Jineolojî dergisinde “Rojava Kadın Devrimi” ile ilgili yazılar yayımlandı. Bu yazılarda savunulan görüşler, Abdullah Öcalan’ın görüşlerinin kadınlar bağlamında bir uyarlamasıdır. İlgili yazılarda Rojava ve Kürt ulusal hareketi bağlamında “kadın devrimi” olarak propaganda edilen teori gerekçelendirilmeye çalışılmaktadır.
Yazılarda teorik olarak yanlış ve anti marksist-leninist görüşler savunulmakla kalınmamakta, dahası düpedüz tarih çarpıtılmaktadır. Çıkardığımız bu sonucun altını doldurmadan önce, yazılardan, tam da bunların ifade edildiği paragrafları alıntılayalım:
“Kadın devrimi, kadınların politik ve ahlaki gücünü geliştirip güçlendirmenin, sistemleştirmenin, erkek egemen iktidarların alanını daraltıp sistemlerini devre dışı bırakmanın konfederal sistem örgütlenmesidir. İkinci kadın devrimini on binlerce yıl sonrasında gerçekleştirmenin adıdır. Toplumla birlikte demokratik sistemi örerek özgürleşmek, eşitleşmek, adaleti geliştirmek, kadın mücadelesinin yeni bir aşamasıdır. On binlerce yıl sonrasında ikinci kadın devrimini gerçekleştirmek, kadın özgürlük ve direniş hafızasını canlandırmak ve bunu toplumsal bir sistem hâline dönüştürmek, elbette ki derin bir kadın bilinci, özelleşmiş odaklanmış kadın yoğunlaşması, inat ve ısrarla eğitim, örgütlenme, mücadele ve eylem ister.” (“Kadın Devrimi ile Kadın Demokratik Konfederal sistem”, 11 Nisan 2025, Jineolojî)
Kürt ulusal hareketinin kadınların feodal-ataerkil zincirlerden kurtuluşu ve ulusal hareketin en ön saflarında etkin bir şekilde yer almış olması bir gerçekliktir. Bunun büyük bir kazanım olduğu gayet açık ortadadır. Siyasi ajitasyon-propaganda bununla sınırlı kalsa, gerçekleştirilen demokratik, ileri adımlar abartılmasa, “on binlerce yıl sonrasında gerçekleştirilen devrim” vb. olarak sunulmasa sorun olmaz. Fakat maalesef o kadarla kalmıyor, buradan bir “teori” yaratılmaya çalışılıyor ve bu teori uluslararası alanda da yaygınlaştırılmaya çalışılıyor.
Bu teoriye göre, “Rojava kadın devrimi” ile insanlığın ilk devrimi olarak nitelendirilen “Neolitik Devrim”den “on binlerce yıl” sonra “ikinci kadın devrimi” (!) gerçekleştiriliyor. Nerede kaldı Fransız Burjuva Devrimi, Paris Komünü, Büyük Sosyalist Ekim Devrimi, Çin Demokratik Halk Devrimi ve diğer anti-sömürge ve ulusal kurtuluş mücadeleleri? İlgili yazıda bunlar, “karşı devrimi besleyen” bir sarmal olarak değerlendiriliyor. Yani, devrim hep karşı devrimi doğurmuş (!). Şöyle deniyor:
21’inci yüzyılın geride bıraktığımız 25 yılına bir göz attığımızda bu çağın çelişkilerine cevap olan ve gerçekleşen ilk devrimi Rojava Kadın Devrimi olduğunu söylemek yerinde olur. Rojava Devrimi’nin tarihsel arka planı, Kürt halkının uzun süredir devam eden özgürlük mücadelesine dayanır. 20’nci yüzyılın başında egemenler tarafından ulus devlet milliyetçiliği ile dört parçaya bölünen ve üzerine kolonsuz kaçak inşaat gibi kurulan devletlerin sınırlarına hapsedilen Kürdistan’ın 21’inci yüzyılın ilk devrimini gerçekleştirmesi tarihsel materyalizmin getirdiği bir sonuç olarak okunabilir. Çünkü değişmez bir kuralıdır tarihin, hazineler kaybedildiği yerde aranır. Abdullah Öcalan’ın demokratik, ekolojik, kadın eksenli paradigmasına göre mayalanan bu devrime rengini verenin kadın olması da bu kuralın doğal işleyiş hâline tekabül eder. Tarihte ilk Neolitik Kadın Devrimi’ne ev sahipliği yapan mekân binlerce yıl sonra yine kadın eliyle bir devrimi gerçekleştirdi ve ataerkil kapitalist sistemin kırılma noktasına dönüştürüldü. Çünkü bu devrim, kadın özgürlüğü ve demokratik konfederalizm prensipleri üzerine inşa edildi ve ‘ilk ve son sömürge’nin devrimi olarak, kadınların öncülüğünde askeri, siyasi, toplumsal ve ekonomik alanlarda örgütlenme ile eş başkanlık, eşit temsiliyetle kimsenin insafına bırakmadan haklarını garanti altına aldı. Bu nedenledir ki sadece yerel bir olay olarak kalmayıp, dünya genelinde de ilgi çekmiş ve birçok kişi tarafından önemli bir sosyal ve politik devrim deneyim olarak kabul edilmiştir. (https://jindergi.com/yazi/kadin-devrimi-ve-karsi-devrimin-tehlikeleri/)
