Uluslararası devrimci ve demokratik kadın hareketinin gündeminde yükselen ırkçılığa – faşizme-kadın düşmanı cinsiyetçiliğe ve haksız emperyalist-gerici savaşlara karşı mücadele var!
28 Şubat’tan beri ABD ve İsrail’in İran’ı bombalamasıyla başlayan savaş sürüyor. Daha savaşın ilk gününde İran’da bir ilkokulunun bombalanmasıyla çoğu kız öğrenci olan 100’ü aşkın çocuk öldürüldü. Bu haksız gerici savaşın en büyük kaybedenlerinin kimler olacağının en baştan işareti olan bir saldırıydı bu!
Savaşın bir tarafında faşist hükümetleriyle ABD ve İsrail ve diğer tarafında faşist İran rejimi yer alıyor. Karşılıklı olarak tırmandırılan bu savaşta haklı yan yoktur! Her iki taraf da dinci- ırkçı-faşist-gericidir ve halkların baskı ve sömürüsünden beslenmektedir.
Evet, İran’daki faşist molla rejimi İran halklarına en büyük zulmü uygulayan, her türden hak arayışını kanla bastıran, kadınların en temel haklarını hiçe sayan, kadın düşmanı koyu faşist bir diktatörlüktür. İslamcı-faşist diktatörlüğe karşı 47 yıldır devrimci-demokratik mücadele içinde sayısız insan hayatını kaybetmiş, yüzlercesi darağaçlarında asılmıştır.
2022 yılında Mahsa Amini’nin rejimin sadık koruyucuları tarafından katledilmesinin ardından “Jin, Jiyan, Azadi” sloganlarıyla kadınların öncülük ettiği ve kitlesel olarak büyüttüğü isyan umut olmuş, bütün dünyada ses getirmişti. Faşist molla rejimi bu ayaklanmayı da kanla bastırdı. Fakat İranlı kadınların direnişini bitiremedi, onların mücadeleleri her şart altında devam ediyor.
Bugün ama bombalar yağıyor gerçekte bu savaştan hiçbir çıkarı olmayan insanlar üzerine… Ve bir kez daha emperyalist yalan çarkı işliyor: Gerçekleştirilen saldırının amaçlarından birinin de İranlı kadınları molla rejiminden kurtarmak olduğu sahtekârlığı yayılıyor!
İran’da ve bütün dünyada komünist ve devrimci kadın hareketi bu sahtekârlığı teşhir ediyor: HAYIR! Emperyalist müdahalelerle ne İran’da ne de dünyanın herhangi başka bir yerinde hayat yeşermez! Özgürlük ve Eşitliğin en büyük düşmanı emperyalizm ve dünya gericiliğidir. Kadınların özgürlük ve demokrasi mücadelesi kendi eserleri olmak zorundadır, olacaktır. İran’a emperyalistlerin ve siyonistlerin yağdırdığı bombalar İran’da demokratik muhalefete destek değil, köstektir.
Bu savaşta bir tarafı “kurtarıcı” ya da bir diğer tarafı “mağdur” gören ve gösterenler de var. İran’da ve yurtdışı İranlıları arasında ABD ve İsrail bombardımanıyla gerçekleşecek bir rejim değişikliğine umut bağlayan bir kesim mevcut. Hatta bunların bir kısmı devrik Şah’ın oğlunu iktidar yapma niyetini ilan ediyor. Diğer taraftan “anti-emperyalizm” adına İran’ı “mağdur” kabul eden, İran’ın özellikle İsrail’e “bölgede yer yok” anlayışını ve bombalamasını ‘haklı’ gören, sonuç itibari ile İran İslam Cumhuriyeti’nin yanında taraf tutanlar var. İran halkları ve İranlı kadınlar adına konuşan bu tür siyasi akımlar bu pozisyonlarıyla savaşın ve bombardımanın devam etmesine çanak tutuyorlar.
