29 Ağustos’ta, saat 12.00’de Girne’den Mersin Taşucu Limanına hareket eden 267 kişilik katamaran tipi yolcu gemisi, Girne açıklarında su alarak alabora oldu ve battı.
259’u yolcu, 8’i mürettebat 267 kişinin bulunduğu gemide, 241 kişi kurtarılırken 8 kişi yaşamını yitirdi. Kayıp 18 yolcu için arama-kurtarma çalışmaları devam ediyor.
Yaşanılan kaza değil katliamdır!
Bu düzende yaşanılan her facia/katliam sonrasında ihmaller zinciri ortaya çıkıyor.
Azami kâr hırsı ile hareket eden kapitalizmde insan yaşamının bir değeri yoktur.
Yapılmayan denetimler, alınmayan önlemler ölümlere davetiye çıkarıyor.
Ücreti emek sömürüsüne dayalı kapitalizmde, üretimin merkezinde duran insan ve insan sağlığı değil daha fazla kârdır. Daha fazla kâr dürtüsü insan, toplum, çevre sağlığını gözetmez. Kapitalizmde, payımıza düşen hep ölüm olurken, kapitalistler sürekli zenginleşir.
Kapitalizmin temel dürtüsü hep daha fazla kâr olduğu için kapitalistler açısından insanın bir önemi yoktur. Bu gerçeği kapitalistlerin neden olduğu her katliamda görüyor ve yaşıyoruz.
Faciaya dair Kıbrıs Sosyalist Partisi’nin yaptığı açıklamayı yayımlıyoruz. Yeni Dünya İçin ÇAĞRI
BU BİR KAZA DEĞİL, DENETİM VE SORUMLULUK SKANDALIDIR!
İŞÇİLERİN VE AİLELERİNİN HAYATI RANTA FEDA EDİLDİ!
Girne’den Taşucu’na gitmek üzere denize açılan yolcu gemisinin daha limandan ayrıldıktan kısa süre sonra su alarak yan yatması ve batması, Kıbrıs’ın kuzeyindeki ulaşım düzeninin ne kadar büyük bir denetimsizlik ve sorumsuzluk içinde olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Bu gemide işçiler, aileleri ve çocuklar vardı. Onlar birer “yolcu sayısı” değildir. Onlar geçimlerini sağlamak, ailelerine ulaşmak, yaşamlarını sürdürmek için seyahat eden insanlardır.
Ve onların can güvenliği, hiçbir şirketin kâr hesabına, hiçbir bürokratın ihmalkârlığına ve hiçbir hükümetin siyasi rahatlığına terk edilemez.
Bugün sorulması gereken soru yalnızca:
“Gemi neden battı?” değildir.
Asıl soru şudur:
BU GEMİNİN DENİZE ÇIKMASINA KİM İZİN VERDİ?
Geminin neden su aldığı henüz resmi olarak açıklığa kavuşmuş değildir. Ancak yolcuların geminin su aldığını önceden fark ettiklerini ve görevlileri uyardıklarını söylemeleri son derece ciddi bir iddiadır.
Daha da vahimi, kamuoyuna geminin geçmişte kusurlu olduğu ve çatlak nedeniyle onarım gördüğü yönünde iddialar yansımıştır. Bu iddialar doğruysa, mesele artık bir “deniz kazası” olmaktan çıkar ve ağır bir kamu denetimi skandalına dönüşür.
Soruyoruz:
Bu gemi kaç yaşındadır?
En son ne zaman denetlenmiştir?
Denetimi kim yapmıştır?
Denetim raporunu kim imzalamıştır?
Geminin daha önce çatladığı ve tamir gördüğü doğru mudur?
Tamiri kim yapmıştır?
Tamir sonrasında geminin denize elverişli olduğu kim tarafından onaylanmıştır?
Geminin gövdesi, su geçirmez bölümleri ve yolcu güvenliği açısından hangi teknik kontroller gerçekleştirilmiştir?
Ve en önemlisi:
BU GEMİ YOLA ÇIKMADAN ÖNCE SEYAHAT GÜVENLİĞİNİ KİM ONAYLADI?
Bu sorunun cevabını istiyoruz.
İsim isim, makam makam, belge belge!
Kim onayladı?
Kim denetledi?
Kim imzaladı?
Kim izin verdi?
Kim sorumludur?
