Türkiye’de siyaset gündeminin merkezinde CHP içinde yaşanan klik savaşları yer almaya devam ediyor.
Mutlak butlan kararı ardından aylardır CHP içinde süren klik savaşları, Özgür Özel ve 90 Milletvekilinin CHP’den ayrılıp Yeni Parti’yi kurması ile yeni bir evreye evrildi.
Özgür Özel, Hacı Bayram-ı Veli Camisi’nde kıldığı cuma namazının ardından Yeni Parti’ye ilişkin yaptığı ilk açıklamada, “Partimiz ana muhalefet partisi olarak önümüzdeki süreçte bir süre, ilk seçime kadar görev yapacak. Yeni Parti ilk kez ve son kez ana muhalefet partisi olarak bütçe çalışmalarına katılacak. Yeni Parti’nin muhalefette bütçe çalışmalarına katıldığı ilk ve tek yılı yaşayacağız. Ardından bundan sonraki bütçeleri yapacak iktidarı kuracağız. Yolumuz açık olsun!” dedi.
Siyasi gündem CHP ve şimdi Yeni Parti ile gasp edilmiş durumda… Ne işçi ve emekçilerin mücadeleleri, ne halkın ekonomik sıkıntılarının dile getirilmesi, ne gerçek anlamda demokratik hakların savunulması… Ortadoğu’daki savaş, Ukrayna- Rusya savaşı dahi bir çok konu geri planda kaldı.
CHP’de yaşanan krizin, AKP ile CHP arasında süren iktidar mücadelesinin işçi sınıfı ve emekçiler açısından savunulacak, onların çıkarlarını temsil eden bir taraf yoktur. Ortada halkın çıkarları için yürütülen bir mücadele de yoktur. Ortada yürüyen şey, düzen içi güç mücadeleleri, klik çatışmaları, kadro savaşları ve devlet imkânlarının denetimi üzerine kurulu bir iktidar kavgasıdır. Kavganın özü budur.
AKP iktidarı uzun süredir hukuku açık biçimde siyasi bir araç olarak kullanıyor. Her kapitalist ülkede olduğu gibi Türkiye’de de hukuk egemen sınıfın ve siyasi iktidarın ihtiyaçlarına göre eğilip bükülen bir mekanizma hâline gelmiştir. Yasalar, mahkemeler, soruşturmalar ve yargı kararları giderek daha açık biçimde siyasal müdahalenin araçları olarak kullanılmaktadır. Bu durum grev yasaklarından kayyım atamalarına, sendikal baskılardan muhaliflere dönük operasyonlara kadar birçok alanda defalarca görüldü.
CHP üzerinden yürüyen süreç de bu genel tablodan bağımsız değildir. İBB’ye ilişkin dava dosyası, İmamoğlu’nun diploması, mutlak butlan kararı, CHP’li belediyelere yapılan operasyonlar vs. vs. yalnızca hukuki bir mesele değildir. Burada açık biçimde siyasi bir mühendislik girişimi söz konusudur. Amaç yalnızca hukuki bir değerlendirme yapmak değil; düzen siyasetinin ana aktörlerinden birini içeriden dizayn etmek, zayıflatmak ve kendi ihtiyaçları doğrultusunda yeniden şekillendirmektir.
Bir yanda iktidar gücünü elinde bulunduran AKP ve onun yönettiği devlet aygıtı, diğer yanda yargının müdahalesiyle sarsılan CHP ve onun içindeki klikler… Ve sonuç; parti içi gerilimlerin, bastırılmış hesaplaşmaların ve iktidar kavgalarının bir anda su yüzüne çıkmasıdır.
Çözüm burjuva siyasette değil, sınıf mücadelesindedir!
CHP içindeki klik savaşları, bu savaşın sonucunda kurulan Yeni Parti ile yeni aşamaya ulaşan mücadelede, işçi ve emekçiler açısından desteklenecek bir taraf yoktur. Aralarındaki kavga CHP’ye kimin hakim olacağı, kimin iktidara gelip devleti yönetme nimetlerinden yararlanacağı kavgasıdır. Bu kavga bizim kavgamız değildir. Bizim kavgamız bir bütün olarak sömürü düzenini yıkma kavgasıdır.
İşçi sınıfının siyaseti, burjuvazinin farklı klikleri arasında tercih yapma siyaseti olmamalıdır. İşçi sınıfının görevi, düzen içindeki klik savaşlarında taraf olmak değil; bu düzenin tamamına karşı bağımsız sınıf mücadelesi vermek olmalıdır.
AKP ile CHP arasında yaşanan kavga da, CHP ile Yeni Parti arasında yaşanan kavga da işçi ve emekçilerin kavgası değildir. Bu kavga; halkın çıkarları için devam eden bir mücadele değil, düzen içi güç mücadelelerinin rant paylaşımının, koltuk savaşlarının ve devlet olanakları üzerindeki hâkimiyet kavgasının bir parçasıdır.
Bir tarafta devlet gücünü, yargıyı, polisi ve bürokrasiyi kullanarak siyasi alanı dizayn etmeye çalışan AKP/MHP iktidar bloğu, diğer tarafta ise aynı düzenin sınırları içinde iktidar alternatifi olmaya çalışan, kendi içinde klik savaşları yaşayan burjuva muhalefet bulunmaktadır. İşçi sınıfı açısından bu tablonun içinde savunulacak bir taraf yoktur. Çünkü işçileri sömüren de, sendikal hakları budayan da, grevleri yasaklayan da, belediyeleri rant alanına çeviren de, hukuku siyasi çıkarları doğrultusunda eğip büken de aynı düzenin farklı aktörleridir.
İşçilerin ve emekçilerin kurtuluşu burjuvazinin şu ya da bu kliğinin peşine takılmakta değildir. Kurtuluş ne AKP-MHP iktidarındadır ne onların karşıtlığına indirgenmiş muhalefet siyasetindedir ne de burjuva kliklerin iktidar savaşlarında taraf olmaktan geçmektedir.
Kurtuluşun gerçek yolu, işçi sınıfının burjuvaziden bağımsız kendi siyasal hattını güçlendirmesindedir.
Kurtuluş düzen siyasetinde değil, işçi sınıfının bağımsız ve örgütlü mücadelesindedir.
25 Temmuz 2026































































