Egemenlerin her fırsatta gündeme getirdikleri “çok çocuk” politikası ile hayata geçirilmeye çalışılan önlemlere bir yenisi daha eklendi.
2025 yılının “Aile Yılı” olarak ilan edilmesinin ardından, bu kez ‘aile’nin yanına ‘nüfus’da eklenerek 2026 – 2035 yıllar arası “Aile ve Nüfus On Yılı” ilan edildi.
2025 yılının “Aile Yılı” olarak ilan edilmesi yeterli gelmemiş olacak ki, bu kez daha kapsamlı bir politika ile ‘ailenin güçlendirilmesi’ ve “çok çocuk doğurma’ teşvik edilmeye çalışılıyor.
Evlenme teşvikleri ve devede kulak doğum yardımları yoksulluk ile boğuşan işçi ve emekçileri, kadınları çocuk doğurmaya teşvik etmiyor.
Türkiye’de doğurganlığın hızla düşmesi egemenleri oldukça telaşlandırıyor.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın “nüfus politikalarımızı uzun vadeli bir vizyonla ele alan güçlü bir yol haritası” olarak nitelendirdiği genelge, Cumhurbaşkanlığı Genelgesi olarak 2 Mayıs’ta Resmi Gazete’de yayınlandı.
Egemenler açısından “büyük ve güçlü Türkiye” hedefine ulaşmanın en önemli ayaklarından birini “genç nüfusa sahip olma” oluşturuyor.
2001 yılında 2,38 olan doğurganlık hızı, 2023’te 1,51’lere kadar geriledi. “Büyük ve güçlü Türkiye” emelleri peşinde koşan Türk burjuvazisi açısından bu kabul edilebilir bir durum değildir.
Erdoğan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca 1 Mayıs günü Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Tanıtım Programı’nda bebekler ve çocuklarla çıktığı kürsüde yaptığı konuşmada bir dizi aile güzellemesi dışında şunları da söyledi:
“Evlilik yaşı yükselmekte, boşanma oranları artmakta, bunların bir sonucu olarak doğurganlık hızımız düşmektedir. Doğrusunu söylemek gerekirse rakamlar hepimiz için tedirgin edicidir. Mesela doğurganlık hızımız 2017’den itibaren nüfusun yenilenme seviyesi olan 2,1’in altına indi. 2024’te 1,48’e düşen oranın maalesef 2025 yılında daha da geriye gittiğini tahmin ediyoruz. Ülkemizde 2014’te yılda 1 milyon 35 bin bebek dünyaya gelirken 2023’te bu rakam 1 milyonun altına düştü…”
“..Şurası da endişe vericidir. Ortanca yaşımız 2025’te 34,9’a çıktı. Yani her iki vatandaşımızın biri artık yaklaşık 35 yaşındadır. Yaşlı nüfus oranımız ise 2025 itibariyle yüzde 11,1’e yükseldi. Üstelik kırsalda yaşayan yaşlı nüfus çocuk nüfusunu geçmiş durumda.”
Doğurganlık hızının yavaşlaması karşısında etekleri tutuşan burjuvazi, emekçi çocuklarının yaşadığı yoksulluğu, çocuk işçiliği, küçük yaşta emeğinin sömürülmesi ve iş cinayetlerinde hayatını kaybetmesi ile ilgilenmiyor.
TÜİK’in 2024 verilerine göre 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma oranı yüzde 24,9’a yükseldi. Eğitim Reformu Girişimi’nin (ERG) 2025 Eğitim İzleme Raporuna göre ise 2024-25 eğitim-öğretim yılında yaklaşık 797 bin çocuğun eğitim dışında olduğu; örgün eğitim yerine yaygın eğitime kayıtlı çocuklarla birlikte bu sayının 1 milyon 463 bin 528’e çıktığını gösteriyor.
Merkezi Eğitim Merkezleri (MESEM) adı altında çocuk işçiliğinin meşrulaştırıldığı sömürü çarkında yüzlerce çocuk kapitalizmin vazgeçemediği bir işgücü ayağı olma durumunda.
