Cumartesi, Mart 7, 2026
  • Tüm Yazılar
Yeni Dünya İçin ÇAĞRI
E-DERGİ OKU
  • Anasayfa
  • Dünya
    • Tümü
    • Afrika
    • Amerika
    • Asya
    • Avrupa
    • Ortadoğu
    İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

    İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

    Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

    Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

    İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

    İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

    Küba’ya ablukaya hayır!

    Küba’ya ablukaya hayır!

    Affetmek yok! Unutmak yok! Hatırla, an, mücadele et!

    Affetmek yok! Unutmak yok! Hatırla, an, mücadele et!

    Viyana: Kürtler Rojava’ya yönelik saldırılara karşı sokaklardalar

    Viyana: Kürtler Rojava’ya yönelik saldırılara karşı sokaklardalar

    Trending Tags

      • Avrupa
      • Amerika
      • Ortadoğu
      • Afrika
      • Asya
      • Pasifik
    • Yayınlar
      • Son Sayı
      • YDİ Çağrı / Tüm Sayılar
      • Tekoşîna Komunîst/Komünist Mücadele
      • Yeni İşçi Dünyası
      • Yeni Dünya İçin
      • Yeni Kadın Dünyası
      • Yeni Dünya Gençliği
      • Eğitim Dizisi
      • Bildiriler
      • Broşürler
    • İşçi Dünyası
      YDİ ÇAĞRI

      Şubat sayımız, sayı 77 çıktı!

      Bir direnişin aynasında sendikal bürokrasinin çürümüşlüğü!

      Bir direnişin aynasında sendikal bürokrasinin çürümüşlüğü!

      Özel İtalyan Lisesi öğretmenleri grevde!

      Özel İtalyan Lisesi öğretmenleri grevde!

      Gece yarısı MESS sözleşmesi imzalandı!

      Gece yarısı MESS sözleşmesi imzalandı!

      YDİ ÇAĞRI

      Ocak sayımız, sayı 76 Çıktı!

      Bu oyunu seyretmek zorunda değiliz!

      Bu oyunu seyretmek zorunda değiliz!

      Trending Tags

      • Kürdistan
        Şam ile SDG arasında entegrasyon anlaşması

        Şam ile SDG arasında entegrasyon anlaşması

        Rojava’ya yönelik imha savaşına hayır!

        Rojava’ya yönelik imha savaşına hayır!

        Rojava tehlikede!

        Rojava tehlikede!

        Emperyalistlerden dost olmaz!

        Emperyalistlerden dost olmaz!

        HTŞ Halep’te savaş ilan etti!

        HTŞ Halep’te savaş ilan etti!

        SDG üzerinde entegrasyon baskısı

        SDG üzerinde entegrasyon baskısı

        Trending Tags

        • Güncel
          “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

          “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

          Emperyalistlerin savaş makinesi NATO’ya hayır!

          Emperyalistlerin savaş makinesi NATO’ya hayır!

          YDİ ÇAĞRI

          Yeni sayımız, sayı 222 çıktı!

          Devrimci Mücadele Meşrudur! ESP Yalnız Değildir!

          Devrimci Mücadele Meşrudur! ESP Yalnız Değildir!

          Panel: “Çözüm süreci, süreç nereye ilerliyor? “Barış” gelecek mi?”

          Panel: “Çözüm süreci, süreç nereye ilerliyor? “Barış” gelecek mi?”

          Karayipler’de ABD emperyalist korsanlığı!

          Karayipler’de ABD emperyalist korsanlığı!

          Trending Tags

          • Gençlik
            Çocuk emeğinin kapitalist sömürüsü: MESEM

            Çocuk emeğinin kapitalist sömürüsü: MESEM

            Kimsenin payandası olmayacağız!

            Kimsenin payandası olmayacağız!

            Kayyım uygulaması: Faşizm!

            Kayyım uygulaması: Faşizm!

            Üniversiteler, kampüsler savaş çığırtkanlığı yeri değildir!

            Üniversiteler, kampüsler savaş çığırtkanlığı yeri değildir!

            Protesto haktır!

            Protesto haktır!

            Kaza değil cinayet!

            Kaza değil cinayet!

            Trending Tags

            • Kadın
              Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

              Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

              8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

              8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

              8 Mart: Görülmezden gelinen emekten devrimci kopuşa!

              8 Mart: Görülmezden gelinen emekten devrimci kopuşa!

              “Kadın Devrimi” hakkında tavır

              “Kadın Devrimi” hakkında tavır

              Epstein cinsel suç ağı yeniden gündemde!

              Epstein cinsel suç ağı yeniden gündemde!

              25 Kasım 2025’e girerken: Emperyalist savaşların ve erkek egemenliğinin tek alternatifi sosyalizm!

              25 Kasım 2025’e girerken: Emperyalist savaşların ve erkek egemenliğinin tek alternatifi sosyalizm!

              Trending Tags

              • Makaleler
                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                Sistem çürümüştür!  Kurtuluşun yolu işçilerin, emekçilerin örgütlü mücadelesidir!

                Sistem çürümüştür! Kurtuluşun yolu işçilerin, emekçilerin örgütlü mücadelesidir!

                II.Dünya Savaşı’nın sona ermesinden 80 yıl sonra, küresel güç oyunları

                II.Dünya Savaşı’nın sona ermesinden 80 yıl sonra, küresel güç oyunları

                Emperyalist dünya sistemi içinde Kuzey Kürdistan Türkiye’nin konumu III

                Emperyalist dünya sistemi içinde Kuzey Kürdistan Türkiye’nin konumu III

                Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 80. yıldönümü

                Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 80. yıldönümü

                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu  II

                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu II

                Trending Tags

                • Çevre
                  COP 30’da   değişen hiçbir şey yok!

                  COP 30’da değişen hiçbir şey yok!

                  Kapitalizmin azami kâr hırsı amazon ormanlarını yok ediyor!

                  Kapitalizmin azami kâr hırsı amazon ormanlarını yok ediyor!

                  ICOR’dan COP30 açıklaması

                  ICOR’dan COP30 açıklaması

                  Karakaya köyünde taş ocağı tesisine karşı direniş  

                  Karakaya köyünde taş ocağı tesisine karşı direniş  

                  Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili yandaş gazeteden yalanlar

                  Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili yandaş gazeteden yalanlar

                  Orman yangınlarına karşı mücadele yeterli mi?

                  Orman yangınlarına karşı mücadele yeterli mi?

                  Yanan gelecektir!

                  Yanan gelecektir!

                  Türkiye’nin ilk İklim Kanunu hakkında

                  Türkiye’nin ilk İklim Kanunu hakkında

                  Orman yangınları, yanan gelecektir!

                  Orman yangınları, yanan gelecektir!

                  Trending Tags

                  • Youtube TV
                  • İletişim
                    • Hakkımızda
                    • Tüm Yazılar
                  Sonuç yok
                  Tüm Sonucu Görüntüle
                  • Anasayfa
                  • Dünya
                    • Tümü
                    • Afrika
                    • Amerika
                    • Asya
                    • Avrupa
                    • Ortadoğu
                    İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

                    İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

                    Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

                    Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

                    İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

                    İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

                    Küba’ya ablukaya hayır!

                    Küba’ya ablukaya hayır!

                    Affetmek yok! Unutmak yok! Hatırla, an, mücadele et!

                    Affetmek yok! Unutmak yok! Hatırla, an, mücadele et!

                    Viyana: Kürtler Rojava’ya yönelik saldırılara karşı sokaklardalar

                    Viyana: Kürtler Rojava’ya yönelik saldırılara karşı sokaklardalar

                    Trending Tags

                      • Avrupa
                      • Amerika
                      • Ortadoğu
                      • Afrika
                      • Asya
                      • Pasifik
                    • Yayınlar
                      • Son Sayı
                      • YDİ Çağrı / Tüm Sayılar
                      • Tekoşîna Komunîst/Komünist Mücadele
                      • Yeni İşçi Dünyası
                      • Yeni Dünya İçin
                      • Yeni Kadın Dünyası
                      • Yeni Dünya Gençliği
                      • Eğitim Dizisi
                      • Bildiriler
                      • Broşürler
                    • İşçi Dünyası
                      YDİ ÇAĞRI

                      Şubat sayımız, sayı 77 çıktı!

                      Bir direnişin aynasında sendikal bürokrasinin çürümüşlüğü!

                      Bir direnişin aynasında sendikal bürokrasinin çürümüşlüğü!

                      Özel İtalyan Lisesi öğretmenleri grevde!

                      Özel İtalyan Lisesi öğretmenleri grevde!

                      Gece yarısı MESS sözleşmesi imzalandı!

                      Gece yarısı MESS sözleşmesi imzalandı!

                      YDİ ÇAĞRI

                      Ocak sayımız, sayı 76 Çıktı!

                      Bu oyunu seyretmek zorunda değiliz!

                      Bu oyunu seyretmek zorunda değiliz!

                      Trending Tags

                      • Kürdistan
                        Şam ile SDG arasında entegrasyon anlaşması

                        Şam ile SDG arasında entegrasyon anlaşması

                        Rojava’ya yönelik imha savaşına hayır!

                        Rojava’ya yönelik imha savaşına hayır!

                        Rojava tehlikede!

                        Rojava tehlikede!

                        Emperyalistlerden dost olmaz!

                        Emperyalistlerden dost olmaz!

                        HTŞ Halep’te savaş ilan etti!

                        HTŞ Halep’te savaş ilan etti!

                        SDG üzerinde entegrasyon baskısı

                        SDG üzerinde entegrasyon baskısı

                        Trending Tags

                        • Güncel
                          “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

                          “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

                          Emperyalistlerin savaş makinesi NATO’ya hayır!

                          Emperyalistlerin savaş makinesi NATO’ya hayır!

                          YDİ ÇAĞRI

                          Yeni sayımız, sayı 222 çıktı!

                          Devrimci Mücadele Meşrudur! ESP Yalnız Değildir!

                          Devrimci Mücadele Meşrudur! ESP Yalnız Değildir!

                          Panel: “Çözüm süreci, süreç nereye ilerliyor? “Barış” gelecek mi?”

                          Panel: “Çözüm süreci, süreç nereye ilerliyor? “Barış” gelecek mi?”

                          Karayipler’de ABD emperyalist korsanlığı!

                          Karayipler’de ABD emperyalist korsanlığı!

                          Trending Tags

                          • Gençlik
                            Çocuk emeğinin kapitalist sömürüsü: MESEM

                            Çocuk emeğinin kapitalist sömürüsü: MESEM

                            Kimsenin payandası olmayacağız!

                            Kimsenin payandası olmayacağız!

                            Kayyım uygulaması: Faşizm!

                            Kayyım uygulaması: Faşizm!

                            Üniversiteler, kampüsler savaş çığırtkanlığı yeri değildir!

                            Üniversiteler, kampüsler savaş çığırtkanlığı yeri değildir!

                            Protesto haktır!

                            Protesto haktır!

                            Kaza değil cinayet!

                            Kaza değil cinayet!

