Age.) bu oranlar yüzde olarak 72,7, 15,9 ve 11 olarak gerçekleşmişti. Süreç içinde oransal olarak tüketim mallarında artış, yatırım (sermaye) mallarında azalma olduğu görülüyor.

                                  Ülke içinde yatırımların hız kesmediği koşullarda, sermaye malları ithalindeki oransal azalış, yine makine sanayisindeki gelişme ile ilintili olarak, bu malların artan oranda yurt içinde ikame edilir duruma gelindiğinin bir işaretidir.

                                  Sektörlere göre dış ticaret

                                  Sektörlere göre ihracatın payı sırasıyla; imalat sanayi sektörü %94,23 (241,4 milyar dolar), tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörü %3,79 (9,7 milyar dolar), madencilik ve taş ocağı işletmeciliği sektörü %1,48 (3,8 milyar dolar) oldu.

                                  2007 yılında (“Nereden Nereye Türkiye”, s. 177) bu oranlar, sırasıyla yüzde olarak 86,7, 10,7 ve 2,6 olarak gerçekleşmişti. Buradan tarım ve madencilik sektörlerinin, genel ihracat içinde, imalat sanayi lehine pay kaybettiğini görüyoruz. Bu sonuç, ülkede üretim faaliyetlerinin hangi yönde gelişme gösterdiğinin de açık bir işaretidir. Pay kaybeden sektörler yerlerini bu sektörlerdeki ürünlerin imalat sanayi tarafından daha işlenmiş, daha katma değerli olarak ihraç edilmesine bırakmıştır.

                                  Burada bir noktaya dikkat çekmek gerekir. TÜİK’ten alınan veriler; tarım, ormancılık ve balıkçılık sektöründe yaklaşık 5,1 milyar dolar dış açık verildiğini gösteriyor. Muhalif burjuva ve küçük burjuva kesimler bu durumu hükümet aleyhine kullanmaya çalışıyor; tarımın yok edildiği ve benzeri yönde paylaşımlarda bulunuyor, net ihracatçı ülkenin net ithalatçı durumuna düşürüldüğünü söylüyorlar. Tarım ve Orman Bakanlığı internet sitesinde ise (istatistik.tarimorman.gov.tr) 2020 yılında 20,7 milyar dolar olan tarım ürünleri ihracatının 2024 yılında 32,6 milyar dolara yükseldiği ve 2024 yılında 10,8 milyar dolar dış ticaret fazlası oluştuğu bilgisi yer alıyor. Bu iki veri, yani TÜİK ve Tarım Bakanlığı verileri arasında epey fark olduğu görülüyor. Gerçi TÜİK verileri bir yıl öncesinin verileridir ama 2024’te de pek bir şey değişmediği görülüyor. O hâlde bu fark nereden kaynaklanıyor?

                                  TÜİK’in verileri, bu konuda bir açıklama bulunmamakla birlikte, gördüğümüz kadarıyla sadece tarımsal hammaddeler temelinde hazırlanmıştır. Tarım Bakanlığı ise tarım kaynaklı tüm ürünleri, bu arada sanayide işlenmiş tarım ürünlerini de hesaba katmaktadır. Bu son yaklaşım da yanlış değildir. Sanayide işlenen tarım ürünleri hammadde olarak ihraç edilseydi, büyük olasılıkla TÜİK’in hesabında da bu açıdan dış ticaret fazlası oluştuğunu görecektik. Ancak bu ürünler katma değeri oldukça düşük biçimde ihraç edilmiş olurdu.

                                  Giderek daha çok işlenmiş ürün dış satımı yapabilmek için dışarıdan gittikçe artma eğilimi gösteren tarımsal hammadde ithalatı yapılmaktadır. Bu durumda içeride üretimi artırma gerekliliği kendini göstermektedir.

                                  Buna karşın aşağıda görüleceği gibi “tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörü”nün ithalat içindeki payı yüzde olarak azalmıştır, ama bu azalma süreç içinde katlanarak artmış olan ithalattaki artış içinde göreceli bir azalmadır.

                                  Sektörlere göre ithalatın payı sırasıyla; imalat sanayi sektörü %80,68 (291,9 milyar dolar), madencilik ve taş ocağı işletmeciliği sektörü %12,81 (46,3 milyar dolar), tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörü %3,81 (13,8 milyar dolar) oldu. 2007 yılında ise tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörü %6 civarında, imalat sanayi %79, madencilik %15 civarında idi.

                                  Dış ticarette en çok açık ve fazla veren ülkeler

                                  2022 yılında en yüksek dış ticaret fazlası veren ülkelere bakıldığında ilk beş sıralamasında Irak (12,3 milyar dolar), Birleşik Krallık (7,1 milyar dolar), İsrail (4,6 milyar dolar), Romanya (3,6 milyar dolar) ve Hollanda (3,5 milyar dolar) yer almaktadır.

                                  2024 yılında en fazla dış ticaret açığı veren ülke Çin (41,5 milyar dolar) olurken, onu Rusya (35,3 milyar dolar) izledi.

                                  Görüldüğü gibi ilk beş ülkeden elde edilen fazla, Çin’de verilen açığı bile kapatmaktan uzaktır.

                                  Hizmet ticareti

                                  Bu alan, ülkenin dış ticaret dengesine olumlu katkı yaptığı için önemi büyüktür. Hizmetler dengesinde şu kalemler dikkate alınmaktadır: Başkasına ait fiziksel girdiler için imalat hizmetleri, bakım ve onarım hizmetleri, taşımacılık, seyahat, inşaat, sigorta ve emeklilik hizmetleri, finansal hizmetler, fikrî mülkiyet hakları kullanım ücretleri, telekomünikasyon hizmetleri, kültür ve eğlence hizmetleri, resmî hizmetler.

                                  2023 yılında; hizmet ihracatı 99,9 milyar dolar, hizmet ithalatı ise 47,9 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Böylelikle 2023 yılında hizmetler dengesi 52 milyar dolar fazla vermiştir. Mal ticaretindeki açığın yaklaşık yarısı bu yolla kapatılmıştır.

                                  2024 yılında hizmet ihracatı, bir önceki yıla göre %8,1 artışla 115,2 milyar dolar düzeyine yükselmiş; hizmet ithalatı ise %7,9 artışla 53,3 milyar dolara ulaşmıştır. Aynı dönem için hizmet dengesi ise %8,3’lük artışla 62 milyar dolar fazla olarak gerçekleşmiştir. Buradaki fazlalık dış ticaret açığının önemli bölümünü kapatmış, açık 20 milyar dolar düzeyine gerilemiştir.

                                  Hizmet ihracatında sektörel temelde 56,3 milyar dolarla seyahat / turizm sektörü (sağlık turizmi ve eğitim hizmetleri dâhil) ilk sırada yer almakta ve 2024 yılı toplam hizmet ihracatının yaklaşık yarısını oluşturmaktadır. Seyahat hizmetleri sektörünü, lojistik ve taşımacılık sektörü (%34,6) ve diğer iş hizmetleri (%5,3) takip etmektedir.

                                  Ticaret Bakanlığı’na göre “2023 yılı sonunda…100 milyar dolar hizmet ihracatına ve 35 milyar dolar seviyesinde lojistik ve taşımacılık gelirine ulaşılmıştır. Ülkemiz 35 milyar dolarlık ihracat ile lojistik hizmet ihracatında dünyada %2,5 paya sahip olup 11. sırada yer almaktadır” (ticaret.gov.tr). Yine bakanlık internet sitesinde başka yerde “2024 yılında 115,2 milyar dolar olarak gerçekleşen hizmet ihracatı rakamının 38,9 milyar doları lojistik ve taşımacılık sektörünün çalışmalarıyla gerçekleşmiştir” bilgisine yer verilmiştir.

                                  Turizm sektörü son yıllarda hızlı artış göstermiş, Türkiye yerkürenin bu alanda başat ülkelerinden biri hâline gelmiştir.

                                  Sağlık turizmi gelirlerindeki artış da bu alanda ciddi bir gelişme gösterildiğinin işaretidir. 2012 yılından sonraki 12 yılda sağlık turisti sayısı 6 kat artışla 1,5 milyonu bulmuş, hizmet ihracatı 4 kat artışla 3 milyar doları yakalamıştır (ticaret.gov.tr). Burjuvazi hükümetin verdiği desteklerle bu alanda da gelişme göstermektedir.

                                  “Ticaret Bakanlığı tarafından sağlık turizmi sektörüne yönelik olarak uygulanan destek programları kapsamında, 2012-2024 yılları arasında 12 yıllık dönemde 1701 firma desteklerden yararlanmıştır”. Destekler sayesinde “…ülkemiz, medikal turist tercihlerine oldukça pozitif bir katkı sağlayan Joint Commission International (JCI) akreditasyonuna sahip 42 adet sağlık kuruluşu ile bu alanda tüm ülkeler arasında 6. sırada yer almaktadır”.

                                  Eğitim hizmeti ihracatında son 12 yılda büyük ivme yakalanmış, Ticaret Bakanlığı’na göre, yabancı öğrenci sayısı 10 katın üzerinde artış göstererek 337 bini aşmıştır. Son yılda 180 farklı ülkeden öğrenci kabul edilmiştir. Eğitim hizmeti ihracatı ise 15 kat artışla 2,9 milyar dolara yaklaşmıştır. Uluslararası öğrenci hareketliliğinden alınan pay %3,5 düzeyine yükselmiştir.

                                  Öğrencilerin büyük çoğunluğu görece geri ülkelerden gelmektedir. Türk burjuvazisinin bu alandaki gelişmelerden beklediği salt gelir değildir, bunun uzun vadeli getirileri olacağı da hesaba katılmaktadır. Meseleye yaklaşım emperyalist ülkelerinkinden farklı değildir; tüm bunlar, mezuniyetten sonra bu insanların kendi ülkelerinde Türk burjuvazisinin çıkarlarına hizmet eder biçimde ekonomik, siyasi çalışmalar göstermesi beklentisi ile geliştirilmektedir. Bu iki hizmet ihracat kaleminin ülke imajını olumlu yönde değiştirecek rolü de söz konusudur.

                                  Hizmet ihracatında inşaat sektörüne baktığımızda yıllık gelirin düştüğünü görüyoruz. Türkiye, dünyanın en büyük 250 müteahhitlik şirketi listesinde 2023 yılında 43 Türk firmasıyla, Çin’den sonra 2. sırada yer almasına; elde edilen gelir sıralamasında 8. sırada yer alarak 18,5 milyar dolar tutarında gelir elde etmesine karşın, 2024’te elde edilen hizmet ihracat geliri 312 milyon dolarda (%0,27) kalmıştır. 2018 yılında bu tutar 560 milyon dolar idi.

                                  Elde edilen hizmet geliri sıralamasında inşaat sektörünün önünde, sigorta ve emeklilik hizmetleri ile telekomünikasyon, bilgisayar ve bilgi hizmetleri (her iki sektör 2,9 milyar dolar hizmet geliri ve %2,5’er oranla), bakım ve onarım hizmetleri (2,2 milyar dolar – %1,91), başkasına ait fiziksel girdiler için imalat hizmetleri (883 milyon dolar – %0,77), finansal hizmetler (611 milyon dolar – %0,53), fikri mülkiyet hakları kullanım ücretleri (536 milyon dolar – %0,47) yer almaktadır.

                                  İnşaat sektöründe hizmet ihracat geliri, mühendislik, proje yapımı ve benzeri işlerden oluşmakta olup, yurtdışı inşaat faaliyetlerinden elde edilen gelirin yaklaşık %1,7 kadarını oluşturduğu görülüyor.

                                  İhracat gelirindeki azalma, burjuvazinin aynı hizmeti daha ucuza başka ülkelerde yaptırma ve bununla rekabet gücünü artırma / koruma tercihinden kaynaklanmış olabilir.

                                  Küresel olarak ülke hizmet ticaretinin oynadığı rol, mal ticaretindekinden fazladır. 2023 hizmet ihracatında Türkiye’nin küresel payı %1,29, hizmet ithalatında %0,66 düzeyindedir.

                                  2024’te hizmet ihracatı bir önceki yıla göre % 15,3 artarken, hizmet ithalatındaki artış %11,3 olmuş, hizmet dış ticaretindeki fazla büyümüştür. Büyük olasılıkla küresel pay da artma yönünde değişiklik gösterecektir.

                                  Yukarıda hizmet gelirleri sıralamasında değinilen “fikri mülkiyet hakları”nda hizmet ihracat geliri oluşması önemlidir. Çünkü bu, Ar-Ge çalışmalarından elde edilen patent ve benzeri teknolojik yeniliklerin sadece yurt içinde gelişme yönünde katkı ve gelir sağlamakla kalmayıp, lisans anlaşmaları ve benzeri yollarla yurt dışına teknoloji satıp gelir elde edildiğinin göstergesidir. Lisans anlaşmalarının ise lisans veren lehine bir tür bağımlılık yarattığını biliyoruz.

                                  Sonuç olarak cari açık geçtiğimiz yıllardaki 60 milyar dolar gibi düzeylerden 20 milyar dolara kadar gerilemiş durumdadır. Cari açık / GSYH oranı, 2002-2023 arası 20 yılda ortalama %3,7 seviyesinde seyrederken bir ara (Mayıs 2023’te) %6,9’a kadar yükselmişti. 2024 sonu itibariyle bu oran %1,5 civarında gerçekleşmiştir.

