CHP’nin 38. Olağan Kurultayı ile 21. Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davada, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, her iki kurultay hakkında da mutlak butlan (kesin hükümsüzlük) kararı verdi.
Kararda, 38. Olağan Seçimli Kurultayı ile 8 Ekim 2023 tarihli İstanbul İl Kongresi’nin, “parti içi demokrasi, eşitlik ve serbest irade ilkelerine aykırı şekilde gerçekleştiği” gerekçe olarak gösterildi.
Mahkeme Özgür Özel ve parti yönetiminin görevden uzaklaştırılmasına, 38. Kurultay öncesinde görevde olan Genel Başkan Kılıçdaroğlu ve Parti Meclisi üyelerinin tedbiren göreve dönmesine karar verdi.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin kararında şu ifadeler kullanıldı:
“CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihli 38. Olağan Seçimli Kurultayının mutlak butlan (kesin hükümsüzlük) nedeniyle malul olduğunun tespiti ile yapıldığı tarihten itibaren iptaline, iptal karar verildiğinden bu tarihten sonra yapılan tüm Olağan veOlağanüstü Kurultayların ve bu kurultaylarda alınan tüm kararların iptaline, kurultay tarihinden önceki genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve parti organlarının görevlerine aynen devam etmelerine karar verilmiştir.”
Mutlak butlan kararının olmayan demokrasi ile bir ilgisi bulunmamaktadır.
Zira Türkiye’de demokrasi yoktur ve burjuva hukuku uygulanmamaktadır.
Burjuva anlamda hukuk rafa kaldırılmıştır.
Yargı tamamen yürütmenin emirleri doğrultusunda hareket etmekte, yürütme talep etmekte, yargı gereğini yapmaktadır. Lafa gelince “yargı bağımsız” olmaktadır. Lafa değil icraata bakıldığında, olan bitenin hukuk ile bir ilgisinin olmadığı, fakat guguk ile hayli bir ilişkisinin olduğu görülecektir.
Bu da yeni bir durum değildir!
AKP/MHP iktidarından önceki tüm iktidarlar döneminde de böyle idi. Hukuk, bu bağlamda hukuk bürokrasisinde egemen olanın elinde rakibine karşı kullanılan silahtı.
Egemen sınıfların kendi aralarındaki iktidar dalaşlarında da hukuk birbirlerine karşı bir silah olarak kullanıldı. Onların anda iktidar mücadelesinde alta düşen kesimi de hukuksuzluktan nasibini aldı. Fakat kendileri üste çıktıklarında şikayetlendikleri şeyi yaptılar.
Mutlak butlan kararının ardından CHP’nin MYK olağanüstü toplantı yaptı. MYK toplantısının ardından açıklama yapan Özgür Özel; “CHP’ye darbe yapıldığını, darbeye karşı direneceklerini, genel merkezi terk etmeyeceklerini” söyledi.
İktidar dalaşı ve mutlak butlan
Burjuva siyasetinin iki ana kutbu AKP ve CHP arasında açık bir şekilde süren bir iktidar dalaşı var.
Aralarındaki asıl mesele siyasi güç mücadelesidir. Aralarındaki kavga iktidar kavgasıdır. Yani kim kamu kaynaklarını kontrol edecek, kim bürokratik makineyi yönetecek, kim sistemin meşruiyetini sürdürecek, kim devlet nimetlerinden yararlanacak kavgasıdır.
AKP-MHP iktidarı, kitleler nezdinde iyice yıpranan meşruiyetini yeniden kazanmak ve gelecek seçimlerde çoğunluğu ele geçirerek iktidarda kalabilmek için siyaseti ve CHP’yi dizayn etmeye (tasarımlamaya) çalışıyor. Bu dizayn işinde yargıyı da kullanıyor.
AKP-MHP iktidarı CHP’ye yönelik operasyonları “yolsuzluğa”, “rüşvete”, “adam kayırmacılığa”, “ihaleye fesat karıştırmaya”, “38. Kurultay delegelerinin para, iş, adaylık ve başka menfaat vaatleriyle satın alınması”na karşı “hukukun gereği” olağan müdahaleler olarak sunuyor.
CHP’ye yönelik operasyonlar esas olarak egemen sınıf içindeki iktidar mücadelesinin bir parçası olmakla beraber, aynı zamanda siyasidir de. AKP-MHP iktidarı bu operasyonlarla CHP’yi zayıflatmak, kendi pozisyonunu güçlendirmek istemektedir. İktidarın bu davaların hukuki davalar olduğu iddiası yalan olduğu gibi davaların bütünüyle siyasi olduğu iddiası da yalandır.
