Gazze’de iki yıl önce yeniden alevlenen savaşın ardından, Mısır’da günlerce süren dolaylı görüşmeler sonunda 9 Ekim’de “Gazze Şeridi’nde ateşkes” başlığıyla bir mutabakata varıldı. “Gazze ateşkes antlaşması” ile Gazze’de 10 Ekim saat 12.00 itibariyle silahlar sustu. 70 bini aşkın insanın öldürüldüğü bu savaşın gelinen noktada bir anlaşmaya bağlanmasında dünya halklarının tepkisi de rol oynadı. Açıkça İsrail’i tutan emperyalist odaklardaki polis vb. gücüyle de bastıramadıkları protestolar giderek daha da kitleselleşti.
ABD Başkanı Trump’ın dayattığı ve tarafların üzerinde uzlaştığı plan, ateşkesin kalıcı hâle gelmesini, tüm rehinelerin geri verilmesini, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve İsrail ordusunun Gazze’den aşamalı olarak geri çekilmesini içeriyor. Anlaşmanın imzalanmasının hemen ardından ateşkes yürürlüğe sokuldu ve resmî açıklamalarla birlikte yeni sürecin başladığı ilan edildi, İsrail ordusu anlaşma gereğince belirlenen hatta çekildi. Ateşkesin ardından, Hamas 20 hayatta kalan İsrailli rehineyi serbest bıraktı, İsrail ise 1700 Filistinli tutukluyu serbest bıraktı. Serbest bırakılan esirler, herhangi bir tören veya medya olmadan, ABD, Katar, Mısır ve Türkiye’den oluşan bir ortak komite tarafından denetlenen bir süreçle salıverildi.
Şov geriye bırakılmıştı: 13 Ekim’de Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde bir “barış” zirvesi düzenlendi. ABD Başkanı Trump’ın “şov yaptığı” barış zirvesi, Gazze’deki ateşkesi “kalıcı hâle” getirmeyi amaçlayan bir diplomatik adım olarak düşünülmüştü. Zirveye ABD Başkanı Donald Trump ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi eş başkanlık ederken, Türkiye, Katar, Ürdün, Filistin, Azerbaycan, Endonezya ve Fransa liderleri de katıldı.
Trump’ın 20’ye yakın lideri arkasına alıp yaptığı şov, aynı zamanda Ortadoğu’nun patronunun kim olduğu konusunda Çin ve Rusya’ya karşı bir güç gösterisiydi de!
Zirvede imzalanan belge, “Şarm el-Şeyh Anlaşması” olarak adlandırıldı ve ABD, Türkiye, Mısır ile Katar liderleri tarafından imzalandı. Anlaşma, Gazze’deki çatışmaların sona erdirilmesini ve ateşkesin kalıcı hâle getirilmesini öngörüyordu. Ayrıca insani yardımların sağlanması ve Gazze’deki geçiş dönemin uluslararası denetim altında tutulması gibi konular da imzalanan belgede yer alıyordu.
Fakat bir sorun vardı: Anlaşmalar taraflarca yapılırdı ve ama yapılan zirvede yapılan anlaşmada tarafların imzaları yoktu! Zirvede savaşı sona erdiren belgeyi, doğrudan taraflar imzalamadı; bu görevi garantör ülkeler üstlendi! ABD, Mısır, Katar ve Türkiye, anlaşmanın uygulanmasını ve denetlenmesini sağlayacak garantörler olarak öne çıktı. Zirvede Filistin’i sembolik olarak “Filistin Ulusal Otoritesi” adına Devlet Başkanı Mahmud Abbas temsil ettiyse de Filistinlilerin savaşı sona erdiren belgede taraf olarak imzalama hakları yoktu… Hamas ise zirvede doğrudan temsil edilmiyordu!
ABD/Trump direktifli “zorunlu” ve sorunlu anlaşmaya rağmen Gazze’de iki yıldır süren soykırım savaşının ateşkes ile şimdilik bitmiş olması olumludur.
Ama şimdilik!
Yapılan ateşkesin ne kadar süreceğinin, tarafların, özellikle de İsrail hükümetinin yapılan anlaşmalara uyup uymayacağının garantisi yoktur.
Anlaşmaya imza koyan tarafların İsrail Netanyahu hükümeti ve radikal dinci Hamas olduğu… her iki kesimin de dinci gericilik ve barbarlıkta birbirleriyle yarıştığı… İsrail’in anlaşmaya uyacağını açıklamasından sonra anlaşmanın Hamas tarafından onaylanması sürecine kadar saldırılarını aralıksız sürdürdüğü ve kendisi için olası bir “tehlikede” ilk fırsatta tekrar saldırabileceğini deklare ettiği… anlaşma yürürlüğe girdikten ve Gazze’yi terk eden Filistinlilerin kısmen dönüş için yollara düştüğü sırada Hamas’ın “seferberlik” ilan ederek güçlerini yeniden toparlamaya çalıştığı, İsrail ordusunun silahlandırdığı Yasir Ebu Şebab liderliğindeki çete unsurlarıyla çatıştığı haberlerinin medyaya yansıdığı vb. vd. bir ortamda ateşkesin de barışın da garantisi yoktur.
