Salı, Ağustos 11, 2026
  • Tüm Yazılar
Yeni Dünya İçin ÇAĞRI
E-DERGİ OKU
  • Anasayfa
  • Dünya
    • Tümü
    • Afrika
    • Amerika
    • Asya
    • Avrupa
    • Ortadoğu
    Kıbrıs Sosyalist Partisi 2026 Konferansı

    Kıbrıs Sosyalist Partisi 2026 Konferansı

    VW otomobil işçilerinin mücadelesiyle dünya çapında dayanışma!

    VW otomobil işçilerinin mücadelesiyle dünya çapında dayanışma!

    ICOR Asya Konferansı yapıldı

    ICOR Asya Konferansı yapıldı

    Guterres’ten giderayak Kıbrıs ziyareti!

    Guterres’ten giderayak Kıbrıs ziyareti!

    İran ABD anlaşmasına dair…

    İran ABD anlaşmasına dair…

    ABD ve İran arasında ateşkes anlaşması

    ABD ve İran arasında ateşkes anlaşması

    Trending Tags

      • Avrupa
      • Amerika
      • Ortadoğu
      • Afrika
      • Asya
      • Pasifik
    • Yayınlar
      • Son Sayı
      • YDİ Çağrı / Tüm Sayılar
      • Tekoşîna Komunîst/Komünist Mücadele
      • Yeni İşçi Dünyası
      • Yeni Dünya İçin
      • Yeni Kadın Dünyası
      • Yeni Dünya Gençliği
      • Eğitim Dizisi
      • Bildiriler
      • Broşürler
    • İşçi Dünyası
      Temmuz 2026 işkolları istatistikleri ve sendikal tablo

      Temmuz 2026 işkolları istatistikleri ve sendikal tablo

      YDİ ÇAĞRI

      Temmuz sayımız, sayı 82 çıktı!

      YDİ ÇAĞRI

      Haziran sayımız, sayı 81 çıktı!

      Türkiye ekonomisi büyüyor…Büyüyen kim?

      Türkiye ekonomisi büyüyor…Büyüyen kim?

      YDİ ÇAĞRI

      Mayıs sayımız, sayı 80 çıktı

      Adana’da 1 Mayıs

      Adana’da 1 Mayıs

      Trending Tags

      • Kürdistan
        Haydi Newroz’a!

        Haydi Newroz’a!

        Newroz 2026: “Özgürlük ve demokrasi” için tek yol: Devrim!

        Newroz 2026: “Özgürlük ve demokrasi” için tek yol: Devrim!

        Şam ile SDG arasında entegrasyon anlaşması

        Şam ile SDG arasında entegrasyon anlaşması

        Rojava’ya yönelik imha savaşına hayır!

        Rojava’ya yönelik imha savaşına hayır!

        Rojava tehlikede!

        Rojava tehlikede!

        Emperyalistlerden dost olmaz!

        Emperyalistlerden dost olmaz!

        Trending Tags

        • Güncel
          Kürt ulusal hareketini tasfiye eden yasa meclisten geçti…

          Kürt ulusal hareketini tasfiye eden yasa meclisten geçti…

          YDİ ÇAĞRI

          Yeni sayımız, sayı 224 çıktı!

          “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme” Kanun Teklifi’ne dair…

          “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme” Kanun Teklifi’ne dair…

          Eskisi de, yenisi de derde deva değil!

          Eskisi de, yenisi de derde deva değil!

          Dünya futbol şampiyonasının ardından

          Dünya futbol şampiyonasının ardından

          NATO zirvesinin ardından

          NATO zirvesinin ardından

          Trending Tags

          • Gençlik
            Çocukların yaşaması için ölmeli cellatlar

            Çocukların yaşaması için ölmeli cellatlar

            Çocuklar ölmesin!

            Çocuklar ölmesin!

            Çocuk emeğinin kapitalist sömürüsü: MESEM

            Çocuk emeğinin kapitalist sömürüsü: MESEM

            Kimsenin payandası olmayacağız!

            Kimsenin payandası olmayacağız!

            Kayyım uygulaması: Faşizm!

            Kayyım uygulaması: Faşizm!

            Üniversiteler, kampüsler savaş çığırtkanlığı yeri değildir!

            Üniversiteler, kampüsler savaş çığırtkanlığı yeri değildir!

            Trending Tags

            • Kadın
              “Aile Yılı” yetmedi, sıra “Aile ve Nüfus 10 Yılı”nda!

              “Aile Yılı” yetmedi, sıra “Aile ve Nüfus 10 Yılı”nda!

              Bu savaşa derhal son verilmeli!

              Bu savaşa derhal son verilmeli!

              Kadınlar yoksulluğa, şiddete ve sömürüye karşı alanlardaydı

              Kadınlar yoksulluğa, şiddete ve sömürüye karşı alanlardaydı

              Kadıköy’de 8 Mart

              Kadıköy’de 8 Mart

              Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

              Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

              8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

              8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

              Trending Tags

              • Makaleler
                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu V

                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu V

                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                Sistem çürümüştür!  Kurtuluşun yolu işçilerin, emekçilerin örgütlü mücadelesidir!

                Sistem çürümüştür! Kurtuluşun yolu işçilerin, emekçilerin örgütlü mücadelesidir!

                II.Dünya Savaşı’nın sona ermesinden 80 yıl sonra, küresel güç oyunları

                II.Dünya Savaşı’nın sona ermesinden 80 yıl sonra, küresel güç oyunları

                Emperyalist dünya sistemi içinde Kuzey Kürdistan Türkiye’nin konumu III

                Emperyalist dünya sistemi içinde Kuzey Kürdistan Türkiye’nin konumu III

                Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 80. yıldönümü

                Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 80. yıldönümü

                Trending Tags

                • Çevre
                  Yanan gelecektir!

                  Yanan gelecektir!

                  Barınma hakkı ve kentsel dönüşüm

                  Barınma hakkı ve kentsel dönüşüm

                  COP 30’da   değişen hiçbir şey yok!

                  COP 30’da değişen hiçbir şey yok!

                  Kapitalizmin azami kâr hırsı amazon ormanlarını yok ediyor!

                  Kapitalizmin azami kâr hırsı amazon ormanlarını yok ediyor!

                  ICOR’dan COP30 açıklaması

                  ICOR’dan COP30 açıklaması

                  Karakaya köyünde taş ocağı tesisine karşı direniş  

                  Karakaya köyünde taş ocağı tesisine karşı direniş  

                  Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili yandaş gazeteden yalanlar

                  Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili yandaş gazeteden yalanlar

                  Orman yangınlarına karşı mücadele yeterli mi?

                  Orman yangınlarına karşı mücadele yeterli mi?

                  Yanan gelecektir!

                  Yanan gelecektir!

                  Trending Tags

                  • Youtube TV
                  • İletişim
                    • Hakkımızda
                    • Tüm Yazılar
                  Sonuç yok
                  Tüm Sonucu Görüntüle
                  • Anasayfa
                  • Dünya
                    • Tümü
                    • Afrika
                    • Amerika
                    • Asya
                    • Avrupa
                    • Ortadoğu
                    Kıbrıs Sosyalist Partisi 2026 Konferansı

                    Kıbrıs Sosyalist Partisi 2026 Konferansı

                    VW otomobil işçilerinin mücadelesiyle dünya çapında dayanışma!

                    VW otomobil işçilerinin mücadelesiyle dünya çapında dayanışma!

                    ICOR Asya Konferansı yapıldı

                    ICOR Asya Konferansı yapıldı

                    Guterres’ten giderayak Kıbrıs ziyareti!

                    Guterres’ten giderayak Kıbrıs ziyareti!

                    İran ABD anlaşmasına dair…

                    İran ABD anlaşmasına dair…

                    ABD ve İran arasında ateşkes anlaşması

                    ABD ve İran arasında ateşkes anlaşması

                    Trending Tags

                      • Avrupa
                      • Amerika
                      • Ortadoğu
                      • Afrika
                      • Asya
                      • Pasifik
                    • Yayınlar
                      • Son Sayı
                      • YDİ Çağrı / Tüm Sayılar
                      • Tekoşîna Komunîst/Komünist Mücadele
                      • Yeni İşçi Dünyası
                      • Yeni Dünya İçin
                      • Yeni Kadın Dünyası
                      • Yeni Dünya Gençliği
                      • Eğitim Dizisi
                      • Bildiriler
                      • Broşürler
                    • İşçi Dünyası
                      Temmuz 2026 işkolları istatistikleri ve sendikal tablo

                      Temmuz 2026 işkolları istatistikleri ve sendikal tablo

                      YDİ ÇAĞRI

                      Temmuz sayımız, sayı 82 çıktı!

                      YDİ ÇAĞRI

                      Haziran sayımız, sayı 81 çıktı!

                      Türkiye ekonomisi büyüyor…Büyüyen kim?

                      Türkiye ekonomisi büyüyor…Büyüyen kim?

                      YDİ ÇAĞRI

                      Mayıs sayımız, sayı 80 çıktı

                      Adana’da 1 Mayıs

                      Adana’da 1 Mayıs

                      Trending Tags

                      • Kürdistan
                        Haydi Newroz’a!

                        Haydi Newroz’a!

                        Newroz 2026: “Özgürlük ve demokrasi” için tek yol: Devrim!

                        Newroz 2026: “Özgürlük ve demokrasi” için tek yol: Devrim!

                        Şam ile SDG arasında entegrasyon anlaşması

                        Şam ile SDG arasında entegrasyon anlaşması

                        Rojava’ya yönelik imha savaşına hayır!

                        Rojava’ya yönelik imha savaşına hayır!

                        Rojava tehlikede!

                        Rojava tehlikede!

                        Emperyalistlerden dost olmaz!

                        Emperyalistlerden dost olmaz!

                        Trending Tags

                        • Güncel
                          Kürt ulusal hareketini tasfiye eden yasa meclisten geçti…

                          Kürt ulusal hareketini tasfiye eden yasa meclisten geçti…

                          YDİ ÇAĞRI

                          Yeni sayımız, sayı 224 çıktı!

                          “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme” Kanun Teklifi’ne dair…

                          “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme” Kanun Teklifi’ne dair…

                          Eskisi de, yenisi de derde deva değil!

                          Eskisi de, yenisi de derde deva değil!

                          Dünya futbol şampiyonasının ardından

                          Dünya futbol şampiyonasının ardından

                          NATO zirvesinin ardından

                          NATO zirvesinin ardından

                          Trending Tags

                          • Gençlik
                            Çocukların yaşaması için ölmeli cellatlar

                            Çocukların yaşaması için ölmeli cellatlar

                            Çocuklar ölmesin!

                            Çocuklar ölmesin!

                            Çocuk emeğinin kapitalist sömürüsü: MESEM

                            Çocuk emeğinin kapitalist sömürüsü: MESEM

                            Kimsenin payandası olmayacağız!

