ABD emperyalizmi, Venezuela’ya karşı gerçekleştirdiği korsan saldırının ardından Küba’yı abluka altına aldı.
Küba enerjide dışa bağımlı bir ülkedir. Abluka nedeni ile Küba’da enerji krizi yaşanıyor.
Enerji krizi fabrikalardan tarımsal üretime, ulaşımdan belediyecilik hizmetlerine, sağlıktan eğitime her şeyi olumsuz etkiliyor.
Küba’nın elektrik şebekesi, su pompaları, toplu taşıması, hastaneleri ve okulları ithal yakıtla çalışıyor.
Enerji sıkıntısı ülkede birçok faaliyetin durmasına neden oldu.
Havacılık yakıtı krizi nedeniyle, havayolları Küba uçuşlarını askıya almaya başladı.
Bazı bankalar çalışma saatlerini kısalttı. Akaryakıt dağıtım şirketleri ise benzinin yalnızca dolar karşılığında ve kişi başına 20 litre ile sınırlı satılacağını duyurdu.
Başkent Havana’da toplu taşıma büyük ölçüde durma noktasına geldi. Elektrik kesintileri günde 10 saate kadar çıktı, yakıt, gıda ve ilaç sıkıntısı yaşanmaya başlandı.
ABD’nin Küba’ya yönelik yaptırımları 60 yılı aşkın süredir sürüyor. Venezuela’ya yönelik korsan saldırının ardından yaptırımlar daha da sertleştirildi.
Trump, Küba’yı “Artık petrol ya da para gı̇tmeyecek. Çok geç olmadan bir anlaşma yapmalarını şiddetle tavsiye ediyorum.” diyerek açık açık tehdit etti.
Trump, ocak ayı sonunda imzaladığı kararnameyle Küba’ya petrol satan ya da sağlayan ülkelerin ürünlerine gümrük vergisi uygulanacağını duyurdu. Trump ayrıca Venezuela petrolünün artık Küba’ya gitmeyeceğini ve Küba yönetiminin çökmeye hazır olduğunu savundu.
Dünya genelinde, dünyanın yeniden paylaşım dalaşı içinde Rusya ve Çin emperyalizmi ile dalaşan ABD emperyalizmi, arka bahçesi olarak gördüğü Latin Amerika’da, Karayip Denizi’nde Rusya ve Çin’in aktif olmasını, nüfuz ve pazar alanlarına sahip olmasını engellemek istiyor.
Batı Yarımküre ve Latin Amerika’da yeniden tam egemen olmak istiyor. Egemenliğini kabul etmeyen ülkeleri tehdit ediyor.
Latin Amerika’da özellikle Küba, Nikaragua, Meksika, Kolombiya ve Brezilya; ABD’nin tam kontrolü altında değil. Güncellenen “Monroe Doktrini”, ABD’nin “Yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi” bu ülkeler için tehdit oluşturuyor.
ABD emperyalizmi Küba devletinin egemenliğini hiçe sayıyor!
Küba’yı abluka altına alarak kontrolü dışında olan rejimi teslim olmaya zorluyor. Kendisi ile kendisinin dikte ettirdiği anlaşma yapmasını istiyor.
Her devlet gibi Küba’da da egemen bir devlettir. ABD emperyalizmi Küba’nın devlet egemenliğini, devlet olarak varlığını hiçe sayıyor. Küba’yı abluka altına alıyor. Tehdit ediyor.
Hiçbir devletin başka bir devlete saldırma, onu işgal etme hakkı yoktur. Devletlerin yönetimi ne olursa olsun, her devletin yaşama hakkı vardır.
Petrol ablukası öncelikle Küba halkını vuruyor. Halkın yaşam koşulları giderek kötüleşiyor.
Halk için enerji krizi, toplu taşımanın azalması, caddelerde çöplerin birikmesi, gıda fiyatlarında artış ve gıda temininde ciddi sıkıntıların yaşanması ve ocakta yakılacak doğal gazın olmaması demektir.
Ablukaya karşı dayanışmamız Küba halkıyladır.
Küba sosyalist değil, ama gerçekten bağımsız bir devlet olarak kalmak istiyor!
Küba’da Batista rejimini deviren devrimciler hep ABD’yi karşı tehdit olarak kavradı. ABD’nin siyaseti başından beri Küba rejiminin yıkılması, yerine Miami’de konumlanmış “muhalif”lerin iş başına getirilmesi idi. Bunun için Küba’nın kuruluş yıllarında başarısız bir çıkarma da denendi. Soğuk savaş döneminde, bir yandan Küba halkının çoğunluğunun desteği, diğer yandan Sovyetler Birliği’nin desteği, ABD’nin Küba yönetimini değiştirme planlarını uygulamasını engelledi. Fakat ABD Küba’daki yönetimi devirme siyasetinden hiçbir zaman vaz geçmedi. Küba’yı sürekli çeşitli yöntemlerle, en başta da ekonomik ambargolarla baskı altında tuttu.
Sosyal emperyalist Rusya çöktükten sonra da, özellikle 2000’li yılların başında Latin Amerika’daki sol dalga Küba’daki yönetimin ayakta kalmasında önemli rol oynadı.
Küba’da yönetim sosyalizm lafzından vaz geçmediği hâlde, özel mülkiyetçi kapitalizm giderek devlet kapitalizminin yerini almaya başladı.
Küba’da küçük ve orta özel şirketlerin açılmasına izin verildi.
Devlet mülkiyetinin ve kolektif mülkiyetin önemli ölçüde özelleştirilmesi yoluna girildi.
Küba’da yönetimde olan milliyetçi, burjuva rejime halkın desteğinde bir gerileme olmasına rağmen, çoğunluğun desteği hâlâ sürüyor.
Küba’da rejimin halk açısından en önemli kazanımı olan sağlık. Sağlık hizmetlerinde de parça parça özelleştirme girişimleri var.
Küba’daki gelişmeler, sosyalizm hedefi ile yola çıkanların sonuçta kapitalist bir ekonomiyi inşa etmek zorunda kalması, esasında yalnızca Kübalı devrimcilerin değil, bir bütün olarak Dünya Komünist Hareketi’nin güçsüzlüğünün, dünya devrimci hareketinin çaresizliğinin ifadesidir.
Küba bağlamında doğru tavır, onun sosyalist olma iddiasının doğru olmadığını açıklamak, fakat Küba’nın bağımsızlığını savunmak, emperyalist ABD’nin ablukasına, saldırılarına karşı çıkmaktır.
Küba’ya yönelik ablukaya son!
Küba halkı ile dayanışmaya!
Yaşasın proletarya enternasyonalizmi!
19 Şubat 2026

































