                            Trending Tags

                            • Kadın
                              Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

                              Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

                              8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

                              8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

                              8 Mart: Görülmezden gelinen emekten devrimci kopuşa!

                              8 Mart: Görülmezden gelinen emekten devrimci kopuşa!

                              “Kadın Devrimi” hakkında tavır

                              “Kadın Devrimi” hakkında tavır

                              Epstein cinsel suç ağı yeniden gündemde!

                              Epstein cinsel suç ağı yeniden gündemde!

                              25 Kasım 2025’e girerken: Emperyalist savaşların ve erkek egemenliğinin tek alternatifi sosyalizm!

                              25 Kasım 2025’e girerken: Emperyalist savaşların ve erkek egemenliğinin tek alternatifi sosyalizm!

                              Trending Tags

                              • Makaleler
                                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                                Sistem çürümüştür!  Kurtuluşun yolu işçilerin, emekçilerin örgütlü mücadelesidir!

                                Sistem çürümüştür! Kurtuluşun yolu işçilerin, emekçilerin örgütlü mücadelesidir!

                                II.Dünya Savaşı’nın sona ermesinden 80 yıl sonra, küresel güç oyunları

                                II.Dünya Savaşı’nın sona ermesinden 80 yıl sonra, küresel güç oyunları

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Kuzey Kürdistan Türkiye’nin konumu III

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Kuzey Kürdistan Türkiye’nin konumu III

                                Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 80. yıldönümü

                                Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 80. yıldönümü

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu  II

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu II

                                Trending Tags

                                • Çevre
                                  COP 30’da   değişen hiçbir şey yok!

                                  COP 30’da değişen hiçbir şey yok!

                                  Kapitalizmin azami kâr hırsı amazon ormanlarını yok ediyor!

                                  Kapitalizmin azami kâr hırsı amazon ormanlarını yok ediyor!

                                  ICOR’dan COP30 açıklaması

                                  ICOR’dan COP30 açıklaması

                                  Karakaya köyünde taş ocağı tesisine karşı direniş  

                                  Karakaya köyünde taş ocağı tesisine karşı direniş  

                                  Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili yandaş gazeteden yalanlar

                                  Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili yandaş gazeteden yalanlar

                                  Orman yangınlarına karşı mücadele yeterli mi?

                                  Orman yangınlarına karşı mücadele yeterli mi?

                                  Yanan gelecektir!

                                  Yanan gelecektir!

                                  Türkiye’nin ilk İklim Kanunu hakkında

                                  Türkiye’nin ilk İklim Kanunu hakkında

                                  Orman yangınları, yanan gelecektir!

                                  Orman yangınları, yanan gelecektir!

                                  Trending Tags

                                  • Youtube TV
                                  • İletişim
                                    • Hakkımızda
                                    • Tüm Yazılar
                                  Sonuç yok
                                  Tüm Sonucu Görüntüle
                                  Yeni Dünya İçin ÇAĞRI
                                  Sonuç yok
                                  Tüm Sonucu Görüntüle
                                  Anasayfa Dünya Asya

                                  Kore’ye dair

                                  29 Haziran 2025
                                  İçinde Asya, Dünya, Tüm Yazılar
                                  Kore’ye dair
                                  0
                                  PAYLAR
                                  176
                                  GÖRÜNTÜLEME
                                  Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

                                  Biraz tarih

                                  Kuzey Kore’nin tarihi, 1948’e kadar Güney Kore’nin tarihi ile aynıdır.

                                  Kore’nin tarihi çok eskilere dayanıyor. Kore tarihinde “Üç Krallık” dönemi var. Kore krallıklarının Çin hanedanlıklarına bağlı olduğu da söyleniyor. Kore, Budizm, Konfüçyüsçülük, kaligrafi, akupunktur ve birtakım dini, idari, eğitsel, tarımsal, tıbbi, sanatsal, felsefi sistemler bağlamında Çin’inetkisi altında kalmıştır. Çin’in etkisine rağmen Kore’nin ayrı bir dili, ayrı bir alfabesi, kendine özgü bir dini vardır.

                                  13.yüzyılda Moğol istilalarının yarattığı yıkım Goryeo hanedanının devrilmesine yol açtı. Hanedanlık ekonomik zorluklar ve siyasi baskılarla şekillenen bir “içe kapanıklık” dönemine girdi. 1392 yılında kurulan 500 yıl süren Joseon hanedanlığı Kore tarihinin en uzun hanedanlığı oldu ve resmi olarak 1897’ye kadar sürdü. Joseon Hanedanlık dönemi Kore’nin kültürel kimliğinin şekillendiği ve büyük bir tutuculukla nesilden nesile aktarıldığı bir dönem oldu.

                                  Ancak kapitalizmin emperyalizm aşamasına ulaşmasıyla birlikte Joseon hanedanlığı kendini daha fazla dış dünyadan soyutlayamadı. Asya kıtasına bir köprü gibi uzanan Kore yarımadası, Çin, Rusya ve Japonya arasındaki güç savaşının ganimeti hâline geldi.

                                  1894’te Kore’nin güneybatı bölgesinde en büyük köylü isyanı Donghak patlak verdi. Köylü ayaklanmasının talepleri arasında, dış müdahaleciliğin sona erdirilmesi ve Kore’deki kast sisteminin reforme edilmesi de vardı. Köylü ayaklanmasını bastırmak üzere Japon emperyalistleri Kore’ye askeri birliklerini gönderdi. Japonya’nın askeri birliklerini göndermesi sonucu, Japonya ile Çin arasındaki savaşın fitili ateşlenmiş oldu. 1895’te, Çin-Japon savaşında, Japonya zaferle çıktı. Japonya, hanedan Gojong’u 1894’te Gabo reformlarını yapmaya zorladı. Reformlar kapsamında kastlar lağvedildi, kölelik yasaklandı. 1897’de Gojong “Büyük Kore İmparatorluğu”nu ilan etti. Böylece yüzyıllardır süren Çin’e tâbi devlet statüsüne fiilen sona ermiş, Japonya emperyalizmine bağımlılık gerçekleşmişti.

                                  1904 Ocak’ında Japonya-Rus savaşı başladı. Rus-Japonya savaşı bağlamında SBKP (B) Tarihi Kısa Ders’te şunlar söylenmektedir:

                                  “On dokuzuncu yüzyılın sonunda emperyalist devletler Pasifik’te hâkimiyet kurma ve Çin’in paylaşılması uğrunda yoğun bir mücadeleye giriştiler. Bu mücadeleye Çarlık Rusya’sı da katıldı. 1900’de Çarlık birlikleri Japon, Alman, İngiliz ve Fransız birlikleri ile beraber Çin halkının yabancı emperyalistlere karşı giriştiği ayaklanmayı eşi görülmedik bir zalimlikle bastırdılar. Çarlık hükümeti daha önce Çin’i, Port Arthur kalesiyle birlikte Liaotung yarımadasını Rusya’ya teslime mecbur etmişti. Rusya, Çin topraklarında demiryolu inşa etme hakkını elde etti. Kuzey Mançurya’da Doğu Çin Demiryolu inşa edilmiş; onu korumak üzere orada Rus birlikleri üslenmişlerdi. Kuzey Mançurya, Çarlık Rusya’sı tarafından askeri olarak işgal edildi. Çarlık, Kore’ye sıçramaya hazırlanıyordu. Rus burjuvazisi Mançurya’da bir “Sarı Rusya” kurmanın planlarını yapmaktaydı.

                                  Uzak Doğu’daki fetihlerinde Çarlık, hızla emperyalist bir ülkeye dönüşmüş olan ve yine Asya kıtasında, ilk planda Çin’in zararına toprak ilhakına çaba gösteren başka bir yağmacı ile Japonya ile çatıştı. Rusya gibi, Japonya da Kore ve Mançurya’yı ele geçirmek istiyordu. Japonya daha o sıralar, Sakhalin’i ve Rus Uzak Doğu’sunu ele geçirmeyi tasarlamaktaydı. Çarlığın Uzak Doğu’da artan gücünden korkan İngiltere, gizliden gizliye Japonya’nın tarafını tutuyordu. Rus-Japon savaşı yaklaşıyordu. Çarlık hükümeti bu savaşa, yeni pazarlar arayan büyük burjuvazi ve çiftlik sahiplerinin en gerici tabakaları tarafından itildi.

                                  Çarlık hükümetinin savaş ilan etmesini beklemeden, Japonya savaşı başlattı. Japonya’nın Rusya’da iyi bir casusluk servisi vardı ve düşmanın mücadeleye hazırlıksız olduğunu biliyordu. 1904 Ocak’ında Japonya, savaş ilan etmeden, ansızın Rusya’nın elindeki Port Arthur Kalesi’ne saldırdı ve limanda bulunan Rus donanmasına ağır kayıplar verdirdi.

                                  Rus-Japon Savaşı böyle başladı.” (“Eserler Cilt XV”, Stalin, s. 71-72, İnter Yayınları, Aralık 1990, İstanbul)

                                  Japonlar, Port Arthur’u kuşatarak ele geçirdi. Çarlık ordusunu yenilgiye uğrattı. 300 bin kişilik çarlık ordusu bu savaşta, 120 bine yakın askerini kaybetti.

                                  1905 Portsmouth barışının hükümleriyle, Japonya Kore’deki nüfuzunu daha da sağlamlaştırdı.  Kore’deki Japon sömürge genel valisinin öldürülmesinden sonra, Japon emperyalistleri, Kore’yi doğrudan işgal etti.  Gojong hanedanının varlığına son verildi. 1945 yılına kadar Kore, Japon emperyalistlerinin bir sömürgesi olarak kaldı.

                                  Japonya’nın sömürgesi Kore

                                  Japonya, Kore’yi l910’da fiilen işgal etti. Kore yönetimi, Tokyo’nun atadığı yüksek rütbeli subayların başında olduğu bir hükümete bırakılmıştı. Hükümet, baskıcı yöntemlerin yanı sıra sömürü politikasına ağırlık verdi. Sömürge valisi, dernekleri, işgale karşı yapılan toplantıları, Kore dilinde yayın yapan gazeteleri yasakladı. Yüzlerce Koreli tutuklandı.  Önemli yönetim kurumları sadece Japonlara ve onların işbirlikçileri olan Korelilere bırakıldı. 1938’den itibaren Kore dilinde eğitim yasaklandı. Okullarda sadece Japon dilinde eğitim verilmeye başlandı.  1940’lı yıllarda tüm resmî belgeler Japonca yazılıyordu. Kore dilinin yasaklanmasıyla doruğuna varan ve tümüyle Japonlaştırmayı hedefleyen bir kültür politikası uygulandı.

                                  Japon emperyalistleri Kore yarımadasının yer altı, yer üstü doğal zenginliklerini sömürüyordu. Koreliler, Japon vatandaşı sayılıyordu ancak gerçekte vatandaşlık haklarından yoksundu. Budist tapınakları restore ediliyor, fakat Koreliler Japonlarca inşa edilen Şinto tapınaklarında ibadet etmeye zorlanıyordu. Arkeolojik kazılar yapılıyor, Kore’ye ait olan sanat eserleri ve diğer tarihi kalıntılar Japonya’ya götürülüyordu.

