Donald Trump başkanlığının birinci döneminde de “önce Amerika” siyasetinin gereği olarak ticaret savaşını gündeme getirmiş, ithal edilen ürünlere uygulanan gümrük vergilerini yükseltmişti.
Trump, seçim kampanyası sırasında hükümete gelir sağlamak ve üretimi artırmak için yeni tarifeler getireceğini söylemiş ve ABD için yeni bir “refah çağı” vadetmişti.
ABD Başkanı Donald Trump, ABD’ye giren tüm mallara yönelik kapsamlı yeni ithalat vergileri getirme planlarını açıkladı. Plan tüm ülkelerden gelen bütün ithal ürünlerine en az yüzde 10’luk bir temel gümrük vergisi getiriyor.
Otomobillerde istisnasız en az % 20’lik gümrük vergisi uygulanacağı ilan edildi.
Bütün ülkeler için geçerli bu gümrük vergileri dışında her ülke için ve değişik mal ve hizmetlerde ayrıca o ülke özeline gümrük vergileri ilan edildi.
Beyaz Saray, yüzde 10’luk gümrük vergilerinin 5 Nisan’da uygulanmaya başlanacağını, daha yüksek vergilerin ise 9 Nisan’da yürürlüğe gireceğini duyurdu.
Beyaz Saray’da ABD bayrakları önünde konuşan Trump, “Bu, bizim ekonomik bağımsızlık ilanımızdır” dedi.
Beyaz Saray, “en kötü suçlular” olarak tanımladığı Vietnam’a yüzde 46, Çin’e yüzde 34, Japonya’ya yüzde 24, AB ülkelerine ise yüzde 20 oranında tarife uygulanacağını açıkladı.
Türkiye, yüzde 10 gümrük vergisi uygulanacak ülkeler arasında yer alıyor.
Gümrük vergileri nedir?
Gümrük vergileri diğer ülkelerden ithal edilen ürünlere uygulanan vergidir.
Örneğin 100 dolarlık bir ürüne yüzde 25 gümrük vergisi uygulanıyorsa, o ürünü ithal eden şirket devlete 25 dolar vergi öder.
Şirketler bu maliyeti genellikle fiyatına ekleyerek tüketicilere yansıtır. Bu ithal ürünlerin fiyatının artması, enflasyonun artmasını beraberinde getirir.
Neden gümrük vergileri?
Trump ABD birincildir diyor. Bu şu demektir: Devletlerin yan yana gelip krize karşı ortak tedbirleri alma siyaseti ABD tarafından ortadan kaldırılıyor. ABD, dünya ekonomisinin en büyük aktörüdür. En büyük aktör, ortak tedbirlerden çekildiği ve ABD önceliklidir dediği yerde ve ticaret savaşını açtığı yerde esasında kapitalist ekonomi yeniden, her pazar aktörünün birbiriyle kıyasıya rekabet ettiği “normal” gelişme seyrine girme durumundadır.
Trump’ın ABD açısından, ABD’nin ekonomisi açısından izlediği siyaset gayet anlaşılır bir siyasettir. ABD esasında net mal ve sermaye ithalinde açık veren, dış ticaret bilançosu negatif olan bir devlettir. ABD, Çin’den satın aldığının ancak üçte biri kadar Çin’e mal satıyor. ABD Çin’e, gelinen yerde Çin’in ABD’ye yaptığı yatırımın yarısı kadar yatırım yapıyor. ABD, net sermaye ve mal ithalatçısı durumundadır. Aynı şey Avrupa için de geçerlidir. ABD, Avrupa’ya sattığından daha fazlasını Avrupa’dan alıyor. ABD’nin sermaye babında, ticaret babında cari açıkları oldukça büyüktür. Bu iki açık yan yana geldiğinde esasında nerde ise bağımlı ekonomi hâline geliyor. Bu cari açık nasıl kapatılır? Şu anda ABD devleti borçlanarak cari açığı kapatıyor. Öyle büyük çapta bir ekonomi olur ki; çok büyük çapta sanayi/tarım geliştirilerek ve bu ithalat açığı daha fazla mal satılarak kapatılır. Fakat böyle olmuyor, yürümüyor. Önemli ölçüde diğer ülkelerden gelen bu görece ucuz ithal malları, ABD’deki tüketicinin işine geliyor. Fakat bu ABD’nin kendi üretimi açısından olumsuz bir durum yaratıyor. Ucuz ithal ürünleri ile rekabette yenilen ABD üreticileri iflas ediyor.