                                  Türkiye’nin küresel çapta en çok mal ve hizmet ihracatı yapan ilk 20 ülke içinde yer almadığını da belirtmeliyiz. 2024 yılında 474,3 milyar dolarlık mal ve hizmet ihracatı gerçekleştirerek 20. sırada yer alan Tayvan’ın yaklaşık 97 milyar dolar gerisinde kaldığı görülüyor. (Bu arada Tayvan’ın da GSYH’sinin üzerinde bir dış ticaret tutarına sahip olduğunu belirtelim)

                                  Avrupa ülkeleri sıralamasında 12.’lik söz konusudur. Burada da GSYH açısından geride bulunan; 6. İrlanda, 7. İsviçre ve 10. Polonya’nın performansları dikkat çekiyor.

                                  Dış ticarette TL kullanımı

                                  “Bugün dolar, dünya çapındaki yabancı rezerv varlıklarının %58’ini temsil etmektedir. En çok kullanılan ikinci para birimi olan euro, yabancı rezerv varlıklarının yalnızca %20’sini oluşturmaktadır” (https://www.atlanticcouncil.org/programs/geoeconomics-center/dollar-dominance-monitor/). Dolar küresel ticarette %54 oranında kullanılırken avro %30 oranında kullanılıyor.

                                  “Rezervlerde, ticarette ve işlemlerde doların hâkimiyeti güçlü kalmaya devam ediyor”.

                                  ABD ve AB’li büyük emperyalistler bu gücü her alanda, bu arada rakip güçlere karşı ambargo / yaptırım uygulamalarında kullanıyorlar.

                                  Başta Rusya ve Çin gibi büyük emperyalist güçler olmak üzere, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu yükselen güçler hem bu alandaki rekabete katılma hem de söz konusu yaptırımlardan korunma amacıyla kendi paralarını güçlü duruma getirme uğraşı içinde bulunuyorlar.

                                  ABD ve AB hariç 5-6 ülke parası, oranları oldukça düşük biçimde rezerv para olarak ve küresel ticarette kullanılıyor. BRICS ülkeleri kendi para birimlerine göre daha güçlü ortak bir para birimi oluşturmaya çalışıyorlar.

                                  Türkiye para birimi TL, bilindiği üzere, bunlarla hiçbir açıdan başa çıkabilecek durumda değil. Dolayısıyla ABD ve AB yaptırımlarına açık konumdadır. Bazı para birimlerinin SWAP anlaşmaları ile karşılıklı olarak *rezerv para olarak tutulduğu da oluyor.

                                  Doların dış ticarette ve rezerv para işlevindeki konumuna ve payının azaltılmasına karşı girişimlere ABD emperyalizmi sert yanıt veriyor, yaptırım tehditleri savuruyor.

                                  Türk burjuvazisi en azından dış ticarette TL kullanımının payını artırma uğraşı içinde ve bu uğraşta belli bir yol almış olmasıyla birlikte, pek başarılı olduğu söylenemez. TL kullanımının artması özellikle cari açık verildiği koşullarda dış finansman gereksinimini azalttığı için önemli görülüyor.

                                  2000’li yılların başında dış ticarette TL kullanım oranı %1 civarında iken, 2005’ten sonra düzenli artış göstererek, 2017’de yılında %7,4’e ulaştı. Hatta aynı yıl nisan ayında %8,8 ile en yüksek düzeyi gördü. Ardından hızlı bir gerileme başladı. 2019-2020’de %4,5 civarındaki yatay bir dönemden sonra 2021 sonunda bu oran %3’e düştü. Son olarak Mayıs 2022’de bu oran % 3,5 olarak gerçekleşti.

                                  TL’nin dış ticarette kullanım payının artması, onun ne denli istikrarlı bir para birimi olduğu ile ilişkilidir. 2018 yılından sonraki gelişmeler onun bu konumda olmadığı bir dönem oldu.

                                  2024 yılında TL ile dış ticaret hacmi 2023’teki 821 milyar 298 milyon lira düzeyinden %37,5 yükselişle 1 trilyon 129 milyar 194 milyon liraya ulaştı. Ortalama dolar kuru ile bu 34,7 milyar dolar anlamına geliyor ve dış ticaret hacminin %5,7’sini oluşturuyor. İstatistiklerde, 2024’te TL ile 97410 firmanın 205 ülkeye ihracat yaptığı bilgisi yer alıyor.

                                  Türk lirasıyla dış ticaret, 2025 yılı ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre %30,1 artarak 334 milyar 820 milyon liraya yükseldi. Bu ortalama kur ile 9,2 milyar dolar ediyor. Dış ticaret hacmi ise 153,2 milyar dolar oldu. TL ile dış ticaret oranı %6 kadardır.

                                  Sonuçta payın %3’e kadar gerilemesine göre bu son veriler bir artışa işaret etmekle birlikte, TL’nin payının bugünkü düzeyinin 4-5 katına çıkması ve doların payının oldukça azaltılması anlamlı olabilir. 2024 yılında doların Türkiye dış ticaretindeki payı %57 olmuştur.

                                  İhraç ürünlerinde teknolojik düzey (https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Dis-Ticaret-Istatistikleri-Aralik-2024-53538) yayım tarihi 31 Ocak 2025

                                  “Ocak-Aralık döneminde ISIC Rev.4’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı %94,1’dir. Ocak-Aralık döneminde yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı %3,6’dır.” Salt aralık ayına bakıldığında ise “Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı %4,7’dir.” gibi bir veri paylaşılmış.

                                  Bir önceki bölümde de paylaştığımız üzere, TÜİK son dönemde “yüksek teknoloji ürünlerinde” %43,5 düzeyinde bir artıştan söz ediyordu. Bu bir yükselişin habercisi midir, önümüzdeki dönemde bunu daha berrak göreceğiz.

                                  Burjuvazinin, yurtdışı pazarlarda pay arttırma uğraşının bir parçası olarak ihracatı destekleme faaliyetleri

                                  2023 yılı tamamlandığında, bundan 12 yıl öncesine dayanan programlarda yer alan, aralarında 500 milyar dolarlık ihracatın da bulunduğu hedefin tutturulamadığı görüldü. Süreç içinde gerçekleştirilmesinden uzak kalınacağının anlaşılması ile hedefler birkaç kez revize edilmişti.

                                  İhracattaki hedefin konduğu 2011 yılındaki koşulların aynı biçimde devam edeceği tahmini ile yapıldığı anlaşılıyor. O yıllarda ihracatta %10 gibi oranlar yakalanmış durumdaydı. Küresel çapta dış ticaretin, gerçekleşenden daha fazla büyüyeceği öngörüleri söz konusuydu. Örneğin 2023 yılı için dünya ihracatının 34 trilyon dolar olacağı öngörüsü gerçekleşmedi ve 22 trilyon civarında kaldı.

                                  Günümüzde, kapitalist devletler arasındaki çelişkilerin artışının bir yansıması olan ve “ticaret savaşları” diye nitelenen gelişmeler, burjuvazinin daha gerçekçi davranmasını beraberinde getirmiş olacak ki; 2024 yılında 375 milyar dolar olan mal ve hizmet ihracatının 2025 yılında %4’lük bir artışla 390 milyar dolara ulaşması hedeflenmiş.

                                  Ticaret Bakanlığı’nca 2025 yılı için ihracatı geliştirmeye yönelik 77 maddelik bir “eylem planı” hazırlanmıştır. Plan, daha önce aynı yönde yapılan çalışmalarla benzerlik göstermektedir. Buna göre Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu (DFİF) destekleri, 2024 yılındaki 24,7 milyar TL’den 33 milyar TL’ye yükseltilecektir ve desteklenen toplam 25 bin 255 mal ve hizmet ihracatçısı sayısının 2025 yılında 28 bine yükseleceği beklenmektedir.

                                  2025 yılı ihracat kredi ve sigorta finansman desteği için Eximbank’ın 50 milyar dolar, 2024 yılında faaliyetlerine yeniden başlayan Türk Ticaret Bankası’nın ise ihracatçılara 60 milyar TL kredi desteği sağlaması planlanmıştır. İhracatı Geliştirme A.Ş. (İGE) ise açıklayacağı yeni kefalet destek paketleri ile 2025 yılında 70 milyar TL’lik bir kapasite artışı sağlayarak 2025 yıl sonunda kümülatif olarak 160 milyar TL’lik krediye kefalet desteği sunmuş olacaktır. İşin parasal yönü açısından böyle ve benzeri uygulamalar söz konusu. Acaba, Eylem Planı’nda başka ne gibi destekler var?

                                  Uluslararası pazarlara erişim için önemli görülen fuarlara katılım destekleri, ticaret heyetlerinin örgütlenmesi ve desteklenmesi söz konusu ediliyor. 2025 yılında desteklenecek toplam ticaret heyeti sayısı 269, alım heyeti sayısı ise 85 olarak belirlenmiş bulunuyor. Desteklenecek yurt dışı fuar sayısı ise 330 olurken, 50 UR-GE (Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesi) projesinin de hayata geçirilmesi planlanıyor. Küresel Tedarik Zinciri (KTZ) programı çerçevesinde 40 yeni KTZ projesinin başlatılması hedefleniyor. Yurt içi fuarlarda da desteğe esas tutarın %50’den %70’e yükseltilmesi planlanmıştır. Küresel büyük perakende zincirlerinin ülke ihracatçıları ile görüşme gerçekleştirdikleri programların artırılması planlanmıştır. Bunlar Ticaret Bakanlığı’nca hazırlanan eylem planının öğeleridir. Bunun dışında değişik sermaye örgütlerinin bir dizi eylem programları da söz konusudur.

                                  Devlet yönetiminde bulunan hükümetlerin edimleri de son derece önem arz etmektedir. Serbest ticaret anlaşmaları, stratejik ortaklık anlaşmaları, birkaç ülkenin oluşturduğu birliklere katılım hatta mümkünse böyle örgütlenmelere gitmek, burada başat rol oynamak ve benzeri girişimler dış ticaretin gelişmesine hizmet etmektedirler.

                                  Türk tekelleri ve şirketleri kendi güçlerine uygun biçimde, tek tek ya da gruplar ve birlikler hâlinde hareket ederek pazar paylarını genişletiyorlar.

                                  Burjuva örgütlerden biri olan Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) hedef pazar olarak değerlendirdiği çeşitli ülkelerle ilgili, üyelerine yol gösterici araştırmalar yapıp yayımlıyor.

                                  Nisan 2020 tarihinde yayımlanan “Almanya Hedef Pazar Ülke Analizi” araştırmasında bu ülke pazarında nasıl daha etkin hâle gelineceği, diğer bir ifadeyle bu ülke pazarından nasıl daha fazla pay kapılacağı konusu kapsamlı biçimde incelenip Türk sermayesine yol gösterilmektedir. Buna göre; “2018 yılında yaklaşık 83 milyon nüfusa; 3,95 trilyon dolarlık GSYH’ye sahip olan ve 1,3 trilyon dolarlık ithalat ile 1,6 trilyon dolarlık ihracat gerçekleştiren Almanya, Türk ihracatçıları için önemli bir hedef pazar konumundadır. Söz konusu pazara ihracat yapmak isteyen firmaların Türkiye’den yaptığı ithalatın daha da büyümesi mümkün olan AB’nin en büyük ekonomisi konumunda bulunan bu büyük pazara yönelik etkili stratejiler geliştirmesine ihtiyaç vardır”.

                                  Devamında Türk sermayesinin dünya pazarlarına sunduğu ürünler ile Almanya’nın değişik dünya ülkelerinden ithal ettiği ürünler saptanmakta, Almanya’nın Türkiye’den almadığı ürünler konusunda özel bir çaba harcanması gerektiği vurgulanmaktadır: “Sonuç olarak Türkiye ile Almanya’nın ortak ticaretlerine konu olabilecek toplamda 4.716 ürünün mevcut olduğu tespit edilmiştir. Bu da bize bu ülkeye satılabilecek 4.716 üründen sadece 3.277 tanesini satan Türk ihracatçılarının Almanya ile Türkiye arasında mevcut olan ticareti daha da artırmalarının mümkün olabileceğini göstermektedir. Dünyadan 5.233 Türkiye’den ise 3.277 ürün alan Almanya pazarına Türk ihracatçılarının dünyaya sattığı ancak Almanya pazarına daha hiç satamadığı 1.439 adet… ürünün olduğu açıkça görülmektedir.”

                                  “Almanya’nın Türkiye’den 2001 yılında yaptığı 5,8 milyar dolarlık ithalat, 2018 yılında 19,3 milyar dolar, 2019 yılında ise 17,7 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu tutarların Almanya’nın dünyadan yaptığı toplam ithalat içindeki payı sırasıyla %1,2, %1,5 ve %1,4’dür”.

                                  Bu sayılar ve oranlar Almanya’ya  Türkiye’den yapılan ithalatın hem oran hem de mutlak olarak arttığını göstermektedir; tutar olarak artış 3 kat gibidir.

                                  Burada kalınmıyor, hedef pazar analizi devam ediyor.