                            Kimsenin payandası olmayacağız!

                            Kayyım uygulaması: Faşizm!

                            Kayyım uygulaması: Faşizm!

                            Üniversiteler, kampüsler savaş çığırtkanlığı yeri değildir!

                            Üniversiteler, kampüsler savaş çığırtkanlığı yeri değildir!

                            Trending Tags

                            • Kadın
                              “Aile Yılı” yetmedi, sıra “Aile ve Nüfus 10 Yılı”nda!

                              “Aile Yılı” yetmedi, sıra “Aile ve Nüfus 10 Yılı”nda!

                              Bu savaşa derhal son verilmeli!

                              Bu savaşa derhal son verilmeli!

                              Kadınlar yoksulluğa, şiddete ve sömürüye karşı alanlardaydı

                              Kadınlar yoksulluğa, şiddete ve sömürüye karşı alanlardaydı

                              Kadıköy’de 8 Mart

                              Kadıköy’de 8 Mart

                              Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

                              Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

                              8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

                              8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

                              Trending Tags

                              • Makaleler
                                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu V

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu V

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                                Sistem çürümüştür!  Kurtuluşun yolu işçilerin, emekçilerin örgütlü mücadelesidir!

                                Sistem çürümüştür! Kurtuluşun yolu işçilerin, emekçilerin örgütlü mücadelesidir!

                                II.Dünya Savaşı’nın sona ermesinden 80 yıl sonra, küresel güç oyunları

                                II.Dünya Savaşı’nın sona ermesinden 80 yıl sonra, küresel güç oyunları

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Kuzey Kürdistan Türkiye’nin konumu III

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Kuzey Kürdistan Türkiye’nin konumu III

                                Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 80. yıldönümü

                                Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 80. yıldönümü

                                Trending Tags

                                • Çevre
                                  Yanan gelecektir!

                                  Yanan gelecektir!

                                  Barınma hakkı ve kentsel dönüşüm

                                  Barınma hakkı ve kentsel dönüşüm

                                  COP 30’da   değişen hiçbir şey yok!

                                  COP 30’da değişen hiçbir şey yok!

                                  Kapitalizmin azami kâr hırsı amazon ormanlarını yok ediyor!

                                  Kapitalizmin azami kâr hırsı amazon ormanlarını yok ediyor!

                                  ICOR’dan COP30 açıklaması

                                  ICOR’dan COP30 açıklaması

                                  Karakaya köyünde taş ocağı tesisine karşı direniş  

                                  Karakaya köyünde taş ocağı tesisine karşı direniş  

                                  Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili yandaş gazeteden yalanlar

                                  Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili yandaş gazeteden yalanlar

                                  Orman yangınlarına karşı mücadele yeterli mi?

                                  Orman yangınlarına karşı mücadele yeterli mi?

                                  Yanan gelecektir!

                                  Yanan gelecektir!

                                  Trending Tags

                                  • Youtube TV
                                  • İletişim
                                    • Hakkımızda
                                    • Tüm Yazılar
                                  Sonuç yok
                                  Tüm Sonucu Görüntüle
                                  Yeni Dünya İçin ÇAĞRI
                                  Sonuç yok
                                  Tüm Sonucu Görüntüle
                                  Anasayfa Dünya

                                  Kıbrıs Sosyalist Partisi 2026 Konferansı

                                  11 Ağustos 2026
                                  İçinde Dünya, Ortadoğu, Tüm Yazılar
                                  Kıbrıs Sosyalist Partisi 2026 Konferansı
                                  0
                                  PAYLAR
                                  14
                                  GÖRÜNTÜLEME
                                  Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

                                  Kıbrıs Sosyalist Partisi (KSP), Mart–Temmuz 2026 tarihleri arasında kapsamlı bir konferans serisi gerçekleştirdi. Bu konferansın belgelerini yayımlıyoruz.

                                   

                                  DÜNYADA ve KIBRIS’ta YENİ GELİŞMELER

                                  BÖLÜM -I-

                                  Küresel Sosyo-Ekonomik Düzen, Stratejik Rekabet ve Bölgesel Güç Mücadeleleri

                                  Giriş

                                  Dünyada ve geçmişte, geçmişte ve günümüzde yaşanan savaşlar ve sömürü düzenine karşı durmanın tek yolu Anti-Emperyalist Birleşik Cephe mücadleleri ile mümkündür. Bu çalışmamızda, hedef ortaya koyduğumuz bu mücadelemizi anlatmak için emperyalizmin tarihseln çürüme vahşet, sömürü, toprak ve doğal kaynaklar paylaşım yöntemlerinin bolluğunue evrildiğini ortaya çıkarmak dünyada barışı için yaşanan savaş ve rejiminden kurtulmanın yolları, genetik insanlık adına kullanılmasıyla olacak olan yeni emek düzenini ve bu yolda katkı koyabileciğimiz düzenimizi paylaşacağız.

                                  21.Yüzyılın ilk çeyreği, küresel emperyalist sistem hem ekonomik hem debulunabilecek düzeyde yeniden yapılandığı bir dönem temsil etmektedir. Soğuk Savaş sonrasında oluşan partiye göre tek kutuplu yapı, güncel konumdaki çok aktörlü, kişiler ve kırılgan bir uluslararası sistem bırakılmaktadır. Bu dönüşüm yalnızca büyük güçler arasında birleştirmek rekabetin yoğunlaşmasıyla değil, aynı zamanda küresel ekonomik kırılganlıkların derinleşmesiyle de desteklenmektedir. Dolayısıyla günümüz dünyasının düzeni, ekonomik dinamikler ile ilgili gelişmeleri birlikte analiz ederek zorunlu kılmaktadır. Günümüz dünya sistemi, emperyalizm aşamasındaki kapitalizmin ürünüdür.

                                  A. Emperyalist-Kapitalist Sistem, Eşitsiz Gelişim ve Küresel Kriz Dinamikleri

                                  1. Emperyalizm Çağında Dünya Sistemi.

                                  Dünya emperyalist sisteminin ve onun yarattığı günümüzün bütünleşmelerini doğru bir şekilde açıklamak, proletaryanın devrimci stratejisini belirleme bakış açısını hayati bir önemsemeyi hedefliyoruz. Bugün karşı karşıya olduğumuz uluslararası sistem, sermayenin ulaştığı tekelci aşamanın ve kronik krizlerinin bir ürünüdür.

                                  Emperyalizmin doğru tanımı için onun gerçek evrelerini berrak bir şekilde ortaya koymak gerekir. Lenin’in tespit ettiği emperyalizm, kapitalizmin en yüksek ve son aşaması, yani tekelci kapitalizmdir. Ancak bu tekelci yapının gelişmeler süreci içinde belirli evrelerden geçmiştir:

                                  1900’lerin Başı (Klasik Dönem), emperyalizm esas olarak “metropollerden” (Avrupa ve Batı merkezli sömürgeci güçlerden) ibaretti. Dünya toprak pazarının paylaşılması büyük oranda, emperyalist devletler kendi ulusal tekellerinin çıkarları sömürgecileri doğrudan klikler halinde yönetiyordu.

                                  1945 Sonrası (ABD Hegemonyası ve Yeni Sömürgecilik), İkinci Dünya Savaşı’nın ardından emperyalizm biçimi değiştirilmiştir. Savaş sonrasında uygulamaya konan Marshall Planı ile ABD, mali sermayenin gücünü kullanarak Avrupa’yı ve giderek tüm dünyayı önce ekonomik olarak sonra da siyasi olarak teslim aldı. Bu dönem emperyalizmi; Dünya Bankası, IMF gibi ekonomik; Birleşmiş Milletler (özellikle 1950 sonrası) gibi siyasal ve NATO gibi askeri kurumlar, emperyalist sistem ABD merkezli kollektif küresel bir sistem inşa etmiştir.

                                  Emperyalizmi ise, eski sömürgeci kliklerin çok ötesinde, tüm dünya ekonomisini içeride hapsedilmiş, üretimin ve sermayenin uluslararasılaştığı, tekellerin başkentinin her hücreye nüfuz ettiği en asalak ve çürüyen evresindedir.

                                  1917 Büyük Ekim Sosyalist Devrimi ile birlikte kapitalist-emperyalist sistem dünya üzerinde mutlak hegemonyası parçalanmış ve değişimi ilk kez bir sosyalist sistem doğmuştur.

                                  Dünya bu dönemden itibaren iki uzlaşmaz kampa (Emperyalist-Kapitalist Kamp ve Sosyalist Kamp) bölünmüştür. Bu iki ana sistemin dışında, henüz ne biri ne de başka bir kelimenin tam anlamıyla dahil olmayan; Feodal ya da yarı-feodal yapılara sahip, emperyalizme karşı ulusal kurtuluş mücadelesi veren bağımsız devletler mevcuttu. Bu devletler finans kapitalin uluslararası düzeyde gerçekleştiği, siyasal olarak bağımsız görünen ama aslında mali ve yöntemleriyle bağımlılık ağlarıyla sarılmış olan çeşitli bağımlı devlet formları gerçek bir gerçeklikti.

                                  Bu ezilen ulusların ve yarı-feodal devletlerin anti-emperyalist dinamiklerini sosyalist kamp doğal müttefiki olarak görmüş, ancak bu ülkelerin yerli burjuvazinin kaypak karakterine karşı da proletaryayı ona uyarlamıştır.

                                  1945 Sonrası Halk Demokrasileri ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin emperyalist kamptan kopması emperyalizmi çok daha büyük krizlere itmişti. Ancak geçmişte “nispeten” bağımsız görünen devletler komünizm tehlikesinde milletlerini ve bayraklarını dolar karşılığını satmıştır. Böylece daha önce var olan “nispeten” bağımsız devletler yok olmuş emperyalizmin yarı-somürgesi ya da mandası olmuştur.

                                  Emperyalizmin bu dengesi 1953’te değişime uğramıştı. 1953’ten itibaren SSCB’nin Marksizm-Leninizm yolundan sapması, komünizm hedefinden vazgeçerek kapitalizme geri dönüş yolunda ilerlemekle bu dengeyi korumaktır. Sosyalist kamp göstermelik devam etti dünya tedricen ABD’nin başını çektiği tek kutuplu, uluslararası bir emperyalist egemenliğe tahakkümü yerine getirildi.

                                  Bu tek kutuplu uluslararası emperyalist yapı ABD’den ibaret değildir. Aynı şekilde Batı metropollerinden de ibaret değildir. Bu yapı, tüm dünyayı sarıp sarmalamış, sermayenin uluslararasılaşması ve yerli burjuvazilerin emperyalist sistemlerini birleştirmesi sağlanmış, tüm dünya ekonomilerini içeride içerilmiş, ayakta kalabilmek için, ayakta tutmak zorunda olan uluslararası bir sistem yaratmıştır.

