Metal sektöründe MESS süreci Eylül ayında başladı. Eylül başında; Türk Metal, Birleşik Metal İş ve Öz Çelik İş sendikaları, Toplu İş Sözleşmesi tekliflerini MESS patronlarına sundu. MESS görüşmeleri devam ediyor. MESS ile sendikaların pazarlıkları devam ederken aklımıza şu soru takılıyor.
MESS Toplu İş Sözleşmelerinde metal işçisi kadınların taleplerine ne kadar yer veriliyor?
Verilere göre, MESS sözleşmesi kapsamında çoğunluğu Türk Metal’e üye yaklaşık 15 bin kadın metal işçisi var.
Ocak 2025 verilerine göre ise üç büyük konfederasyonda örgütlü kadın işçi sayısı şöyle:
Türk İş Konfederasyonuna bağlı toplam 1.019.685 üyenin 310.477’si kadın işçi,
Hak-İş’e bağlı toplam 616.962 üyenin 226.632’si kadın işçi,
DİSK’e bağlı toplam 229.307 üyenin 53.864’ü kadın işçi. (kaynak: Necla Akgökçe. “Kadın İşçi” internet sayfasından)
Çalışma Bakanlığının en son Temmuz 2025 yılı için açıkladığı rakamlara göre, genel sendikalılık oranı bir önceki istatistiklerin yayınlandığı Ocak 2025’e göre biraz düşmüş olsa da bu, metal işçisi kadınların sayısının her geçen gün arttığı ve buna bağlı olarak taleplerinin de arttığı gerçeğini değiştirmiyor.
Bu taleplerin başında ücretsiz, nitelikli ve ulaşılabilir kreş hakkı geliyor.
2013 yılında yürürlüğe giren “Gebe veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmeliğin” 13. maddesine göre, yaşları ve medeni halleri ne olursa olsun, 150’den fazla kadın çalışanı olan işyerlerinde, 0-6 yaşındaki çocukların bırakılması, bakımı ve emziren kadın işçilerin çocuklarını emzirmeleri için işveren tarafından, çalışma yerlerinden ayrı ve işyerine yakın kreşlerin kurulması zorunludur. Kreş, işyerine 250 metreden daha uzaksa işveren taşıt sağlamakla yükümlüdür. Ayrıca kreş açılması için gereken kadın çalışan sayısına erkek işçi arasından çocuğunun annesi ölmüş veya velayeti babaya verilmiş olanlar da dâhildir.
Yasa böyle dese de kreş yükümlülüğünü yerine getiren patronların oranı yüzde 1’i geçmemektedir. Yasaya göre, işyerinde kreş açma zorunlu olmasına rağmen patronların kreş açmamasının başlıca nedeni, düşük idari para cezalarıdır. Patronlar açısından, bu komik para cezalarını ödemek, kreş açmaktan daha kârlıdır!
Kreş hakkı talebi sadece çalışan kadınlarla sınırlı değildir. Bu hak devletin karşılaması gereken ve tüm işçi ve emekçi kadınları ve aynı zamanda erkekleri de kapsayan kamusal bir haktır.
Kreş açma yükümlülüğü devlete ait olmasına rağmen devlet bu alana para ayırmayı gereksiz gördüğü için geçici çözümlerle ve çeşitli fonlarla sorumluluğu üzerinden atmaya, işçi ve emekçi kadınların gözünü boyayarak aldatmaya çalışıyor.
Devletin Kreşe Alternatifi “Komşu Anne” Projesi!
Bu yılın başında gündeme gelen “Komşu Anne” projesi de böyle bir aldatmacadır. İstanbul, Ankara ve İzmir’in pilot iller olarak seçildiği ve bakanlığın ağustos ayında çalışmalarına başladığı “Komşu Anne” projesi ile amaç, “annelerin iş hayatına dönüşünü kolaylaştırmak, kadın istihdamını arttırmak ve çocuk bakımını kreşlere göre daha uygun maliyetle sağlamak” olarak belirtiliyor.
Devletin çocuk bakımı sorumluluğunu yine kadınların sırtına yüklediği “Komşu Anne” projesine biraz daha yakından baktığımızda gerçeklerin hiçte yukarıda sıralandığı gibi olmadığını görüyoruz.
“Komşu Anne” olmak isteyen kadınların başvuru yapabilmesi için istenen koşullar şunlar:
Başvuru tarihinde 65 yaşından genç olması, iletişim kurabilecek derecede Türkçe bilmesi, en az ilkokul mezunu olması, Milli Eğitim Bakanlığı’nın vereceği 180 saatlik 0-72 yaş erken dönem çocukluk eğitimi ve 18 saatlik ilk yardım eğitimi alması yeterli olacak. Ayrıca bakıcının ve ev halkının suç geçmişinin bulunmaması gerekiyor.