                                  “Almanya’ya yapılan ihracatın Türkiye’nin toplam ihracatı içindeki payı incelendiğinde ise 2001 yılında %18,6 olan payın 2018 yılında %11,5’e 2019 yılında da %10,4’e gerilediği görülmektedir. Bu da ihracatçılarımızın zaman içerisinde hedef pazar yoğunlaşmasını azaltarak Almanya dışındaki pazarlara da yöneldiğini göstermektedir”.

                                  Önde gelen ulus üstü kuruluşlar tarafından kabul görmüş ve uygulama alanında bulunan “Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlük (RCA)” diye adlandırılmış bir endeks bulunuyor. RCA endeksi 1 ve üzerinde bulunan değerlere sahip ihraç ürünleri, küresel pazarda avantajlı olarak değerlendiriliyor. “Dünyada ihracata konu olan ürün sayısının 5.660, Türkiye’nin dünya ticaretine konu olan bu ürünler arasında 4.729 ürünü ihraç ettiği, 931 ürünü hiç ihraç edemediği, Türkiye’nin ihraç ettiği ürünlerin RCA değerleri 1 ve üzerinde olan ürün sayısının ise 1.519 olduğu görülmektedir.”

                                  Almanya “Türkiye yerine diğer ülkelerden ithal ettiği 1.439 üründe 134,1 milyar dolarlık ithalat” yapmıştır. Burada bu tutardaki ithalattan pay kapma hesapları yapılıyor. Söz konusu edilen ürünlerden 166’sının uluslararası piyasalarda rekabet üstünlüğüne sahip olduğu saptanmış bulunmaktadır. İlk aşamada hemen satılabilecek bu 166 ürüne ağırlık verilmesi, devamında geri kalan 1273 ürünün pazarlama çalışmasına yoğunlaşılması önerilmektedir. “Almanya bahsi geçen 166 üründe 2018 yılında dünyadan toplam 6,6 milyar dolarlık ithalat” gerçekleştirirken, “Türkiye bu ürünlerden dünyaya 4,4 milyar dolarlık ihracat” yapmıştır. Yani bu ürünlerin Almanya pazarında şansı büyüktür ve benzeri.

                                  Çalışmanın ilgili bölümünde RCA bazında uluslararası alanda Almanya ile “Türkiye” kıyaslaması da yapılarak şöyle denilmektedir: “Her iki ülkenin de ihraç ettiği 4.581 ürün içerisinde RCA değerleri birbirine yakın sayılabilecek ürün sayısının 1.850, Almanya’nın RCA değerinin Türkiye’den daha iyi olduğu ürün sayısının 2.781, Türkiye’nin RCA değeri Almanya’dan daha iyi olduğu ürün sayısının ise 1.948 olduğu görülmektedir. Türk ihracatçılarının tespit edilen 1.948 üründe Almanya pazarına ürün satarken diğer 2.781 ürüne göre daha rahat olacakları görülmektedir.”

                                  Burada işin salt Almanya iç pazarı ile sınırlanmadığı, Almanya’nın dış pazarlarının da hedef içine alındığı görülüyor. Gayet planlı, programlı, özenli çalışmalar yürütülüp hedef pazarlara sızma hesapları yapılıyor.

                                  Bir dizi hedef ülke ile ilgili böylesi bir dizi çalışma yürütülmektedir. 2025 yılı için 55 hedef ülke saptanmıştır. Hedef ülkelerden 18’i için ayrı bir “uzak ülkeler stratejisi” belirlenmiştir. Bu ülkeler Kuzey Amerika’da ABD, Kanada, Meksika; Güney Amerika’da Brezilya, Şili; Afrika’da Güney Afrika Cumhuriyeti, Nijerya; Okyanusya’da Avustralya; Asya’da Çin, Hindistan, Pakistan, Malezya, Endonezya, Tayland, Filipinler, Vietnam, Güney Kore, Japonya’dır. Bu ülkelerden her biri için ayrı olmak üzere, yukarıda Almanya pazarı ile ilgili yapıldığı gibi burjuvaziye yol gösterir nitelikte broşürler hazırlanmıştır.

                                  Burada bunlar dışında bir önceki bölümde aktardığımız, makine sanayi kapitalistlerinin devletinden beklenti ve taleplerini hatırlatalım; bunlar yurtdışı müşterilerin kredilendirilmesi yolu ile ihracatın artırılmasına yönelikti.

                                  Burada bunları paylaşmamızın nedeni, Türk burjuvazisinin bu meselelere nasıl baktığının ve yaklaştığının daha iyi anlaşılması içindir.

                                  Yaklaşım, tüm dünya pazarlarını kendi pazarı gören, ürünlerini mümkün olduğunca geniş alanlarda, olabildiğince büyük miktarda ve azami kâr ile satmak doğrultusundadır.

                                  İhracatını, dünya ihracat ortalamasının birkaç kat üzerinde arttırabilmenin yolu bu ve benzeri uğraşlardan geçiyor.

                                  Burada izlenen yol ve yöntemlere bakıldığında, dünya pazarlarına yayılma konusunda ülkenin şu veya bu oranda bağımlı olmasının belirleyici bir rolü olmadığı, tersine burjuvazinin kendi gücüne dayanarak hareket ettiği görülüyor.

                                  İleriye ve geriye dönük katılım

                                  “İleriye ve Geriye Dönük Katılım” kavramları dış ticaret istatistiklerinin doğru okunması ve değerlendirilmesinde önemli kavramlardır. OECD’nin hesaplamış olduğu “Katma Değer Dış Ticareti” istatistikleri küresel değer zincirlerini anlamak, yorumlamak ve analiz etmek için önemli göstergeler sunuyor. Küresel değer zincirine yerkürede bulunan hemen tüm ülkeler katılmakla birlikte, ülkelerin katılım oranları eşit değildir. Burada işin içine dış ticaret verileri yanında “ileriye ve geriye dönük katılım” oranları da girmektedir.

                                  Dış ticaretin bu denli geliştiği günümüzde ülkelerin dış ticaretine konu olan mal ve hizmetlerde hangi oranda yabancı ürün kullanıldığı, katma değer oluşumunda bunlar da o oranda pay alacakları için önemli oluyor. Bunun bağımlılık sorununda da belirleyici olan bir yanı bulunuyor.

                                  “İleriye dönük katılım”, söz konusu ülkenin ürünlerinin diğer ülkelerin ihraç ürünlerinde hangi oranda kullanıldığını gösterirken, “geriye dönük katılım” söz konusu ülkenin ihracatında ne oranda yabancı girdi kullanıldığını gösteriyor. Dolayısıyla bir ülkede ileriye dönük katılımın yüksek ve geriye dönük katılımın düşük seyretmesi olumlu bir durum oluşturuyor.

                                  İleriye dönük katılım oranı 2015 yılında Almanya için %21,9, Türkiye için %16,6 ve OECD ortalaması %18 olmuştur. Almanya’nın yurtiçi katma değerinin başka ülkenin ihracatı içindeki payının,

                                  Türkiye’ninkinden ve OECD ortalamasından iyi olduğu görülüyor.

                                  2016 yılında geriye dönük katılım oranı Almanya için %20,3, Türkiye için %16,5 ve OECD ülkeleri ortalamasında %21,1 olmuştur. Türkiye ihracatında hem OECD ortalamasından hem de Almanya’dan daha düşük düzeyde yabancı girdi payına sahip olmuştur. Almanya’nın ihracatında bu kadar yüksek oranda ithalata dayalı girdi kullanması Kuzey Kürdistan Türkiye ihracatçıları için de bu pazarı cazip hâle getirmektedir.

                                  Kuzey Kürdistan Türkiye kaynaklı ürünlerin katma değer olarak diğer ülkeler ihracatında yer aldığı oran ile Türkiye ihracatında yabancı ürünlerin katma değer olarak yer aldığı oran neredeyse aynıdır. Tabii ithalat tutarının ihracat tutarından fazla olduğu da hesaba katılmalıdır.

                                  “İleriye ve geriye dönük katılım” oranının aynı zamanda, ülkenin dünya emperyalist sisteminde hangi konumda yer aldığını da gösterir bir yanı bulunuyor. Türkiye’nin ihracatında sadece geriye katılımın öne çıkarılmasının doğru olmadığı görülüyor. Genellikle ülkenin ihracatında belli oranda yabancı ürünler kullanıldığı öne çıkarılıp paylaşılmakta ve bunun bağımlılık yaratan yanı vurgulanmaktadır. Kuşkusuz bu yanlış değildir, veriler bu durumu doğrulamaktadır. Ancak işin diğer yanı da ihmal edilmemeli, çünkü yurt içinde üretilen ürünlerin de diğer ülkelerin ihraç ürünlerinde kullanıldığı görülüyor. İleriye ve geriye dönük katılım oranları da ilginç biçimde aynıdır. Buradan çıkarılacak sonuç; eğer bağımlılık söz konusu ediliyorsa, ya Türkiye ihraç ürünlerinde belli oranda bağımlılık olduğu kadar, kendi ürünleriyle başka ülke ürünlerini belli oranda bağımlı kıldığı kabul edilmeli ya da bu mesele bir karşılıklı bağımlılık olarak ele alınmalıdır. Böyle bakıldığında Türkiye’nin, emperyalist üretim sürecine bağımlı olarak katıldığı biçiminde bir savın pek doğru olmadığını kabul etmek zorunda oluruz.

                                  İthalata ilişkin ticaret politikası savunma araçları (ticaret.gov.tr)

                                  Türk burjuvazisi kendi pazarını yabancı rakiplere karşı koruma bağlamında, diğer ülke kapitalistlerinin yaptığı gibi bir dizi önleme de başvurmaktadır. “Ticaret Savaşları”nın artış gösterdiği günümüzde böylesi önlemlerin önemi de artmaktadır. Burjuva devletler, karşılıklılık ilkesi gereği de böyle önlemlere başvurmak durumunda kalıyorlar. Burada da güç meselesi önemli rol oynuyor, doğal ve bir önkoşul olarak siyasal bağımsızlığın varlığını zorunlu kılıyor.

                                  Bu “savunma araçları” Ticaret Bakanlığı internet sayfasında şöyle sıralanmaktadır:

                                  “Damping ve Sübvansiyona Karşı Önlem: 65 ürün grubunda 132 önlem

                                  Korunma Önlemi: 7 üründe tüm ülkeler, 3 üründe ülke spesifik olmak üzere toplam 10 adet

                                  Gözetim Uygulaması: 153 ürün grubu

                                  Önlemin Etkisiz Kılınmasına Karşı Önlem: 19 ürün grubunda 44 ülkeye karşı 115 önlem”

                                  İlave Gümrük Vergisi Uygulamaları (İGV)

                                  İlave Gümrük Vergisi: 4.567 ürün (2025 Ocak itibarıyla, AB ve STA hariç tüm ülkeler)

                                  İGV Uygulanan Başlıca Sektörler: Tekstil ve Konfeksiyon, Seramik, Doğal Taş, Mücevherat,

                                  Alüminyum, Hırdavat, Otomotiv Yedek Parça, Kozmetik, Mobilya, Oyuncak, Beyaz Eşya

                                  2023 yılında İGV’ye tabi ürünlerden gerçekleştirilen toplam ithalat: 63 milyar dolar (AB ve STA ülkeleri hariç 27 milyar dolar)

                                  2024 yılında İGV uygulanan ürünlerde toplam ithalat: 70,4 milyar dolar (AB ve STA ülkeleri hariç 27,5 milyar dolar)

                                  Böyle önlemlerin alındığı ve uygulandığı koşullarda, siyasal bağımsızlığa sahip burjuva devlet, kendi pazarını rakip güçlere karşı koruma ve bu durumu bir pazarlık unsuru olarak kullanma şansını yakalamış demektir.

                                  Mal ve hizmet dış ticaretinin verdiği sonuçlara bağlı olarak, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve TÜİK tarafından hesaplanan veriler bu kurumların internet sitelerinde paylaşılmaktadır. Bunlar “Cari İşlemler Hesabı” ve “Finans Hesabı” biçiminde çıkarılan sonuçlardır.

                                  Cari işlemler hesabı

                                  TCMB’nin Kasım 2024, 12 aylık hesaplamalarına göre 7.372 milyon (7,4 milyar) dolar açık söz konusudur. Bir önceki yıllık dönemde bu açık 40 milyarın üzerindeydi. Yani düzelme yönünde ciddi bir fark ve gelişme görülmektedir. Tabii bunun böyle gideceğinin hiçbir garantisi yoktur. Burada dış ticaret dengesine göre daha iyi bir pozisyon yakalandığı görülüyor. Çünkü burada hesaplamaya, mal ve ticaret dengesi dışında hizmet ticaret dengesi ile “birincil” (yurt dışına ve yurt içine yapılan yatırımlardan elde edilen faiz, kâr, temettü gelirleri gibi doğrudan yatırımlar, portföy yatırımları ve diğer yatırımlara ilişkin yatırım geliri ve giderleri, ücretler) ve “ikincil gelir dengeleri” de (yurt dışına ve yurt içine karşılıksız olarak yapılan mal ya da hizmet gibi reel bir kaynak ya da finansal bir varlık sağlanması, yurt dışındaki işçilerin gönderdiği dövizler) eklenmektedir. Birincil gelir dengesi 14,3 milyar dolar açık (bu yurt dışına yapılan yatırımlardan elde edilen gelirlerin, yurt içine yapılan doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının elde ettiklerinden ne denli az olduğunu gösterir) verirken, ikincil gelir dengesinde 565 milyonluk fazla söz konusudur. Burada şuna dikkat edilmeli: birincil gelir dengesinde, Türk burjuvazisinin artıya geçmiş olmaması, onun ezilen tarafta olduğunu göstermez. O, artık söz konusu bağlamda, küresel çapta sömürüye katılmaktadır. Ancak burada elde edilen ve yurt içine transfer yapılan gelir henüz yurt dışına giden miktarı karşılayamamaktadır. Çeyrek yüzyıl ve öncesindeki olgu ise temelden farklı idi; yurt dışına transferler söz konusu iken, yurt içine yapılan transfer yok denecek kadar azdı. Süreç, yurt dışına giden faiz, kâr ve benzeri giderler ile aynı kalemlerde gelen gelirler arasındaki farkın görece azalması yönündedir.