                                  Çağımızdaki kapitalizmin temel ekonomik düzeni azami kardır. Sadece kar değil, devasa tekellerin hayatta kalması için azami kar elde edilmesi ortalama olarak mümkün. Bu yasanın gerekliliği mali sermaye, dünyanın en ücra köşesindeki yerli burjuvaziyi bile kendi zincirine dahil edilmiştir. Yani, dünyanın bütün burjuvaları, kendi ülkelerindeki işçi sınıfını sömürürken, aslında küresel emperyalist sistem (sistemdeki güçler ve ağırlıkları oranında) küçük veya büyük ortakları ortaya çıkmışlardır.

                                  bileşenleri birleştiren ve temel ekonomik çıkar azami kar girişleri ve ortak düşmanları olan komünizmi karşılayan ortak nefrettir (anti-komünizm). Ancak bu ortaklık ayrılmaz değildir; Sistem içinde daha yukarılara tırmanmak, pazar payını artırmak ve tekel çıkarlarını korumak için kendi içinde amansız bir rekabet ve mücadele da yürütürler.

                                  Bugün düzeltmeci veya reformist çevrelerin iddia ettiği gibi “ABD Bloku”na karşı ilerici bir “Rusya-Çin Bloku” olduğu tezi Marksist-Leninist açıdan kökten yanlıştır. Ortada ideolojik veya sınıfsal bir bloklaşma yoktur; tekelci kapitalizmin çıkarlarının çatışması vardır.

                                  Rusya ve Çin, kapitalist üretim üretene sahip, kendi tekelci burjuvazilerini yaratmış emperyalist/kapitalist odaklıdırlar. Bunların “çok kutuplu dünya”yı savunduğu, mazlum halkların özgürlüğü için değil, ABD hegemonyasının oyarak küresel pazardan ve azami kârdan daha büyük bir maaş alma kavgasıdır. Özünde bu durum ABD ile anlaşarak, yani emperyalist sistem içinde kendilerinin daha büyük bir liderlik alanına öncülük ederek faaliyet göstermeye yanadırlar. Ancak ABD mali sermayesi bu liderler ve hegemonyayı paylaşma niyetinde değil.

                                  Dolayısıyla, son dönemde yaşanan bütün strateji savaşları, gerilimler ve kalıcılık, iddia edildiği gibi “demokrasi-otokrasi” veya “ilericilik-gericilik” savaşı değil, emperyalistler arası pazar savaşı ve dünyanın yeniden paylaşılması savaşıdır.

                                  Emperyalizm, kapitalizmin doğasından gelen aşırı üretim ve kar oranlarının düşmelerinin özellikleri kronik bir genel kriz içindedir. Kapitalizmin azami kar yasası, bu kronik krizlerle doğrudan ilişkilidir.

                                  Emperyalist sistem, sürekli krizleri hafifletebilmek, sermaye fazlasını eritebilmek ve azami kar oranlarını sürdürmek için sürekli krizler, kaos ve savaşlar yaratmak zorundaydı. Savaş sanayisinin canlı yırtılması, yeni enerjinin ele geçirildiği, iş gücünün ucuzlatılması ancak sürekli bir istikrarsızlaştırma politikasıyla mümkündür. Emperyalizm için krizler bir arıza değil, sistemin kendini yeniden üretebilmesinin temel varlığıdır.

                                  Bu emperyalist düzende, egemen sınıfların dillerinden düşürmediği “ulusal çıkarlar” olgusu bir sürülmekten ibarettir. Ulusal çıkardıkları şey, aslında o devlete hakim olan burjuva-tekel kesimlerin kendi öz çıkarlarıdır; bunu kitleleri manipüle etmek için “ulusal” bir örtüyle sunarlar (Örneğin ABD’deki Trumpist “Make America Great Again” ya da her ülkenin kendi şovenist söylemleri gibi).

                                  Bugün dünya çapında biçimsel olarak bir “sosyalist kamp”ın bulunması da, kapitalizmin olduğu her yerde sosyalizm mücadelesi ve sınıf savaşı tüm hızıyla devam etmektedir. Dünya düzeninin asıl birleşimi devletlerin hamleleri değil, iki uzlaşmaz sınıfta (proletarya ile burjuvazinin) kavgası yaşanıyor. Proletaryanın burjuvaziye karşı yürüttüğü bu savaş, insanlık ve dünyanın gücünü belirleyecek tek gerçek kavgadır.

                                  Marksist-Leninist bir örgüt veya bireyler için devrimci gözaltına alınan yegane ölçütü, emperyalist odakların pazar kavgalarında birinin girişine katılmak değil, bu sınıfsal kavgada proletaryanın safında yer almaktır.

                                  Günümüzde kendisini sosyalist, komünist ya da anti-emperyalist olarak nitelendiren tüm yapılar ve devletleri (Küba, Venezuela, Çin, Rusya, Kuzey Kore vb.) bu sözleşmeyle birleştirmeliyiz. Aynı şekilde, dış teknolojilerle “feodal/teokratik” gibi duran ancak kökünde emperyalist kapitalist dünya pazarına göbekten bağlı olan bölge devletlerinin (Arap emirlikleri, İran molla rejimi vb.) son tahlilde hangi ekonomi-politikayı uygulaklarına, hangi tekelci sermaye gruplarını beslediklerine bakarak maskelerini devrimci proletaryanın geciktiremez amaçlarıdır.

                                  2. Temel özellikleri: Tekelci sermayenin egemenliği, finans kapitalin belirleyiciliği ve Dünya pazarının paylaşılması.

                                  Emperyalist sistem statik değil, sürekli yeniden paylaşım üretilen bir yapıdır. Büyük güçler, Avrupalı ​​emperyalistler, Amerika Birleşik resimleri, Çin, Rusya gibi sürekli olarak pazarlar, enerji kaynakları ve oluşturulan bölge üzerinde hegemonya mücadelesi yürütüyor. Eşitsiz gelişim yasasının gerektirdiği kapitalist ülkelerde farklı hızlarda gelişir. Güç dengeleri sürekli değişir. Mevcut hegemon gücün ilelebet üstün tutulması mutlaklaştırılamaz. Yeni bileşenlerin koşullarının zayıflamasına ve yeni güçlerin artmasına yol açabilir. Çatışma kaçınılmaz hale gelebilir. bugünün örneğini verecek olursak; ABD hegemonya krizi, Çin’in ekonomik ve askeri yükselişi, Rusya’nın askeri gücünün korunması.

                                  3. Günümüzün küresel emperyalist ekonomisi, düşük büyüme oranları, kalıcı enflasyon baskıları ve artan borçluluk gibi çok boyutlu yapısal sorunlarla karşı karşıyadır.

                                  Pandemi sürecinde beklenen hızlı toparlanma gerçekleşmemiş; aksine birçok ekonomik düşük büyüme yapısına sıkışmıştır. Bu durum, özellikle gelişmekte olan daha belirgin hâle gelmiş ve küresel gelir eşitsizliğini derinleştirmiştir.

                                  Enerji ve gıda fiyatlarındaki artışlar, enflasyonun temel giderleri arasında yer almakta; bu durum hane halkın refahını azaltmakta ve sosyal kırılganlıkları artırmaktadır. Aynı zamanda devletlerin ve özel sektörlerin yüksek borç seviyeleri, küresel finansal sistemlerin mevcut olduğu ve olası krizlerin çoğalabileceği bir risk unsuru oluşturmaktadır.

                                  Bu ekonomik kırılganlıklar, artan gerilimlerle birleştiğinde küresel sistemde “çoklu krizler” olarak tanımlanmış bir yapı ortaya çıkmaktadır. Kısacası emperyalist sistem istikrarlı istikrarsızlık demektir. Bu sistem krizler üretir, savaşlar üretir, eşitsizlikler üretir! Düşük büyüme hızı, yüksek enflasyon ve borç krizi! Tüm bunlar tesadüf değil, emperyalist-kapitalist sistemin yapısal sonuçlarıdır.

                                  B. Büyük Güçler Rekabeti ve Çok Kutuplu Düzen

                                  1.Küresel emperyalizmde ekonomik Kırılganlıklar ve Yapısal Sorunlar

                                  Uluslararası emperyalist sistemdeki herkesin, Avrupalı ​​emperyalistlerin, Amerika Birleşik resimlerinde, Çin ve Rusya arasındaki güç mücadelesi yer alıyor. Amerika birleşik devletler hâlen askeri ve mali açıdan küresel emperyalist sistemin en etkili unsuru konumunda olup, Çin’in ekonomik ve teknolojik yükselişi bu üstünlük giderek daha fazla sorgulanır hale getirilmektedir.

                                  Çin’in özellikle altyapı yatırımları -“kuşak ve yol”-, ticaret ağları ve teknoloji üretiminin sağladığı küresel etki alanı, Batı ile olan rekabeti derinleştirmektedir. Buna karşılık Rusya, özellikle Ukrayna savaşında Batı ile doğrudan bir depolama karşıtlık içine girmiştir. Bu durum, yalnızca bölgesel bir çatışmanın ötesinde, küresel güç dengelerini bir kriz olarak kendini göstermektedir.

                                  Bu birliktelik büyük güçler arasındaki rekabet; askeri kapasite, ekonomik yaptırımlar, teknolojik Üstünlük ve ittifak sistemleri üzerinden yürütülmektedir.

                                  2.Stratejik Kaynaklar ve Jeoekonomik Rekabet

                                  Günümüzde rekabetin önemli bir boyutu, enerji kaynakları, nadir toprak unsurları ve kritik teknolojilere erişim üzerinden şekillenmektedir. Venezuela gibi petrol zengini ülkeler, Orta Doğu’nun enerji rezervleri ve Grönland’ın iklim değişikliğiyle birlikte erişilebilir hâle gelen doğal kaynaklar ve yeni denizyolu, büyük emperyalist güçlerin yayımlanmasının genel merkezinde yer almaktadır.

                                  Kuzey Kutup bölgesinde yeni ticaret yollarının açılması ve nadir toprak unsurlarına erişim imkanı, Avrupalı ​​emperyalistler, ABD, Rusya ve Çin arasında yeni bir rekabet alanı yaratmaktadır. Benzer şekilde Orta Doğu, dünya emperyalist güç mücadelesinin başlangıcında ve güncel olarak biri olmaya devam etmesi nedeniyle hem enerji kaynaklarının hem de oluşturulması nedeniyle devam etmektedir.

                                  Bu bağlamda ekonomik çıkarlar ile güvenlik çözümleri iç içe geçişte; Jeoekonomik rekabet, uluslararası bileşenlerinden biri hâline geliyor.

                                  3.Bölgesel Çatışmalar ve Güvenlik Dinamikleri

                                  Emperyalist güçler arasındaki küresel hegemonya rekabeti, bölgesel yöntemler aracılığıyla daha iyi görünmektedir. Rusya–Ukrayna savaşı, NATO’nun doğuya izin vermesi ve Rusya’nın güvenlik algılarını kullanarak kullanılırken; Çin–Tayvan gerilimi, teknoloji ve oluşan kontrol mücadelesinin bir başlangıcı olarak ortaya çıkıyor. Tayvan’ın dünya mikroçip üretim merkezi olması Çin ve ABD arasındaki gerilimin temelidir.