Bu savaşta şimdiye kadar en büyük zararı görenler şüphesiz İranlı kadınlar, ezilenler. Fakat salt onlar değil. İsrail’de de savaşın sürdüğü 27 gündür insanlar hayatlarını bombalanma korkusuyla ve sığınaklarda geçiriyorlar. İran İsrail’i bombalıyor. İsrail Lübnan’ı bombalıyor. İran ABD üslerinin bulunduğu diğer Körfez ülkelerini hedef alıyor… Şuan ne ölen sivillerin sayısını gerçekten bilme durumundayız ne de savaşın getirdiği tahribatın boyutlarını…
Ne adına olursa olsun, savaşın devamı başta İran halklarının ve İranlı kadınlar olmak üzere bir bütün olarak halkların çıkarının karşısındadır. En baştan söylediğimiz gibi, bu savaş derhal son bulmalıdır!
Faşist zihniyet, faşist söylem – her yerde aynı!
Emperyalist dünya daha büyük paylaşım savaşlarına hazırlanıyor. Şimdi yürütülen bölgesel savaşlar bu hazırlığın doğrudan bir parçası. ‘Kimin tarafındasın?’ dayatmasıyla müttefikler ayıklanıyor, ordular yapılandırılıyor, yeni silahlar deneniyor. Ve… halklar ırkçılık ve şovenizmle zehirlenerek cephe gerisi savaşa hazırlanıyor. En büyük tehlike de bu zaten!
“Özgürlük”, “demokrasi” ve “insan hakları” koruyuculuğuyla övünen ‘Batılı’ emperyalist ülkelerde yaşanan iç faşistleşme ve hatta faşist partilerin iktidar olmaları bu gelişmenin en belirgin göstergesi. Ve faşizm her yerde aynı demagojilere, aynı sahtekârlıklara, aynı söylemlere başvuruyor. ABD’nin andaki savaş bakanı (Trump yönetimi “Savunma Bakanlığı”nın ismini “Savaş Bakanlığı” olarak değiştirdi! Ki, yakışır!) Pete Hegseth ordunun yeniden ‘adam’ edileceğini açıkladıktan sonra, şöyle diyor: “Woke-Çöpü bitti artık!” P. H.’nin kastettiği: “Stay-woke!” “Uyanık kal!” sloganının içeriğidir. Çıkış noktasında siyahi Amerikalıların ırkçılık ve polis şiddetine karşı “farkında ol/uyanık kal” anlamında kullandıkları slogan, ırkçı-cinsiyetçi ve toplumsal eşitsizliklere, ayrımcılıklara karşı yönelen tüm hareketler için kullanılır olmuştur ( örneğin: “black lives matter”, kadın hareketi, LGBTQİ+lar hareketi)
“Stay Woke”u ‘çöp’ olarak nitelendirdikten sonra şöyle devam ediyor Savunma Bakanı Hegseth: “Çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık’a artık son! Bundan sonra silahlı kuvvetlerde yeniden en yüksek erkek standartları geçerlidir. (aktaran: Süddeutsche Zeitung, 7/8 Mart 2026)
ABD’de Trump, İtalya’da Meloni, Macaristan’da Orban, Rusya’da Putin, Türkiye’de RTE ve daha niceleri… Hepsi bir ağızdan konuşuyor. Hepsi her fırsatta bütün dertlerinin vatan-milleti korumak, aileleri korumak, toplumu refaha kavuşturmak olduğunu anlatıyor. “Erkeklik” ve “kadınlık” rollerini keskin biçimde birbirinden ayırarak zaten var olan ekonomik ve toplumsal eşitsizliği daha da derinleştiren bir politika izliyorlar. Kadınları ve erkekleri bu rollere ikna etmenin yolu olarak “aileyi güçlendirme” politikalarını gündeme getiriyor, farklı cinsiyet yönelimlerini (LGBTQİ+lar ) toplumsal yapıyı tehdit eden bir kötülük olarak görüp gösteriyorlar. Bunların programında kadınlara ileride savaşa sürülecek çocukları doğurmak ve büyütmek; erkeğe de kaderine boyun eğerek ölesiye çalışmak ve/veya savaşlarda ölmek düşüyor.
Bütün bunlara karşı devrimci-demokratik komünist kadın hareketinin uyanık olmaktan ve kendi gücüne güvenerek örgütlü mücadeleyi yükseltmekten başka çaresi yok!
Stay Woke!
26 Mart 2026


































