                                  “Japonya yerli sanayii yok etti ve Kore’yi hepten Japon sanayii için hammadde sağlayan ve yarı-mamul ürünler üreten bir bölge durumuna getirdi.” (“Üçüncü Enternasyonal’de Devrim Aşamaları”, Dönüşüm Yayınları, s. 136, Dönüşüm Yayınları, Nisan 1992, İstanbul) Japon sömürge yönetimince başlatılan, “Kore’yi ekonomik açıdan geliştirme programı” bütünüyle Japonya’nın ihtiyaçlarına göre belirlendi. Tarımdaki üretkenlik yeni pirinç cinslerinin yetiştirilmesi, suni gübre, makineleşme ve daha iyi bir sulama yardımıyla epey artırıldı. Tarımdaki üretkenliğin esas amacı, Japonya’nın sanayi işçilerine ucuz gıda maddeleri sağlamaktı. 1930’ların başlarında Kore’nin pirinç üretiminin yaklaşık yarısı Japonya’ya gidiyordu. Koreliler her yıl “ilkbahar açlığı” ile karşılaşıyorlardı. Açlıktan ölmemek için, pirinç yerine arpa, fasulye ve darı yemek zorunda kalıyorlardı.

                                  “Japonlar, yayılmacı politikalarını gerçekleştirmek için yeni demiryolları inşasına, modern bir iletişim ağının kurulmasına, madencilik sektörünün geliştirilmesine yöneldiler. Öte yandan Güney’de tarım üretimini artırmaya çalışırken, Kuzey’de de sanayileşmeye ağırlık verdiler. 1939’da sanayi ve madencilik sektöründe üretim, tarım sektöründeki üretimi geçmişti. Bu gelişmede, kendilerine Japon işçilerin aldığı ücretin ancak yansı ödenen Koreli işçilerin oluşturduğu ucuz işgücünün de önemli rolü oldu. Ağır sanayinin, sanayi sektöründeki payı 1936’da yüzde 28’den 1939’da yüzde 47’ye çıktı. Sanayi ve madencilik sektörünün kazandığı bu büyük öneme karşılık 1930’ların sonunda, Kore hâlâ esas olarak bir tarım ülkesiydi. Nüfusun yalnızca yüzde 11,5’i kentlerde yaşıyordu ve tarımda çalışanların toplam çalışan nüfusa oranı yüzde 73,6’yı bulurken, sanayide çalışanların oranı ancak yüzde 3,1’e ulaşabiliyordu.

                                  Japon işgali sırasında büyük verimli topraklar ya himaye yönetimine verildi ya da Toko Takuskoko Taisha şirketine devredildi. Korelilerin sadece yüzde 2.5’u kendi topraklarına sahipti ve köylülerin yüzde 77’si basit bir ortakçı durumuna indirgenmişti. Japonya’nın Kore’de izlediği tarım politikası, pirinç üretiminin artırılması şeklinde özetlenebilirdi. 1912 ile 1933 arasında pirinç üretimi yüzde 50 civarında artarken, Kore’nin Japonya’ya yaptığı pirinç ihracatı tam 17 kat arttı. Bu arada Kore’de kişi başına pirinç tüketimi yarı yarıya düşmüştü.” (“Sosyalizm Ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi”, Cilt V, s. 1646, İletişim Yayınları, İstanbul)

                                  1919 Mart ayaklanması

                                  Japon emperyalistlerinin Kore’yi doğrudan işgal etmelerinin yarattığı ağır baskı ortamında, çok sayıda gizli dernek ve örgüt ortaya çıktı.  Bu örgütler, çok sayıda grev, çiftlik kiralarının ödenmemesi vb. ile ilgili birçok eylemlilikler örgütledi. Sömürgeci yöneticilere karşı da saldırılar düzenleniyordu. Direniş hareketi 1920’lere doğru kitleselleşerek silahlı mücadele aşamasına geldi. Direniş hareketinin bir ayağını milliyetçiler oluşturuyordu. Direniş hareketinin milliyetçilerin kontrolünden çıkması sonucu, milliyetçiler Çin’e sığınmak zorunda kaldı ve Fransız emperyalistlerin denetimindeki bölgede “geçici hükümet” kurdular.

                                  1 Mart 1919’da Japon işgaline karşı aydınlar, Hıristiyanlar, Budistler ve öğrenciler, bir bağımsızlık bildirisi yayınladı. Pyongyang ve Seul’de başlayan kitle gösterileri kısa sürede bütün Kore’ye yayıldı. Mart ve nisan aylarında gösterilere katılanların sayısı 500 bine ulaştı. Gösteriler kanla bastırıldı. Japon işgalcileri, 8 bin kişiyi öldürdü, 16 bin kişiyi yaraladı. 47 bin kişi tutuklandı.

                                  Koreli göçmenler, Sovyetler Birliği’nde 1918’de Vladivostok Koreli Sosyalistler Derneği’ni kurmuşlardı. Sovyetler Birliği’ne sığınan Koreli sosyalistler, bu derneğe katıldı. 1920’de, bu dernek üyelerinden bazıları lrkoust’ta Komünist Partisi’ni kurdu, Çin’e gidenler ise Şanghay Grubunu oluşturdu. 1920’de Seullü işçilerin de katılımıyla Kore Yardımlaşma Derneği kuruldu. 17 Nisan 1925’te Seul’de örgütlenen Komünist Partisi, 1928’e kadar Japon sömürgecilerinin baskıları yüzünden 400’den fazla üyesini kaybetti. Komünist Partisi, Komintern’in de talebi üzerine 1928’de kendisini feshetti. Parti üyelerinin bir kısmı Japonya, diğer bir kısmı da Çin Komünist Partisi’ne katıldı.

                                  1919-1920 yılları dünya çapında birçok ülkede, komünist partilerin kitlesel olduğu, devrimci durumun var olduğu bir dönemdir. Japon emperyalistleri, kitle hareketinin kazandığı boyut ve dünyanın dikkatinin Kore üzerinde yoğunlaşması nedeniyle sömürgeci politikalarını gevşetmek zorunda kaldılar.

                                  Komintern Ve Kore Komünist Partisi

                                  1920’den itibaren Komintern, Asya’daki gelişmelere özel dikkat gösterdi. 1920 Eylül’ünde, Bakü’de, Uzakdoğu işçi ve köylülerinin kongresi toplandı. Uzak Doğu Devrimci Örgütleri Kongresi Ocak ve Şubat 1922 arasında Moskova ve Petrograd’da yapıldı. Kongreye Çin, Kore, Japonya, Moğolistan, Hindistan, Endonezya ve Sibirya halklarının delegeleri katıldı. Kongre, Komintern kongrelerinin ulusal sorun ve sömürge sorununa ilişkin kararlarıyla tam bir dayanışma içinde olduğunu açıkladı. Ulusal devrimci hareketlerle, işçilerin toplumsal kurtuluşları için verdikleri mücadele arasındaki ilişkilerin doğru olarak kavranmasının gerekli olduğunu açıkladı. Çünkü emperyalizmin köleleştirdiği Uzak Doğu’nun emekçi kitleleri ancak uluslararası proletaryayla ittifak içinde olurlarsa ulusal ve toplumsal kurtuluşlarını kazanabilirler. “Bütün Ülkelerin İşçileri ve Bütün Dünyanın Ezilen Halkları Birleşin!” sloganı, ilk kez bu kongrede ortaya konuldu.

                                  Komintern İkinci Kongresi’nde gündem maddelerinden biri de “Ulusal Sorun Ve Sömürge Sorunu”dur.  “Ulusal Sorun ve Sömürgeler Sorunu Komisyonu”nda Kore delegesi de vardı. Lenin’in “Ulusal Sorun ve Sömürgeler Sorunu”na ilişkin tezleri Kongre’nin dördüncü ve beşinci oturumlarında tartışıldı ve oybirliği ile kabul edildi.  Rus-Japon savaşından sonra çok sayıda Koreli göçmen Sibirya’ya yerleşmişti. Büyük Sosyalist Ekim Devrimi’nin yankıları Koreli gruplar arasında da bir heyecan yaratmıştı.  Komintern’in kuruluşundan önce 1918 Aralık’ında Petrograd’da yapılan uluslararası toplantıda Koreli bir delege konuşma yaptı. 1919 Mart’ındaki kuruluş kongresine de herhangi bir resmi sıfatı olmayan bir başka Koreli katıldı. Bu dönemde, Japon işgaline karşı mücadele de iki ayrı grup ortaya çıkmıştı.

                                  Gruplardan biri ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını savunan, başta ABD emperyalistleri olmak üzere İtilaf Devletleri’nin sempatisini kazanmaya çalışan bir “bağımsızlık” programına sahipti. Bu grup “Kore Ulusal Konseyi”ni kurdu. Bu grubun lideri ABD vatandaşı Sygman Rhee’ydi. 1919 Mart’ında Kore’de ulusal ayaklanmayı örgütleyen bu grup, ayaklanma Japon emperyalistleri tarafından kolayca bastırılınca ve Paris Barış Konferansı Kore sorununu ele almayı reddedince etkisini kaybedip dağıldı.

                                  Diğer grup karma bir milliyetçi ve devrimci program üzerinde Bolşeviklerle işbirliği yapmaya çalışıyordu. Söz konusu grup Kore Sosyalist Partisi adıyla, 1919 Nisanı’nda Vladivostok’ta bir “kongre” düzenledi. Faaliyetlerini Komintern’e rapor etmeleri için Pak Din-şun ve başka iki delegeyi Moskova’ya gönderdi. Pak Din-şun Komintern’in İkinci ve Üçüncü Kongrelerine parti delegesi olarak katıldı ve bir süre Moskova’da Kore’yle ilgili sorunlarda, kendisine danışılan biri hâline geldi. Komintern 4. Kongresi 1922’de yapıldı. O dönemde, Kore’deki hareket tam bir geri çekilme dönemine girmişti. Moskova’ya Komintern kongresine katılmak için dört kişi geldi. Kore’de parti içi çatışmalar, komünist partisinin kimin temsil edeceğine karar verilemediği için Koreli iki kişi konuk olarak kabul edildi. Diğer iki kişinin kongreye katılması reddedildi.

                                  Komintern Dördüncü Kongresi, sömürge ve bağımlı ülkelerdeki ulusal kurtuluş hareketlerinin durumunu ayrıntılı olarak değerlendirdi. Doğu ülkelerinde işçi hareketinin gelişmesi, bilimsel sosyalist partilerin ortaya çıkışı, ulusal sorun ve sömürge sorununun proleter dünya devrimine bağlı olarak ele alınması Komintern’in çizgisiydi. Komintern, bilimsel sosyalist partilerin çekirdeğini yaratmayı, anti-emperyalist ulusal-devrimci hareketi olası her biçimde desteklemeyi ve bilimsel sosyalist partileri bu hareketin öncüsü hâline getirmek istiyordu. Komintern şu tespitleri yapıyordu:

                                  “Kore, Çin Hindi, Filipinler ve diğer ezilen ülkelerdeki bilimsel sosyalistler emperyalizme karşı baskı ve işkenceden yılmayan yiğit savaşçılar olduklarını gösterdiler. Halkın silaha sarıldığı her yerde bilimsel sosyalistler savaşan safların en önündeydiler.” (“Üçüncü Enternasyonal’in Kısa Tarihi”, Alexander Sobolev, s. 429, Bilim Yayınları, Haziran 1979, İstanbul)

                                  13 Ekim 1945’te Kore Komünist Partisi Kuzey Kore Bürosu kuruldu. Japon emperyalistlerinin teslim olmasından sonra, Komünist Partisi yeniden örgütlendi. Çünkü Komünist Partisi farklı grupları içinde barındırıyordu. Bu gruplardan biri de Kim Il-Sung’un temsil ettiği gruptu. Kim Il-sung, dört yıl boyunca Moskova’da kalmıştı ve 1918’den beri Komünist Parti içinde hiçbir gruba angaje olmamıştı.