                                  Finans hesabı

                                  Merkez Bankası’nın bu hesaplamasında açık söz konusu olmakla birlikte, “net hata ve noksan” ile bu düzeltilerek 7-8 milyar dolar düzeyine düşürülmektedir. Bir biçimde içeriye nereden geldiği belirlenemeyen finansal kaynak girişi olmaktadır. Bu belki daha çok “kara para” trafiği ile ilgili bir durumdur, ama bir biçimde açığın kapanmasına hizmet etmektedir.

                                  Burada dikkat çeken başka bir husus, Türk sermayesinin uluslararası düzlemde finans alanındaki operasyonlarıdır. Eksi verilmekle birlikte portföy yatırımlarında 37 milyarlık yükümlülüğe karşın 23 milyarlık varlık söz konusudur. Yurt dışına verilen kredilerde 4,9 milyarlık bir tutar söz konusudur.

                                  Uluslararası Rezervler (Milyon ABD Doları – Kasım 2024)

                                  MB resmî rezerv varlıklar (döviz 92.818, altın 64.920) 157.738
                                  Bankaların elinde bulunan 38.657
                                  Toplam 196.395

                                  Burada TCMB ile özel ve resmi bankaların elinde bulunan rezerv varlıklar, aşağıda ise iki ay sonrası dönemde MB resmi rezervleri ve yükümlülükleri verilmiştir.

                                  31.01.2025 itibariyle MB’nin resmî rezervleri ve yükümlülükleri ise şöyle:

                                  Döviz varlıkları 89.923
                                  Altın 68.664
                                  IMF rezerv pozisyonu + SDR 7.388
                                  Toplam 165.975
                                  Yükümlülükler 98.167

                                  Bu verilere göre net rezerv durumu 67,8 milyar dolar olmaktadır.

                                  Uluslararası Yatırımlar:

                                  Merkez Bankası (MB) Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) verilerine göre;

                                  Yurtiçine değişik biçimlerde gelen yatırımlar

                                  Kasım 2024 itibariyle (milyar dolar):

                                  -Doğrudan Yatırımlar                                                                      179,6

                                  (2024 yılı 2. çeyrekte 226,9, 3. çeyrekte 190,8 milyar dolar idi.)

                                  -Portföy Yatırımları (Hisse ve borç senetleri)                                 121,6

                                  -Diğer Yatırımlar

                                  (Efektif ve mevduatlar, krediler, ticari krediler, SDR tahsilâtları) 358,2

                                  Yurtdışında yerleşik kişilerin mülkiyetindeki devlet iç borçlanma senetlerinin (DİBS) Tutarı 17,9 milyar dolardır (Kasım 2024) ve bu tutardaki DİBS’in 4,7 milyarı (%26,25’i) Türk bankalarının yurtdışı şubeleri tarafından alınmıştır.

                                  2024 yılının ilk 10 ayında yurt dışından yapılan doğrudan yatırım tutarı 4,748 milyar dolar olmuştur (ticaret.gov.tr). Bunun 1,882 milyarı sanayi sektörüne yapılmış, bu sektör içinde imalat sanayisine yapılan yatırım 1,634 milyar dolar olmuştur. İmalat sanayisine yapılan doğrudan yurt dışı yatırımlarda en fazla pay alan alt sektörler şunlardır: Elektrik-elektronik ve optik ürünlerin imalatı %29, kimyasalların imalatı %25, gıda-içecek ve tütün %12, ana metal sanayi %7, mobilya imalatı %7, ulaşım araçları imalatı %10.

                                  2023 yılı Ekim ayında doğrudan yabancı yatırımlarda 1 milyar 389 milyon dolar giriş gerçekleşmişken 2024 yılı Ekim ayında 770 milyon dolar giriş kaydedilmiştir.

                                  2024 yılı Ekim ayında yurt dışına doğrudan yatırımlar bir önceki yılın aynı ayına göre %77 artış ile 974 milyon dolar olmuştur. Ekim ayı somutunda sermaye ihracının, sermaye ithalini aştığı görülüyor.

                                  Genel olarak son dönemde sermaye ithalinin oldukça düştüğü, sermaye ihracı ile ithali arasında denge oluştuğu gözlemleniyor. Burjuvazi bu durumu, yani dışarıdan doğrudan sermaye yatırımının azalmasını ve yurt dışına sermaye yatırımlarını ülke açısından bir kayıp olarak değerlendiriyor; bu aynı zamanda tüm kapitalist ülkelerin ortak anlayışıdır.

                                  2024 yılı ilk çeyreği ile ilgili olarak TEPAV (Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı) Doğrudan Yatırımlar Bülteni’nde, bu dönem için yeni kurulan yabancı sermayeli şirketlerin sayısında %46 oranında azalma olduğu bilgisi yer alıyor. “2024 yılı birinci çeyreğinde doğrudan yabancı yatırım girişleri 1,5 milyar dolar, yurt dışına doğrudan yatırım çıkışları 1,2 milyar dolar olmuş; net girişler ise 290 milyon dolarlık seviyesi ile geçen yılki düzeyinin altında gerçekleşmiştir”.

                                  Yurt dışına değişik biçimlerde yapılan yatırımlar

                                  Kasım 2024 itibariyle (milyar dolar)

                                  –Doğrudan yatırımlar                                                                                   70,3

                                  –Portföy yatırımları (Hisse ve borç Senetleri)                                              4,1

                                  –Diğer yatırımlar

                                  (Diğer hisse senedi ve katılım payları, efektif ve mevduatlar, krediler)   130,8

                                  Sonuç olarak “2024 yılı Aralık ayı itibarıyla Türkiye’nin yurt dışı varlıkları, bir önceki çeyreğe göre %1,2 oranında artışla 366,2 milyar ABD doları; yükümlülükleri ise %1,3 oranında azalışla 660,9 milyar ABD doları olarak gerçekleşmiştir. Böylelikle, aynı dönemde Türkiye’nin net Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) 13,3 milyar ABD doları azalarak -294,7 milyar ABD doları olmuştur”.

                                  Gelişmenin yönü açısından şu tespitler yapılabilir: “Nereden Nereye Türkiye” araştırması döneminde 2007 yılında UYP -314,8 milyar dolar idi. Süreç içinde 20,1 milyar dolarlık düzelme olduğu görülüyor. Daha dikkat çekici gelişme ise 2007 yılında 167,4 milyar dolar olan yurtdışı varlıkların %118,8 artış göstererek 2,19 katına yükselmiş olmasıdır.

                                  2007 yılında yurtdışı yükümlülükler 482,5 milyar dolar idi. Buradaki artış sadece %37’dir.

                                  Yurtdışı varlıklar, yükümlülüklerden çok daha hızlı artmaktadır. Ayrıca GSYH’nin 2 kat büyümesi ile UYP’deki açık da oransal olarak azalmıştır.

                                  Tablo 1: Türkiye’nin Yurt Dışı Varlıkları (Stok, Milyon ABD Doları)

                                  (Milyon ABD Doları) 2023 2024-Ç3 2024-Ç4
                                  UYP, net (Varlıklar-Yükümlülükler) -311.561 -308.024 -294.725
                                  A.                  Varlıklar 333.151 361.836 366.197
                                  1.                   Doğrudan yatırımlar 64.584 68.806 71.182
                                  2.                   Portföy yatırımları 3.450 4.258 3.965
                                  3.                   Diğer yatırımlar 124.233 136.705 135.894
                                  4.                   Rezerv varlıklar 140.884 152.067 155.156

                                  Portföy yatırımları kalemi %6,9 oranında azalarak yaklaşık 4 milyar ABD doları olarak gerçekleşmiştir. Varlıklar alt kalemleri bir önceki çeyreğe göre incelendiğinde, doğrudan yatırımlar kalemi %3,5 oranında artarak 71,2 milyar ABD doları, diğer yatırımlar kalemi %0,6 oranında azalarak 135,9 milyar ABD doları ve rezerv varlıklar kalemi %2,0 oranında artarak 155,2 milyar ABD doları düzeyinde gerçekleşmiştir. Diğer yatırımlar alt kalemlerinden bankaların Yabancı Para ve Türk Lirası cinsinden efektif ve mevduatları %4,4 oranında azalışla 47,7 milyar ABD doları olmuştur.

                                  Bu son paylaştıklarımız görüldüğü gibi kısa vadeli (son bir yıllık) hareketlerle ilgili. “Nereden Nereye Türkiye” dönemi ile kıyaslandığında aradaki fark daha çarpıcıdır ve süreç içindeki gelişmeyi gösterir.

                                  Burada birkaç nokta üzerinde durmak yerinde olur.

                                  Gelişme yönünün daha iyi anlaşılması için yurt içine yapılan yatırımlarla yurt dışına yapılanlar arasındaki göreceli ilişkiye bakmalıyız.

                                  “Yurtdışı varlık” kalemlerinden 211,05 milyar dolarlık ilk üçüne odaklanmalıyız. 2011 yılında bu üç kalem tutarı 62,8 milyar dolar idi. Yani 13 yıl içinde %236’lık (3,36 kat) artış söz konusudur. Üç kalemden ilki –doğrudan yatırımlar– Türk burjuvazisinin kendi ülkesinde oluşan fazlalık sermayesini, daha fazla kâr elde etme amacıyla yurt dışına yönlendirdiği yatırımlardır. Bu gittiği ülke işçi sınıfının sömürülmesine katılım ve çapına uygun biçimde o ülkenin sömürülmesi anlamına gelir.

                                  “Nereden Nereye Türkiye” araştırması döneminde 2007 yılı itibariyle Türkiye’den yurtdışına yapılan doğrudan sermaye yatırım düzeyi 12,2 milyar dolardı. Kasım 2024’te bu miktar 71,2 milyar dolara yükselmiştir. Artış hızı 5,8 kat gibidir. Aynı dönemde yurtiçi doğrudan yabancı sermaye yatırım stoku 143,3 milyar dolardan 179,6 milyar dolara yükselmiş olup artış hızı 1,25 kattır. Yurt dışına yapılan doğrudan sermaye yatırımı 17 yıllık sürede, dışarıdan yurt içine yapılan doğrudan sermaye yatırımlarına göre çok daha hızlı bir artış göstermiştir.

                                  Yurt içine ve yurt dışına yapılan doğrudan sermaye yatırım stoku oranlarını her iki dönem için karşılaştırırsak, bunun 2007 yılı için 11,7 kat iken, 2024 için 2,52 kat durumuna geldiğini görürüz.

                                  Yurtdışında yapılan portföy yatırımı, değişik ülkelerde yapılan hisse senedi, tahvil ve diğer menkul kıymet yatırımı anlamına gelir. Amaç faiz ve temettü geliri gibi kazançlar elde etmektir. Bu tip sermaye, küresel çapta nerede fazla kâr görse oraya gitme eğiliminde olup kısa zamanda en fazla kârı elde etme peşindedir. 2011 yılında portföy yatırımları 1,6 milyar dolar (2010 yılında 2,26 milyar dolar imiş), 2024 yılında, dalgalanmalar göstererek 3,97 milyar dolara (2023’te 4,26 milyar dolar) yükselmiştir.

                                  Uluslararası Yatırım Pozisyonu’na göre belli başlı kapitalist ülkelerin durumu

                                  Kapitalist ülkelerin bazılarında UYP artı verirken, bazılarında –Türkiye’den olduğu gibi– eksi vermektedir. Bazı ülkelerin yurt dışına yaptıkları yatırımlar ülke içine gelen yatırımlardan fazla diğerlerinde ise tersi olmaktadır.

                                  Güncel olarak belli başlı kapitalist ülkelerde görünüm şöyledir (https://en.wikipedia.org/wiki/ Net_international_investment_position) 2024 yılı 3. veya 4. çeyrek:

                                  Milyar dolar
                                  ABD -26.230
                                  İngiltere -1.112
                                  Türkiye -318,2
                                  Tayvan +1.371
                                  İsviçre +1.082
                                  İsveç +331,6
                                  İspanya -859,3
                                  Güney Kore +978
                                  Güney Afrika +112
                                  Singapur +873
                                  S. Arabistan +744
                                  Polonya -285
                                  Norveç +1.611
                                  Hollanda +532,5
                                  Japonya +3.587
                                  İtalya +297
                                  İsrail +242,7
                                  İrlanda -465
                                  Endonezya -274
                                  Hindistan -351
                                  Hong Kong +1.797
                                  Almanya +3.708
                                  Fransa -801,3
                                  Çin +3.182
                                  Kanada +1.382
                                  Brezilya -981
                                  Belçika +391
                                  Avustralya -560,5
                                  Avusturya +116,4

                                  Bu durum bize ne gösterir, neyi ifade eder? UYP’da açık veya fazla verilmesi, ülkenin küresel sisteme hangi konumda eklemlendiği konusunda açık bir fikir verebilir mi?