ABD’de fabrikalar kapanıyor. ABD’nin orta bölgesi endüstri bölgesi olmaktan çıkmış durumdadır. ABD’nin en önemli otomobil üreticisi kenti Detroit şimdi ölü şehir. Bu yüzden Trump, ABD dışından gelen alüminyum ve çeliğe %25 vergi koydu. Bu vergi koyma olayı esasında serbest ticaret anlaşmalarına karşı bir tavırdır. Daha önce serbest ticaretin savunucusu ABD idi. Gelinen yerde bu durum tersine dönmüş durumdadır. Gelinen yerde ABD, serbest ticareti reddediyor. Ama örneğin Çin serbest ticareti savunuyor. Çin ve Hindistan gibi ülkeler bugün serbest ticaretin en büyük savunucusudur!
2018’de Davos’ta yapılan Dünya Ekonomik Forumu’nun açılış konuşmasını Hindistan başbakanı Narendra Modi yaptı. Modi bu konuşmasında serbest ticaretin faydalarını(!) anlattı! Neden? Çünkü Hindistan’da iş gücünün maliyeti ucuzdur. Serbest ticarette kazançlı çıkacak olan Hindistan’dır. Serbest ticarette bugüne kadar kaybeden ABD idi. ABD, bu yüzden dünyanın şu anda en borçlu devletlerinden biri konumundadır. ABD’nin borcunu azaltmasının yollarından biri gümrük duvarlarını yükseltmektir. ABD’nin ekonomisi kendi kendine yeterli bir ekonomidir. ABD dışarıdan tek mal almasa bile, ABD sanayisi, tarımı ve enerji kaynakları ile diğerlerine bağımlı olmadan iş yapacak bir ekonomidir. Bu işin bir yanıdır. Diğer yanda fakat ABD’ye öncelik vermek dünya egemenliği mücadelesinde “düşmanları” çoğaltmak anlamına gelir. Emperyalist güçler arasında ticaret savaşı bir bütün olarak ABD’nin de en önemli parçası olduğu dünya ekonomisine zarar verir. Daha şimdiden andaki ticaret savaşının 2025’te dünya ekonomisinin büyümesini en az % 1 oranında gerileteceği hesaplanıyor. Borsalar altüst oluyor. Ticaret savaşlarından tabii ABD ve dış ticaret bilançoları negatif olan ülkeler daha az zararla çıkarlar. Ama onlar da zarar alır. Hesap burada diğerlerine, onların daha fazla zararlı çıkacağının gösterilmesi ve yeni pazarlıklarla ABD lehine olacak yeni dengelerin kurulmasıdır.
Dünya ekonomisinin gelişme yönüne baktığımızda hep şunu görüyoruz. Dünya ekonomisinde dengeler alt üst olmuş durumdadır. Ve gidiş, Çin’in dünyanın birinci ekonomisi olması yönündedir. Çin şimdi hala ortalama %5 ile büyüyor, ABD %2 ile büyüyor. Aradaki fark giderek azalıyor. Bu gelişmenin mantıki sonucu, belli bir yerde Çin’in belli bir yerde ABD’yi geçmesidir. Bu gelişme önemlidir. Trump’ın ABD’ye öncelik verme siyaseti de önemlidir. Bu siyaseti hangi sertlikte ne kadar uygulayacaklar, o daha tam belli değil. Bu açıklanan tedbirler üzerine, başta AB ülkeleri ve Çin ne tedbirler alacaklarını henüz belirlemiş durumda değil. Bunlar da açıklandıktan sonra zaten yürüyen pazarlıklar daha da somutlaşacaktır.
Sonrasında ABD’nin andaki duruma göre daha avantajlı olacağı yeni bir dünya ticaret sistemi kurulması muhtemeldir.
Bunun olmadığı şartlarda, ticaret savaşının daha da derinleştiği şartlarda ABD’nin tam izolasyonist politikaya yönelmesi, evet ABD’ye zarar verir, fakat dünya ekonomik sistemi şimdiye kadar görülmemiş boyutta bir finansal ve ekonomik krizle karşı karşıya kalabilir. Şimdi ABD’de Trump karşıtı burjuvalar ve bütün dünyada burjuva devletler böyle bir ihtimali engellemek için panik içinde çabalıyorlar.
Sonuç nasıl olursa olsun, gelişmelerden en fazla zarar görenler ve görecek olanlar her zaman olduğu gibi işçi sınıfı ve emekçiler olacaktır. Derinleşen krizin yükü yeni vergilerle, artan işsizlik, artan enflasyonla işçilerin emekçilerin sırtına yüklenecektir. Fillerin tepiştiği yerde çimenler ezilmektedir.
Bunu engellemenin yolu vardır elbet. Kendi gücünün farkına varmak, egemenlerin krizini kendi sınıf mücadelesini yükseltmek, kapitalizme karşı mücadeleyi yükseltmek için fırsata çevirmek.
İşçi ve emekçi sınıfların düşmanı emperyalist kapitalist sistemdir. O işçi-emekçi sınıfların devrimleri ile yıkılmadıkça filler tepişecek, çimenler ezilmeye devam edecektir.
4 Nisan 2025