                                  Orta Doğu’da ise İran’ın bölgesel vekil (vekil) aktörleri aracılığıyla genişletmesi, önemli bir güvenlik dinamiği oluşturmaktadır. Gazze’de Hamas, Lübnan’da Hizbullah, Yemen’de Husiler ve Irak’taki çeşitli milis grupları üzerinden yürütülen bu strateji, İsrail ve Amerika Birleşik resimleri tarafından geniş kapsamlı bir tehdit olarak algılanıyor. Bu durum, bölgesel genişlemeyi artırmakta ve daha geniş çapta çatışma risklerini beraberinde getirmektedir.

                                  Bu tür bölgesel gerilimler, yalnızca askeri sonuçları doğurmakla birlikte, aynı zamanda enerji piyasaları, ticaret yolları ve küresel ekonomik istikrar üzerinde doğrudan etkiler yaratmaktadır.

                                  4.Emperyalizm Tartışmaları ve Küresel Güç İlişkileri

                                  Emperyalist sistemin özündeki güç mücadelesi, çağdaş doğrudan sömürgecilikten bağımsız ekonomik bağımsızlık, askeri müdahale, yaptırımlar, siyasi ve politik baskı gibi araçlarla sürdürülmektedir.

                                  Bu yüzyılda büyük emperyalist güçlerin müdahaleleri modern emperyalizmin bir biçimi olarak önümüzdedir. Ancak bu durum, klasik anlamda bir “dünya paylaşımından” ziyade, dinamik ve sürekli sürdürülebilir bir güç dengesi mücadelesi olarak ortaya çıkıyor.

                                  Sonuç olarak günümüzün küresel sosyo-ekonomik düzeni; ekonomik kırılganlıklar, büyük emperyalist güç rekabeti, yükselen kaynak mücadelesi ve bölgesel çatışmaların iç içe geçişli karmaşık bir yapı sergilemektedir. Düşük büyüme hızı, yüksek enflasyon ve artan borçluluk gibi ekonomik sorunlar, artan gerilimlerle birleşerek küresel ölçekte istikrarsızlığı artırmaktadır.

                                  Avrupa emperyalistleri, Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya arasındaki rekabet; Orta Doğu, Doğu Avrupa ve Asya-Pasifik gibi verilerin somutlaştırılması ve küresel sistemin şekillendirilmesi sağlanmaktadır. Bu süreçte enerji kaynakları, ticaret yolları ve teknolojik üstünlükler, uluslararası bileşenlerin temel bileşenleri hâline gelmektedir.

                                  Genel olarak değerlendirildiğinde, küresel sistem açık bir paylaşım düzeninden ziyade, sürekli ürün güç dengeleri, rekabet ve karşılıklı ilişkiler ilişkileri üzerine kurulur. Bu durum, ilerleyen dönemde hem ekonomik hem de siyasi açıdan istikrarsızlıkların devam edeceğine işaret ediyor.

                                  C . Bölgesel Çatışmaların Niteliği

                                  çağımızdaki savaşların emperyalist rekabetinin sonuçlarıdır. Örnekler: Rusya-Ukrayna Savaşı, Tayvan gerilimi, Orta Doğu çatışmaları! Bu şekilde yeniden paylaşım kavgası sürüyor.

                                  Yeni Aşama: ABD İran Savaşı! Amerika Birleşik resimleri ile İran arasındaki gerilim fiili savaşa dönüştü. Savaşın temel nedenleri: Enerji yönetimi, bölgesel hegemonya, Çin ve Rusya’nın sınırlaması. İran’ın: Hizbullah, Husiler, Irak milisleri üzerinden yürüttüğü vekil güç stratejisi çatışmayı bölgesel savaş genişletmişti. Bu savaşın bölgesel dağılımı, Hürmüz Boğazı’nın kapanması enerji altyapılarına saldırılar, küresel ölçekte zincirleme krizler yaratmaya devam ediyor.

                                  1. Ekonomik Sonuçlar ve Sosyo-Ekonomik Etkiler

                                  Petrol ve enerji fiyatlarında sert artış.

                                  Küresel enflasyonun yeniden yükselmesi.

                                  Üretim maliyetleri artar!

                                  Sonuç: Küresel durgunluk, Stagflasyon, Ticaretin ortaya çıkması, silah, petrol ve bazı telekler ile bankaların kar yapması.

                                  Emekçi sınıfları üzerindeki baskı artar:

                                  Makaralar düşer.

                                  İşsizlik artar.

                                  Yoksulluk derinleşir.

                                  Yoksul ülkelerin daha ağır günleri.

                                  Borç krizi büyüdü.

                                  Savaşın maliyeti: emekçi halklara yüklenir.

                                  2. Küresel Emperyalist Sistem Üzerindeki Etki

                                  Güç dengeleri yeniden şekillenir.

                                  Bazı tekeller karlarını artırırken bazı tekeller de zarara uğrar.

                                  Yeni bloklaşmalar ortaya çıkıyor.

                                  Uluslararası sistem parçası dahalı hâle gelir.

                                  Sistem daha istikrarsız ve çatışmalı bir yapıdadır.

                                  3. Genel Sonuç

                                  Emperyalist yeniden paylaşım kavgası sürüyor.

                                  Eşit olmayan gelişim, bu mücadeleyi sürekli yeniden üretmektedir.

                                  ABD+İsrail-İran savaşı, bu sürecin güncel ve kritik bir örneğidir.

                                  Emperyalist-kapitalist sistem:

                                  Kriz üretmek.

                                  İstikrarsız üretim.

                                  Savaş ve vahşet üretimi.

                                  Bu nedenle yaşanan gelişmeler, sistemin istisnası değil, doğrudan sonucudur.

                                  D. Kapitalist emperyalizmin son 20 yıldaki ekonomik durumu ve yaşanan krizler

                                  1. Kısa kronoloji — ana dönüm noktaları (2005–2025)

                                  2007–2009: Küresel Finansal Kriz (Büyük Ekonomik Çöküntü) — ABD merkezli ipetok bölgesel türev krizi küresel bir krize dönüştü; depolama sistemi kurtarma kapasiteleri, değiştirilebilen parasal genişleme (likidite genişletmeleri, kalpazanlık-karşılıksız para basma) ve borçlandırılmış kamusal artış ile yanıt verildi.

                                  2010’ların başı: Avrupa borç krizi ve kemer sıkma — AB’de Yunanistan, İrlanda, Portekiz ve Kıbrıs gibi bölgelerde borç krizleri, IMF/AB reçeteleri ve sert kemer sıkma politikaları; işsizlik ve yoksulluk arttı.

                                  2014–2016: Emtia ve büyüme yavaşlaması — Çin’in görece yavaşlaması ve emtia fiyatlarındaki düşüşle birlikte birçok hammadde ihracatçısı ülke darbe aldı; sermaye kaynakları ve yatırımlar etkilendi.

                                  2020: COVİD-19 şoku — Küresel üretim kapasitesi, tedarik zinciri kırılmaları; devletlerin geniş mali teşvikleri ve merkez bankalarının büyük parasal müdahaleleri. Eşzamanlı kamusal borç artışı.

                                  2021–2023: Enflasyon, fiyat sorunları, sıkı tasarruf politikaları — Pandemi sonrasında enerji ve gıda fiyatlarının parlatılmasıyla yükseldi; 2022 Rusya-Ukrayna savaşı enerji harcamasını derinleştirdi. Merkez bankaları 2022’den itibaren faizleri hızla yükselterek sıkı para politikalarına geçti; bu da borçlanma maliyetlerini azalttı.

                                  2024–2025: Çok kırılganlık kırılganlık — Borç seviyeleri yüksek, zayıf ekonomik büyüme hızı, finansal kırılganlık ve politik gerilimler (tikari, bölgesel savaşlar) devam ediyor. Teknoloji tekelleri büyüyor, emek-kâr ilişkileri yeniden tartışılıyor.

                                  2.Temel tezler ve Mekanizmalar

                                  Finansallaşma ve spekülasyonun büyümesi: Sermaye, üretimden daha fazla finansta yoğunlaştı; kredi verileri, türevler ve varlıklar balonları krizleri tetikleniyor. Krizler yalnızca üretimden kaynaklanmaz, aşırı kâr arayışının ve spekülatif şişmelerin açıklığı olarak okunmalıdır.

                                  Sermaye paylaşımı ve tekelleşme: Büyük finans-sanayi ayırır (teknoloji, enerji, finans) piyasaya hükmetmektti (domine etti); küçük sınırlar ve emek sınırları belirlendi. Tekelleşme, kârlılığı merkezileştirirken sistem krizlerine karşı kırılganlığı artırdı.

                                  Emperyalist teknoloji ve dış borç/bağımlılık: Gelişmiş kapitalist merkezler, krediler, sermaye akımları ve ticaret yoluyla tüm dünyadaki ilişkiler dayattı. Krizler, geri ödeme baskısı ve döviz şokları yoluyla bağımlı biçimde derin sosyal yıkımlara neden oldu; IMF ve Dünya Bankası reçeteleri sermaye stokunu sıkma artırdı.

                                  Devlet müdahaleleri ve sınıf dengesi; 2008’den sonra ve 2020’de görülen kurtarmalar gösterdi ki devlet (özellikle finans kapitalin’i koruyan kurumları) kapitalizmi suni olarak yaşatıyor; bu, toplumun geniş kesimlerinin bankacılık/sermaye kurtarılırken seçimi ve emekçilerin yaşam standardını düşüren politikalarla karşılaşması demektir.

                                  Emek-sermaye çatışmasının yeniden yoğunlaşması: İşsizlik, güvencesizleşme, ücret baskısı ve sendikalaşmaya karşı yeni saldırılar; buna karşılık kitle hareketleri, grevler ve alternatif siyasetler (hem sol hem sağ popülizm) yükseldi.

                                  Ekolojik kriz ve yeniden üretim maliyetlerinin artması: İklim krizi, enerji ve tarım fiyatlarının üzerindeki baskı; ekonomik ve siyasi bunları derinleştirmektedir.

                                  3. Krizlerin ortak özellikleri

                                  Aşırı birikim ve kârlılık krizleri: Kapitalizmin düzenli zamanı, belirli dönemlerde yatırıma dönmeyen aşırı ikrar (birikmiş sermaye) yaratır; Bu sermaye, finansal piyasalarda yaratılan spekülasyonlarla oluşan kendini tüketir.

                                  Borçlanma aralığı: Hem özel hem kamu borçlanması krizde şiddetli dalgalanmaya, borç servis maliyetinin artmasıyla kemer sıkmaya yol açar.

