Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Kasım 2025’te Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) aylık 0,87 olarak gerçekleşti. Yıllık enflasyon 31,07 oldu.
Muhalif ekonomistlerin, akademisyenlerin oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) verilerine göre kasım ayında TÜFE yüzde 2,13 oranında artış gösterdi. Yıllık enflasyon yüzde 58,62 oldu.
TUİK’e göre enflasyon düşüyor, ama ortada apaçık bir gerçek var: Enflasyon gerçekte çok yüksek! Çarşı, pazarda, yaşamımızda bunu açıkça görüyoruz.
Düştüğü söylenilen enflasyonun etkilerini yaşamımızda bir türlü göremiyoruz.
Yüksek enflasyon reel ücretlerde düşüşü, artan fiyatlar en temel ihtiyaç maddelerine ulaşmada zorluğu beraberinde getiriyor.
Emekçilerin yaşamını doğrudan etkileyen temel ihtiyaç maddeleri, kira, gıda, giyecek ve sağlık giderlerindeki enflasyon oranı, genel ekonomi enflasyonunun çok üzerindedir.
İşçiler, emekçiler açısından ekonomik durum oldukça kötüdür. Yüksek enflasyon oranları, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı işçileri, emekçileri, yoksulları ciddi bir şekilde etkiliyor, yaşamı çekilmez hale getiriyor.
Yoksullaşıyoruz!
Hayatı, zenginliği yaratan işçilerin, emekçilerin çalışma ve yaşama şartları giderek kötüye gidiyor. Ücretler erimeye, alım gücü düşmeye devam ediyor. Cebimize giren para miktar olarak artsa bile, enflasyon kısa süre içinde artışı alıp götürüyor. Yoksullaşıyoruz.
Kriz sadece bizim için var. Sermayedarlar, holdingler, bankalar için kriz yok. Onlar kârlarını sürekli bizim sırtımızdan katlıyorlar. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen bütçe teklifi ile birlikte sermaye lehine milyarlarca lira vergi affı öngörülürken işçi ve emekçilere sefalet dayatılıyor.
Holdinglerin, sermayedarların vergi borçları silinirken, onlara teşvik üzerine teşvik verilirken, işçiler, emekçiler söz konusu olunca bütçe dengesi, enflasyon, cari açık akıllarına geliyor. Çünkü sermaye yararına çalışıyorlar. Sermayenin çıkarlarını gözetiyorlar. Onlar için önemli olan hizmet ettikleri sermayenin çıkarlarıdır.
Enflasyon dedikleri…
Enflasyon, kapitalist ekonominin bir ürünüdür. Enflasyonist politikalar hâkim sınıfların bilinçli olarak izlediği belirli bir mali politikadan başka bir şey değildir.
Enflasyon en kısa tanımıyla, fiyatların sürekli ve az ya da çok önemli oranda bir genel yükselişi olgusudur. Emekçiler açısından sonucu, ellerine geçen parayla -bu paranın mutlak rakam olarak miktarı daha yüksek olsa da- toplumsal zenginliklerden satın alabilecekleri mal ve hizmetlerin miktarının düşmesi, yoksullaşmadır.
Enflasyon en fazla emekçileri vuran bir ekonomik olgudur.
Teknik açıdan enflasyonun kaynağında hâkim sınıfların devletinin para politikası yatar. Devlet çeşitli nedenlerle (bütçe açıklarını kapamak, borç ödemek, ekonomiyi canlandırmak vb.) yeni para basmak ve piyasaya sürmek yoluyla, piyasada dolaşan para miktarını, üretim artışının gerektirdiğinden daha fazla oranda arttırdığında, fiyatlarda genel yükselme gündeme gelir. Fazla paraya göre daha az ürün, piyasada arz talep yasasının işlemesi sonucu, ürünlerin (mal ve hizmetlerin) fiyatlarını arttırır. Bu genel fiyat artışından nasibini en az alan ücretler olur. Böylece enflasyon egemen sömürücü sınıflar için toplumsal zenginliğin paylaşımında kendi lehlerine bir değişikliğin en temel araçlarından biri haline gelir.
Ancak enflasyonist politikalar paranın -ve dolayısıyla onun ardında duran devletin- istikrarsızlığı ve güvenilirliğinin sarsılması anlamına da gelen politikalar olduğundan, sürekli hale gelmezler. Enflasyonla mücadele, enflasyon oranlarının düşürülmesi vb. hâkim sınıfların da bayrağına yazdığı bir mücadele hedefi olarak görünür.
Hâkim sınıfların antienflasyonist “mücadelede” de ilk göz diktikleri şey yine ücretler olur. Enflasyonun en temel sebeplerinden birinin yüksek ücret artışları olduğu; ekonominin çıkarları, vatanın, milletin çıkarları gereği “kemerlerin sıkılması gerektiği” vb. masalları anlatılarak, ücretliler “fedakarlığa” davet edilir. Anlayışlı ve sorumlu sarı sendika ağalarının da aracılığıyla nominal olarak da sıfır veya sıfıra yakın ücret artışları(!) toplu sözleşmelerde dayatılır. Burada da sonuçta soyulan hâkim sınıfların ekonomisinin istikrarının yeniden sağlanması, dış ve iç kredi musluklarının açılması vb. adına, ücretliler olur.
Bizi bizden başka kurtaracak güç yok!
Bizim adımıza oyun oynanmasını istemiyorsak, adımıza karar alınmasını istemiyorsak o zaman balyoz yumruğumuzu sömürü düzeninin yıkılması için kaldırıp vurmalıyız. Kendimiz için sınıf olmalıyız. Kendi sınıfsal örgütümüze sahip çıkıp onun güçlenmesi için kavganın dümenine geçmeliyiz.
Kendi çıkarımıza uygun, yaşamamız ve geçinmemiz için gerçekten gerekli olan ücreti dayatmadığımız, bu mücadeleyi vermediğimiz sürece alacağımız ücreti onlar belirleyecektir.
Kurtuluş işçilerin emekçilerin kendi iktidarındadır!
Kurtuluşumuz için, işçilerin, emekçilerin iktidarı için, üretenlerin iktidarı için mücadele edelim! Örgütlenelim!
Kapitalizmi yıkalım!
Ücretli kölelik düzenine son verelim!
Sömürüsüz, sömürücüsüz yeni bir dünya düzeni kuralım!
3 Aralık 2025


































































