Yaklaşık 600 bin kamu işçisini ilgilendiren, iktidar ve sendika bürokratlarının birlikte aylarca işçileri oyaladıkları Kamu Çerçeve Protokolü 2 Ağustos’ta imzalandı. Kamu işçileri, iktidar sendika işbirliğiyle bir kez daha sefalet ücretine mahkûm edildi.
İmzalanan satış sözleşmesine göre işçilerin ücretlerine 2025 ilk 6 ay için %24, ikinci 6 ay için %11 zam ve günlük 50 lira seyyanen zam, 2026 ilk 6 ay için %10, 2026 ikinci 6 ay için %6 zam yapılacak.
Oysa Türk-İş ve Hak-İş’in ortak hazırladığı ve 27 Şubat’ta hükümete sunduğu taslakta istenen zam oranı yüzde 90 idi. İmzalanan zam oranının bırakalım bu orana yaklaşmasını, yanından bile geçmedi!
Hükümet aylar sonra verdiği birinci teklifte yüzde 16, ikinci teklifte ise yüzde 17 zam önerisiyle geldi. Bu oranları kamu emekçilerine kabul ettiremeyeceğini bilen sendika bürokratları, grevi örgütlemek yerine işçileri oyalama taktiği yürüttü. Gerçekte uygulamayacağı grev kararları alarak kamu işçisinin mücadelesini pasifize etmeye çalıştı.
Bu süreçte Eti Maden İşçilerinin “milli güvenlik” gerekçesiyle yasaklanan grevi de, kamu işçisini korkutup en aza razı etmek için kullanıldı.
Türk – İş Başkanı Ergün Atalay, grevin yasaklanmasının ardından Cumhurbaşkanı Cevdet Yılmaz ile görüştü. Bu görüşme sonrası yaptığı açıklamada, “2025 yılının ikinci 6 ayı için verilen yüzde 11’i aştık ama yüzde 16.67’yi bulmadı. Kararı arkadaşlar verecekler, onlar yetkili. İşçi razıysa bir problem yok. Teklif yüzde 100 olumlu değil ama olumluya yakın bir teklif gibi gözüküyor. Arkadaşlarımız üyelere gidecekler, derlerse ‘Bir problem yok’, biz de Çalışma Bakanlığına ‘Bir problem yok’ diyeceğiz. Problem varsa gelmiyoruz diyeceğiz” diyerek bir yandan topu işçilere atarak sorumluluktan kurtulmaya çalışırken, diğer yandan işyerlerinde hükümetin daha fazla zam vermeyeceği konusunda işçiler sendika bürokratları tarafından ikna edilmeye çalışıldı.
Burjuvaziye yedeklenmiş, işçilerin çıkarlarından daha fazla patronların çıkarlarının temsilcileri haline gelen sendika bürokratları yine bilindik oyunlarını oynadılar.
Oyuna gelmemek ise milyonlarca işçi ve emekçinin sendika bürokrasisinin gerçek yüzünü teşhir ettiği ve kendi mücadelesini kendi ellerine aldığı gün mümkün olacaktır.
İşçiler, sermaye ve devlet ile bütünleşmiş sendikal bürokrasiyi aşamadıkları sürece, mücadeleyi ellerine alıp taban örgütlenmelerini yaratamadıkları sürece satılmaya mahkûmdurlar!
Hep yeniden satılmamak için mücadeleyi ellerimize almalı, fabrikalarda, işyerlerinde taban örgütlenmeleri yaratmalıyız.
Sefalet ücretine hayır!
Kahrolsun sendika ağaları!
2 Ağustos 2025


































