                                  Merkezi müdahaleler sınıf tercihini açığa çıkarır: Kurtarma paketleriyle korunan; sosyal harcamalar veya emek korumaları genellikle ikinci plandır.

                                  Krize tepki olarak serbest rekabete geri dönüş/yeniden düzenleme: Krizler sık ​​sık piyasalaşma, kişiselleştirme ve çalışma depolamanın “esnekleştirilmesi” gibi hamlelerle giderilmeye çalışılışılsa da başarı şansı yoktur.

                                  4. Son 20 yılda emperyalist rekabetin dönüşümleri:

                                  Çok kutuplu kapitalizm: ABD hegemonyasının göreli zayıflaması, Çin, Hindistan, bölgesel blokların yükselişi; bu durum ticaret, yatırım ve finans krizlerinin coğrafî yönünü değiştirdi.

                                  Yeni hegemonya araçları: Ticaret ambargoları, yatırım kısıtlamaları, finansal yaptırımlar ve tedarik zinciri kontrolü emperyalist rekabetin yeni biçimleridir.

                                  Teknolojik-veri sermayesi: Dijital tekellerin sömürü düzeni (platform-emek, veri üzerinden sermaye oranları) sınıf mücadelesinin yeni cephesi oldu. Veri tabanını kontrol eden sınıf mücadelesinde üstün avantajlara sahiptir.

                                  5. Sosyal sonuçlar ve sınıf mücadelesi

                                  Eşitsizlik ve kutuplaşma kalıcı şekilde arttı; Emek gelirlerinin azalması, servetin yoğunlaşması (artması) yükseldi.

                                  Siyasi temsil krizi: Geleneksel sosyal demokrat/demokratik kurumlara güvensizlik, hem sağ hem sol popülizmin yükselişi.

                                  Direniş dalgaları: Grevler, kitlesel protestolar, kemer sıkma politikalarına karşı hareketler, çevre ve yerel direnişler arttı; bu durumda, proletarya ve ezilenler için yeniden örgütlenme fırsatı yaratır.

                                  6. Sonuç

                                  Krizin kapitalizmin yapısal özelliğidir: Son 20 yıldaki arkadan güçlenen çalkantılar; finansal spekülasyon, tekelleşme (tekelleşme) ve emperyalist rekabet tarafından beslenen istikrarlı krizlerin göstergesidir.

                                  Devletin çifte rolü: Bir yandan sermayeyi kurtarıp sistemin devamını sağlamakta; diğer yandan işçi sınıfı ve halk üzerindeki baskıyı artırmakta — bu, işçi ve emekçi hareketler için somut karşıtlık alanları yaratmaktadır.

                                  Uluslararası sınıf dayanışmasının gerekliliği: Emperyalistlerin ayakta durmanın çok boyutlu saldırılarına karşı uluslararası proletaryanın birliği, borçların iptali, ticaretin adil düzenlenmesi, sermaye hareketinin sınırlandırılması için mücadele gerekir.

                                  Taktik: Sermayenin sadırısına yönelik reformcu talepler. Kamusal sahiplenme/planlama, finansal piyasaların sıkı denetim veya kamulaştırma, kamu alanlarının genişletilmesi, iş güvencesi ve ücret artışları, ekolojik dönüşüm politikaları Marksist-Leninist perspektiften çözüm önerileri olarak öne çıkar.

                                  Seçim, kitlesel mücadele, sendikal güçlenme ve blok politikaları eş zamanlı olarak yürütülmeli;

                                  Strateji: Emperyalizme karşı bağımsız, proleter önderliğinde bir program hedefleme.

                                  E. Emperyalizmin Yapısal Çöküşü ve Komünizmin Maddi Temeli

                                  1.Teknolojik Temel ve Komünizmin Güncelliği

                                  Günümüz dünyasında, mikroçipler sayesinde üretici güçlerin devasa bir sıçrama yaptığı, ancak üretim ilişkilerinin bu gelişmeye ayak uyduramadığı yeni bir kırılma noktasıdır. Veriliş koşullarında komünizmi “en mükemmel şekliyle” inşa etmek için gerekli olan maddi temel artık hazırdır. Bu temelin gerektirdiği mikroçip , bilgisayar teknolojisi ve bunların mümkün kılındığı tam otomasyon ve Yapay Zeka yatmaktadır. Mikroçipler, sefalet ve ölümün ortasında aslında insanlığı komünizme çağıran nesnel bir güçtür. Ancak bu teknolojik olanaklar, üretim araçlarının özel mülkiyete dayalı emperyalist-kapitalist sistem içinde insanlığın kurtuluşu için değil, sömürünün derinleştirilmesi ve halkların kontrol altında tutulması için kullanılmaktadır.

                                  2.Uygunluk yasası ve Emperyalizmin Miadı

                                  Marksist-Leninist bilim, toplumsal gelişmenin temel yasasının “üretim ilişkilerinin üretici güçlerin miktarına ve düzeyine uygun olması” öğretilmektedir. Üretici güçler (teknoloji, makineler ve insan emeği) kayıtlarında, üretim eski ilişkileri (mülkiyet biçimleri) bu gelişimin önünde bir “fren” haline gelir. Günümüzün tek akıllı ürün üretimi binlerce parçanın, sıvıdan silikona kadar onlarca hammadde kaynağının ve dünya çapında bir emek ağının eşgüdümünü gerektiriyor. Bu durumda, üretimin artık tamamen toplumsal bir karakter olduğu kanıtlanmıştır. Üretim bu kadar sosyalleşmişken, üretim araçlarının ve sonuçlarının bir avuç finans oligarşisinin özel mülkiyetinde kalması, sistem ve temel antagonistlerin oluşmasıdır. Üretici güçler, kapitalist mülkiyet prangalarını parçalamak kullanıyordu. Aksi takdirde, sistem sürekli krizler, savaşlar ve üretici güçlerin (yani insanların ve makinelerin) imhası yoluyla sürekliliğin sürdürülmesine çalışan bir “barbarlık” süresince kalacaktır.

                                  3. Otomasyon, Azami Kar ve Alım Gücü

                                  Kapitalist sistemin temel ekonomik yasası “azami kar” elde etmektir. Mikroçip ve otomasyon, bu yasayı kapitalistlerin aleyhine çeviren içinden çıkılmaz bir durum yaratır. Kapitalizmde değerin kaynağı yalnızca canlı insan emeğidir. Otomasyon ve robotlar ne kadar çok üretim dahil edilirse, malın derin insan emeği oranı o kadar düşer. Bu durum, uzun vadeli kar kayıplarının düşme yaşamasını tetikler. Makinelerin değişimi yerini aldıkça, işsizler ordusu (yedek emek ordusu) büyüyor. Ancak çalışanlar aynı zamanda kaçakçılardır. Üretim kapasitesi devasa boyutlara ulaşırken (bolluk öğrenir), kişinin alım gücü (etkin talep) niyetiyle minimum seviyede tutulduğu için sistem sürekli olarak aşırı üretim kapasitesine girer. Finans oligarşisi, karlarını korumak için teknolojik ürünlerde bazen uzun ömürlü “hasıraltı” yaparak geciktirir veya yılda sadece askeri/baskıcı kullanımlar için kullanır. Bu, kapitalizmin artık üretici güçlerin önünde gerici bir engel haline geldiğinin kesindir.

                                  4. Mikroçipler, Doğrudan Demokrasi ve Devletin Sönümlenmesi

                                  Mikroçip teknolojisi sadece ekonomik üretim değil, siyasi yönetim biçimini de kökünden değiştirme potansiyeline sahiptir. Temsili parlamentarizmin artık “miyadı dolmuş” bir model olduğunu ve yerini Dijital Doğrudan Demokrasiye bırakmayı savunur. İnternet ve akıllı cihazlar, bugün onun bir vatandaşının her konuda (ek fiyattan savaş kararına kadar) onu oy kullanmasını mümkün kılıyor. Bilgisayarların planladığı bir ekonomi, üretim ve depolama için ayrı bir bürokratik sınıfa ihtiyaç kalır. Üretim ve yönetimin bürokratikleşme ihtimali tüm kontrolün kontrolü sayesinde imkansızlaşır. Bu, Marksist anlamda sistemin sönmeye başlaması aşamalıdır. Emperyalizm, bu teknolojik öğrenmeye halktan saklar; Çünkü doğrudan demokrasi finans oligarşisinin diktatörlüğünü anında sonlandıracaktır. Temsili sistem, “tekellerin iradesini” halkın iradesiymiş gibi sunan bir maskeden ibarettir.

                                  5. Dijital Faşizm Tehdidi

                                  Teknolojinin kendi başına güncelliği yoktur; Hangi sınıfın elinde olduğu onun kayıtlılığını belirler. Bugün Palantir gibi şirketler ve teknoloji tekelleri (Musk, Bezos, Zuckerberg), tekelci sermaye ile aşırı sağın ittifakını simgeleyen bir Dijital Faşizm inşa etmektedir. Bu inşa edilen faşizmde her kullanıcı, karşılığını almadan artı değer üreten bir veri sağlayıcısına dönüştürülmüştür. Dijital göçmenlerin muhaliflerin fişlenmesi, göçmenlerin takibi ve emperyalist savaşların kopyalanması için silahlandırılmıştır. Bu durum, teknolojik halkların özgürlüğü yerine, emperyalizmin ömrünü uzatmak için kullanılan bir baskı aracına dönüştüğünü gösterir.

                                  6. Emperyalizmin Genel Krizi ve Kaçınılmaz Sonu

                                  Günümüzün küresel sosyo-ekonomik düzeni; Düşük büyüme, kalıcı enflasyon, borç krizi ve rejimlerin savaşlarının iç içe geçen bir Genel Kriz içindedir. Bu kriz çok yönlüdür: Ekonomik bir krizdir — çünkü üretici güçler, varlığın varlığını aşmıştır. Siyasi bir krizdir — çünkü burjuva demokrasisi artık kitleleri kandırma işlevini yerine getirememektedir. Sosyal bir krizdir — çünkü savaş, göç ve yoksulluk dünyanın her köşesini kasıp kavurmaktadır. Kültürel bir krizdir — çünkü insanlığın değerleri, piyasanın kar mantığı tarafından metaya dönüştürülmüştür.

                                  Dünyayı yöneten finans oligarşisi ve tekelci sermayesi, artık eski demokrasi masallarıyla kitleleri uyutamıyor. Bir zamanlar parlamento, seçim, basın özgürlüğü gibi perdelerin gizlenen bu azınlık, bugün maskeni indirmiş ve yaşadığı iki yüzüyle ortaya çıktığı: “Dijital Faşizm” ve “Sürekli Savaş” politikaları ile…

                                  Kapitalist ülkelerdeki farklı hızlardaki değişimler için güç dengeleri sürekli değişiyor ve bu durum dünyadaki sürekli yeni “yeniden paylaşım savaşlarına” sürüklüyor (Örn: Ukrayna ve OrtaDoğu savaşları, Tayvan gerilimi). Emperyalizm, krizlerini çözemediği oranda “kriz yönetimi” adı altında suni krizler ve bölgesel savaşlarerek üretilebilir halkları bir arada kırdırıyor. İnsanlık bugün “Ya Komünizm Ya Barbarlık” yolundadır. Emperyalist sistem kalıcı olarak tıkanmış ve kriz kaydından başka bir işlev kalmamıştır.

