Okullarda yaşanan şiddet olayları artık münferit vakalar olmaktan çıkmış, toplumsal bir krize dönüşmüştür. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta art arda yaşanan saldırılar, bu gerçeği tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir. Yaşananlar, yalnızca bireysel sorunlarla açıklanamayacak kadar derin ve yapısaldır.
Basına yansıyan verilere göre, son on yılda okullarda yaşanan şiddet olaylarında yaklaşık 50 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmıştır. Üstelik bu olayların sayısı ve şiddeti her geçen yıl artmaktadır. Resmi açıklamaya göre, Urfa Siverek’te 16 kişinin yaralandığı saldırı ve Kahramanmaraş’ta bir öğretmen ile sekiz öğrencinin yaşamını yitirdiği saldırı, bu tablonun ulaştığı en ağır aşamalardan biridir.
Yetkili kurumların bu olayları çoğunlukla “güvenlik zafiyeti” ile açıklaması, sorunun özünü perdelemektedir. Elbette güvenlik eksiklikleri vardır; ancak mesele bundan ibaret değildir. Okullarda yaşanan şiddet, toplumda derinleşen eşitsizliklerin, baskının ve şiddetin doğrudan bir yansımasıdır.
Her gün iş cinayetleriyle, kadın cinayetleriyle, çocuklara yönelik suçlarla ve cezasızlıkla karşı karşıya kalan bir toplumda, şiddetin sıradanlaşması kaçınılmazdır. Bu koşullar altında eğitim kurumlarının bu gerçeklikten bağımsız kalması mümkün değildir. Okullar, toplumdan yalıtılmış alanlar değil; tam tersine, mevcut düzenin tüm çelişkilerini taşıyan mekânlardır.
Her şeyin parasallaştırıldığı bir dünyada insana yaraşır bir gelişme beklemek mümkün değildir. İnsanı bir eşya olarak gören kapitalizmin yarattığı toplumlar, kaçınılmaz olarak savaşların ve cinayetlerin en kolay kurbanları olabilmektedir. İşçileri ve emekçileri, çalıştırdıkları makinelerden farksız gören kapitalistler; sömürdükleri işçilerle yetinmeyip, çocuklarını da makinelerin birer parçasına dönüştürmeyi planlamaktadır. Bu doğrultuda, her türlü bilim dışı, düşünmeyi yok sayan, cinsiyetçi, dinci ve yasakçı uygulamalarla eğitimsiz işçi çocukları yetiştirilmektedir. Bunların sonuçları korkunç olmakla birlikte, yeterli güvenliğin sağlanmadığı, niteliksiz eğitim müfredatlarının uygulandığı ve baskı altına alınarak sindirilmiş eğitim emekçilerinin bulunduğu bir sistemin oluşmasına neden olmaktadır.
Devletlerin ideolojik aygıtlarından biri olan eğitim kurumları aynı zamanda şiddet ortamınında birer yuvasına dönüştürülüyor. Kapitalizmde eğitim sistemi; eşitsizlikleri derinleştiren, eleştirel düşünceyi bastıran, öğrencileri rekabet ve baskı altında şekillendiren bir yapıya sürüklenmiştir. Eğitim emekçileri güvencesizlik ve baskı altında çalışmakta; öğrenciler ise özgürce gelişebilecekleri bir ortamdan giderek uzaklaşmaktadır. Bu koşullar, şiddeti besleyen bir zemin yaratmaktadır.
Öte yandan medya ve dijital platformlar aracılığıyla şiddetin sürekli yeniden üretilmesi, bu kültürün yaygınlaşmasına katkı sunmaktadır. Şiddet yalnızca bireysel bir yönelim değil; sistematik olarak yeniden üretilen bir toplumsal olgu haline gelmiştir.
Her şeyden önce burjuva yasalarından medet ummak ya da kimi önlem ve yaptırımları gündeme getirmek, cinayetleri durdurmaya yetmeyecektir. Çünkü esas sorun, bütün çıplaklığıyla ortada durmaktadır. Kapitalizm ve onun kurumları varlığını sürdürdüğü sürece, çocuklarımız ve eğitim emekçisi çalışanlar şiddetin ve cinayetlerin hedefi olmaya devam edecektir.
Bu nedenle yaşananları yalnızca “önlem eksikliği” ya da “bireysel suç” olarak değerlendirmek gerçekliği çarpıtmaktır. Sorun yapısaldır ve bu yapının kendisi sorgulanmadan kalıcı bir çözüm üretilemez.
Çocuklarımızın, öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin yaşam hakkını korumak için yüzeysel önlemler değil, köklü bir dönüşüm gereklidir. Eşit, bilimsel, özgür ve kamusal bir eğitim sistemi inşa edilmeden bu şiddet sarmalı kırılmayacaktır.
AKP/MHP iktidarının eğitim sisteminin hedefi sorgulamayan, düşünmeyen, araştırmayan, dindar, muhafazakar nesil yetiştirmektir.
Böylelikle daha rahat yöneteceklerini, burjuvaziye uysal köle yetiştireceklerini düşünüyorlar.
Biz ne din soslu eğitim, ne de güya laik Kemalist eğitim istiyoruz!
İkisi de tek tip, içerik olarak gerici, sermayenin hizmetinde olan eğitimdir!
Biz 12 yıllık zorunlu, ücretsiz, tüm masrafları devlet tarafından karşılanan, içerik olarak gerçek anlamda laik, bilimsel, ana dilde demokratik eğitim istiyoruz.
Vermeyecekler, biliyoruz! Örgütleneceğiz! Mücadele edeceğiz! Alacağız!
Çocuklarımızın geleceği için susmayalım!
Şiddetsiz, eşit ve özgür bir toplum için mücadele edelim!
Başka bir eğitim sistemi, başka bir yaşam, başka bir dünya mümkündür!
16 Nisan 2026


































