Eğitimleri tamamladıktan sonra sertifika alan kadınlar, 5 çocuğa kadar kendi evinde bakım hizmeti sunacak ve beş çocuk için alacağı aylık ücret 33 -34 bini geçmeyecek. Devletin bütçe ayırmaya niyetli olmadığı ve çeşitli fonlarla finanse etmeye çalıştığı bu “proje” ile çocuğun gelişimi açısından en önemli çağdaki çocuğa sağlıklı, güvenli ve nitelikli bakım hizmeti sunulması mümkün değildir.
Kaldı ki hangi emekçi kadının evi, 5 çocuğun ihtiyaçlarını karşılayacak yeterli büyüklüğe ve donanıma sahiptir? Ya da 0 – 6 yaş arası 5 çocuğun bir evde sadece bir kişi tarafından bakılması nasıl mümkün olacaktır? Bu çocukların dışarı çıkarılması parka götürülmesi vs. nasıl mümkün olacaktır? Bakıcı anne hasta olduğunda bu çocuklara ne olacaktır? Vs. Soruları daha da çoğaltmak mümkün.
Bu bakım modeli ile 0-6 yaş grubundaki çocukların beslenmesinden hijyenine, uykusundan güvenliğine kadar birçok ihtiyacının karşılanması neredeyse imkânsızdır. Herhangi bir denetimin olmadığı ev ortamında küçük yaştaki çocukların her türlü kötü muameleye ve istismara açık olabileceği de göz ardı edilmemelidir.
Sonuç olarak bu proje, çalışan annelerin ve babaların her türlü riski göze alarak, küçücük çocuğunu bırakmak zorunda kalacağı, güvenliksiz, niteliksiz ve geçici bir bakım hizmeti olacaktır. Zaten kadınların çok büyük bir bölümü de bu bakım hizmetine bile erişemeyecektir.
Devlet, çocuk bakımı konusunda kendi sorumluluğunu yerine getirmeyerek, kamunun görevi olan çocuk bakımını bireylerin sırtına yükleyip özelleştirerek bir yandan sorumluluğu üzerinden atıp fazla maliyetten kaçarken diğer yandan bu tür “projelerle” yükü kadınların sırtına yıkarak bu alanda da kadın emeğini ucuz işgücü olarak kölece sömürmeyi hedefliyor.
Metal işçisi kadınların talepleri sadece kreş hakkı ile sınırlı değil. Diğer işçi ve emekçi kadınlar gibi kadın metal işçilerinin de işyerlerinde şiddet ve cinsel taciz, mobbing, iş sağlığı – iş güvenliği sorunları, ebeveyn izinleri ve eşit işe eşit ücret gibi biri dizi sorunu ve talebi var. Bu taleplerin, sermayenin çıkarlarının ön planda tutulduğu sendikal anlayışların, sendika bürokrasisinin gündeminde olmadığı, gündemlerine almayacakları şimdiden bellidir.
Şu anda gündemde olan MESS – TİS görüşmelerinde, pazarlıkları yürüten sendika yönetimlerinin erkek egemen yapısı bilindiğinde ve neredeyse hepsinin erkek olduğu “erkek yöneticilerinin”, kadın işçilerin taleplerini birkaç cılız ses dışında gerçek anlamda gündemlerine almayacaklarını, önemseyip gündeme getirmeyeceklerini biliyoruz.
Çoğunluğu erkek egemen yapıya sahip olan sendikaların, içinde bulunduğu uzlaşmacı siyasete rağmen kadın işçiler, sendikalardan bağımsız olarak hareket etmeli, çalıştıkları tüm fabrikalarda taleplerini gündeme getirmeli, bu taleplerin mücadelesini vermelidir. Tabandan baskı ile taleplerini MESS Sözleşmelerine sokmalı ve pratikte uygulanması için de çaba sarf etmelidir.
Unutulmamalıdır ki kendi haklarımız için mücadeleyi kendi ellerimize aldığımızda, yozlaşmış sendika yönetimleri de dâhil, hiçbir güç bu mücadelenin önünde duramayacaktır.
1 Ekim 2025


































