                                  “Kurtuluşu izleyen üç ay içinde, parti hızla gelişti ve 4530 üyeye ulaştı. Parti üyelerinden yüzde 30’u işçi, yüzde 34’ü köylü, yüzde 36’sı da aydın, esnaf ve diğer kesimlerden oluşuyordu. Kuzey Kore Komünist Partisi’nin kuruluşundan iki ay sonra Kim Il-sung, partinin sağlıklı temeller üzerinde yükselmediğini ve kitlelerle hiçbir bağı olmadığını fark etti. Ona göre parti bu bileşimiyle gerçek bir işçi partisi hüviyetine bürünmüş sayılmazdı.  Konfiçyüsçü gelenekleri olan bürokratik bir rejim altında kazanılan alışkanlıklar hesaba katıldığında, merkezin kararları yerel ölçekte çok ender olarak uygulanıyordu. Devrimci bir dönüşüm, yani egemen sınıfların ortadan kaldırılması için Kim İI-sung, sadece bir “kitle politikası”nın verilen emirlere uyulmasını sağlayabileceğini düşünüyordu. Kim ll-sung ayrıca, partinin acil görevinin bütün demokratik örgütler ve siyasal partilerle işbirliği yaparak birleşik demokratik bir iktidarın kurulması olarak görüyordu. Birleşik cephe politikası sosyalizmin inşasının kaçınılmaz kıldığı bir gereklilik, ülkenin bölünmüş durumda olmasının dayattığı bir zorunluluktu.” (“Sosyalizm Ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi”, Cilt V, s. 1653-1654, İletişim Yayınları, İstanbul)

                                  Sovyetler Birliği’nin itirazına rağmen Birleşmiş Milletler, Kore’nin tamamında seçim yapılmasına karar verdi. Birleşmiş Milletler’in teftiş heyeti Kuzey Kore’ye alınmadığı için seçimler Mayıs 1948’de sadece Güney’de yapıldı. Seçim sonucunda Kore Cumhuriyeti (Sadece Güney’de) kurulmuş oldu.  Syngman Rhee de yeni cumhuriyetin başkanı oldu. Ağustos 1948’de ise Kuzey’de seçimler yapıldı. 9 Eylül 1948’de, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti ilan edildi. Kim İl-sung devlet başkanı oldu. Kore Demokratik Halk Cumhuriyetinin ilan edilmesinde ertesinde, Stalin 12 Ekim 1948’de Kim İl-sung’a şu mesajı gönderdi:

                                  “Kore halkının birleşik ve bağımsız devlet kurma hakkını değişmeksizin savunan Sovyet Hükümeti, Kore Hükümeti’nin kuruluşunu selamlar ve Kore’nin ulusal yeniden doğuşu ve demokratik gelişimi için faaliyetlerinde başarılar diler. Sovyet Hükümeti, SSCB ile Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti arasında diplomatik ilişki kurma ve elçi değiş-tokuşuna ve aynı zamanda buna denk düşen ekonomik ilişkiler oluşturmaya hazır olduğunu açıklar.” (“Seçme Eserler XVI”, Stalin, s. 141, İnter Yayınları, Haziran 1994, İstanbul)

                                  Japon emperyalizminin saldırganlığı ve kaçınılmaz son

                                  1929 sonunda kapitalist ülkelerde eşi görülmemiş yıkıcılıkta bir dünya ekonomik krizi baş gösterdi ve bunu izleyen üç yıl içinde durum gittikçe kötüleşti. Dünya ekonomik krizi Japonya’ya ağır bir darbe vurdu. 1930’lu yıllarda Japon emperyalistlerinin savaş tehditleri giderek arttı. 1937’de, Mançurya’yı ele geçirdikten sonra, Japonya, merkez ve kuzey Çin’e saldırıp, Pekin, Tientsin, Şanghay gibi yerleri işgal etti. Japon emperyalizmi, Sovyetler Birliği’ne saldırmak için kendilerine uygun mevziler hazırladı. Japonya, saldırganlığını garantiye almak için Milletler Cemiyeti’nden çekildi ve yoğun şekilde silahlanmaya başladı. Çin’in derinliklerine ilerleyen Japon emperyalizmi, Kore’yi de ikmal üssü olarak kullanıyordu. Kore halkının asimilasyon çalışmaları da tüm hız sürüyordu.

                                  Japonya, İkinci Dünya Savaşı’nda Hitler Almanya’sıyla birlikte hareket etti ve 1941’de Batı İttifakına savaş ilan etti. Yüzbinlerce Koreli ya Japon üniformalarıyla orduya katıldı ya da cephe gerisinde ve sanayide çalıştırıldı. Tabii ki Japon ordusunda gönüllü olarak çalışan Koreli generaller, kontrgerilla birlikleri ve Kamikaze pilotları da vardı. Esir kamplarında gardiyanlık yapan Koreliler, savaş esirlerine yaptıkları kötü muamele ile ün salmışlardı. Japon ordusuna hizmet etmek istemeyen Koreliler de hizmete zorlanıyordu. Bunun en acı örneklerinden biri, Japon, Çinli, Güneydoğu Asyalı ve birkaç Avrupalı kadınla birlikte binlerce, hatta on binlerce Koreli genç kadının (kesin sayı bilinmiyor) Japon askerleri için seks köleliğine zorlanmasıydı.

                                  1943 Kasım’ında Kahire konferansı toplandı. Toplantıda, Japonya’nın 1914 yılından beri el koyduğu ya da işgal ettiği tüm Pasifik adalarından çıkartılması ve Çin’den aldığı tüm bölgeleri geri vermesi konuları onaylandı. Bu bölgeler içinde, Mançurya, Formoza ve Pedascores de bulunuyordu. Ayrıca, 1910’dan beri Japon egemenliği altında bulunan Kore’de bağımsızlığını kazanacaktı.  Şubat 1945’te düzenlenen Yalta Konferansı’nda sömürgelerin bağımsızlık dönemi için ABD, İngiltere, Çin ve Sovyetler Birliği’nden oluşan Vesayet Konseyi oluşturulması kararlaştırıldı.

                                  Almanya, Japonya ve İtalya’dan oluşan Mihver Devletleri’nin erken başarılarından sonra rüzgâr tersine döndü. Nazi Almanya’sı yenildi. Japon ordusu, Burma’da İngiltere’yle ve Pasifik cephesinde Amerika Birleşik Devletleri ile savaştı. 29 Nisan 1945’te Kızıl Ordu birlikleri Berlin’e girdi, bir gün sonra 30 Nisan’da Hitler intihar etti. 8 Mayıs’ta Nazi Almanya’sı teslim bayrağını çekti. Avrupa’da savaş sonlanmıştı, fakat Pasifik cephesinde savaş sürüyordu. 6 Ağustos 1945’te ABD tarihte ilk atom bombasını kullandı.  İlk atom bombası Hiroşima’ya atıldı. Onu 9 Ağustos’ta Nagasaki’ye atılan ikincisi izledi. 14 Ağustos’ta gerçekte savaşı atom bombası atılmadan önce de çoktan kaybetmiş olan Japonya da teslim oldu.   

                                  Potsdam Konferansı’nda, ABD ve İngiltere, Sovyetler Birliği’nin Japonya’ya karşı bir savaş açması talebinde bulundular. Potsdam Konferansı’nda ayrıca Kahire bildirisinin uygulanması ve Japonya’nın işgal ettiği topraklardan çekilmesi talebi de dile getirildi.  Sovyetler Birliği, 9 Ağustos 1945’te Japonya’ya savaş ilan etti. Kızıl Ordu birlikleri Kore’ye girdi. Kore’nin kuzey bölgesi bir hafta içerisinde Japon işgalinden kurtarıldı. 2 Eylül 1945’te Japonya’nın teslimiyet belgesini imzalamasıyla birlikte İkinci Dünya Savaşı bütün cephelerde sona erdi. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesi ile Kore yarımadası üzerindeki Japonya işgali sona erdi.

                                  Japonya’nın yenilgisi, Kore için Japonya’nın sömürgesi olmaktan çıkma anlamına geliyordu. Avrupa ve Asya’nın büyük bir kısmı harabeye dönmüşken, Kore yarımadası savaşta neredeyse hiç maddi zarar görmemişti. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesi ile birlikte göçmen Koreliler ülkelerine geri dönmeye başladılar. Bu göçmenlerin yaklaşık 30 bini Kızıl Ordu saflarında yer almış ve Sovyetler Birliği’ndeki Koreli göçmenlerle ilişkilerini geliştirmişlerdi. Mançurya’da Japon emperyalistlerine karşı savaşan Koreliler, Çin komünistlerinin saflarındaki savaşta yer almışlardı. Bu göçmenler, Halk Ordusu’nda subay rütbesine kadar yükselmişlerdi. Kore’nin özgürleşmesiyle birlikte, Koreli göçmenler akın akın ülkelerine geri döndüler.

                                  Savaşa giden süreç

                                  İkinci Dünya Savaşı tüm insanlık için büyük bir yıkım oldu. 60 milyonu aşkın insan öldü. Ülkeler, kentler harabeye döndü. Savaş kışkırtıcılarının bu yıkımdan çok ağır bir ders aldığı sanılıyordu ama öyle olmadığı kısa sürede anlaşıldı. Savaşın ardından dünya yeni bir döneme girdi. Nazilere karşı oluşturulan ittifak sona erdi. “Soğuk Savaş” yılları başladı. İkinci Dünya Savaşı sonrası sosyalist Sovyetler Birliği önderliğinde bir sosyalist/demokratik bir kamp oluştu. Batılı emperyalistler, İkinci Dünya Savaşı ertesinde halk demokrasili devletlerin ortaya çıkmasından rahatsızdı. 1947’de “Truman Doktrini” açıklandı.  1948’de, “Marshall Planı” uygulamaya konuldu. “Marshall Planı” ile öncelikle Batı Almanya yeniden ayakları üzerine dikildi. Türkiye’ye de bu plan çerçevesinde 1948-52 yılları arasında 352 milyon dolar yardım yapıldı. Askeri ve ekonomik bağımlılık Türkiye’nin iç ve dış politikalarını da derinden etkiledi. İki kutuplu dünyada Türkiye artık yerini ve yönünü daha keskin bir şekilde belirlemek durumundaydı ve belirledi de.