                                  Gelinen yerde durumun epey karışık olduğu görülüyor. Özellikle 20. yüzyılın ilk yarısı ile kıyaslandığında bu böyle. Geçmiş dönemde az sayıda emperyalist ülke ile birlikte gelişmiş birkaç kapitalist ülke küresel çapta yatırım yapar konumda idi. Bunlar yoğunlukla kendi aralarında yatırım yaparken, dünyanın geri kalanı bunlar için ekstra kârlar getiren yarı/yeni sömürge, ekonomik olarak bağımlı, geri ülkeler olarak sömürü alanları durumunda idi.

                                  UYP durumuna bakıldığında en büyük emperyalist güç ABD’nin muazzam açık vermiş duruma geldiğini; Fransa ve İngiltere gibi büyük emperyalistlerin durumunun farklı olmadığını; Almanya, Çin gibi büyük emperyalist güçlerin ise artıda olduklarını görüyoruz. Norveç, Tayvan, İsviçre gibi kapitalist ülkelerin de ciddi miktarda artıda olan ülkeler olduğu görülüyor.

                                  Günümüzde de ülkelerin yurt dışına yaptığı yatırımlar, oralarda ekstra kazançlar elde etmek amacıyla yapılıyor. Burası açık; yatırımlar böyle bir olanak sunmasaydı, sermaye oralara gitmezdi. Ancak yukarıda sıralanan 30 kadar ülke bağlamında UYP’in açık veya artı verir durumda olması, tek başına, bu ülkelerin hangi konumda olduklarını değerlendirmek için yeterli veri sunmuyor. Burada, eşit biçimde olmamakla birlikte, yatırımlarda bir karşılıklı olma durumu söz konusudur. Durum bu olduğunda başka unsurlarla birlikte değerlendirilmez ise, UYP, yanlış değerlendirmelere bile neden olabilir.

                                  Geri bırakılmış konumda olan ve dünya ülkelerinin çoğunluğunu oluşturan ülkelerde ise UYP, ağırlıklı olarak tek taraflı işlev görür durumdadır. Emperyalist hedeflerle yapılan bu gibi ülkelerdeki yatırımların farklı ve geçmiş dönemdekine benzer sonuçlar doğurması olasılığı çok daha kuvvetlidir.

                                  Öte yandan UYP içinde yer alan –istatistiksel verilerle de desteklenen– doğrudan yatırımların gittiği ülkede kapitalist gelişmeyi hızlandıran ve buna bağlı olarak ülkenin gelişimine olumlu yönde etki yapan bir yanı da olduğunu belirtelim.

                                  Merkez Bankası (MB) Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) verilerine geri dönersek;

                                  Grafik 2’de “Türkiye” için Stok olarak ve Milyar ABD Doları cinsinden verilen “Diğer Varlık Kalemlerinin Kompozisyonu”na bakalım.

                                  Efektif ve Mevduatlar Ticari Krediler Krediler Diğer Hisse Senedi ve Katılım Payları Diğer Varlıklar
                                  68,2 58,4 5,4 2,3 1,6

                                  Yukarıda açılımını verdiğimiz ve 136 milyar dolara ulaşmış “diğer varlık kalemleri” de benzer işlevi görmektedirler. Bunun içinde yer alan 63,8 milyar dolarlık kredilerin çok yönlü işlevi olduğu açıktır. Krediyi veren, borçlananın gereksinim duyduğu mal ve hizmetleri bizzat karşılamak konusunda avantajlı konumda bulunur.

                                  2011 yılında yurt dışına verilen kredilerin tutarı 14,07 milyar dolar düzeyindeydi, yani 4,5 kat artış söz konusudur. 46,2 milyar dolar olan efektif ve mevduatların tutarı ise 2024 yılında 68,2 milyar dolara yükselmiştir.

                                  Lenin’in yapıtında (c. 5, s. 126), emperyalizmin eğilimlerinden biri olarak söz ettiği “artan ölçüde sermaye ihracından gelen kazançlar” vasıtası ile burjuvazisinin ‘kupon kırpmakla’ yaşadığı devlet biçimi Türkiye somutunda da belirgin hâle gelmeye başlamıştır.

                                  2025 yılı mart ayı sonu itibariyle, yukarıda varlık kalemleri (Tablo 1) stokunda artış, yükümlülüklerde ise azalma gerçekleşmiş olup, net UYP -270,1 milyar dolar olmuştur.

                                  Türk burjuvazisinin yurt dışı yatırımlar konusunda eğilimi

                                  Türk sermayesinin yurt dışına yatırım yapma nedenleri konusunda, burjuvazinin TÜSİAD, MÜSİAD gibi dernekleri ile birlikte 92 derneğinin ortaklaşa örgütledikleri DEİK – Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nun bir yayınından, ilginç bulduğum bir yaklaşımı paylaşıyorum. (https://www.deik.org.tr/uploads/dunyada-ve-turkiye-de-yurtdisinda-yatirim-raporu.pdf)

                                  “Yatırımın Amacı (Önem sırasına göre)

                                  1. Pazara nüfuz etmek
                                  2. Hammaddelere erişim
                                  3. Ara girdilere erişim
                                  4. İşgücü maliyetlerini azaltmak
                                  5. Teknolojiye erişim
                                  6. Vergi yükünü azaltma
                                  7. Gümrük duvarlarını aşmak
                                  8. Yerleşke çeşitliliği ile riski azaltmak
                                  9. Türkiye’deki ekonomik istikrarsızlıktan kaçmak
                                  10. Ulaştırma maliyetlerini azaltmak”

                                  “Türk Yatırımcısı, hammaddeye erişim kolaylığı için Afrika ve Asya-Pasifik‟e; bürokratik kolaylıklar için Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesine; üretim ihracı Türkiye‟ye yapılacaksa Avrupa ve Orta Asya‟ya; lojistik yakınlık nedeniyle Avrupa Birliği ve Orta Doğu‟ya yatırım yapmaktadır”.

                                  Burjuvazinin yaklaşımı, söylenecek fazla bir söz gerektirmeyecek kadar açık; tek cümle ile bunun tartışmasız emperyalist yayılmacı bir yaklaşım olduğunu vurgulayalım.

                                  Yurt dışına doğrudan sermaye yatırımları ile ilgili olarak Türk burjuvazisinin iştahı konusunda bazı bilgiler paylaşmak istiyorum. Ticaret Bakanlığının bu doğrultuda yaptığı anketler fikir verici bilgiler barındırmaktadır (https://ticaret.gov.tr/hizmet-ticareti/yurtdisi-yatirimlar).

                                  “Türkiye’de yerleşik gerçek ve tüzel kişilerin 2023 yılı sonu itibarıyla yurtdışındaki yatırımlarının tespitine yönelik “Yurtdışı Yatırım Anketi – 2024”, 16 Nisan – 17 Mayıs 2024 tarihleri arasında yapılmıştır”.

                                  Bu anketin tüm yurtdışı yatırım yapanları kapsamadığı anlaşılmaktadır. 3.093 yatırımcı içinden 2.146’sı ankete katılım göstermiştir.

                                  Yukarıda aktardığımız tabloda (“Türkiye’nin yurt dışı varlıkları” ile ilgili tablo) 2023 yılı “doğrudan yatırımları” 64,6 milyar dolar olarak verilmiş idi. Yurtdışı Yatırım Anketi 2024 sonucuna göre ise, Kuzey Kürdistan Türkiye’de yerleşik gerçek ve tüzel kişilerin 130 ülkedeki yatırımlarında sermaye pozisyonu 57,9 milyar dolar olarak tespit edilmiştir. Yatırımcı ile yurtdışı yatırım arasındaki borç ilişkisinin de dikkate alındığı net yatırım pozisyonuna göre Kuzey Kürdistan Türkiye’de yerleşik gerçek ve tüzel kişilerin yurtdışı yatırımlarının tutarı ise 62,2 milyar dolardır.

                                  “Anket çalışması sonucunda, Türkiye’de yerleşik yatırımcıların yurt dışında 2.146 yatırımda 167.971’i yabancı, toplam 187.256 kişiye istihdam sağladığı; bu yatırımlara Türkiye’den yapılan ihracatın 8,2 milyar dolar, bu yatırımlardan Türkiye’nin yaptığı ithalatın ise 6,9 milyar dolar olduğu; yurtdışı yatırımların toplam cirolarının ise 49,2 milyar dolara ulaştığı belirlenmiştir”.

                                  Burada yurt dışına yapılan doğrudan yatırımların, diğer getiriler yanında, dış ticaret dengesi açısından da olumlu bir rol oynadığı görülüyor. Bu yatırımlara yapılan ihracat, bunlardan yapılan ithalattan % 19 civarında (1,3 milyar dolar) yüksektir.

                                  Yatırımların 828 adedinin (%38,75) “Avrupa Birliği” ülkelerinde, 457 adedinin (% 21,65) “diğer Avrupa ülkeleri” olarak gruplandırılan Birleşik Krallık, Rusya Federasyonu, Balkan ülkeleri, EFTA üyeleri ve Doğu Avrupa ülkelerinde bulunduğu görülmektedir.

                                  “Yurtdışı yatırımların bölgelere sermaye pozisyonuna bakıldığında, AB ülkelerinin %59,6 pay ve 34,5 milyar $ sermaye pozisyonu ile ilk sırada geldikleri görülmektedir. AB ülkelerini Birleşik Krallık, Rusya, Balkan ülkeleri, EFTA üyeleri ve Doğu Avrupa ülkelerinin yer aldığı Diğer Avrupa Ülkeleri %20,6 pay ve 11,9 milyar $ ile takip etmektedir”.

                                  Milyar doların üzerinde doğrudan yatırım yapılan ilk 10 ülke:

                                  Şirket sayısı Yatırım tutarı
                                  Hollanda 213 23.481.442.564
                                  Birleşik Krallık (İngiltere, Galler, İskoçya, Kuzey İrlanda) 105 4.309.077.674
                                  Almanya 190 3.468.735.573
                                  Amerika Birleşik Devletleri 208 3.269.432.328
                                  Jersey 4  2.162.124.114

                                   

                                  Malta 37 2.079.375.148
                                  Cezayir 12 1.914.440.694
                                  Rusya 80 1.740.891.771
                                  Avusturya 10 1.714.659.521
                                  Kazakistan 62 1.115.500.187

                                  Seçilmiş Sektörlerin Sermaye Pozisyonu ($)

                                  Hollanda 22.578.664.147
                                  Bunun içinde holding şirketlerinin faaliyeti 20.458.399.206

                                  Yurt dışı yatırımlarda finans ve sigorta faaliyetleri %67,5’lik payla ilk sırada yer almaktadır. Söz konusu faaliyetlerin en ağırlıklı bölümünü ise holding şirketlerinin faaliyetleri teşkil etmektedir.

                                  “Özellikle Hollanda, Lüksemburg, Malta ve İrlanda’da kurulan ve uluslararası faaliyet gösteren firmaların para trafiğini kolaylıkla yapmalarına imkân tanıyan “özel amaçlı işletmeler”, Türk yatırımcılarınca da yoğun biçimde kullanılmaktadır. Finans ve sigorta faaliyetlerini %4,61’lik payla ulaştırma ve depolama, %4,55’lik payla ana metal sanayi, % 4,5’lik payla toptan ve perakende ticaret, %4,3’lük payla madencilik ve taş ocağı işletmeciliği, %2,1’lik payla kimya sanayi, %1,97’lik payla gıda içecek ve tütün ürünleri imalatı ve %1,5’lik payla gayrimenkul faaliyetleri izlemektedir”.

                                  Hollanda –ve benzeri birkaç ülkenin– doğrudan yabancı sermaye yatırımlarında özel bir konumu, âdeta bir aracı-tüccar konumu olduğu görülüyor. Bu konumun Hollanda ekonomisine gelir açısından da avantajlar sağladığı açıktır. Ama öte yandan bunun doğrudan yabancı yatırımlar konusunda yanıltıcı yanları da bulunuyor. Türk burjuvazisinin en çok doğrudan sermaye yatırımı yaptığı ülke Hollanda gözükürken,  Kuzey Kürdistan Türkiye’ye en fazla doğrudan sermaye yatırımının da Hollanda’dan gelmiş olduğu görünüyor. Bu durum işin izlenmesi, sermaye yatırımının nereye gittiği ve gelen sermayenin ana kaynağını bilme açısından zorluk yaratıyor. Örneğin Hollanda, Afrika’da en büyük doğrudan sermaye yatırımcılarından biri olarak görünüyor ama işin içinde Türk sermayesi de dolaylı olarak yer alıyor; örneğin Koç Holding sermayesinin bu ülkedeki –şimdilerde başka biçim verilmiş olan– Ardutch BV şirketi aracılığı ile uluslararası operasyonlar yaptığını biliyoruz. Başka veriler de Türk sermayesinin yurtdışı yatırımlar konusunda iştahlı olduğunu gösteriyor.

