19 Mart günü İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan ve ülkenin birçok bölgesine yayılan protestolar devam ediyor. AKP/MHP iktidarı devletin kolluk güçlerini kullanarak karşılık verdiği bu eylemlerde halkın demokratik hakkı sayılan ve anayasal zeminde yeri olan protesto etme hakkını bir dizi yasaklarla engellemeye çalışıyor. Devlet meşru saydığı anayasal hakları çiğnemekten geri durmuyor.
Burjuva klikler arasında iktidar dalaşının son halkası İmamoğlu’nun tutuklanması oldu. AKP/MHP iktidarına biriken öfke bu vesile ile patladı.
“Demokrasi” söylemleri ile siyasi iktidara yerleşmek isteyen burjuvazinin bir kesimi başta CHP olmak üzere, gerici burjuva muhalefetini de arkasına takıp giderek sertleşen bu dalaşa halkları da ortak etmek istiyor. Gerici burjuva muhalefetinin halkın desteği dışında kullanabileceği başka da bir kozu kalmadığı koşullarda, demokrasiden ve eşit yurttaşlıktan söz etmeyi de eksik edemiyor. Oysaki onlar için esas sorun devletin nimetlerinden faydalanmak, rekabet içindeki sermaye çevrelerinin siyasi iktidar eliyle engellerini ortadan kaldırmak olduğu çok açık. Esas amaçlarının bu olduğu koşullarda sürdürdükleri dalaşın payandası olmamak doğru, devrimci bir tutarlılık gerektirir. Fakat öyle görülüyor ki, burjuva klikler arasında seçimini yapan kesimler halkı da bu dalaşın içine çekmeye çalışıyor. Üstelik bunu sol ve sosyalizm adına yapanlar CHP’nin yanında kümelenerek gerçekleri hasıraltı ediyor. Bu artık yabancısı olmadığımız bir olgu. Demokrasi ve sosyalizm adına yürüttükleri bu yol işçi sınıfına ihanetin en genel tanımıdır ve kabul edilemez. Devrimci çözümü yok sayarak, burjuva muhalefetinin yalanlarını pekiştirmeyi kendine görev edinen reformist, liberal solun da maskesini düşürdüğünü görebiliyoruz.
AKP/MHP iktidarı boyunca yoksul işçi ve emekçilerin yaşam koşulları giderek zorlaşmakta, sürdürülemez hale gelmektedir. İşçiler üzerinde sürdürülen dizginsiz sömürüyü her türlü şiddet yoluyla korumaya çalışan devlet iktidarı halkın öfkesinden de kaçamıyor. Eylemlerin bu kadar kararlı yürütülmesinde esas etkenin kitlelerin içinde bulundukları zorbalığa ve sömürüye karşı tepkisini koydukları anlaşılır olandır, CHP ve etrafında yedeklenen sözde muhalefet kitlelerin bu haklı öfkesini manipüle ederek sistem içine hapsetmeye, kendi siyasi çıkarları uğruna heba etmeye çalışıyor. Gerçek anlamda devrimci bir sınıf partisinin olmadığı bu koşullarda burjuvazinin siyasi çıkarlarını boşa düşürmek için elimizde sınıf mücadelesinden başka bir alternatifimiz yok. Bir bütün olarak sistem içine hapsolmuş her türlü uzlaşmacı, pragmatist siyasi yönlendirmelere karşı tavır almak için yapılabilecek tek devrimci eylem bağımsız sınıf mücadelesini yükseltmekle mümkündür. Bunun dışındaki yollar sadece kapitalizme çıkar. Verilecek mücadele anti-kapitalist bir mücadele olmalıdır.
Böylesi bulanık yürütülen bu süreçte, CHP ve reformist siyasetin dışına çıkmayı başarabilen öğrenci gençlik, amansız direnişlerle yeniden tarih yazmaya devam ediyor. Bir dizi üniversite kampüslerinde sürdürülen eylemlerde öğrenci gençliğin militan tutumu çok değerli. Toplumun ilerici, aydın kesimini oluşturan üniversite gençliği sosyalist fikirlerin kendilerine öğrettikleri mücadele anlayışı sayesinde geri adım atmak istemiyor. Çözümün sandıklarda ve sözde demokrasi mitinglerinde olmadığını gösteren eylemler şiddet yoluyla bastırılmak istense de işe yaramıyor. Anlaşılan o ki ne Özgür Özel’in pasifist tutumu, ne de düzen partilerinin gerici anlayışları üniversitelerde işe yaramıyor. Bu yönüyle hareketin yeni bir devrimci dalgaya evrilmesi olası gibi gözüküyor.
Öğrenci gençliğin eğitim ve barınma sorunları ile başlayan ve giderek ekonomik sorunlarında çoğalmasıyla gençlik yeterince öfkeliydi. Gelecek endişeleri ile birlikte dünyada süre giden savaşların ve krizlerin yarattığı kaygılar işçilerden sonra daha çok öğrencilerin büyük çoğunluğunu oluşturan işçi ailelerinin çocuklarını etkilemekte. Doğru devrimci düşüncelerle karşılaşan bu kaygıların yeniden direnişe dönüştüğü alanlardır kampüsler. Öğrenci gençliğin bu haklı, tutarlı mücadelesi halkın biriken öfkesine rehber olmalıdır. İşçi sınıfının ve işçi gençliğin üretimden gelen gücünü gözeterek birleşik bir eylem için mücadeleye sarılmalı, anti-faşist cephenin genç dinamiklerini örgütlemelidir. Eylemlerin devrimci kazanımlarını gerici burjuva çıkarlarına hapsetmemek için her türlü reformist siyasetten uzak durarak, saflarından püskürtmelidir. Ancak bu biricik mücadele yöntemi haklı mücadeleleri kazanımla sonuçlandırabilir.
Öğrenci gençlik burjuvaziden bağımsız kendi talepleri doğrultusunda mücadele etmeli, burjuva klikler arasında iktidar kavgasının parçası olmamalıdır.
Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin genç yoldaşları devraldıkları mirası yılmadan devam ettiriyorlar.
Üniversiteleri Marksizm ve Leninizm’in kaleleri yapmak için direnişi örgütle!
Üniversiteler ve sokaklar bizimdir!
Ya Barbarlık, Ya Sosyalizm!
Yeni Dünya Gençliği
25 Mart 2025