                                  “Soğuk Savaş”ın bir sonucu olarak Kore 38. paralelden ikiye bölünmüştü. Uzun yıllar Japon emperyalizminin işgali altında kalan Kore, İkinci Dünya Savaşı sonrası kısa bir nefes almış, ancak bu durum çok uzun sürmemişti. Bir ucuyla Asya’ya, diğer ucuyla Pasifik’e uzanan yarımada, güneyinde başta ABD olmak üzere emperyalistlerin postal izlerini taşımaya devam ediyordu.

                                  8 Eylül 1945’de General John R. Hodge komutasındaki ABD birlikleri Inchon’a çıktılar. ABD emperyalistleri, Kore yarımadasının bütünüyle kızıllaşacağından endişeleniyordu. Oysa İngiltere ve ABD, Sovyetler Birliği’nin Japonya’ya savaş açmasını istemişlerdi. Kızıl Ordu Mançurya’yı özgürleştirerek Kore’ye girdiğinde, ABD telaşa kapıldı. 10 Ağustos 1945’te iki Amerikalı yetkili, sınır çizgisi belirlemekle görevlendirildi: National Geographic haritalarından birini kullanarak 38. paraleli sınır olarak belirlediler. Sovyetler Birliği, bu sınır hakkında bilgilendirildi. Kızıl Ordu, sınır olarak belirlenen noktada durdu. Kore bıçakla kesilir gibi ortadan ikiye bölündü. Eylül 1945’te ise ABD birlikleri Kore’nin güneyine yerleşti. Böylece Kore ikiye bölünmüş oldu. Bölünmeden sonra ağır sanayinin yüzde 65’i, hafif sanayinin yüzde 31’i Kuzey bölgesinde kaldı. Tarımsal üretim alanlarının %63’ü Güney’deydi.

                                  General Hodge, 38. paralelin güneyindeki tek yasal gücün ABD askeri hükümeti olduğunu açıkladı.   Askeri hükümetin aldığı kararlar, ABD ile Komünist Parti arasındaki ilişkileri gerginleştirdi. ABD, 10 Ekim 1945’de 10 Koreli yöneticiden oluşan “Danışma Komitesi”ni kurdu. Bunun üzerine komünistler, Güney bölgesinde ABD karşıtı bir kampanya yürütmeye başladı. 14 Şubat 1946’da Güney’de ABD önderliğindeki milliyetçiler “Demokratik Komite’yi kurdu. Kuzey’de ise “Ulusal Demokratik Cephe” oluşturuldu. Böylece, ülkenin bölünmüş durumu daha da belirgin bir hâle geldi.

                                  Aralık 1945’te, Yalta Konferansı’nda kararlaştırılan dört üyeli Vesayet Konseyi planı rafa kalktı. Kore’nin bölünmemesi yönündeki girişimler devam ediyordu. “Soğuk Savaş” siyasetinin bir yansıması olarak çelişkiler giderek keskinleşiyordu. ABD, 1947’de Kore sorununu Birleşmiş Milletler’e taşıdı.

                                  Kore’nin kuzeyi Sovyetler Birliği’nin kontrolündeydi, güneyde ise ABD hâkimiyet kurmuştu. ABD ile Sovyetler Birliği arasında yapılan anlaşma gereği yabancı askeri birliklerin Kore’den çekilmesi gerekiyordu. Sovyet birlikleri 1948’de, ABD birlikleri ise 1949’da çekildi; her iki devlet de orduların kurulması için bölgede askeri danışmanlarını görevlendirdi.

                                  Ve savaş

                                  25 Haziran 1950’de, Kuzey-Güney savaşı başladı. Kuzey Kore ordusu çok kısa sürede Güney Kore güçlerini dağıtarak hızla ülkenin en güneyine kadar ilerledi. Güney Kore’nin düşüşüyle birlikte küresel bir anti-komünist plan devreye sokuldu. O dönemde Sovyetler Birliği Birleşmiş Milletler’i protesto ediyor veto hakkına sahip olduğu BM Güvenlik Konseyi toplantılarına katılmıyordu. Çünkü Birleşmiş Milletler’de Çin’i, Tayvan temsil ediyordu. Kahire Konferansı’na da Çan Kay-şek katılmıştı. Bu dönemde Pusan’da ABD askerleri konuşlanmıştı. Savaşın başlamasının ardından ABD, Pusan’daki birliklerini takviye etti. Sovyetlerin protestosunu fırsat bilen ABD Birleşmiş Milletler’i harekete geçirdi. Güvenlik Konseyi, Kore’deki savaşa müdahale etme kararı aldı ve üye ülkeleri, oluşturulacak uluslararası kuvvete destek vermeye çağırdı.  Birleşmiş Milletler Kuvvetler Komutanlığı bünyesinde, ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Türkiye, Belçika, Kolombiya, Danimarka, Etiyopya, Fransa, Yunanistan, Hindistan, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Filipinler, Güney Afrika, İsveç ve Tayland savaşa katıldı. Amerikalı General Douglas MacArthur, Birleşmiş Milletler Kuvvetleri Komutanlığı’na atandı.  Birleşmiş Milletler güçleri 24 Kasım 1950 sabahı büyük bir askerî harekât başlattı. Harekâtın hedefi, Yalu, Çin-Kore-Rusya sınırıydı.

                                  23 sentlik asker

                                  ABD’li egemenler, en ucuz maliyetli askerleri Türkiye’den elde ettiklerini açıklıyorlardı. Demokrat Parti hükümetinin hesabı NATO’ya üye olmak ve ABD’den yardım almaktı. ABD emperyalistleri, sudan ucuz gördükleri Türk askerini Kore savaşında kullanmak istiyorlardı. Dönemin ABD Savunma Bakanı John Foster Dulles aynen şöyle diyordu: “Efendim, bir Amerikan askerinin günlük masrafı 25 dolardır. Oysa çoğu müttefiklerimizde bu maliyet çok daha düşüktür. Hele, sözgelişi, bir Türk askerinin günlük masrafı bize göre 23 senttir!” (“Kore Nire”, Fahri Erdinç, s. 118, Yordam Kitap, Nisan 2024, İstanbul)

                                  Savunma bakanının söylediği çok açıktır.  Mademki Türkiye NATO’ya girmek arzusundadır, o hâlde onu NATO kapısına ulaştıracak yol Kore’den geçmektedir. Sözün kısası, 400 milyon dolar yardım isteyen Türkiye, önce Amerika’nın Birleşmiş Milletler eliyle yaptığı silahlı yardım davetine evet demelidir! Yoksul emekçi halkın çocuklarının kanını satan hâkim sınıflar, savaşa karşı çıkanları vatan hainliğiyle suçluyorlardı. Demokrat Parti hükümeti, Kore Savaşına karşı çıkanlar üzerinde baskı uyguluyordu. Bu nedenle, Barış Derneği’nin faaliyetlerine polis saldırıyor, barış yanlıları tutuklanıyor ve barış yanlısı gazetelere sansür uygulanıyordu. O dönem yoksul halkın çocuklarının savaşa gönderilmesine karşı çıkan işçi sınıfının şairi Nâzım Hikmet vatan hainliğiyle suçlanıyordu.

                                  Dönemin ABD Savunma Bakanı John Foster Dulles’in Kore savaşı günlerinde Türk askerinin çok ucuza, günde 23 cente mal olduğunu söylemesi üzerine Nâzım Hikmet “23 Sentlik Asker” şiirini yazıyordu. Şiir şöyle:

                                  “23 sentlik asker

                                  Mister Dulles, / sizden saklamak olmaz, / hayat pahalı biraz bizim memlekette. /Mesela iki yüz gram et alabilirsiniz, koyun eti, / Ankara’da 23 sente, / yahut iki kilo kuru soğan, / yahut bir kilodan biraz fazla mercimek, / elli santim kefen bezi yahut, / yahut da bir aylığına yirmi yaşlarında bir tane insan. / erkek, / ağzı burnu, eli ayağı yerinde, / üniforması, otomatiği üzerinde, / yani öldürmeğe, öldürülmeğe hazır, / belki tavşan gibi korkak, / belki toprak gibi akıllı / belki gençlik gibi cesur, / belki su gibi kurnaz (her kaba uymak meselesi), / belki ömründe ilk defa denizi görecek, / belki ava meraklı, belki sevdalıdır. / Yahut da aynı hesapla Mister Dalles (tanesi 23 sentten yani) / satarlar size bu askerlerin otuz beşini birden / İstanbul’da bir tek odanın aylık kirasına, / seksen beş onda altısını yahut bir çift iskarpin parasına. / Yalnız bir mesele var Mister Dalles, / herhâlde bunu sizden gizlediler: / Size tanesini 23 sente sattıkları asker mevcuttu üniformanızı giymeden önce de, / mevcuttu otomatiksiz filan, / mevcuttu sadece insan olarak mevcuttu, / tuhafınıza gidecek, / mevcuttu hem de çoktan mı çoktan, / daha sizin devletinizin adı bile konmadan. / Mevcuttu, işiyle gücüyle uğraşıyordu, / mesela, Mister Dalles, / yeller eserken yerinde sizin New-York’un, / kurşun kubbeler kurdu o gök kubbe gibi yüksek, / haşmetli, derin. / Elinde Bursa bahçeleri gibi nakışlandı ipek. / Halı dokur gibi yonttu mermeri, / ve nehirlerin bir kıyısından öbür kıyısına ebemkuşağı gibi attı kırk gözlü köprüleri. / Dahası var Mister Dalles, / sizin dilde anlamı pek de belli değilken henüz, / zulüm gibi, / hürriyet gibi, / kardeşlik gibi sözlerin, / dövüştü zulme karşı o, / ve istiklal ve hürriyet uğruna ve milletleri kardeş sofrasına davet ederek, / ve yârin yanağından gayri her yerde, / her şeyde, / hep beraber, / diyebilmek için, / yürüdü peşince Bedreddin’in / O, tornacı Hasan, köylü Mehmet, öğretmen Ali’dir. / Kaya gibi yumruğunun son ustalığı: 922 yılı 9 eylülüdür. / Dedim ya Mister Dalles, / Herhâlde bütün bunları sizden gizlediler, / ucuzdur vardır illeti. / Hani şaşmayın, / yarın çok pahalıya mal olursa size, / bu 23 sentlik asker, / yani benim fakir, cesur, çalışkan, milletim, / her millet gibi büyük Türk milleti. (1953)”

                                  Türkiye’nin savaşa girmesi

                                  14 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerde Demokrat Parti iktidara geldi. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin yaptığı “Kore’ye yardım” çağrısı üzerine, Türkiye için NATO’ya girmek için kaçırılmaması gereken bir fırsattı. Bakanlar Kurulu, 18 Temmuz 1950’de Yalova’da 6,5 saat süren bir toplantı yaptı. Toplantıdan bir hafta sonra, 25 Temmuz’da Kore’ye asker gönderileceği kararı açıklandı. Demokrat Parti hükümeti, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onayını almaya gerek duymadı. Muhalefet Kore’ye asker gönderilmesine karşı çıkmıyor, sadece kararın alınış biçimine karşı çıkıyordu. CHP, Mayıs 1950’nin başında NATO’ya üyelik başvurusu yapmıştı. Kore’ye asker gönderileceğinin açıklanmasından bir hafta sonra Demokrat Parti hükümeti tarafından NATO’ya yeniden üyelik başvurusu yapıldı.