                                  Burada girişimci sayısı daha fazla olarak verilmiştir ve buna bağlı olarak elde edilen cironun da daha yüksek olduğu görülüyor.

                                  Yurt dışında kontrol edilen girişim istatistikleri 2022

                                  (data.tuik.gov.tr – Ocak 2025 itibariyle 17 Nisan 2024 tarihli son yayım)

                                  “Yurt dışında kontrol edilen girişim istatistiklerine göre, Türkiye’de yerleşik girişimlerin yurt dışında kontrol ettiği girişim sayısı 2021 yılında 2 354 ve 2022 yılında 2 578 oldu. Bu girişimler 2021 yılında 74 milyar 651 milyon dolar, 2022 yılında ise 89 milyar 290 milyon dolar ciro elde etti”.

                                  Faaliyete göre yurt dışında kontrol edilen girişim sayısı ve ciro (milyon dolar)

                                  Yıl 2016 2022
                                   Girişim/Ciro Girişim/Ciro
                                  Sanayi 298/15.217 508/27.204
                                  İnşaat 262/12.092 346/11.812
                                  Ticaret 526/16.039 821/38.999
                                  Hizmet 512/4.505 903/11.275
                                  Toplam 1.598/47.853 2.578/89.290

                                  Görüldüğü gibi 7 yıl içinde girişim sayısında %61,3, ciroda ise %86,6 oranında artış söz konusudur.

                                  2022 yılında Türk şirketlerinin yurt dışında yaptığı doğrudan sermaye yatırımlarının birikmiş tutarı 55 milyar dolar düzeyinde idi. Bu tutardaki yatırım ile 89 milyar dolar ciro elde edilmiş olmaktadır.

                                  2022 yılında yurt dışında kontrol edilen girişim sayısının en yüksek olduğu ülke 249 girişim ile Almanya olmuştur. Almanya’da kontrol edilen girişimlerin 2022 yılında elde ettiği ciro 2 milyar 881 milyon dolar iken bu girişimlerde çalışanlar sayısı 6.044 ve personel maliyeti 340 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.

                                  Birleşik Krallık’ta 2022 yılında kontrol edilen girişim sayısı 121 olup, elde edilen 12 milyar 699 milyon dolarlık ciro yurt dışında sağlanan en yüksek ciro olmuştur. Bu girişimlerde çalışanların sayısı 8.568, personel maliyeti ise 590 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.

                                  Yurt dışında kontrol edilen girişim sayısı açısından 174 girişim ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ikinci olurken, 154 girişim ile Rusya Federasyonu üçüncü sırada yer almış; ciroda ise 8 milyar 367 milyon dolar ile Rusya Federasyonu ikinci, 6 milyar 806 milyon dolar ile Birleşik Arap Emirlikleri üçüncü sırada yer almıştır.

                                  Öte yandan “Taşkent Ticaret Müşavirliği”nin, “Özbekistan’da Yerleşik Türk Sermayeli Firmalar” diye yayımladığı bir rapor var. Buna göre “Ülkede kayıtlı aktif Türk sermayeli firma sayısı… 1.806’dır. 2022 yılında günde yaklaşık bir Türk sermayeli firma kurulmuş olup, Türkiye ülkede en çok yabancı sermayeli firması bulunan ikinci ülke konumundadır”.

                                  Başka bir bölümde paylaşacağımız bu raporda, girişimlerin sektörlere göre şirket sayısı ve bazı şirketlerin yatırımları hakkında bilgiler de verilmektedir.

                                  Ama yukarıda TÜİK tarafından paylaşılan “Yurt Dışında Kontrol Edilen Girişim İstatistikleri 2022” verilerinde bunun yer almadığı görülüyor. Orada kontrol edilen en fazla işletmenin, 249 sayısı ile Almanya’da olduğu belirtiliyor.

                                  Özbekistan ile ilgili olarak bu paylaştığımız bilgi, böylesi olayların başka ülkelerde de olabileceği olasılığını düşünmemizi beraberinde getiriyor. Bu ise daha kapsamlı araştırma gerektiriyor.                                                        Örneğin Irak’ta da Kuzey Kürdistan Türkiyeli yatırımcı sayısı 1.500’ün üzerindedir ve ilginç bir biçimde Irak ithalatının %35-40 kadarı Türkiye’den sağlanmaktadır.

                                  Yabancı Kontrollü Girişim İstatistikleri, 2022 (Yurt içine yapılan yabancı doğrudan yatırımlarla ilgili) (TÜİK 12 Aralık 2024)

                                  “Yabancı kontrollü girişim istatistiklerine göre, yabancı kontrolündeki girişim sayısı 2021 yılında 7 bin 424 ve 2022 yılında 8 bin 134 oldu. Bu girişimlerin toplam cirodaki payı; 2021 yılında %12,9, 2022 yılında ise %12,7 oldu. Yabancı kontrollü 8 bin 134 girişimden bin 131 tanesi Almanya tarafından kontrol edildi. Almanya tarafından kontrol edilen girişimlerin 2022 yılında elde ettiği cironun toplam yabancı kontrollü cirodaki payı %12,6 oldu. Birleşik Krallık kontrolündeki 627 girişimin toplam yabancı kontrollü cirodaki payı %11,7 iken ABD kontrolündeki 876 girişimin yabancı kontrollü cirodaki payı ise %10,6 olarak gerçekleşti”.

                                  Yurt dışında Türk sermayesince kontrol edilen işletme sayısı konusunda eksiklikler olabileceği gibi Türkiye’de yabancı sermaye tarafından kontrol edilen işletmelerin sayısı için de aynı şey geçerli gibi gözüküyor. Çünkü başka kaynaklarda Kuzey Kürdistan Türkiye’deki yabancı sermayeli şirket sayısının seksen bini aştığı bilgisi mevcuttur. Belki, hatta büyük olasılıkla işin sırrı “kontrol” sözcüğünde yatıyor. Bir şirketi kontrol edebilmek için sermayesinin yarıdan fazlasına sahip olmak gerekiyor. Yabancı sermayeli şirketlerin tümünde bu durumun olmadığı açıktır.

                                  Bir yatırımın yabancı yatırım olarak kabul edilmesi için %10’luk yabancı sermaye oranı yeterli olabiliyor; bu uluslararası kabul görmüş bir oran.

                                  Borçlar

                                  Borçlar konusunda şu ayrım ve farklara dikkat etmek gerekir: İç ve dış borçlar ile kamu borcu  (ulusal borç olarak da adlandırılıyor) ve özel kesim borçları. Dış borçta net borca dikkat edilmeli; çünkü dış borcu olan ülkenin alacağı da söz konusu olabilir. Hatta bazı ülkelerde dış alacak, dış borçtan fazla da olabilir.

                                  Dış borçlar devletsel bağımlılık için bir zemin oluşturabilirken; iç borçlar daha çok ülke burjuvazisinin, hükümetler ile devlet bürokrasisini bağımlı kılmasının bir aracı olabiliyor.

                                  Devletsel bağımlılık oluşturma olasılığı bakımından kamu kesimi dış borcu özel bir önem taşıyor. Burada da bu borçların kırılımına bakmak gerekir: Nereden borç alındığı –devletten devlete mi, özel kuruluşlardan mı–, hangi koşullarla alındığı ve benzeri önemli oluyor.

                                  “Türkiye Net Dış Borç Stoku 2024 yılı 3. çeyrek (Milyon ABD Doları)”       (Veriler TCMB ve TÜİK’ten alınmıştır. Brüt ve net dış borç konusunda bilgi verir niteliktedir.)

                                  Türkiye brüt TCMB Bankalar Parasal sektör hariç
                                  525.800 38.372 173.411 314.017

                                  (2024 sonu 515,5 milyar dolar)

                                  Net Dış Varlıklar

                                  TCMB net Bankalar Parasal sektör
                                  137,640 -89.062 48.578
                                  Türkiye net dış borcu: 265.439 Türkiye net dış borç stoku/GSYH %: 21,1
                                  Türkiye net dış borcu (2024 sonu 261,1 milyar dolar) Türkiye net dış borç (2024 sonu) stoku/GSYH %: 19,75

                                  2024 yılı 3. çeyreği itibariyle toplam 525,8 milyar doları bulan brüt dış borç stokunun 220,8 milyarı (%42’si) kamuya (merkezi yönetim ve mahalli yönetimler, devlet bankaları, KİT’ler), 266,6 milyarı (%50,7’si) özel sektöre (bankalar ve reel sektör), 38,4 milyarı (%7,3’ü) MB’ye aittir.

                                  Borçlarda alacaklı dağılımı şöyledir (milyon dolar):

                                  Özel alacaklılar (finansman kuruluşları, bankalar, yerli ticari bankaların yurt dışı şubeleri, parasal olmayan kuruluşlar)

                                  Bu tutarın 27.043 milyonu (yüzde 8,5) yerli ticari bankaların yurt dışı şubelerinden alınmıştır.

                                   

                                  317.685
                                  Resmî alacaklılar:

                                  Bunun 15.878’i hükümet kuruluşlarının             41.467’si uluslararası kuruluşların (IMF-SDR tahsisatı: 7.344; IBRD: 12.091; diğer uluslararası kuruluşlar: 22.033)

                                   

                                   

                                  57.392

                                   

                                  Tahvil

                                  MB-UYP verilerinde bu toplam tahvil tutarı içinde yurt dışı yerleşik kişilerce alınan tahvil tutarı 70.333 milyon olarak verilmiştir. Bu tutar, genel hükümet: 44.094, bankalar: 15.327 ve diğer sektörler: 10.912 tarafından ihraç edilmiştir.

                                  150.723

                                  Dış borçlanmanın 32.816 milyon dolarlık bölümü (%6,24’ü) TL ile yapılmıştır.

                                  Yukarıdaki verilerde dikkat çeken birkaç husus bulunuyor. Dış borçların alacaklısı olarak Türk burjuvazisi, sermayesi ile işin içinde yer almaktadır. Yukarıda TCMB hesaplarında, bunun o tarih itibariyle 27.043 milyon dolar kadarının yerli ticari bankaların yurt dışı şubelerinden olduğu belirtilmiştir.

                                  Kuşkusuz bu bankaların krediye dönüşen mevduatları salt Türk sermaye yatırımlarından oluşmuyor. Ancak aynı biçimde Türkiye’den alacaklı olan diğer kişiler arasında ve kuruluşlar içinde Türk sermayesi olduğu da kesindir. Bunun günümüzdeki tutarını bilmiyoruz. Ancak “Nereden Nereye Türkiye”nin ele aldığı dönemde, oradaki ek 5’te (s. 486) görüldüğü gibi, Korkut Boratav’ın hesaplamalarında 2000 yılı öncesi 9 yıllık dönemde yurt dışına çıkarılan sermaye miktarı 20,6 milyar doları buluyordu.

                                  Spekülatif olmakla birlikte resmi olmayan yollarla (bavul vs.) para çıkışları da söz konusudur. Dışsatım işi ile çalışma yürüten burjuvazi için de ihraç bedellerinin bir bölümünü yurt dışında bırakma olanağı bulunmaktadır. Belli kısıtlar bulunmakla birlikte, her bir gümrük beyannamesi için (her bir ihraç işlemi için) 200.000 doları ve ihracat tutarının %10’unu aşmamak kaydı ile yurt dışında bırakılabiliyor.

                                  Ayrıca 33 ülkeye –bunlar gelişmekte olan ya da az gelişmiş olarak adlandırılan ülkeler– yapılan ihracatlarda karşılığın getirilme yükümlülüğü yok. 9 ülkeden ise ihracat bedellerinin %50’sinin getirilme zorunluluğu bulunmamaktadır.

                                  İhracat karşılığı yurda getirilen dövizlerin tümünün satılarak TL’ye çevrilmesi zorunluluğu da yoktur. Dövizlerin TL’ye çevrilmesinde zorunlu oran, gereksinimlere bağlı olarak son yıllarda %25 ile 40 arasında değişmektedir. Hazine ve Maliye Bakanlığı yayımladığı oranları genellikle değiştirmektedir. Geçen yıl %30 olarak saptanan oran yakın geçmişte %35’e çıkarılmıştır. Elinde değişik yollarla döviz birikmiş olan burjuva kesimleri, bunları belli bir tutara kadar serbestçe, bu tutarın üzerinde olanı ise miktarın boyutuna bağlı olarak değişik devlet kurumlarından alınacak izinle yurt dışına çıkarabilmektedirler.

                                  Dış borçlanmanın bir bölümünün TL ile yapılmış olması dikkat çeken başka bir husustur. Bu tutar dış borcun görece düşük bir bölümünü oluşturmakla birlikte, dolar, avro gibi döviz cinslerine bağımlı kalmaktan bir nebze olsun uzak kalınması ve döviz fiyatlarındaki hareketlerden etkilenmeme anlamında önemlidir.

                                  Başka bir husus, dış borçların yarıdan az bölümünün kamuya ait olmasıdır. Bu önemlidir, çünkü bu bölümün siyasal bağımlılık açısından oynadığı rol daha belirleyici olabilir ve bu yüzden ne denli az olursa devlet yönetimindekilerin eli o denli rahat olur.