Herhangi somut bir maddi desteğin yer almadığı genelge, genel lafların ötesine geçmiyor. Esas olarak propagandaya, takip ve denetime, eğitimlerle ailenin ve çocuk doğurmanın “hayati önemine” dair politik / siyasi çalışmalar ön plana çıkıyor.
Bunların yanında fakat;
“ Aileyi ve nüfusu olumsuz etkileyen cinsiyetsizleştirme akımı” denilerek LGBT+lar hedefe konularak bu kesime yönelik saldırıların daha da arttırılacağı anlaşılıyor.
Evliliklerin kolaylaştırılması, teşvik edilmesi ve güçlendirilmesi öngörülürken, şu madde ile de boşanmaların zorlaştırılacağının sinyali veriliyor:
“Mevcut hukuki düzenlemeler aile ve nüfus yapısını koruma ve güçlendirme yaklaşımıyla gözden geçirilecek, belirlenen ihtiyaçlar doğrultusunda yeni hukuki düzenlemelere ilişkin çalışmalar yürütülecektir.”
Ayrıca her yıl Mayıs ayının son haftası ‘Milli Aile Haftası’ olarak kutlanması kararlaştırılıyor.
Devlet kısa süre önce çalışan kadınlar için doğum iznini 24 haftaya, babalık iznini ise 6 günden 10 güne çıkardı. Yine müjde diye sunulan bu komik düzenlemeler burjuvazinin çocuk bakımı konusunda bir şey yapmaya niyetli olmadığını, çocuk bakımının şimdi olduğu gibi bundan sonra da kutsanan aile içinde kadının görevi olarak kalmaya devam edeceğini göstermiş oldu.
Son Aile ve Nüfus Genelgesinde de görüldüğü gibi, burjuvazinin politikası, her ne pahasına olursa olsun, bu ataerkil aile yapısını korumaktır. Bütün burjuva devletleri şu ya da bu ölçüde bu politikayı gütmektedir. Çünkü bu politika, çocukların bakımı, yaşlı ve hastaların bakımı, erkeklerin ve tüm ailenin beslenmesi, temiz giydirilmesi vs. kısacası bir bütün olarak yeniden üretim alanının kadınların sırtından en ucuz şekilde çözülmesi anlamına gelmektedir. Ve bu elbette ki, burjuvazinin, sermayenin işine gelmektedir.
“Ailenin güçlendirilmesi” kisvesi altında korunmak istenen kadınların köleleştirilmesi, şiddetle bastırılması üzerine kurulu erkek egemenliği olduğu sürece, bunun teşhir edilmesi görevdir!
Komünistler için burjuva çekirdek aile hiçbir zaman savunulan, kutsanan, ”korunması” gereken bir kurum olmadı.
Biz burjuva ailenin güçlendirilmesinden yana değil, tarihin gelişme çizgisi doğrultusunda yitip gitmesinden yanayız. Burjuva ailesi dağılmalıdır ve zaten dağılıyor. Bunu engellemeye yönelik çabalar esasta boş çabalardır.
Aile bağlamında bugün öncelikle yapılması gereken şeyler vardır: Öncelikle erkek şiddeti engellenmek zorundadır. Kadınların ekonomik ve toplumsal olarak güçlendirilmesi gereklidir.
Kadın-erkek tüm bireylerin özgürlüklerinin ayaklar altına alınması anlamına gelen erkek egemen burjuva ideolojisine ve onun dayatmalarına karşı mücadele görevdir! LGBTİ+lar hakları için mücadele görevdir. Hiç kimsenin ve hiçbir devletin kadınların ve erkeklerin yaşamını salt bir kalıba dökme (doğar-büyür-aile kurar- çocuk-torun-mürüvvetini görür), “aile” kalıbına dökme hakkı yoktur!
Görev, kadın-erkek bütün bireylerin özgürce bütün yeteneklerini geliştirebildikleri özgür bir toplum için sosyalizm için mücadele etmektir.
3 Mayıs 2026


































