                                  Kore’ye bir tugay gönderilmesi uygun bulundu. Türk birliğini Kore’ye götürmek üzere beş Amerikan gemisi İskenderun Limanı’na demirlemişti. 259 subay, 395 astsubay, 4414 er, 18 askeri memur, 4 sivil memurdan oluşan toplam 5090 kişilik Kore Türk Tugayı’nın ilk kafilesi 25 Eylül 1950’de, İskenderun limanından ayrıldı.  Kore Türk Tugayı’nın son kafilesi de 29 Eylül’de denize açıldı. Türk Tugayı, birer gün arayla 18, 19, 20 Ekim 1950’de Pusan rıhtımına çıktı. Türk Tugayı, Amerikan 9. Kolordu’sunun emrine verildi ve ABD silahları ile donatıldı. Birleşmiş Milletler birliklerinin yer alan her birliğe, savaşta kullanılmak üzere şifreli bir isim veriliyordu.  General MacArthur, Türk Tugayı’na “North Star” yani “Şimal Yıldızı” adını verdi.

                                  Üç yıl süren savaş boyunca resmi rakamlara göre 721 Türk askeri yaşamını yitirdi. Ancak cenazesi bulunamayan askerler de var. 2147 Türk askeri de yaralandı.

                                  Türkiye ateşkes anlaşmasından sonra da Birleşmiş Milletler çatısı altında Kore’de asker bulundurmaya devam etti. Kore’deki Türk askeri sayısı zamanla azaltıldı, 1960 yılında bir bölüğe, 1965 yılında bir mangaya düşürüldü. Yarımadada sembolik olarak bulunan son manga da 1971’de geri çağrıldı.

                                  Çin’in savaşa girmesi

                                  Mao Zedung 8 Ekim 1950’de Çin gönüllülerine şu emri veriyordu:

                                  “ÇİN HALK GÖNÜLLÜLERİNE EMİR

                                  8 Ekim 1950

                                  Çin Halk Gönüllülerinin bütün kademelerdeki önder yoldaşlarına:

                                  1. Kore, halkının kurtuluş savaşını desteklemek ve ABD emperyalizminin ve onun uşaklarının saldırılarına karşı koymak ve böylece Kore, Çin ve Doğu’daki bütün öteki ülkelerin halklarının çıkarlarını korumak üzere, Çin Halk Gönüllülerine, hızla Kore’ye ilerlemelerini ve saldırganlara karşı savaşmak ve şanlı bir zafer kazanmak üzere Koreli yoldaşlara katılmalarını emrediyorum.
                                  2. Kore’de bulundukları süre içinde Çin Halk Gönüllüleri, Kore halkının önderi Kim İl-sung yoldaşa olduğu kadar Kore halkına, Halk Ordusu’na, Demokratik Hükümetine, Kore Emekçiler Partisi’ne ve diğer demokratik partilere de kardeşçe duygular beslemeli ve saygı göstermeli ve askeri ve siyasi disipline sıkı sıkıya uymalıdırlar. Bu, askeri görevinizi gerçekleştirmeyi güvence altına almak açısından son derece önemli bir siyasi temeldir.
                                  3. Karşılaşabileceğiniz çeşitli kaçınılmaz güçlükleri tam anlamıyla bilmeli ve bu güçlükleri büyük bir gayret, cesaret, dikkat ve azimle alt etmeye hazır olmalısınız. Bugün, bir bütün olarak uluslararası ve ülke içindeki durum saldırganların değil, bizim lehimizedir. Siz yoldaşlar kararlı ve cesur olursanız, oradaki halkla iyi bir şekilde birleşir ve saldırganlara karşı iyi bir şekilde savaşırsanız, kesin zafer bizim olacaktır.

                                  Mao Zedung

                                  Çin Halk Devrimci Askeri

                                  Komisyonu Başkanı

                                  8 Ekim 1950, Pekin”

                                  (“Seçme Eserler Cilt V”, Mao Zedung, s. 50, Kaynak Yayınları, İkinci Basım, Kasım 1993, İstanbul)

                                  Kasım 1950’nin son günlerinde Kore topraklarına giren Çin orduları, peş peşe yaptıkları harekâtlarla Birleşmiş Milletler ordularını dağıtarak, 38. paraleli geçip Seul’ü ele geçirdiler. Savaşın devam ettiği dönemde Mao, savaşa neden katıldıklarını şöyle açıklar: “ABD saldırısına karşı direnme ve Kore’ye yardım etme büyük mücadelesi devam etmektedir ve ABD hükümeti barışçı bir çözüme razı oluncaya kadar da devam etmelidir. Biz hiçbir ülkenin topraklarına tecavüz etmek niyetinde değiliz; biz emperyalistlerin ülkemize karşı saldırısına karşı koyuyoruz. Herkesin bildiği gibi, eğer ABD kuvvetleri Tayvan’ımızı işgal etmemiş, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ni istila etmemiş ve kuzeydoğu sınırımıza saldırmamış olsalardı, bugün Çin halkı ABD kuvvetlerine karşı savaşıyor olmayacaktı.” (Age., s. 68)

                                  Savaş sona eriyor

                                  Kore Savaşı, 25 Haziran 1950’de başladı ve üç yıl sürdü. 38. paralelin bir o tarafına bir bu tarafına geçildi. Kore’deki savaşı sona erdiren ateşkes antlaşması 27 Temmuz 1953’te, saatler gece yarısını gösterdiğinde sınır köyü Panmunjeom’da imzalandı. Anlaşmaya göre, ABD birlikleri Güney’de kalacak ve iki Kore dört kilometre genişliğinde bir “Askerden Arındırılmış Bölge” ile birbirinden ayrılacaktı.

                                  Ateşkes anlaşmasında; esirlerin 60 gün içerisinde iade edilmesi kararlaştırıldı. Esir değişimi 5 Ağustos 1953’te başladı. Esir değişimi 6 Eylül’e kadar devam etti. Bu tarihe kadar 3597 Amerikalı, 946 İngiliz, 30 Kanadalı, 22 Kolombiyalı, 40 Filipinli, 12 Fransız, 2 Yunan, 1 Japon, 7 Güney Afrikalı, 7850 Güney Koreli, 233 Türk harp esiri serbest bırakıldı. Buna karşılık Birleşmiş Milletler kuvvetleri de toplam 75.799 Kuzey Koreli ve Çinli esiri iade etti. Kore Savaşı, “Soğuk Savaş” dönemindeki sıcak çatışmaların ilki olarak tarihe geçti. Üç yıl boyunca asker ve sivil 2 milyonu aşkın insanın yaşamını yitirdi. Aradan 72 yıl geçmesine rağmen 38. paraleldeki tampon bölge hâlâ iki halkı birbirinden ayırmaya devam ediyor.

                                  “Emperyalistlerin Asya halklarının anti-emperyalist, anti-feodal temelde ulusal ve toplumsal yeniden doğuşunun güçlü sürecini boşa çıkarma çabaları, kaçınılmaz olarak karaya oturmaktadır. Kore’de Amerikan silahlı müdahalesinin başarısızlığa uğraması; Fransız ve Amerikan emperyalizminin Çinhindi’ndeki planının başarısızlığa uğraması, emperyalizmin isteklerini silah zoruyla Asya halklarına kabul ettirdikleri, bunların özgürlük ve bağımsızlık çabalarını bastırabildikleri dönemin geri gelmez bir şekilde geçtiğini tüm açıklığıyla gösterdi.” (“Politik Ekonomi Ders Kitabı Cilt 1”, s. 428, İnter Yayınları, İkinci Basım, Nisan 1996, İstanbul)

                                  “ABD ve Atlantik Paktının diğer ülkelerinde özellikle 1950 yılı ortalarında, Amerikan emperyalizminin Kore halkına karşı saldırı savaşı başlamasından sonra, güçlü bir şekilde ilerletilen silah üretiminin genişlemesi, kapitalist ülkelere belirli bir dönem için sanayi üretiminin düzeyini artırma imkânı sağladı. Ama bu, kapitalist ülkelerin iktisadının askerileştirilme sonucu tek yanlı gelişmesi pahasına sağlandı. 1953 yılının ikinci yarısından bu yana, ABD’de yeni bir iktisadi bunalım olgunlaşmaktadır; bunun sonuçları, sanayi üretiminin kısıtlanması, stokların önemli ölçüde büyümesi, siparişlerdeki azalma ve tamgün işsizlerle kısa çalışanların sayısının büyümesidir.” (Age., s. 428)

                                  Mao Zedung Kore Savaşını şöyle değerlendiriyor:

                                  ABD SALDIRISINA KARŞI DİRENME VE KORE’YE YARDIM ETME SAVAŞINDA KAZANDIĞIMIZ BÜYÜK ZAFER VE ÖNÜMÜZDEKİ GÖREVLER

                                  12 Eylül 1953

                                  Üç yıldan sonra, ABD saldırısına karşı direnme ve Kore’ye yardım etme savaşında büyük bir zafer kazandık. Savaş artık sona ermiştir.

                                  Bu zaferi neye borçluyuz? Üye arkadaşlar az önce bunu yalnızca doğru önderliğe bağladılar. Önderlik, etkenlerden biridir. Doğru önderlik olmadan hiçbir şey başarı kazanamaz. Ama biz esas olarak, savaşımız bir halk savaşı olduğu, bütün ulus onu desteklediği ve Çin ile Kore halkları omuz omuza savaştıkları için kazandık.

                                  ABD emperyalizmine, bizimkilerden kat kat üstün silahlar kullanan bir düşmana karşı savaştık ve yine de zafer kazanabildik ve onu ateşkesi kabul etmeye zorladık. Ateşkes nasıl mümkün oldu?

                                  Birinci olarak, ABD saldırganları askeri bakımdan elverişsiz durumdaydılar, alta düşmüşlerdi. Ateşkesi kabul etmeselerdi, bütün muharebe hatları yarılacak ve Seul, Kore halkının eline geçecekti. Bu durum geçen yılın yazında açıkça belli olmuştu. (…)

                                  İkinci olarak, siyasi bakımdan düşmanın pek çok çözülmez iç çelişmesi vardı ve tüm dünya halkları barış istiyordu.

                                  Üçüncü olarak, ekonomik bakımdan düşman, Kore’ye karşı saldırı savaşında büyük miktarda para harcamıştı ve bütçe gelirleriyle giderlerini dengeleyemiyordu.

                                  Bütün bu nedenler düşmanı anlaşmaya zorlamıştır. Esas neden, birinci nedendir ve durum böyle olmasaydı düşmanla ateşkes anlaşmasına varmak zor olurdu. ABD emperyalistleri çok küstahtırlar; mümkün olsa anlaşmayı her zaman reddederler ve buna ancak köşeye sıkıştırılınca yanaşırlar.