                                  Diğer bir husus, borçlanma biçimlerindeki farklılık ve çeşitliliklerdir. Yukarıda “alacaklı dağılımı” olarak yapılan sıralamada, alacaklıların büyük bölümünü “özel alacaklılar” oluşturmaktadır. 525,8 milyar dolarlık borcun 317,7 milyarlık bölümü krediler ve benzeri diğer alacaklar ve 70,3 milyarlık bölümü tahviller olmak üzere %73,8’i özel kişi ve kuruluşlardan alınmıştır.

                                  Bunların devletten devlete borçlanmanın oluşturduğu gibi bir bağımlılık oluşturmayacağını düşünüyoruz. Para sermayenin özel ellerde yoğunlaştığı ve boyutlarının oldukça büyüdüğü koşullarda bu sermayeye sahip kesimler paradan para kazanma peşinde koşarken, gereksinim duyan kesimler de en uygun koşullarda borçlanmaya çalışıyor.  Burada daha çok tüm kapitalist ülkelerin tabi olduğu kurallar işliyor: Kredi Derecelendirme Kuruluşlarının (KDK) değerlendirmeleri, CDS’ler (Kredi Risk Primi), bunlara bağlı Libor artı faiz oranları.

                                  Durumu KDK’lere göre iyi olan ülkeler görece daha iyi koşullarla paraya ulaşabiliyorlar. Geri ülkeler burada daha dezavantajlı konumdalar ve oralara giden krediler ekstra kârlar oluşturabiliyor.

                                  Alacaklı dağılımında üzerinde durulması gereken başka bir husus 57.392 milyon dolarlık resmî alacaklardan 15.878’inin hükümetlere, geri kalanının IMF ve DB gibi kuruluşlara ait olmasıdır. Bunlar dış borçların ufak bir bölümünü oluşturmaktadır ve yaptırım gücü de ancak o oranda olabilir.

                                  Dış borç olarak kabul edilen tahviller ise döviz cinsinden çıkarılanlar olmalıdır. Ama bunun da 80,4 milyar dolarlık bölümü (%53,3’ü) Türk burjuvazisi (TCMB bunlara yurt içi yerleşikler diyor) tarafından alınmıştır.

                                  Kamu dış borç stokunun GSYH’ye oranı %17 civarındadır ve bu oranla Türkiye, kapitalist ülkelerin bir çoğundan iyi durumda bulunmaktadır. Uluslararası istatistiklerde AB Tanımlı Genel Yönetim Borç Stoku (iç ve dış borç birlikte) ve bu stokun GSYH’ye oranı temel alınmaktadır. Bu açıdan bakıldığında da Türkiye’nin durumu iyi gözükmektedir.

                                  2023 yılında genel yönetim borç stoku yaklaşık 7,7 trilyon TL’dir (yaklaşık 335 milyar dolar). İç ve dış borç stokunun %90’dan fazlası TL, ABD doları ve avro ile borçlanmayla oluşmuştur. Bu para türlerinin borcun içindeki oranı TL’de %35,8, dolarda %42,3 ve avroda %12,7’dir.

                                  İç borçlanmada ise ağırlıklı olarak (%75 oranında) TL kullanıldığı görülüyor (https:// ms. hmb. gov.tr/uploads/2024/10/Kamu-Borc-Yonetimi-Raporu-2024-Turkce.pdf).

                                  Yukarıda kamu kesimi dış borcu 220,8 milyar dolar olarak verilmişti. Buradan iç borç stokunun yaklaşık 114,2 milyar dolar olduğunu hesaplayabiliriz. Ve bu iç borç stokunun alacaklısı ağırlıklı olarak Türk burjuvazisidir.

                                  Türkiye’de AB tanımlı genel yönetim borç stokunun milli gelire oranı %29,6 ile gelişmekte olan ülkelerin ortalaması olan %68,9’un yarısından daha düşüktür.  AB üyesi ülkeler için bu oran ortalama olarak %81,5 düzeyindedir.

                                  2023 Yılı Sonu İtibarıyla AB Tanımlı Genel yönetim borç stoku / GSYH oranları kıyaslandığında, 27 AB ülkesinden 3’ünde bu oran Türkiye’ninkinden düşük, geri kalanların tümünde daha yüksektir. AB ülkelerinden 13’ünde bu oran Maastricht Kriteri olarak kabul edilmiş %60’ın üzerindedir.

                                  Oran (yüzde olarak) İtalya’da 137,3, Fransa’da 109,9, İspanya’da 107,7, Belçika’da 105,2, Avusturya’da 77,6, Almanya’da 63,6’dır.

                                  2023 sonrası dönemde de Türkiye’de bu açıdan gelişme, düzelme olması yönündedir. 30 Eylül 2024 itibariyle stokun milli gelire oranı %25,6 olmuştur. Aynı tarihte, “Kamu Net Borç Stoku”nun milli gelire oranı %17,1 (2023’te %21,1 idi) olmuştur.

                                  TCMB borçluluk oranları ve ülke karşılaştırmaları

                                  Aynı yerde Grafik 31’de Sektörlerin Toplam Borcu / GSYİH yüzde olarak verilmiştir. Sektörler olarak “Genel Yönetim”, “Finansal Kurumlar”, “Finansal Olmayan Kurumlar” ve “Hane Halkı” borç oranları üst üste sıralı vaziyettedir. Grafikte hem bu sektörlerin ayrı ayrı hem de toplam olarak borç oranı görülmektedir. Dikkat çekici olan borcun ayrı ayrı sektörlerde olduğu gibi toplam olarak da 2020 yılının 3. çeyreği (oran yaklaşık %170) ve 2021’in 1. çeyreğindeki (oran yaklaşık %160) zirve noktalarından sonra azalarak 2024 yılı birinci çeyreğinde %103 düzeyine inmiş olmasıdır. Bu iniş çıkışların ülkenin içinde bulunduğu ekonomik konjonktür kadar, var olan koşullarda yönetimin uyguladığı ekonomik politikalarla da bağıntısı vardır. Son dönemde yaşanan azalmanın, enflasyonla mücadele kapsamında alınan önlemlerle bağı olabilir.

                                  Tüm sektörlerin borçluluk oranları diğer ülkeler ile karşılaştırıldığında; 2024 yılı birinci çeyreği itibarıyla Kuzey Kürdistan Türkiye’de yerleşik sektörlerin toplam borcunun düşük seviyede gerçekleştiği görülmektedir (Grafik 32).

                                  Grafik 32: Borç / GSYİH Ülke Karşılaştırması, Sektörler İtibarıyla yüzde olarak,

                                  Değişik ülkelerin sırasıyla “Genel Yönetim”, “Finansal Kurumlar”, “Finansal Olmayan Kurumlar” ve “Hane Halkı” borcunun GSYİH’ye oranları verilmektedir.

                                  Türkiye için oranlar 2024 yılı ilk çeyreği, diğer ülkeler için 2023 son çeyreği verileridir.

                                  Grafikte “Türkiye” dâhil 17 ülke ile avro bölgesi oranları yer alıyor. Seçilmiş ülkeleri aşağıda veriyoruz.

                                  Yukarıdaki sıralamaya göre;

                                  “Türkiye”de oranlar 28 19 46 11 Ve toplam olarak 104 olurken, oranlar
                                  Fransa’da 108 99 149 63 Ve toplam 419
                                  Norveç’te 48 86 143 86 363
                                  ABD’de 120 90 79 73 362
                                  Euro Bölgesi’nde 93 107 95 54 349
                                  Kore’de 47 74 107 91 319
                                  İspanya’da 128 38 82 47 295
                                  Brezilya’da 93 93 43 34 263
                                  Almanya’da 61 60 70 52 243 olarak gerçekleşmiştir.

                                  Grafikte yer alan 17 ülke ve 1 ülke grubu içinde Türkiye, Romanya’dan (toplamda borç oranı %99) sonra en iyi durumda gözükmektedir.

                                  Sonraki iki grafikte varlık durumu yine GSYİH’ye oranla karşılaştırmalı olarak verilmiştir.

                                  “Grafik 33: Hane halkı Ülke Karşılaştırmasına göre;

                                  Türkiye’de “Hane halkı finansal varlıklarının GSYİH’ye oranı 2024 yılı ilk çeyreği itibarıyla yaklaşık %46 seviyesindedir. Eşdeğer gelişmekte olan ülkelerde söz konusu oran %74 (Romanya) ile %169 (Şili) arasında değişirken, örnekleme dâhil edilen gelişmiş ülkelerde ise bu oranın daha da yükseldiği görülmektedir”.

                                  Grafikten hane halkı finansal varlıkların GSYH’ye oranının Almanya’da %200, Fransa’da % 260, ABD’de ise % 450 civarında olduğu görülüyor.

                                  Türkiye’de “Hane halkı” borcu, GSYİH’ye oranla %11 olarak, karşılaştırma yapılan diğer ülkelere göre oldukça düşük orandadır. Ama “Hane halkı Finansal Varlığının” GSYİH’ye oranı da ancak %46 düzeyindedir. Yukarıda sıralanan üç ülkede finansal varlık oranı çok daha yüksek durumdadır. Ancak borç ile finansal varlık arasındaki dengeye baktığımızda Türkiye’de durumun daha iyi olduğunu görüyoruz; borç oranı, finansal varlık oranının oldukça altındadır.

                                  Ama meseleye salt bu açıdan bakmak tek yanlı kalırdı. Buradaki veriler genel bir fikir verebilir. Burada tüm hane halkı birimlerine sanki bunlar eşitmiş gibi, ortalama alınarak yaklaşıldığı gibi bir durum söz konusudur. Ancak kapitalist toplumda böyle bir şey mümkün değildir, her hane halkı sınıfsal konumuna, gelir düzeyine ve bu temelde oluşan gereksinimlerine göre farklı oranlarda borç kullanır.

                                  Ayrı bir konu ise hane halkı borç oranı ile finansal varlık oranı arasındaki dengede borç oranının ağır bastığı ülkelerin daha çok, gelişmiş ülkeler olduğudur. Finans sisteminin çok daha gelişmiş ve gelir düzeyinin göreceli olarak diğer ülkelerden yüksek olduğu durumda, kredi kullanım oranları daha yüksek olabiliyor ve bu bir yandan da kapitalizmin gelişmesini ya da en azından sürekliliğini sağlayabiliyor. Türkiye ve benzeri ülkelerin bu açıdan kat edecekleri bir yol olduğu görülüyor ve bu belki iç tüketime bağlı büyümenin önemini arttırarak diğer daha gelişmiş ülkelere göre bir avantaj sunuyor.

                                  Grafik 34’te “Finansal Olmayan Kuruluşlar Ülke Karşılaştırması” yapılıyor.

                                  “Finansal olmayan kuruluşların toplam finansal varlıklarının GSYİH’ye oranı 2024 yılı ilk çeyreği itibarıyla %112 seviyesindedir. Örnekleme alınan gelişmekte olan ülkeler arasında bu oranın %50 (Yunanistan) ile %163 (Macaristan) arasında değiştiği görülmektedir. Yükümlülüklerin GSYİH’ye oranlarına bakıldığında ise, Türkiye’nin %158 borçluluk oranı ile düşük ülkeler arasında yer aldığı görülmektedir”.

                                  Grafikte Yunanistan ve Macaristan’da yükümlülük oranlarının ise sırasıyla yaklaşık olarak %150 ve % 250 olduğu görülüyor.

                                  Diğer seçili ülkelerde Finansal Varlık / GSYİH ve Yükümlülük / GSYİH oranları sırasıyla yaklaşık olarak şöyle olduğu görülüyor (yüzde): ABD’de 120 ve 360, Fransa’da 500 ve 600, Almanya’da 125 ve 200.

                                  Görüldüğü gibi işletmeler açısından da emperyalist üç ülkede dengenin yükümlülük yanının ağır bastığı görülüyor. Fransa’nın durumu da aynı olmakla birlikte diğer ikisine göre daha iyi durumdadır. Bu açıdan Türkiye’nin durumu görece daha iyi gözüküyor.

                                  Burada da yukarıda hane halkı ile ilgili söylediklerimiz geçerlidir. Finans sisteminin boyutlarının büyüklüğü ve işin içine hangi oranda girdiği, finansal olmayan kuruluşların gelişmişliğini belirliyor. Bu, bir açıdan kredilendirmenin önemini gösterirken, diğer yandan banka sermayesi ile sanayi sermayesinin iç içe girmesinin baskın biçimini sergiliyor.

                                  Toplam borçlar açısından “küresel borcun büyük kısmı ABD, Çin ve Japonya’ya aittir” (https://immib.org.tr › kuresel-borcun-alacaklilari). 2020 yılı itibariyle ABD’nin toplam borcu 90 trilyon doları aşmıştır. 2022 yılında ABD’nin ulusal (kamu) borcu yaklaşık 30 trilyon dolara ulaşmıştır. Toplam borcun içinde “diğer ülkelere olan dış borç miktarı yaklaşık 21,8 trilyon dolardır. Geri kalan bölüm ABD’de yerleşik bankalara ve yatırımcılara, Merkez Bankası’na, yerel yönetimlere, fonlara ve sigorta firmalarına olan borçtur”. ABD’den en fazla alacaklı olan ülke Japonya’dır. ABD’nin toplam dış borcunun %17,9’u Japonya tarafından sağlanmıştır ya da başka bir ifadeyle en çok ABD tahvilini elinde bulunduran ülke odur. %15,4 payla Çin ikinci sırada, %6,2 payla Birleşik Krallık üçüncü sırada, %4,4 ile İrlanda dördüncü sıradadır ve %3,9 ile Lüksemburg ABD’ye en fazla borç veren ülke sıralamasında beşinci sırada yer almaktadır.