                                  7. Kurtuluş Stratejisi

                                  Mikroçiplerin ve otomasyonun vaat ettiği “bolluk patlamaları” ancak üretim araçlarının toplumsal mülkiyete toplanmasıyla gerçekleşebilir. Bunun yolu ise uluslararası işçi sınıfı önderliğinde kurulacak yerel ve uluslararası Anti-Emperyalist Birleşik Cepheler emperyalist zincirin kırılmasından geçiyor.

                                  Emperyalizmin zenginlikleri sadece ekonomik bir veri değil, teknolojik bir üründür. Mikroçip, komünizmin teknik doğum belgesidir; Ancak bu doğumun gerçekleşmesi için işçi sınıfının iktidarı ele geçirerek sermayenin elinden kurtarılamayacaktı. Ya işçilerin kendi komünizmlerini kuracaklar ya da emperyalizmin barbarlığı artarak devam edecektir.

                                  F. Dünya İşçi Sınıfının Tarihsel Görevleri: Mikroçip Çağında Barbarlığa Karşı Komünizm ve Doğrudan Demokrasi

                                  İnsanlık bugün, insanlığın gelişiminin kritik eşiklerinden birinde durmaktadır. Emperyalist-kapitalist sistem artık üretici güçlerin kalıplarının yanıtı veremeyen, yapısal olarak tıkanmış ve sınırları ancak kriz, savaş ve dijital kölelik rejimiyle ayakta kalabilen bir “evrensel barbarlık” aşamasına evrilmiştir. Bu karanlık tablo karşı dünya işçi sınıfı, yalnızca kendi özgürlüğünü değil, tüm bilimlerin bekasını omuzlayan devrimci bir özne olarak geleneksel görevleriyle yüz yüzedir.

                                  1. Emperyalist Bloklaşma Tuzağını Reddetmek ve Sınıf Bağımsızlığını Korumak

                                  Günümüzün en büyük illüzyonlarından biri, dünyada sadece “ABD/Batı bloğu” ile “Rusya/Çin bloğu” arasında bir “demokrasi-otokrasi” savaşıa hapsolmuş gibi göstermektir. Bu yaklaşım kökten reddedilmelidir: Rusya ve Çin, halkların dostu değil, küresel pazardan daha büyük ücret almak isteyen tekelci burjuva odaklarıdır.

                                  Dünya işçi sınıfının ilk görevi, emperyalist pazar kavgalarında taraflardan birinin (özellikle “çok kutupluluk” sınıfındaki takas kliklerinin) giriş yapmasıdır. Savaşlar, ulusal çıkarlar için değil, finans kapitalin kar oranlarını korumak için çıkarılmaktadır. Proletarya, burjuva milliyetçiliğin ve “vatan savunması” söylemlerinin ardındaki tekelci hırsı görmeli; Safını uluslararası sermaye bloklarının yanında değil, bu blokların tam karşısında enternasyonalist işçi sınıfının dayanışması kurulmalıdır.

                                  2. Dijital Faşizme Karşı Teknolojiye El Koymak

                                  Raporda Mikroçip Çağı , üretici güçlerde devasa bir sıçrama yaratmıştır otomasyonda muaazam gelişmeler bir yandan bolluğun hemen çalıştırılma potansiyelini korur. Mikroçip teknolojisinin başlangıcı emperyalizm bir dizi Yapay Zeka şirketleri ile kitleleri fişleyen, savaşları insanlarla yönetilen ve muhalifleri baskılayan bir Dijital Faşizm aygıtına dönüştürülmüştür.

                                  İşçi sınıfının acil görevi, teknolojik bu imha kullanımı karşı durdurma ve üretim araçlarının (yazılımlar, veri merkezleri, otomasyonlar) kamu özelliklerini talep etmektir. Teknoloji, sermayenin elinde bir baskı aracı iken, işçi sınıfının elinde insanlığın özgürleşmesinin en büyük kaldıracıdır. Veri tabanlarını ve büyümelerini kontrol eden, sınıf mücadelesinde üstün avantaj elde edecek.

                                  3. 4 Saatlik İş Günü ve Emek Köleliğine Son Verme Mücadelesi

                                  Mikroçip ve otomasyon, günümüzde insanlığın ihtiyaç duyduğu her yerde, sadece birkaç saatlik çalışmayla üretilebilecek potansiyel yaratmıştır. Buna rağmen kapitalist-emperyalist sistem işsizliği artırırken, çalışanlar daha uzun saatler ve daha düşük ücretlerle sömürmeye devam ediyor.

                                  Dünya proletaryasının temel ekonomik talebi, otomasyonun sağladığı verimlilik artışının teknolojisinin serbest zaman olarak devam etmesi, yani iş gününün 4 saate indirilmesidir . Ancak sadece ekonomik bir talep değil, bireylerin kültürel ve siyasal olarak gelişmeleri, toplumsal yönetime katılmaları için bir ön koşuldur.

                                  4. Temsili Sistemi Aşmak: Mikro-Çip Temelli Dijital Doğrudan Demokrasi

                                  KSP’nin en özgün sorunları, küresel teknolojik çözüm merkezi sistemi teknik olarak gereksiz kıldığıdır. Temsili sistem, tekelci burjuvazinin diktatörlüğünü gizleyen bir maskedir. İşçi sınıfının görevi, internet üzerinden vatandaşının her karara katıldığı Dijital Doğrudan Demokrasiyi örgütlemektir.

                                  Bu sistem, bürokratik sistemin sönümlendirecek ve Marksist anlamda “insanların insan tarafından yönetimi” yerine “nesnelerin insan tarafından yönetimi” (bilgisayarlı ekonomik planlama) getirecek. İşçi sınıfı, sendikalarından doğrudan demokrasiyi bir mücadele yöntemi ve hedef olarak benimsemelidir.

                                  5. NATO ve Askeri Üslere Karşı Anti-Emperyalist Birleşik Cephe

                                  Emperyalizm, krizlerini savaşlarla aşmaya devam ediyor. NATO, bu sistemin en azgın saldırı aracıdır. Kıbrıs örneklerinde olduğu gibi, İngiliz üsleri (Ağrotur ve Dikelya) bugün Orta Doğu’daki katliamların lojistik merkezidir.

                                  Dünya işçi sınıfının görevi, tüm yabancı askeri üslerin sesini duyurmak, silahlanmaya devam etmek için bütçelerin korunmasına aktarılmasını talep eden bir Anti-Emperyalist Birleşik Cephe inşa etmektir. Bu cephe, farklı uluslardan emekçileri “ortak vatan” ve “bağımsızlık” sloganları çevreden kopmalı; emperyalizmin “böl ve yönet” politikasından vazgeçmesi gerekmektedir.

                                  6. 1953 “Geriye Dönüş” Tecrübesinden Ders Çıkarmak

                                  Dünya işçi hareketi, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde 5 Mart 1953’te başlayan ve sosyalist inşaatın bilimsel planlamadan saptırılarak pazar ekonomisine (Titoizm/Revizyonizm) teslim edilme süreci iyi analiz koşulları. Bu “geriye dönüş”, komünizmin başarısızlığı değil, burjuva ideolojisinin işçi sınıfı partisinin kullandığı elektriğin harcamalarının sonuçları. Günümüzün görevi, bu finansal bozgunu çevirmek; 1953 öncesi Bolşevik disiplini ile modern mikroçip uygulamasını birleştirici yeni bir devrimci şapka inşa etmektir.

                                  7. Ya Komünizm Ya Barbarlık!

                                  Mikroçip, komünizmin teknik doğum belgesidir. Ancak bu doğumun gerçekleşmesi için işçi sınıfının iktidarı ele geçirerek sermayenin elinden kurtarılamayacaktı.

                                  Dünya işçi sınıfının kendi burjuva hükümetlerinin savaş politikalarına karşı durmalı, dijital gözetim mekanizmalarını reddetmeli, üretim araçlarını toplumsallaştırmak için birleşmelidir.

                                  Ülkelerini ve milletlerini emperyalistlere pazarlayan işbirlikçi burjuvaziyi ( vatan/millet hainlerini ) teşhir etmek ve halkın öz gücüne dayalı bir iktidara dayandırılması, özgürlüğün yegane yapılması.

                                  BÖLÜM -II-

                                  EMPERYALİZM ve SAVAŞ

                                  A. EMPERYALİST REKABET : HAM MADDE, PAZAR VE ASKERİ STRATEJİ

                                  Bugün küresel boyutta yaşanan siyasi, ekonomik ve askeri gerilimleri büyütebilmek için devletlerin “ulusal çıkarları” üzerinden değil, kapitalist emperyalist üretim biçiminin yapısal unsurlarının üzerinden birleştirdik. Krizler ve savaşların tesadüfi değildir; sermaye miktarının gereksinimlerinin finansal ürünüdür.

                                  Lenin’in ortaya çıkışı gibi emperyalizm kapitalizmin tekelci aşamasıdır. Finans sermayesinin, sermaye ihracı, dünya piyasasının ve ham madde ticareti paylaşımı ve büyük güçler-tekeller miktarı arasında bölünebilir bölünme bu aşamanın temel özellikleridir. Bu dinamik farklı araçlarla sürdürülmektedir:

                                  1. Çok uluslu şirketler
                                  2. Finansal kurumlar
                                  3. Askeri ittifaklar
                                  4. Enerji ve lojistik koridorları (Süveyiş ve Panama kanalları, Hürmüz ve Marmara boğazları vb. gibi)
                                  5. Teknolojik tekel mekanizmaları (Bkz. Emperyalizm Çağında Dünya Sistemi)

                                  Ham maddeye ve yeni pazarlar bulma ve bunlara ulaşımın kapitalist emperyalist merkezleri sürekli genişlemeye zorlanmaktadır.

                                  1. Yeni Sömürgecilik

                                  Modern uluslararası emperyalist sistem eski sömürgecilikten farklı olarak, doğrudan işgal ve sömürge yapma yerine, ekonomik ilişkiler, askeri üs ağları, ticaret anlaşmaları ve finansal sistem (IMF, Dünya Bankası, Finans Konsorsiyumları, vs) kontrol üzerinden işletilmektedir. Ham maddeye erişim, – özellikle enerji (petrol, gaz), nadir elementler, destekleyici ve indirilebilir mineraller – yalnızca sanayi için değil, yüksek teknoloji ve savaş sanayi için de kritik önemdedir. Bu yapısal, askeri güç doğrudan savaşa kadar caydırıcılık, üs elde etme ve ittifak sistemleri üzerinden bir güvence seçenekleri olarak kullanılmaktadır.