                                  Düşman Kore savaşında bir milyon 90 bin ölü ve yaralı verdi. Doğal olarak biz de bir bedel ödedik. Bununla birlikte kayıplarımız beklenenden çok daha azdır ve tüneller yapıldıktan sonra daha da azalmıştır. Biz savaşarak güçlendikçe güçlendik. Düşman mevzilerimizi sarsmayı başaramadı, tersine biz her zaman onun birliklerini yok ettik.

                                  Az önce hepiniz önderlik etkeninden söz ettiniz. Bence önderlik bir etkendir, ama en önemli etken, kitlelerin fikirleriyle katkıda bulunmasıdır.  (…)

                                  Tecrübemiz, halka dayandığımız ve oldukça doğru bir önderliği gerçekleştirdiğimiz zaman, düşmandan daha kötü donatılmış olsak bile iyi donatılmış düşmanı alt edebileceğimizi göstermiştir.

                                  ABD saldırısına karşı direnme ve Kore’ye yardım etme savaşında kazandığımız zafer, büyük bir zaferdir ve çok büyük öneme sahiptir.

                                  Birincisi, Kore halkıyla birlikte savaşarak düşmanı 38. Paralele sürdük ve orada tutunduk. Bu çok önemlidir. Eğer düşmanı 38. Paralele sürmeseydik ve cephe hatlarımız Yalu ve Tumen Irmakları boyunca kalsaydı, Şenyang, Anşan ve Fuşun halklarının kaygıdan uzak bir şekilde üretimi sürdürmeleri mümkün olmazdı.

                                  İkincisi, askeri tecrübe kazandık.  (…) ABD emperyalizmi korkunç değildir ve öyle büyütülecek bir yanı yoktur, Bizim tecrübemiz bunu göstermektedir; bu, gerçekten son derece değerli bir tecrübedir.

                                  Üçüncüsü, bütün ülke halkı siyasi uyanıklığını artırmıştır.

                                  Yukarıdaki üç noktadan bir dördüncü nokta da çıkarılabilir: Çin’e karşı yeni bir emperyalist saldırı savaşı ve üçüncü bir dünya savaşı ertelenmiştir.

                                  Emperyalist saldırganlar şunu akılda tutmalıdırlar: Çin halkı artık örgütlenmiştir ve hafife alınamaz. Kafasını kızdırırlarsa sonları kötü olur.

                                  Düşman savaşa yeniden başlayabilir; başlamasa bile, yıkıcı faaliyetlerde bulunmak üzere gizli ajanlar göndermek gibi her yolla karışıklık çıkaracaktır. Tayvan, Hongkong ve Japonya gibi yerlerde geniş bir gizli servis ağı kurmuştur. Ama biz ABD saldırısına karşı direnme ve Kore’ye yardım etme hareketinde tecrübe kazandık ve kitleleri harekete geçirdikçe ve halka ayaklandıkça, düşmanla nasıl baş edeceğimizi biliyoruz. (…)

                                  Başkalarının topraklarını istila edecek miyiz? Hayır, hiç kimsenin toprağını istila etmeyeceğiz. Ama başkaları ülkemizi istila etmeye kalkışırsa onlara karşı sonuna kadar savaşacağız.

                                  Çin halkının tutumu şudur: Barış istiyoruz, ama savaştan korkmuyoruz; her ikisine de hazırız. Halkın desteğine sahibiz. ABD saldırısına karşı direnme ve Kore’ye yardım etme savaşına katılmak için insanlar birbiriyle yarıştı.  (…)

                                  Savaş paraya mal oluyor. Ama ABD saldırısına karşı direnme ve Kore’ye yardım etme savaşı o kadar pahalıya mal olmamıştır. Savaş birkaç yıl sürdü, ama ortaya çıkan harcamalar tek bir yılın sanayi ve ticaret vergilerinden daha azdı. Elbette, savaşmak ve bu parayı harcamak zorunda kalmasaydık daha iyi olurdu. Çünkü ülkenin inşası bugün harcamalara yol açıyor ve köylüler hala güçlüklerle karşı karşıyadırlar. Geçen yıl, ondan önceki yıl, tarım vergisi ağırcaydı ve bu bazı dostlarımızın homurdanmasına yol açtı. Sanki köylülerin çıkarlarını temsil ediyorlarmış gibi «yardım siyaseti» talep ettiler. Bu görüşü onayladık mı? Hayır, onaylamadık. O sırada ABD saldırısına karşı direnme ve Kore’ye yardım etme savaşında zafer kazanmak için elimizden gelen her şeyi yapmak zorundaydık. Köylülerin ve bütün ülke halkının çıkarına olan neydi? Şimdilik sıkıntıya katlanmak ve zafer kazanmaya çabalamak mı, yoksa ABD saldırısına karşı direnmeyip ve Kore’ye yardım etmeyip birkaç kuruş biriktirmek mi? Hiç kuşkusuz onların çıkarına olan, savaşı kazanmaktı. Savaşın para gerektirmesi nedeniyle geçen yıl ve ondan önceki yıl biraz daha fazla tarım vergisi topladık. Bu yıl durum farklıdır. Tarım vergisini artırmadık ve vergi için bir tavan tespit ettik.

                                  “Yardım siyasetine” gelince, biz elbette ondan yanayız. Ama en büyük yardım siyaseti nedir? ABD saldırısına karşı direnmek ve Kore’ye yardım etmektir. En büyük yardım siyasetini uygulamak için fedakârlık yapmak, para harcamak ve daha fazla tarım vergisi toplamak zorunludur. Sırf biraz daha fazla vergi toplandı diye bazıları çığlığı bastılar. Bunlar, köylülerin çıkarlarını temsil ettiklerini bile iddia ettiler. Ben bu gibi lafları kesinlikle onaylamıyorum. ABD saldırısına karşı direnmek ve Kore’ye yardım etmek, yardım siyasetini uygulamaktı ve bugün de sanayinin kurulmasını sürdürmek aynı şekilde bu siyaseti uygulamaktır.

                                  Yardım siyasetleri iki türdür. Biri, halkın acil çıkarlarıyla ilgilidir. Öteki, ABD saldırısına karşı direnme ve Kore’ye yardım etme ve ağır sanayiyi kurma gibi halkın uzun süreli çıkarlarıyla ilgilidir. Birincisi daha az yardım siyaseti, ikincisi ise daha çok yardım siyasetidir. Her ikisi de göz önüne alınmalıdır ve böyle yapmamak yanlıştır. Peki, o zaman hangisine ağırlık verilecektir? Daha çok yardım siyasetine. Bugün siyasetimizde ağır sanayinin kurulmasına ağırlık vermeliyiz. İnşa, para gerektirmektedir. Dolayısıyla halkın geçim durumunun iyileştirilmesi gerekliyse de şimdilik bu, çok büyük ölçüde yapılamaz. Başka bir deyişle, bir yandan halkın geçim durumunu iyileştirmek zorundayız, öte yandan çok fazla şey yapmaya çalışmamalıyız; bir yandan bunu belli ölçüde gözetmek zorundayız, öte yandan da çok fazla gözetmemeliyiz. Daha çok yardım siyasetinin zararına daha az yardım siyasetine ağırlık vermek doğru yoldan ayrılmaktır.

                                  Şimdi bazı dostlar daha az yardım siyasetine tek yanlı bir şekilde ağırlık veriyorlar; aslında onlar bizim ABD saldırısına karşı direnme ve Kore’ye yardım etme savaşından vazgeçmemizi istediler ve şimdi de ağır sanayiyi kurmaktan vazgeçmemizi istiyorlar. Bu hatalı görüşü eleştirmeliyiz. Bu görüş Komünist Partisi’nin içinde de vardır; onunla Yenan’da karşılaştık. 1941 yılında Şensi-Gansu-Ningsia Sınır Bölgesinde 200 bin pikul tahıl topladık ve bazıları, Komünist Partisi köylüleri düşünmüyor diye feryat etmeye başladılar. Parti içindeki birkaç önder kadro da, bu yardım siyaseti meselesini ortaya getirdi. Bu görüşü o zaman da eleştirmiştim. O sırada en büyük yardım siyaseti neydi? Japon emperyalizmini devirmekti. Köylülerden toplanacak tahıl miktarını azaltsaydık, Sekizinci Yol Ordusunu ve Yeni Dördüncü Orduyu küçültmek zorunda kalacaktık. Bu ise, Japon emperyalizminin işine yarardı. Dolayısıyla bu görüşü savunanlar, aslında Japon emperyalizmi adına konuşuyor ve ona hizmet ediyorlardı. (”Seçme Eserler Cilt V”, Mao Zedung, s. 125-130, Kaynak Yayınları, İkinci Basım, Kasım 1993, İstanbul)

                                  “Dogmatizme karşı mücadele” bayrağı altında Marksizm Leninizm’e saldırı

                                  “Cuçe” veya Kim-İl-sung’un tanımıyla “Juche”, Kuzey Kore’nin resmi devlet ideolojisidir.  “Cuçe” (özgüven) öğretisi, ülkenin kurucusu Kim İl-sung’un ortaya attığı öğretidir. Bu öğretiye göre; Kuzey Kore kendi güç ve kaynaklarına dayanarak ve kendi içinde yeterli bir sistem kurarak, dışarıya bağımlılığını sıfırlamalıdır. “Cuçe” öğretisi; ilk olarak, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin kurulmasından yedi yıl sonra, Kim İl-sung’un Aralık 1955’te yaptığı bir konuşmada geçti. Bu konuşmada, Kore’de devrim sürecini ilerletebilmek için özgüvenli davranarak Kore’nin özgül koşullarını dikkate almak ve her alanda yerlileşmeye yönelmek gerektiğini belirtti.  “Cuçe” öğretisinin devlet politikası olarak şekillenmesi ise 1960’larla birlikte uygulamaya konuldu.  “Cuçe” ideolojisi, Kore ulusal kültürü ve milliyetçiliğidir.