                                  Yukarıda sayılan üç emperyalist gücün en büyük küresel borçlu olması, onların bağımlı olduğunu göstermez, böyle bir düşünce gülünç kaçardı. Dış borçlar belli bir bağımlılık ilişkisi oluşturmakla birlikte, bunun bu ülkeler açısından siyasal bağımlılık oluşturmakla uzaktan yakından bir ilgisi bulunmamaktadır. Bu borçların görece az bölümü dış borçlardır ve üç ülke arasında görece ve GSYİH’ye oranı bakımından en borçlu ülke olarak ABD gözükmektedir. Diğer iki ülkenin toplam borçlarının ağırlıklı bölümü iç borçlardan oluşmaktadır.

                                  Dış borç almada ABD kendi güçlü konumunu kullanarak borçlanmakta hatta bazen elinde sermaye birikimi olan ülkeleri ABD tahvilleri almaları konusunda zorlamaktadır.

                                  ABD tarafından çıkarılan tahviller oldukça düşük riskli değerlendirilmekte ve geri ödemesi hemen hemen garanti olarak görülmektedir. Böyle görüldüğü için, bu tahviller diğer ülkeler ve kuruluşlarca tercih edilmektedir. Bu kapsamda Japonya ve Çin oldukça ciddi oranda ABD tahvilini elinde bulundurmaktadır. “İrlanda’nın göreceli olarak daha küçük ekonomik büyüklüğüne rağmen ABD’ne en fazla borç veren ilk 5 ülke içinde yer almasının nedeni, Apple, Alphabet gibi ABD merkezli büyük şirketlerin bu ülkedeki yatırımları tarafından yüksek miktarda ABD tahvili alınmasıdır. Vergi cennetlerinden biri olan Lüksemburg’da yer alan büyük yatırımcıların ABD tahviline olan ilgisi, bu ülkenin ABD’den alacaklı ilk 5 ülke içinde yer almasını sağlamıştır”.

                                  Burada, İrlanda’daki ABD yatırımcılarının yaptığını Çin’deki ve Japonya’daki ABD yatırımcılarının da yapma olasılıkları akla geliyor. “2023 yılında, Çin’e yapılan ABD yatırımları 126,91 milyar ABD doları olarak değerlendirilmiştir” (statista.com). Bu yatırımlardan elde edilen gelirin bir bölümü bu iş için ayrılmış olabilir. Ancak Çin’in sahip olduğu ABD tahvilleri içinde bu küçük bir oran olurdu.

                                  “2020 yılı itibariyle Japonya’nın toplam borcu 30 trilyon doların üzerinde gerçekleşmiştir. Japonya’nın ulusal borcu ise yaklaşık 12,8 trilyon dolardır. Bu borç içinde yaklaşık 4,6 trilyon dolarlık kısmı dış borçtur. Japonya, gayri safi hâsılasına oranla dünyada en fazla borcu bulunan ülke olmasına rağmen, bu borcun %85’ten fazlası Japonya’da yerleşik kuruluşlar ve yatırımcılar tarafından sağlanmıştır. Japonya’nın ulusal borcunun yaklaşık %45’inin alacaklısı Japonya Merkez Bankası’dır. Bir başka ifadeyle sistem Japonya Merkez Bankası tarafından çok düşük faiz oranlı krediler ile finanse edilmektedir. ABD tahvillerine benzer şekilde Japonya tahvilleri de oldukça güvenilir olarak değerlendirilmektedir”.

                                  “ABD ve Japonya ile birlikte önemli miktarda borcu bulunan diğer bir ülke Çin’dir. Çin’in toplam borcu 60 trilyon doların üzerine çıkmıştır. Çin’in ulusal borcu ise yaklaşık 10,0 trilyon dolardır. Bu borç içinde yaklaşık 2,6 trilyon dolarlık kısmı dış borçtur. Çin’in borcunun büyük kısmı kamu tarafından kontrol edilen banka ve finans kuruluşlarından alınmıştır. Yabancı yatırımcılar ise kamu kuruluşları ve özel sektör firmaları tarafından çıkarılan tahvilleri tercih etmektedirler. Ulusal borcun gayri safi hâsılaya oranı nispeten düşük olan Çin’in özel sektör borçlarının gayri safi hâsılaya oranı ise oldukça yüksektir”.

                                  “Net borç-alacak dengesi açısından bakıldığında Japonya, Almanya ve Çin’in dünyaya en fazla borç veren ülkeler olduğu görülmektedir. ABD ise net borç-alacak dengesi bakımından dünyanın en fazla borç alan ülkesi konumundadır. Gelişmiş ülkelere sağlanan borçlar incelendiğinde ise bu alanda Çin’in ön plana çıktığı görülmektedir. Özellikle Kuşak ve Yol Projesi’nin de etkisiyle, Afrika ülkeleri başta olmak üzere dünyada gelişmekte olan birçok ülke Çin’den kredi almaktadır. 2022 yılı itibariyle dünyanın en düşük gelirli 74 ülkesinin toplam borçlarının %37’sinin alacaklısı Çin’dir. Bu ülkelerin toplam borcu 35 milyar dolara ulaşmakta olup, bu tutarın 13,1 milyar dolarlık kısmı Çin tarafından sağlanırken, 13,4 milyar dolarlık kısmı ise özel sektör firmaları tarafından sağlanmıştır”.

                                  Dış borçlar

                                  Burada değinmemiz gereken bir husus da küresel çapta tek tek ülkelerin dış borçları, bu borçların GSYH’lerine oranları ve kıyaslama içinde Türkiye’nin görece durumunun ne olduğudur.

                                  Trading Economics internet sitesinde (https//tr. tradingeconomics .com) bu ülkelerin dış borçları ve dış borçlarının GSYH’lerine oranı hakkında güncel veriler yer alıyor. Ülkelerin çoğunluğunda 2024 yılsonu, bazılarında 2025 ilk çeyreği verileri referans olarak alınmış görünüyor. AB üyesi ülkelerin verileri avro olarak, bazılarının kendi para birimleri ile 10 ülkeninki ise ABD doları cinsinden verilmiştir. Biz tümünü o günün paritesi üzerinden çevirerek ABD doları cinsinden ve yuvarlayarak veriyoruz. Verileri G-7 ülkelerine önde gelen birkaç ülke ekleyerek sınırlıyoruz.

                                  Brüt Dış Borç (milyar dolar) GSYİH yüzdesi (IMF 2024 yılı GSYİH verilerinden hesapladık.)
                                  ABD 27.630 94,7
                                  Fransa 7.600 240,4
                                  Almanya 6.630 142,3
                                  İtalya 2.750 115,94
                                  Hollanda 4.070 331,7
                                  İspanya 2.700 156,8
                                  Avustralya 1.780 99
                                  Kanada 3.420 153,7
                                  İngiltere 10.797 296,3
                                  Japonya 4.530 112,52
                                  İsviçre 2.210 235,86
                                  Çin 2.420 12,91
                                  Hindistan 717,9 18,37
                                  Brezilya 718,9 33,12
                                  Güney Kore 683,4 36,52
                                  Meksika 591 31,89
                                  Türkiye 515,5 38,96
                                  Endonezya 430,4 30,8
                                  Rusya 312 14,44

                                  Yukarıda önemli 19 kapitalist, emperyalist ülke sıralanmıştır. Dış borcun GSYH’ye oranı bakımından Türkiye en iyi 8. ülkedir.

                                  Burada salt borçlar değil, ülkelerin dışarıdan ne kadar alacaklı olduklarının da hesaba katıldığı net borç / alacak ilişkisi daha önemli bir gösterge olabilir. Yukarıda “UYP’a göre belli başlı kapitalist ülkelerin durumu” bölümünde görüldüğü üzere,dış borcu yüksek olan ülkeler genellikle net borçlu ülkelerdir. UYP içine tüm borçlar ve alacaklar, bu arada dış borç ve alacaklar da dâhil edilmiş durumdadır ve bize bir bilgi verir niteliktedir.

                                  Daha sonra https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_external_debt internet sayfasında ülkelerin dış borçları ve borçların GSYH’ler oranlarına rastladık. Burada yukarıdakilerden 3 ay öncesinin verileri yer alıyor. Veriler, ufak farklarla birlikte yukarıdakilerle paralel gidiyor.

                                  Ama burada borcun toplam servete yüzdesi de verilmiş ve bu oldukça ilginç.

                                  Ülkelere göre sırasıyla şöyle: ABD 18,44, İngiltere 65,91, Fransa 51,25, Almanya 40,84, Japonya 20,52, Hollanda 90,34, Kanada 28,15, İtalya 26,56, İspanya 33,77, İsviçre 48,13, Çin 2,98, Belçika 51,72, İsveç 47,9, Meksika 18,1, Norveç 45,21, Hindistan 4,63, Güney Kore 7,1, Türkiye 50,51, Rusya 6,62.

                                  Burada farklı bir tablo ile karşı karşıya bulunuyoruz. Dünyanın en borçlu ülkesi durumunda olan ABD, bu borcun ülke servetine oranına bakıldığında bir dizi ülkeden iyi durumda görünüyor. Türkiye ise 19 ülke arasında 15. sırada ve Fransa, Belçika, İsviçre, İsveç gibi ülkelere yakın bir pozisyonda yer alıyor.

                                  Eylül 2025

                                  [Devam edecek]

                                  Okurumuzun konu ile ilgili diğer yazıları:

                                  Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu I

                                  Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu II

                                   

                                   

                                   

                                  .

                                   

                                   

                                   

                                  İlgili

                                  Önceki yazı

                                  Zimmerwald Konferansı 2.0, sonuç bildirgesi yayımlandı

                                  Sonraki Gönderi

                                  “Dünyanın Çatısı”nda isyan var! (Güncellendi)

                                  İlgiliGönderiler

                                  Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!
                                  Kadın

                                  Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

                                  6 Mart 2026
                                  8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!
                                  Kadın

                                  8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

                                  6 Mart 2026
                                  İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  
                                  Dünya

                                  İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

                                  1 Mart 2026
                                  “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu
                                  Güncel

                                  “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

                                  28 Şubat 2026
                                  Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!
                                  Dünya

                                  Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

                                  28 Şubat 2026
                                  YDİ ÇAĞRI
                                  İşçi Dünyası

                                  Şubat sayımız, sayı 77 çıktı!

                                  25 Şubat 2026
                                  Sonraki Gönderi
                                  “Dünyanın Çatısı”nda isyan var! (Güncellendi)

                                  "Dünyanın Çatısı"nda isyan var! (Güncellendi)

                                  Son Haberler

                                  Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

                                  Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

                                  6 Mart 2026
                                  8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

                                  8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

                                  6 Mart 2026
                                  İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

                                  İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

                                  1 Mart 2026
                                  “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

                                  “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

                                  28 Şubat 2026
                                  Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

                                  Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

                                  28 Şubat 2026
                                  YDİ ÇAĞRI

                                  Şubat sayımız, sayı 77 çıktı!

                                  25 Şubat 2026
                                  8 Mart: Görülmezden gelinen emekten devrimci kopuşa!

                                  8 Mart: Görülmezden gelinen emekten devrimci kopuşa!

                                  24 Şubat 2026
                                  İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

                                  İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

                                  23 Şubat 2026
                                  Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                                  Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                                  20 Şubat 2026

                                  Şubat 2026

                                  20 Şubat 2026
                                  • YDİ Çağrı / Tüm Sayılar
                                  • Youtube Kanalı
                                  • İletişim
                                  Tel: +0507 037 75 27

                                  © 2023 Yeni Dünya İçin Çağrı

                                  Sonuç yok
                                  Tüm Sonucu Görüntüle
                                  • YDİ ÇAĞRI
                                  • Güncel
                                  • İşçi Dünyası
                                  • Kadın
                                  • Gençlik
                                  • Kürdistan
                                  • Çevre
                                  • Dünya
                                    • Avrupa
                                    • Amerika
                                    • Ortadoğu
                                    • Afrika
                                    • Asya
                                    • Pasifik
                                  • Makaleler
                                  • Yayınlar
                                    • Son Sayı
                                    • YDİ Çağrı / Tüm Sayılar
                                    • Yeni İşçi Dünyası
                                    • Yeni Kadın Dünyası
                                      • Dört Duvar
                                    • Yeni Dünya Gençliği
                                    • Bildiriler
                                    • Broşürler
                                    • Yeni Dünya İçin
                                  • Youtube TV
                                  • Tüm Yazılar
                                  • İletişim
                                    • Hakkımızda
                                  • tr TR
                                    • tr TR
                                    • en EN
                                    • de DE
                                    • fr FR
                                    • es ES
                                    • ar AR
                                    • ku KU

                                  © 2023 Yeni Dünya İçin Çağrı

                                  Yeni Dünya İçin ÇAĞRI Size en son haberler ve güncellemeler için bildirimler göstermek istiyoruz.
                                  Reddet
                                  Bildirimlere İzin Ver