                                  Unutulmaması gereken ki, Carl von Clausewitz’in önerisi gibi “savaş politikasının farklı araçlarla (silahlarla) sürdürülmesidir”. Bugünkü emperyalist güçler arasında hegemonya yarışı kâh barışçı kâh askeri politikalarla sürüyor. Ve Marksist-Leninist “emperyalizm var oldukça savaşlar sürecektir” önerisini de akıldan çıkarmak gerekir. Ancak savaşlar henüz Birinci ve İkinci Dünya savaşlarında olduğu gibi emperyalist güçlerin top yekün savaşması aşamasından uzak tutulmaktadır. Sahip oldukları yıkıcı silahların tüm dünyada yok olacak kapasitede olması, en büyük çaydırıcı neden olarak durmaktadır. Yerel ve Vekil savaşlarla hegemonya ve etkinlik mücadeleleri sürüyor. Ancak emperyalist güçler bu tür savaşlarla sonuç alamadıkları tek tek doğrudan müdahale ederek Irak, Afganistan, Ukrayna işgalleri ve son olarak İran’a saldırı gibi askeri harekâtlara giriş yapabiliyorlar. Bu girişimler, II. Dünya savaşından sonra bizzat bu Batılı emperyalist güçlerin yarattığı kendi burjuva-emperyalist uluslararası devletler hukuku, temizlenebilir ve pervasızca yapılmaktadır. Her zaman olduğu gibi güçlünün hukuki ve çıkarları dayatılmaktadır.

                                  Emperyalist kapitalist sistem 2008 yılında finansal ve ekonomik açıdan aşama kaydetmiştir. Uyguladığı ekonomik ve siyasi programlar başarılı olmamıştı. Geriye kalan yöntem ise savaştır. Savaşlar yoluyla iç ekonomik yapılanmada bir şekilde tabiri caiz ise bir anlamda “militarist Keynescilik” ölçümüta, savaş sanayine, petrol ve ilaç sanayine ve bunlara bağlı sanayilere kamu fonlarını ve insanların parasını akıtmaktadır. Dışta ise yeni alanları, pazarlar ve ham madde kaynağı hakimiyeti elde ederek kriz atlatma çabası içindedirler.

                                  2. ABD : Küresel Finans Kapitalin Askeri Koruyucusu

                                  ABD’nin günümüz emperyalist politikaları finans kapitalin merkezidir. Doların rezerve para konumu, küresel ve finans ağlarının kontrolü askeri güç güvencesi kapsamındadır. ABD II. Dünya savaşından sonra kurduğu küresel askeri ağ ve deniz hakimiyeti stratejisi ile dünya ticaret tarihlerini günümüze kadar kontrol etmiştir. ABD’nin son sekiz yılda askeri stratejisi şu şekilde özetlenebilir:

                                  1. İpucu-Pasifik bölgesi Çin’i bağlantısı ve kısıtlama politikası
                                  2. Orta doğu enerji kaynakları ve iklimlendirme tekelinin kontrol altında tutulması
                                  3. NATO yoluyla Avrasya bölgesinde askeri çevreleme
                                  4. Küresel dolar sisteminin askeri gücüyle dağıtılması
                                  5. Deniz ticaret yollarının kontrolü (şu anda anlaşma ile açılmasına rağmen son İran savaşında Hürmüz Boğazı’nın kapanması ile tüm dünyanın yakıtı, petrol ürünleri ve kimyevi gübrelere yönelik ithalatı bu detay içeriği bir kez daha gözler önüne serilmiştir)

                                  Bu stratejilerin yalnızca güvenlik değil, aynı zamanda kârın artmasının ve emperyalist sistemin sürdürülebilirliğinin zorunlu olduğu görülmektedir. Askeri fiilen emperyalist sermayenin lojistik alt yapılarıdır.

                                  ABD’nin son Venezuela ve İran saldırılarının amacı Orta Doğu ve Amerika kıtasının enerji akışını tamamen kontrol etmekle birlikte, aynı zamanda yükselmekte olan Çin’in yayılmacılığını engellemek için Çin’in en önemli enerji kaynaklarını da kırmaktır.

                                  Rusya’nın Ukrayna’nın işgal altında olduğu neden de ABD’nin, eski Sovyetler Birliği etkinliği adına, Ukrayna dahil, doğu Avrupa ülkelerini NATO’ya, dolayısıyla da kendi hegemonya alanında alma ve dolayısıyla de Rusya’yı abluka yerinde alma girişimlerini engelleme olarak gösterilebilir. Elbette bu bağlamda, Ukrayna’nın zengin maden ve nadir element kaynaklarına sahip olduğu ve emperyalist güçlerin ilgi alanı arasında olduğu da unutulmamalıdır.

                                  2008 yılında yaşanan küresel ekonomik krizden sonra bazı ülkelerin tek tek, birleşik ittifaklar yolu ile dolar sisteminden ortaya çıkma eğilimi göstermektedir. Petrol ticareti tamamen dolar üzerinden sürdürülmekte idi. Ancak son yıllarda bazı ülkelerde kendi para birimleri ile petrol ticareti yapılmaya başlandı. Dolayısıyla ABD emperyalizmi için petrolün yayılması ve ticaret yollarının tamamen kontrol altında tutulması önemlidir. ABD’nin Venezuela ve İran saldırılarının ve Çin’i Tayvan ve Batı Pasifik üzerinden tehditlerin teşvik edilmesi; AB ülkelerini, Türkiye’yi, Pakistan’ı, Hindistan’ı vs Rus petrol ve gazını almaları konusunda tehdit koruması altında yatan neden dünya ticaretinde dolar işleyişini sürdürüyor.

                                  ABD bu askeri üstünlüğünü sürdürmek için yılda GSYH’nın %3-3.5’ini askeri harcamalara ayırmaktadır. Bu, bir yılda -İsrail ve Ukrayna’ya yapılan askeri yardımlar hariç- 900 milyar dolara ulaşıyor. Son İran savaşı ile birlikte Trump rejimi ABD Kongresi’nden 1.5 yıllık askeri bütçe talebi vardı. Özellikle yeni teknolojik silahların yayılması için büyük harcamalar yapılıyor. Vadesi sona eren ve Rusya ile yapılan toplu imha silahlarının kontrolü içeren START anlaşmalarını yenilemeye henüz yanaşmamıştır. Bu da yeni silahlanma yarışını ifade etmektedir.

                                  3. Bir Saldırı Ve Savaş Aracı : NATO

                                  NATO soğuk savaş dönemlerinde Sovyetler Birliği’nin liberalliğinde sosyalist sistemler ve temelde de komünizmle karşı kurulmuş bir askeri ittifak olmasına ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasına rağmen, varlığını ve gücünü koruyor. Sovyetlerin dağılmasına rağmen komünizm tehlikesi çürümüş kapitalizmi temsil eden emperyalizm için en büyük tehlike olarak durmaktadır. Emperyalistler, özellikle ABD emperyalistleri NATO’yu, emperyalist genişleme amaçları doğrultusunda, bir saldırı aracı olarak kullanmaya devam etmektedirler. ABD emperyalistleri diğer NATO ülkelerinin askeri harcamalarını GSYH’na göre %5’e yükseltmeye zorlamaktadır. Küresel emperyalist arenada olası farklı ittifaklara karşı NATO çaydırıcı bir rol üstlenmiştir. Balkanlar, Irak, Afganistan, Libya, Suriye savaşları, Arap Baharı ve halen sürmekte olan Ukrayna savaşı ve İran saldırılarında NATO görev yapmaktadır. ABD’nin Ortadoğu’daki jandarma İsrail’in Filistin, Lübnan, Suriye ve İran’a yönelik saldırıları da NATO desteğiyle sürüyor.

                                  NATO’nun 2025 bütçesi 4,6 milyar avro civarında iken 2026 yılı için liste 5,3 milyar avrodur. NATO ödemelerinin toplam askeri harcamaları 2025 yılında 1,4$’a yakın olup, pratiktir.

                                  B. ÇİN : KUŞAK-YOL GİRİŞİMİ VE DENİZ İPEK YOLU STRATEJİSİ VE KÜRESEL YAYILMA

                                  Çin, son yıllarda, ucuz zenginliği ve kaynakları dünya emperyalistlerinin hizmetine sunmuş ve özellikle ABD sanayi şirketleri olmak üzere AB’nin sanayi ülkelerini de cezbederek, planlı bir kalkınma programı izleyerek küresel emperyalist kapitalist sistem içerisinde ekonomik ve politik olarak da askeri ve politik açıdan yükselmiş, büyük bir sermayenin gücüne sahip olmuş ve bugün kendi bloklarının ilerleme aşamasını çıkarmaktadır. Bu stratejik ekonomik ekonomik hegemonyayı değiştirme stratejisi izlemektedir. Afrika, Güney Amerika ve Asya’daki altyapı yatırımları ve sözde yardımlar emperyalist sermayenin ihracından başka bir şey değil. Bu amaçlanan araçlar:

                                  1. “Kuşak-Yol Girişimi” ile farklı kıtalardaki farklı yol, liman, havaalanı yatırımları sayesinde yeni kara ve deniz ticaret koridorları oluşturma
                                  2. Afrika ve Güney Amerika’da yapılan çıkarma yatırımları
                                  3. Güney Çin Denizi’nde askeri varlığın artırılması, Tayvan’ı Hong Kong gibi merkezi Çin yönetiminin adına alma
                                  4. Teknoloji ve altyapılar küresel üzerinden alanı genişletme

                                  Çin nükleer bir güçtür. Bunun yanında yılda 300 milyar$ düzeyinde bir askeri harcaması vardır. Ancak bu miktarda kopyalayıcı parçalar. Çin’de üretim maliyetlerinin düşük olması bu miktar ile askeri bakımın enerjik olarak artmasına neden olmuştur. Savaş teknolojisine ve verimliliği artırmaya önem verir. Bunun amacı enerji ve ticaret yollarının eksiklerinin sağlanmasıdır. Güney Çin Denizi’nde etkin güçtür. Tayvan’ı merkezi Çin yönetimine katması planlamadır. Bunu askeri araçların gerçekleştiremeyeceği konumda, askeri operasyonla hazır olduğu için izlenilmesini sağlar.

                                  Çin ABD emperyalizmine karşı hem ekonomik hem de askeri büyük bir güç olarak yükseliyor. Ancak enerji konusunda halen varlığını sürdürebilmektedir. ABD Çin’i korumak için gümrük tarifelerini artırmaktan tutun bir dizi ambargo uygulamasına rağmen Çin’i kontrol edemiyor. Güncel günlerde ABD, Çin’in en önemli petrol tedarikçileri olan Venezuela ve İran’a askeri saldırılar düzenlemiş ve bu saldırılar ancak şiddet yoluyla kesmeye çalışmaktadır.