Dahası, anlaşmayı dikte eden Trump’ın Gazze’nin “turizm sahası” biçiminde yeniden “inşası” planına ters düşecek bir gelişme ya da Trump’ın Hamas’ın silahsızlandırılması talebi, bunu yapmaması hâlinde askeri müdahaleye izin vereceği yönündeki tehditleri, buna karşın Hamas’ın silahsızlanmayı kesinlikle reddetmesi… bölgedeki insani krizin sürmesi… anlaşmanın hemen sonrasında ortaya çıkan sorunlara örneklerdir.
Ateşkese rağmen İsrail ordusu Gazze’de saldırılarını sürdürüyor. Bu saldırılarda onlarca Filistinli katledildi. Örneğin İsrail ordusu, 19 Ekim Pazar günü Hamas’ı ateşkesi bozmakla suçlayıp, Gazze’nin güneyine hava saldırısı düzenledi. Gazze’ye yönelik saldırılarda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu onlarca hedefi 153 ton bomba ile vurduklarını açıkladı.
ABD emperyalistlerinin Gazze planları
Aslında Filistin bağlamında herkesin bir planı var…
Örneğin ABD… ABD, savaşın İsrail’in toprak genişletmelerinin kabulü temelinde bir ateşkesle durdurulmasını istiyordu, böyle bir barışı dikte etti ve arabulucu olarak uyguladı, uygulattı. Hem de bunu büyük bir şovla gerçekleştirdi. Bölgede ve Batı dünyasında boruyu esas öttürenin ABD olduğu taraflara ve konuya müdâhil olan ülke yönetimlerine gösterildi.
Ateşkes ve “iki devletli çözüm” girişimleri başlamadan hemen önce, Trump’ın çevresinden gelen bazı açıklamalarda “Filistin devletinin tanınmasının artık masada olduğu” vurgusu yapılırken, ateşkes zemini oluşup Şarm El-Şeyh süreci başladıktan sonra, ABD söylem düzeyinde “iki devletli çözümü destekliyoruz” demeye devam etti ama somut tanıma adımını kendi üzerine almadı. Bunun yerine müttefiklerini (İngiltere, Kanada, Avustralya, Portekiz, Fransa vb.) öne sürdü. Bu ülkeler ardı ardına tanıma açıklaması yaparken, ABD kendini kenarda tuttu. Trump kanadı, başlangıçta “ekonomik normalleşme ve barış için Filistin’in siyasi statüsünün tanınması gerekir” türünden açıklamalar yapmış olsa da anlaşma fiilen işlemeye başladıktan sonra bu söylem yerini tamamen “bölgesel istikrar, yeniden inşa fonları, ticaret koridorları” jargonuna bıraktı, Filistin’in siyasal hakları unutuldu, olay bir ekonomik proje paketine indirgendi.
ABD, Hamas’ı tamamen devre dışı bırakacak, Filistin Ulusal Otoritesi’ni ise yeniden sahneye sürerek “meşruiyet vitrininde” tutacak bir model üzerinde çalışıyor. Bu modelde Filistinlilerin siyasi geleceğini belirleme hakkı yerine, Gazze’nin güvenliği ve ekonomisinin uluslararası (ama fiilen ABD ve müttefikleri tarafından denetlenen) mekanizmalarla yönetilmesi öne çıkıyor.
“Yeniden inşa” söylemi burada kritik bir rol oynuyor. Gazze’nin harabeye dönmüş hâli, ABD ve Körfez sermayesinin katılımıyla kurulacak fonlar, özel şirket konsorsiyumları ve uluslararası gözetim mekanizmaları için bir “boş alan” yaratmış durumda. Washington bunu sadece insani bir yardım süreci olarak değil, bölgeyi sermaye için yeniden düzenleme, güvenlik mimarisini kendisiyle uyumlu hâle getirme ve özellikle Hamas gibi kontrolsüz aktörleri siyasal denklemin dışına itme fırsatı olarak okuyor. Dolayısıyla mesele bir “Filistin devleti” yaratmak değil, yönetilebilir ve ekonomik olarak bağlanmış bir Gazze ve hatta “Ortadoğu” üretmek. Bu nedenle ABD söylem düzeyinde iki devletli çözümden bahsetse bile, pratikte Filistinlilere gerçek siyasi özerklik tanımayan, vesayetçi ve yatırım-odaklı bir “istikrar rejimi” kurma arayışında.