“İnsanlığın ilk devrimi olarak nitelendirilen ve Neolitik devrimin getirdikleri içinden karşı devrim olarak, uygarlığı yaratmıştır. “Eşitlik, özgürlük ve adalet” şiarı ile yola çıkan Fransız Devrimi’nin ulus devlet milliyetçiliğinin beşiğine dönüşmesi ve akabinde Ekim Devrimi dâhil “Tarihin en yoğun şiddet yüzyılı olan 20’inci asır”da gelişen devrimler, kapitalist modernitenin faşizan uçlarına kadar karşı devrimleri beslemesi dâhil uzun bir sarmaldan bahsedebiliriz. Çin ve Sovyetler Birliği örneğindeki gibi iç ve dış etkileriyle birlikte devrimci yapının karşı devrimin yöntemlerini benimsemesi ile karşı devrime evrilmesi ve yıkılması da kaçınılmaz olarak yaşanan örneklerdendir.”(jindergi.com)
Dünya toplumlar ve devrimler tarihini bu şekilde “özetlemek”; Büyük Sosyalist Ekim Devrimi’nin, Çin Demokratik Halk Devrimi’nin ve daha bir dizi halk devrimlerinin tarihsel kazanımlarının yarım cümleyle üstü çizilerek, Rojava Devrimi’ni neolitik çağdan bu yana ilk kez ataerkilliğin alt edilmesi olarak göstermek yanlış ve boş bir propagandadır. Evet, Kürt ulusal kurtuluş mücadelesi feodal / ataerkil aşiret kanunlarının hükmünü önemli ölçüde yerle bir etmiş, ulusal kurtuluş mücadelesi içinde kadınların eşit biçimde yer almaları için çok şey yapmıştır. Bunu ne küçültmek doğru olur, ne de abartmak!
Toplumları ilerleten bütün devrimlerde esas itibariyle böyle olur. O nedenle sosyalistlerin şiarı “kadınlar katılmadan devrim olmaz, devrim olmadan kadınlar kurtulamaz!” olagelmiştir. Fakat, bununla Rojava kadın devrimiyle ataerkilliğin ortadan kalktığı, yani kadınların kurtuluşunun gerçekleştiği vb. gibi iddiaları ileri sürmek ve Rojava Devrimi’ni bütün devrimlerden ayrı, daha üstün bir aşamaya yükseltmeye çalışmak boş ajitasyon olmaya mahkûmdur.
Ulusal kurtuluş mücadelelerinde, devrimlerde ve devrim hareketlerinde özgürlükçü, eşitlikçi atılımların olması beklenir. Fakat kadınların kurtuluşu, bir bütün olarak bütün toplumun kurtuluş mücadelesiyle el ele yürür, bunun için özel mülkiyet sisteminin ortadan kaldırılması ve hatta Engels’in çok isabetli bir şekilde ifade ettiği gibi, özel mülkiyet sisteminin varlığına dair anıların dahi silinmesi gereklidir. Toplumsal ilerleyişin yasaları her yerde olduğu gibi Rojava’da da geçerlidir. Özel mülkiyet sistemine karşı mücadele etmeksizin kazanılacak özgürlüklerin sınırları en fazlasından ileri kapitalist-burjuva toplumların eriştiği düzeyde olabilir. Kaldı ki, onlar bu adımları geçmiş iki yüzyılda atmışlardır ve daha köklü bir “burjuva eşitlikçi” bireysel hak ve özgürlüklerin sahiplenişliği açısından “burjuva demokratik” bir geleneğe sahiptirler.
Biz, toplumsal devrimci mücadelelerle aradaki, bazen uçurum gibi görünen farkın kısa zamanda kapatılması ve hatta aşılması olasılığını yadsımıyoruz. Tam tersine, devrimci atılımlarda bu gayet mümkündür. Fakat ne olursa olsun, kapitalist üretim ilişkilerini kökten yok etmeye yönelmeyen her türden toplumsal dönüşüm, adını ne koyarsanız koyun, sonuçta kapitalist toplum olarak kalır. Kapitalist toplumu aşmanın bir tek yolu vardır: Proletarya önderliğinde nihai olarak sosyalizmi, komünizmi hedefleyen devrimler ve kapitalizmden sosyalizme giden yolda proletarya diktatörlüğünün şart olduğunun kabulü.
ML teorinin saptamaları bugün de geçerlidir. Kadınların kurtuluşu mücadelesi sınıf mücadelesinin bir parçası olarak kavranmak zorundadır. Ancak bu temelde elde edilen kazanımlar, daha ileri, temeli sağlam, bir toplumsal düzende olabilir. Bu düzen sosyalizmdir, nihai hedef ise komünizmdir.
Elbette, geçmişin kazanımlarını olduğu kadar zaaflarını da dile getirmek, eleştirmek ve onları aşarak teoriyi ilerletmek bizim görevimizdir. Biz bunu yaptık, yapıyoruz. Fakat “reel sosyalizm” denen modern revizyonizmin geri dönüşü Marksizm-Leninizm’e mal edilemez.
Ekim devrimi ve onun ardından gelen sosyalizmin inşası mücadelesi bugüne kadar herhangi bir devrim, halk devrimi dâhil olmak üzere aşılamamıştır. Çünkü belirleyici olan, proletarya diktatörlüğü şartlarında özel mülkiyet sisteminin ortadan kaldırılması mücadelesinde alınan yoldur!
20.10.2025

































