Aralarındaki kavga ne iktidar partilerinin ifade ettikleri gibi “yolsuzlukla”, “rüşvetle”, “sahtecilikle” vb. mücadeledir; ne de CHP’lilerin dedikleri gibi “hak, hukuk, adalet”, “demokrasi” mücadelesidir.
38.Olağan Kurultay hakkında, CHP içinden ortaya saçılan bilgiler, iddialar “bazı delegelerin oylarını özgür iradeleriyle değil; para, belediyelerde işe yerleştirme garantisi, alışveriş kartları ve geleceğe yönelik siyasi makam, adaylık vaatleri karşılığında sattığı” vb. mutlak butlan kararına, diğer gerekçeler yanında dayanak olmuştur. CHP’ye yönelen davaların hukuki bir yanı da vardır. İktidar, bu hukuki yanı kullanarak siyasi amaçlarını gizlemektedir.
Diğer yandan CHP içinde de Kemal Kılıçdaroğlu takımı ile Ekrem İmamoğlu/Özgür Özel takımı arasında süren iktidar mücadelesi var. Mutlak butlan kararı Kılıçdaroğlu takımının elini güçlendiren bir karardır.
Düzen partisi, kurumsal olarak faşist CHP’nin derdi düzeni değiştirmek, demokrasi getirmek vb. değildir. CHP ile AKP arasında yürüyen kavga iktidar kavgasıdır, devlet nimetlerinden kimin yararlanacağı kavgasıdır.
CHP, kitlelerin AKP/MHP iktidarına karşı hoşnutsuzluğunu kendi siyasi çıkarları için kullanıyor.
Mücadelemiz AKP/MHP iktidarının gitmesi, yerine CHP iktidarının gelmesi mücadelesi değildir!
Mücadelemiz burjuvazinin, sermayenin devletini ve sömürü düzenini yıkma mücadelesidir.
İşçilerin, emekçilerin, halkların, ezilenlerin sınıf düşmanı yalnızca AKP/MHP iktidarı değil, bir bütün olarak burjuvazinin iktidarı ve onun devletidir.
Burjuvaziden bağımsız, egemenler arasında süren iktidar dalaşının parçası olmadan, bir tarafın yedeğine düşmeden sınıf mücadelesi vermeliyiz.
AKP/MHP iktidarı gider, yerine başka bir burjuva iktidar gelir.
İşçilerin, emekçilerin sorunları olduğu gibi devam eder. Emekçiler için değişen hiçbir şey olmaz.
İşçiler, emekçiler, ezilenler bulundukları her alanda, burjuva klikler arasında süren dalaşın parçası olmadan, yedeğine düşmeden; taleplerini meydanlara taşımalı, sömürüye, baskıya, adaletsizliğe, yoksullaşmaya, zamlara, ücretlerin erimesine karşı vb.; iş, ekmek, özgürlük için kendi mücadelesini vermelidirler.
Bu kavgada taraf değiliz!
Burjuva siyasetinin iki ana kutbu olan AKP ve CHP arasında açık bir şekilde devam eden iktidar dalaşının kaybedenleri işçilerdir, emekçilerdir. Bu kavga, işçi sınıfının kavgası değildir. Ama ne yazık ki, bu kavgada tarafların peşine takılanlar da kutuplaştırılıp birbirine düşürülenler de işçi ve emekçilerdir. Oysa devletin olanaklarını paylaşamayan iki klik arasındaki bu kavgada işçi sınıfı taraf değildir, olmamalıdır. Tercihini düzen içi partiler arasında yapmak demek, kendini sömürecek tarafı seçmek demektir.
İşçi sınıfı, burjuva kliklerin kavgasında taraf olmak yerine kendi sınıf çıkarları etrafında kenetlenmeli, bu kavganın dışına çıkarak bağımsız bir siyasal güç olarak tarih sahnesinde yerini almalıdır. Zira işçi sınıfı ve emekçilerin kurtuluşu egemen sınıfın şu veya bu kesiminin iktidarında değil, kendi sınıf iktidarındadır.
21 Mayıs 2026



































