Türkiye ile Kuzey Kıbrıs arasındaki yolcu taşımacılığı, her iki tarafın da sorumluluk alanlarının bulunduğu bir sistemdir.
Bu nedenle hiç kimse bugün çıkıp “Bizim sorumluluğumuz değildi” diyemez.
KKTC Hükümeti ve KKTC Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı, ve onları efendileri sömürgeci TC devleti kendi yetki ve sorumluluk alanları içerisinde bu olayın hesabını vermek zorundadır.
Eğer gerekli denetimler yapılmadıysa bunun hesabı verilmelidir. Eğer denetimler yapıldı ama kusurlar görmezden gelindiyse bunun hesabı verilmelidir. Eğer gemi güvenli olmadığı halde sefere çıkarıldıysa bunun hesabı verilmelidir. Eğer ticari çıkarlar insan hayatının önüne geçirildiyse bunun hesabı mutlaka verilmelidir.
İnsan hayatını tehlikeye atan bir ulaşım düzenini “normal” kabul etmiyoruz. İnsan hayatı ranttan değerlidir! İşçileri ve ailelerini taşıyan gemilerin güvenliği, şirketlerin insafına bırakılamaz. Deniz taşımacılığında denetim, kâğıt üzerinde imza atmak değildir. Denetim, insanların akşam evlerine sağ salim ulaşmasını garanti altına almaktır.
Eğer bunu yapamıyorsanız, o koltuklarda oturmanızın hiçbir anlamı yoktur.
Kıbrıs Sosyalist Partisi, yıllardır emekçilerin hayatını ve güvenliğini piyasa mantığına teslim eden anlayışa karşı çıkmaktadır. Kaza “kader” değildir! Bir geminin güvenli olup olmadığı “şans” meselesi değildir. Bir yolcunun denize düşüp düşmeyeceği “kader” değildir. Bir çocuğun annesine-babasına sağ salim dönüp dönemeyeceği “Allah’a havale edilecek” şeklide sözü edilecek bir sorun değildir.
Bunlar kamu sorumluluğudur.
Ve kamu sorumluluğu, hesap vermeyi gerektirir.
Kıbrıs Sosyalist Partisi olarak
- Geminin tüm teknik ve denetim dosyasının kamuoyuna açıklanmasını,
- Geminin yaşının ve geçmişteki tüm bakım-onarım kayıtlarının açıklanmasını,
- Son denetimin tarihinin ve denetimi gerçekleştiren kişi ve kurumların açıklanmasını,
- Geminin sefere elverişli olduğuna ilişkin tüm belgelerin yayımlanmasını,
- Daha önceki hasar ve onarımlar varsa bunların bağımsız uzmanlar tarafından incelenmesini,
- Geminin sefere çıkışına izin veren tüm makamların sorumluluğunun araştırılmasını,
- Türkiye ve KKTC makamları arasındaki denetim ve izin zincirinin kamuoyuna açıklanmasını,
- Olayla ilgili bağımsız, şeffaf ve kamuoyuna açık bir soruşturma yürütülmesini,
- İhmal veya kusuru bulunan herkesin, makamı ve siyasi konumu ne olursa olsun yargı önüne çıkarılmasını
talep ediyoruz.
Bu olayın gerçek sorumluları ortaya çıkarılmalıdır. Artık “kaza oldu” denilerek dosya kapatılamaz! Bir gemi denize çıkmadan önce güvenli olmak zorundadır. İnsanlar denize açıldıktan sonra güvenli olup olmadığını öğrenmek zorunda değildir!
Kıbrıs Sosyalist Partisi olarak bu olayın peşini bırakmayacağız. Çünkü sorun yalnızca bugün gemide bulunan insanlar değildir. Yarın aynı gemilere binecek olan binlerce işçinin, öğrencinin, ailenin ve çocuğun hayatıdır.
Bugün hesap sorulmazsa, yarın çok daha büyük bir felaketin sorumluları yine aynı makamların arkasına saklanacaktır.
SORUYORUZ: BU GEMİYİ KİM DENİZE GÖNDERDİ?
CEVAP VERİN!
Mehmet BİRİNCİ
Genel Sekreter
Kıbrıs Sosyalist Partisi (a)
30 Ağustos 2026



































































