Kapitalizmin vahşileşmiş, irrasyonel bir toplumsal ilişkiler sisteminin insanlıktan uzak ve çürümüş yapısının görüngüleri olan iki olguya şahit olduk. Birisi Urfa Siverek’te diğeri Maraş’ta yaşandı ve dahası yaşanacak gibi görünüyor…
Urfa Siverek’te 19 yaşında bir genç eski okuluna gidiyor ve pompalı tüfekle ateş açıyor. Saldırının ardından 16 kişi yaralanıyor ve olayın sonrasında saldırının olduğu okula polisin gelmesiyle saldırgan intihar ediyor.
Maraş’ta da benzeri bir olay yaşandı. Ortaokul 8. sınıf öğrencisi bir çocuk, eski Diyarbakır Emniyeti İstihbarat Şube Müdürü ve halen 1. Sınıf Emniyet Müdürü Polis Başmüfettişi olarak görev yapan babasının silahlarıyla kendi okuluna gelerek ateş açıyor. Saldırı sonrasında en az 9 kişi hayatını kaybetti 20’den fazla yaralı var.
Bu saldırıların ardından medyada ve kamuoyunda tartışmalar tekrar alevlendi. Devlet bu saldırıların ardından yeni görevliler ve müfettişler atadı, ardından her okula güvenliği arttırmak üzere polislerin görevlendirileceğini duyurdu.
“Ceza yaşı düşürülsün!”, “Güvende değiliz, çocuklarımız bile en güvenli alan sayılan okullarda güvenli değil” ifadeleri haklı olarak söylenmeye başlandı. Bu yöntemlerin ne kadar önleyici olacağı tartışılması gereken bir konu, ancak bunu tartışmadan önce meseleye daha bütünlüklü bir açıdan bakmamız gerekiyor.
Son zamanlarda sıkça karşılaştığımız ve maalesef ki artık toplumsal yaşantımızda sıradan bir olay olarak değerlendirdiğimiz saldırı, şiddet, tecavüz gibi eylemlerin artık küçük çocuklar tarafından bile yapılmasını; şaşırtıcı veya beklenmedik bir olay olarak değil, kapitalist toplumun şekillendirmiş olduğu bir bireyin eylemi olarak kabul etmemiz gerekiyor. Kapitalist toplumun yaratmış olduğu toplumsal ilişkiler ve birey tipolojileri rastgele bir şekilde değil, kapitalist devletin ideolojik aygıtları aracılığıyla şekillendiriliyor. Gençliğin akılsal özgürlüğü, kapitalist devlet tarafından gençlerin elinden alınıyor ve birey; kapitalizmin ideolojik saldırıları, kültür ürünleri karşısında izleyici, dinleyici, edinici ve tüketici olarak onları içselleştirip kapitalizmin ihtiyaç duyduğu insan formatının kurulmasına hizmet ediyor. Bireyler ve toplumsallıklar kapitalist devletin ekonomik, siyasi ve ideolojik aygıtlarının belirli bir işleyişlerinin sonucu olarak doğuyor ve uyumlandırılıyor.
Taciz, tecavüz, silahlı saldırı, çocuk istismarı… Tüm bu vakaların ortaya çıkmasının ve yaygınlaşmasının maddi temelleri var. Her sınıflı toplum mevcut üretim ilişkilerinin devamlılığı için ideolojilere, ahlaka, dine, kültürlere ihtiyaç duyar. Bütün ideolojik, kültürel, ahlaki ve davranışsal yapılar bir üretim ilişkisi tarafından dolayımlanırlar. Servet ve zenginlik yaratmak için hemcinslerini bedensel makineler olarak gören kapitalistler bu ideolojik dünya görüşünü topluma ve özellikle gençlere empoze ederler. Epstein dosyalarıyla ya da arka kapılar ardında görüşmeler yapan politikacıların medyaya düşen söylemleriyle ve gazetecilerin araştırmaları sonucu ortaya çıkan olgularla beraber görüyoruz ki yozlaşma ve çürüme bu kapitalist toplumun en tepesinden tırnağına kadar yaşanıyor.
Kapitalist toplumda ve bürokraside yaşanan yozlaşma, toplumda yaşanan atomizasyon ve şiddet kapitalist toplumun yapısal nedenlerinden kaynaklanıyor. Kapitalist toplum yaratmış olduğu artı ürünlerin yanında fiziki ve ahlaki kötülükte yaratıyor. Sömürmüş olduğu emeğin yanında insaniyeti de sömürüyor.
Kapitalist toplumun yaratmış olduğu kötülük kapitalist toplumun içerisinde kalarak ortadan kaldırılamaz. Devlet yetkilileri okullarda güvenliğin arttırılacağını ve polis denetiminin sıklaştırılacağını söylüyorlar. Neredeyse öğrenci sayısına eşit sayıda güvenliğin ve polisin bulunduğu Ege ve Hacettepe Üniversitesi’nde geçtiğimiz günlerde kampüse satır ve palalarla giren faşistlerin ilerici, devrimci öğrencilere saldırılarına tanık olduk. Ankara Üniversitesi’nde demokratik eylem haklarını kullanan öğrencilere sık sık güvenlik ve polis tarafından uygulanan faşist şiddetin görüntülerini görüyoruz. Yüzlerce tacizcinin, tecavüzcünün, katilin ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldıklarını haberlerden sıkça okuyoruz. Bu suçların doğrudan devlet yöneticileri tarafından uygulandığı kapitalist ülkelerde nasıl çözülmesini bekleyebiliriz?
Ömrünü tamamlayan ve yıkılmayı bekleyen her toplumsal düzenin sonu barbarlıktır. Her bir kuşağı bir öncekinden daha yoz ve daha barbar hale gelen siyasal yönetimin en tepesindekiler, çürüyüp giden burjuva sınıfın temsilcileri olarak “zevklerinde olduğu gibi kazanç tarzında da, lümpen proletaryanın burjuva toplumun doruklarında dirilişinden başka bir şey değildir.” (Marx). Dolayısıyla barbarlığı yaratan, barbarlıktan beslenen ve zenginleşen bu kapitalist devletten ve onun kurumlarından kalıcı bir çözüm bekleyemeyiz. Sonuçları ortaya çıkaran nedenler, yani kapitalist toplum ve ona iz düşen toplumsal ilişkiler ve eylemler, var oldukça aynı sonuçları tekrar tekrar deneyimleyeceğiz.
Kapitalist toplumun ekonomik, siyasi ve ideolojik aygıtlarına karşı topyekûn bir mücadele vermeden, kapitalist toplumsal formasyonu ortadan kaldırmadan kalıcı bir çözüm bulamayız. Yeni bir toplumsal ilişkiler sistemi ve yeni insanlık ancak kapitalist toplumun yıkılıp sosyalizmin inşa edilmesiyle yaratılabilecektir.
Barbarlığı bir medeniyet haline getirmiş olan kapitalizmi yıkmalı ve sosyalizm mücadelesini yükseltmeliyiz.
Ya Sosyalizm Ya Barbarlık!
17 Nisan 2026
Yeni Dünya İçin Çağrı okuru.


































