                                  Kim İl-sung’a göre “Juche” ideolojisi şöyledir:

                                  “Parti birliği ve tutkunluğu için mücadele, “Juche”nin yerleştirilmesi çalışmaları olmaksızın düşünülemezdi. Partimiz her zaman Marksizm-Leninizm’in genel ilkelerine sıkı sıkıya sarıldı ve aynı zamanda dogmatizmi reddeden yaratıcı tavra bağlı kaldı.”  (“Kore devrimi üzerine”, Kim İl-sung, s. 14-15, Teori Yayınevi, Mayıs 1975, Ankara)

                                  “Diğer tüm bilimsel ve kurumsal sorunlarda olduğu gibi, geçiş dönemi ve proletaryanın diktatörlüğü sorunları da Partinin “Juche” bakış açısından çözümlenmelidir. Sizler sorunları ne klasiklerin önerilerine bağlı olarak dogmatik bir şekilde çözmeye çalışmalısınız, ne de dalkavukluğun esiri olup başkalarının yorumladığı gibi yorumlamaksınız.” (Age., s. 24)

                                  “Bizler her durumda “Juche”yi yerleştirmeli ve sorunları ülkemizdeki devrim ve kuruluş çalışmalarında kazandığımız pratik deneyler ışığında çözümlemeliyiz.” (Age., s. 32)

                                  “Partimiz, Marksist-Leninist evrensel ilkeleri ve diğer ülkelerin deneylerini, ülkemizin tarihi şartlarına ve ulusal özelliklerine uyacak şekilde yaratıcı bir şekilde uygulama ve kendi sorunlarımızı daima kendi sorumluluğumuzla çözümleme ve daima devrimci “kendi güçlerimize dayanma” ilkesini uygulama olan “Juche” çizgisine sıkı sıkıya bağlı kalarak sosyalist devrimde ve sosyalizmin kurulmasında büyük zafer ve başarılar kazandı.” (Age., s. 65)

                                  “Ülkemizin durumu ve şartları ve devrimimizin karmaşıklığı ve çetinliği nedeniyle “Juche”nin yerleşmesi sorunu Kore komünistleri için özel bir önem taşımaktadır.” (Age., s. 106)

                                  “İdeolojik ve politik alanlarda “Juche’yi yerleştiremeyen kimse bağımsız düşünme kabiliyetini yitireceğinden inisiyatifini kullanamayacaktır ve hatta sonunda doğruyu yanlıştan ayıramayıp körü körüne başkalarını izleyecektir. Bu şekilde benliğini ve bağımsızlığını yitiren kişi, revizyonizmin, dogmatizmin ve “sol” ve sağ oportünizmin her türlüsüne saplanabilir ve hatta devrimi ve kuruluş çalışmalarını boşa çıkarabilir.” (Age., s. 107-108)

                                  Laf düzeyinde tıpkı Kruşçev’in yaptığı gibi Marksizm-Leninizm’e atıfta bulunulmakta, dogmatizme karşı mücadele adına Marksizm-Leninizm teorisinin ve ideolojinin önemi küçümsenmektedir. “Bizler her durumda “Juche”yi yerleştirmeli”yiz diyor Kim İl-sung. “İdeolojik ve politik alanlarda “Juche’yi yerleştiremeyen kimse bağımsız düşünme kabiliyetini” yitirileceği söyleniyor. “Juche”, Kuzey Kore’de Marksizm-Leninizm yerine konan gerici resmi devlet ideolojisidir. Bu ideoloji, hanedan egemenliğine dayalı, ekonomi alanında ise koyu biçimde devletçi ve izolasyoncu bir yapıdır. Sosyalizm, Marksizm-Leninizm isimleri, ayıbı örten incir yaprağı işlevinden başka bir anlamı yoktur.

                                  Sonuç

                                  Kore halkının 1950’li yıllarda verdiği ulusal kurtuluş savaşı, ABD önderliğinde emperyalist ve gerici devletlerin oluşturduğu ve Türk hâkim sınıflarının da emperyalistlerin gözüne ve NATO’ya girmek için katıldığı savaşın sonucunda, Kore’nin ikiye bölünmüşlüğü tescillendi. Bu bölünmeden sonra Kuzey Kore, ilişkilerini Sovyetler Birliği ve halk demokrasili ülkeler ile geliştirdi. Güney Kore ise, askeri ve iktisadi olarak tam bir ABD yarı-sömürgesi hâline geldi.

                                  Kore savaşı, “Soğuk Savaş”ın ilk savaşı idi. Savaşın kaybedeni hiç şüphesiz Korelilerdi. Tahribatın ve katliamların muazzam ölçeği her iki tarafta her şeyi daha da kötü hâle getirdi. Savaş, 10 milyon insanın yerinden, yurdundan, ailesinden kopmasına sebep oldu. Yarımadanın bölünmesi derinleşti.  Karşılıklı güvensizlik, öfke ve düşmanlık iyice tırmandı. Bugün dünyanın en militarize sınırı olan askerden arındırılmış bölgede bile karşılıklı güç gösterisi devam ediyor. Nihai barış antlaşması hiçbir zaman imzalanmadı.

                                  Kore halkına karşı gerici savaşı başlatan ve demokratik kampa karşı yönelen bir savaş isterisi yayan ABD, İngiliz ve Fransız emperyalistleri idi. Kore’ye müdahale etmelerinin nedeni, Kore’nin sosyalist bir ülke olmaması içindi.

                                  Nazi Almanya’sı ve emperyalist Japonya’nın yenilmesinin doğrudan sonucu olarak, Doğu Avrupa’da, Çin’de, Kore’de ve Vietnam’da yarı-sömürge ve sömürgelerin yerine halk cumhuriyetleri kuruldu, emperyalizm cephesi İkinci Dünya Savaşı’nda ağır bir yara aldı. Çin halkının zaferi Doğu’yu daha da devrimcileştirdi ve emperyalizm tarafından ezilen halkların kurtuluş mücadelesinin yükselmesine yardımcı oldu.

                                  Kore savaşında, ateşkes görüşmelerine temel teşkil eden öneriler bizzat Sovyetler Birliği tarafından getirildi. ABD ve müttefikleri, Kore’ye saldırıp onu boyunduruk altına almak istediler. Sovyetler Birliği ise İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra hiçbir yerde herhangi bir savaş eylemine katılmadı. Tam tersine hep barışı savundu.

                                  Sovyetler Birliği, önce 60’lı yılların başında bütünüyle yozlaştı; sonra da 90’lı yılların başında çöktü, onun çöküşü ile birlikte varlığı esas olarak Sovyetler Birliği’nin varlığına dayanan Doğu Bloku da yıkıldı. SSCB’nin çöküşü ve Doğu Bloku’nun dağılmasıyla Kuzey Kore en önemli ticaret ortaklarını kaybetti ve ülkenin dış ticareti büyük bir gerileme sürecine girdi. Özellikle, 1998-1999 yılları arasındaki yaşanan kıtlık sırasında dış ticaret 1990 yılına kıyasla %40 oranında azalarak ülke tarihindeki en düşük seviyeye indi.

                                  Kore, “sosyalizm”i, milliyetçiliğin bir başka adı olarak kullanmaktadır. Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ndeki diktatörlüğün gerçek proletarya diktatörlüğü ile uygulanan rejimin gerçek sosyalizmle hiçbir ilgisi yoktur. Kuzey Kore’nin yönetim biçimi revizyonist tek parti diktatörlüğüdür. İktidar partisinin adı “Kore İşçi Partisi” olsa da “demokratik” ve “halk cumhuriyeti” terimleri kullanılsa da gerçekte “Lider kültü”nün hâkim olduğu, “Kim” soyundan bir “hanedanlık” gibi yönetilmektedir.  Kore’nin ilk devlet başkanı Kim İl-sung’tur. Kim İl-sung 1948’den 1991’e kadar yönetimini sürdürdü. 1991’den 2011’e kadar oğlu, Kim Jong-il ülkeyi yönetti ve nükleer programını daha da geliştirdi. 2011’den beri en genç erkek torun Kim Jong-un adı sosyalist gerçekte sosyal faşist diktatörlüğü sürdürüyor.

                                  Doğu Bloku’nun çöküşü ile birlikte ABD önderliğindeki Batılı emperyalistlerin karşısında rakip bir blok kalmadı. Eski Doğu Bloku’nu oluşturan ülkelerin birçoğu birer birer Batılı emperyalistler tarafından yutuldu. 1990’lı yıllarda zayıflayan Rus emperyalizmi, 2000’li yıllardan itibaren yeniden Batı emperyalizmi ile dalaş yürütmeye başladı. Kuzey Kore ise gelinen aşamada Rus emperyalizminin stratejik bir ortağı olarak hareket ediyor. Batılı emperyalistler ısrarla bu sosyal faşist diktatörlüğü komünist olarak adlandırarak komünizmi gözden düşürmeye çalışıyor.

                                  29 Haziran 2025

                                   

                                   

                                  İlgili

                                  Önceki yazı

                                  Katliamın 32.yıldönümünde Sivas’tayız!

                                  Sonraki Gönderi

                                  Leman Dergisine saldırı!

                                  İlgiliGönderiler

                                  Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!
                                  Kadın

                                  Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

                                  6 Mart 2026
                                  8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!
                                  Kadın

                                  8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

                                  6 Mart 2026
                                  İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  
                                  Dünya

                                  İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

                                  1 Mart 2026
                                  “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu
                                  Güncel

                                  “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

                                  28 Şubat 2026
                                  Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!
                                  Dünya

                                  Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

                                  28 Şubat 2026
                                  YDİ ÇAĞRI
                                  İşçi Dünyası

                                  Şubat sayımız, sayı 77 çıktı!

                                  25 Şubat 2026
                                  Sonraki Gönderi
                                  Leman Dergisine saldırı!

                                  Leman Dergisine saldırı!

                                  Son Haberler

                                  Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

                                  Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

                                  6 Mart 2026
                                  8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

                                  8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

                                  6 Mart 2026
                                  İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

                                  İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

                                  1 Mart 2026
                                  “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

                                  “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

                                  28 Şubat 2026
                                  Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

                                  Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

                                  28 Şubat 2026
                                  YDİ ÇAĞRI

                                  Şubat sayımız, sayı 77 çıktı!

                                  25 Şubat 2026
                                  8 Mart: Görülmezden gelinen emekten devrimci kopuşa!

                                  8 Mart: Görülmezden gelinen emekten devrimci kopuşa!

                                  24 Şubat 2026
                                  İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

                                  İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

                                  23 Şubat 2026
                                  Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                                  Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                                  20 Şubat 2026

                                  Şubat 2026

                                  20 Şubat 2026
                                  • YDİ Çağrı / Tüm Sayılar
                                  • Youtube Kanalı
                                  • İletişim
                                  Tel: +0507 037 75 27

                                  © 2023 Yeni Dünya İçin Çağrı

                                  Sonuç yok
                                  Tüm Sonucu Görüntüle
                                  • YDİ ÇAĞRI
                                  • Güncel
                                  • İşçi Dünyası
                                  • Kadın
                                  • Gençlik
                                  • Kürdistan
                                  • Çevre
                                  • Dünya
                                    • Avrupa
                                    • Amerika
                                    • Ortadoğu
                                    • Afrika
                                    • Asya
                                    • Pasifik
                                  • Makaleler
                                  • Yayınlar
                                    • Son Sayı
                                    • YDİ Çağrı / Tüm Sayılar
                                    • Yeni İşçi Dünyası
                                    • Yeni Kadın Dünyası
                                      • Dört Duvar
                                    • Yeni Dünya Gençliği
                                    • Bildiriler
                                    • Broşürler
                                    • Yeni Dünya İçin
                                  • Youtube TV
                                  • Tüm Yazılar
                                  • İletişim
                                    • Hakkımızda
                                  • tr TR
                                    • tr TR
                                    • en EN
                                    • de DE
                                    • fr FR
                                    • es ES
                                    • ar AR
                                    • ku KU

                                  © 2023 Yeni Dünya İçin Çağrı

                                  Yeni Dünya İçin ÇAĞRI Size en son haberler ve güncellemeler için bildirimler göstermek istiyoruz.
                                  Reddet
                                  Bildirimlere İzin Ver