ABD’nin arkasında durduğu İsrail’in andaki yönetimi, ABD planının ötesine geçerek Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek, İsrail toprağını iki kat daha genişletmek, bu arada Filistin’i öncelikle İsrail’e karşı direnen Filistinli Araplardan “temizlemek” istiyor. Bu bağlamda açıkça soykırım uyguladı. İsrail bütün Filistin’i direnen Filistinli Araplardan temizleme planından vazgeçmiş değildir. Zaten Gazze/Batı Şeria’da Arap nüfusu göçlerle, sürgünlerle iyice azalmış durumdadır. Bu yüzden anda yapılan anlaşmaya göre Gazze’nin yeniden yapılandırılması, Hamas’ın silahsızlandırılarak tehlike olmaktan bütünüyle çıkarılması ve Gazze’de Birleşmiş Milletler kontrolünde geçici yönetim kurulması planına onay vermiştir. Önümüzdeki dönemde de İsrail, Filistin’de işgal ettiği bölgelerin büyük bölümünde kalarak topraklarını daha da genişletmeye çalışacaktır.
Trump “barış güvercini” değildir!
Ateşkes antlaşması Filistin ulusal sorununun gerçek çözümü değildir. Kalıcı olup olmayacağından bağımsız olarak yapılan anlaşma düşmanlıkları ortadan kaldırmayacaktır. Hayır, sağlanan ateşkes dönemi daha çok, yeni savaşlara hazırlık için tarafların nefes alma dönemlerinden başka bir şey olmayacaktır. Siyonist faşist Netanyahu hükümeti ile Yahudi düşmanı İslamcı faşist Hamas arasında –ya da onların adına, onların onayıyla– yapılan anlaşma ile egemenler tarafından Arap ve Yahudiler arasında körüklenen yüzlerce yıllık süren düşmanlık ortadan kalkmayacak, savaşın temelinde yatan çıkarların üzerine bir çizgi çekilmeyecek… ABD emperyalizmi tarafından propagandası yapılan “yüzyılın anlaşması” ile gerçek çözüme, gerçek barışa varılamayacaktır.
Emperyalizmin “barış”ı, somutta “Trump Barışı”, ABD emperyalizminin ve onun Ortadoğu’daki çıkarları temelinde yapılan bir “barış”tır. Gerçekte ne ABD emperyalizmi gerçek bir barıştan yanadır, ne Trump “barış güvercini”dir. Temsilcisi olduğu ABD burjuvazisinin çıkarları neyi gerektiriyorsa Trump onu yapmaktadır. Bugün Ortadoğu’da güya barış güvercinliğine soyunan ABD ve Trump’ın bölgede yürüyen soykırımdaki rolü halklar tarafından bilinmektedir.
Geçerken bir not: Aynı ABD ve Trump, Ortadoğu’dan sonra uzun zamandır gözüne kestirdiği Ukrayna-Rusya savaşını bitirmeyi önüne hedef koymuştur. Ukrayna’ya destek veren, verdiği desteğin karşılığını bu ülkenin yeraltı zenginliklerini, “kritik mineralleri” / “stratejik hammaddeler”ini talan ederek fazlasıyla alan ABD’nin yürüyen savaşta kazanacağı daha fazla bir şey olmadığını gördüğü noktada “barış savunucusu” pozisyonuna bürünecektir. Gerçek şudur ki, ABD emperyalizmi önce savaşları kışkırtmakta ve sonra da, işine öyle geldiği için, savaşları sözüm ona sonlandırıcı rolünü oynamaktadır.
Emperyalist savaşların kökeni, kapitalist dünya sisteminin yapısal çıkarlarında yatmaktadır. Günümüz uluslararası düzeni, bu çıkar ilişkileri temelinde inşa edilmiş olup, küresel güç dengeleri de aynı eksende belirlenmektedir. Emperyalist sistem, kendi varlığını ve sürekliliğini bu çıkarların korunmasına bağladığı sürece, “haksız” ve nitelik olarak “gerici” savaşların farklı coğrafyalarda, farklı biçimlere bürünerek yeniden üretilmesi kaçınılmazdır. Zira böylesi savaşlar, emperyalist düzenin istisnası değil, tam tersine, onun işleyiş mantığının doğal ve süreklileşmiş bir uzantısıdır.
Filistin’de gerçek çözüm Filistin, Arap ve Yahudi halkının barış içinde birlikte yaşadığı demokratik, birleşik bir Filistin devletidir. Bunun yolu, halkların birliğinin, dostluğunun yaratılacağı bir düzenin sağlanmasındadır. Bu düzen ancak ve ancak devrimle, sosyalizmle oluşturulabilir. Kalıcı barış isteyen, savaşların kaynağı olan emperyalizme karşı mücadele etmelidir. Kalıcı barış isteyen, emperyalist, gerici savaşlara karşı haklı savaşlardan yana olmalıdır. Kalıcı barış isteyen, devrim için, sosyalizm için savaşmalıdır.
21 Ekim 2025


































