                                  C. RUSYA : ENERJİ TEKELLERİ VE ASKERİ MÜDAHALE STRATEJİSİ

                                  Rusya enerji tekelleri üzerinden dünya emperyalist sistemiyle entegre olmuş kapitalist-emperyalist bir ülkedir. Oligarkların elindeki birikmiş olan petro-dolarlar, emperyalist metropollerdeki finans kuralları ve borsalar üzerinden emperyalist batılı tekeller (özellikle de enerji tekelleri) ile ortaklıklar ve ortak yatırımlara dönüşmektedir. Bunun yanında Rus şirketleri hemen hemen tüm kıtalarda ve özellikle Londra, New York, Paris gibi metropollerde, gayrimenkul, turizm, bankacılık, hizmet ve teknoloji gibi sektörlere yatırım yapıyorlar (ör. Kıbrıs, Limasol ve Baf’ta gayri menkul, turizm ve Russian Commercial Bank). Doğal gaz ve petrol ihracatı, gelirinin %60’ını oluşturmakta ve sermayenin payının temelidir. Ukrayna ve daha önce Kafkaslar’da yürüttüğü askeri müdahaleler yalnızca güvenlik için değil; enerji tasarrufu ve kayıtlarının korunması içindir. Temel stratejik unsurlar:

                                  1. Doğal gaz boru hatları sayesinde Avrupa üzerinde etki oluşturma – (Avrupa Rusya’dan 2027’den itibaren doğal gaz almama süreci yaşamış olmasına rağmen, son İran savaşının ortaya çıkardığı yakıt krizi bu patlama etkilenmiştir).
                                  2. Küresel ısınma nedeni ile buzulların erimesi ile birlikte ortaya çıkan yeni Arktik deniz yolu nedeni ile Arktik bölgesindeki askeri varlıkların arttırılması.
                                  3. Yakın çevre doktrini ile eski Sovyet coğrafyasında detaylandırılması sahibi olma
                                  4. Sınırlı ama etkili askeri müdahale stratejisi.

                                  Rusya’da büyük bir nükleer güçtür. Rusya için askeri güç enerji politikalarının tamamlayıcısıdır. Ukrayna saldırısının hedefi arasında batı emperyalizminin önünü kesmenin, eski Sovyet etki alanlarını genişletmekunu korumanın, gaz dağıtımlarının sağlanmasının yanında Ukrayna’nın kattığı maden kaynakları ve sanayi tesislerini ele geçirmek de vardır.

                                  Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya GSYH’nın %13 civarında miktarı, yani 300-350 milyar dolar askeri harcamalara ayırmıyor. Bu miktar da petrol gelirleri civarındadır. Rusya ayrıca, özellikle Afrika’daki sağlıklı bölgelerde (Libya, Kongo gibi) paralı askerlerle, Mali’de doğrudan ordu birliği ile genişlemeye çalışıyor. Geleneksel doğrudan resmi ordu birliklerini kullanmak yerine paralı askerlerden oluşan gurupları ortaya çıktı. Bu ürünlerki altın, nadir elementler, elmas gibi değerli madenler hedeftedir.

                                  Rusya ABD emperyalizmine ve dolar hakimiyetine karşı BRICS ittifakını (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) kurma girişimini yürütmüştür. Bu ittifak sayesinde, petrol dahil tüm ticaret dolar dışında kendi para birimleri ile yapılması yanında uzlaşılacak bir para birimi ile yürütülmesi amaçlanmaktadır. Bu ittifaka birçok başka ülke de katılmış olmasına rağmen işbirliği konusunda fazla mesafe alınamamıştır. Çünkü ABD emperyalizminin petrol üretimini baskılamış, özellikle de Arap ve Körfez ülkelerini sözde ticari anlaşmalarla satın almıştır. Rusya’dan gaz ve petrol alan ülkelerinin gümrük tarifeleri ve ambargolar ölçümüyle tehdit etmektedir.

                                  D. AVRUPA BİRLİĞİ (AB) EMPERYALİZMİNİN ASKERİ STRATEJİSİ

                                  Marksist kurama göre devlet, egemen sınıfı (burada kapitalist sınıfı, burjuvazinin) koruyan bir aygıttır. AB ise klasik bir ulus-devlet değildir.

                                  1. AB Avrupa’daki boyutlarına göre tekelci sermayelerinin çıkarlarını temsil eden “ulus üstü” bir aygıttır.
                                  2. Askeri entegrasyonu Avrupa’nın küresel rekabet gücünü artırmaya yönelik bir araçtır.
                                  3. Bu bağlamda AB’nin askeri yapılanması Avrupa emperyalist-kapitalizmin siyasi-askeri hegemonyası ve bölgeselsel güvence haline gelmesi gelecek.

                                  Hemen tüm AB ülkeleri (İrlanda, Kıbrıs Cumhuriyeti, Avusturya ve Malta hariç) NATO üyesidirler. AB uzun yıllar NATO çerçevesinde ABD’nin askeri yapısı bağımlıydı ve halen de bağımlıdır. Ancak Avrupa yöntemlerinin başlaması ve sürülmesiyle Rusya-Ukrayna savaşı ve son olarak İran savaşı ABD ile Avrupa emperyalistleri arasındaki ayrılıkları su yüzüne çıktı. Emperyalist tekeller ittifakları içerisinde uzlaşmış görülebilirler ancak aradaki rekabet mutlaktır. Ukrayna savaşı başlamadan önce, 2000’li yıllarda AB kendi askeri operasyonunu artırma girişimini başlatmıştı. Bu girişimin araçları:

                                  1. Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (CSDP)
                                  2. Kalıcı Yapılandırılmış İşbirliği (PESCO)
                                  3. Avrupa Savunma Fonu (EDF)
                                  4. (Son dönemde) Avrupa İçin Güvenlik Eylemi -Kanada dahil- (SAFE)
                                  5. NATO ile Stratejik İşbirliği

                                  Son yıllarda “Jeopolitik Komisyon” söylemiyle AB’nin küresel güç olma iddiası güçlenmiştir. Rusya-Ukrayna savaşı AB’nin askeri harcamalarını ciddi biçimde artırmıştır. Geçen mektuptan beridir, ABD’deki Trump yönetiminin Ukrayna savaşını başlatma girişimlerine AB’nin önde gelen emperyalistleri Almanya ve Fransa, Britanya ile birlikte karşı çıkmakta ve savaş kışkırtmaktadırlar. Bu durumun ABD’nin bir Danimarkalı sömürgecisi olan Grönland üzerinde hak iddia edip ilhak etmek istemesi, İran savaşında Trump rejiminin doğrudan askeri destekleme istemesi, AB emperyalistlerini askeri ve güvenlik konumlarını yeniden gözden geçirmeye zorlanmıştır. Bu nazikler emperyalist bloklar arasındaki rekabetin Avrupa’nın yansımalarıdır. Bu bağlamda NATO’dan özerk askeri yapılanma, AB emperyalistlerinin, özellikle Almanya’nın yeni paylaşım mücadelesinde ABD ve Çin’e karşı daha güçlü bir konum elde etme girişimi olarak görülmektedir. Almanya anayasasını değiştirme, savunmaya limitsiz harcama ve savaş sanayini geliştirme, ordusunu büyütme girişimlerini başlattı. 100 milyar Euro’luk özel savunma fonu oluşturuldu. Doğu cephesine 5000 asker açıklandı. Almanya’nın bu atılımı;

                                  1. Alman sermayesinin küresel gelişiminin arttırılması
                                  2. AB İçindeki denge güçlerinin yeniden düzenlenmesi
                                  3. Almanya’nın “ekonomik dev – askeri cüce” konumunda çıkış girişimi olarak değerlendirilebilir.

                                  Kısaca, sertleşen emperyalist rekabet ortamında,

                                  1. AB daha entegre bir askeri sanayi sistemi için girişimler yapmakta,
                                  2. AB kamu fonları ile özel askeri sanayiyi daha güçlü bir şekilde desteklemek,
                                  3. Emperyalist rekabet sertleşirken AB’de askeri kapasite artırımı biriktirilir hale geliyor.

                                  E.DİJİTAL EMPERYALİZM ve SAVAŞ TEKELLERİ

                                  Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğini geride bırakırken, insanlığın ileri bilim ve kapsamlı egemen sınıfların kendi bekası için birer yıkım aracına dönüştürüldüğü giderek daha açık bir gerçeklik olarak mevcut olmaması. Bugün yaşanan küresel hegemonya çatışması, basit bir toprak, sermaye ihracı ya da hammadde kavgasının çokluk geçmişidir. Yapay zekanın, kuantum bilgisayarların, mikroçiplerin ve dijital çözümün kontrolü için verilen bu amamansız rekabet, tarihte benzeri görülmemiş boyutlarda bir “teknoloji savaşı”nı da beraberinde getiriyor. Bu savaş, çözümünde savaş sanayii tekelleri ile günümüzün mikroçip teknolojik teknolojisinin kaynaşmasından doğan yeni bir militarist yapıyı, yani Askeri-Dijital Kompleksi tarih sahnesine çıkarmaktadır.

                                  Klasik emperyalizm teorisinin öngördüğü tekeller artık yalnızca ham petrol boru hatlarını ya da demir yolunun gidişatını değil; fiber optik kabloları, veri merkezlerini, uydu ağlarını ve yapay zeka aydınlatmalarını kontrol etmek için katılmak için çatışma halindedir. Bu yeni tablodaki enerji kaynakları üzerindeki eski hegemonya savaşı ile dijital altyapı üzerindeki çağdaş denetim mücadelesi iç geçmiş; Mikroçip evrensel dijital teknoloji, artık ne üretildiğinde çok kimin tarafından ve hangi siyasi parçalarla üretildiğiyle anlam kazanan bir güç alanına dönüşmüştür.

                                  Yıllar öncesine kadar geleneksel silah savaşçıları (Lockheed Martin, Boeing, Raytheon, BAe Systems, Dassault gibi savaş tekelleri) ile sivil teknoloji firmaları arasında görece belirgin bir sınır mevcuttu. Bugün bu sınırı neredeyse tamamen ortadan kaldırmışsınız. Google, Microsoft, Amazon, Palantir ve pek çok yapay zeka şirketi artık Pentagon ve NATO’nun doğrudan taşeronları haline geldi. Bulut bilişim ihaleleri, yapay zeka destekli hedef belirleme sistemleri, insansız hava araçlarının güdümlü programları ve kitlesel gözetim yazılımları, bu “barışçıl” manyetik teknoloji devleri tarafından üretilmektedir.

                                  Bu konuyla ilgili en somut örneklerinden biri, Google’ın Amerikan ordusunun insansız hava araçları programı için yapay zeka tarafından geliştirilen ve halka açık bir şekilde “Maven Projesi” olarak yansıyan işbirliğidir. Çalışanlarının yoğun itirazları ve dünyadaki baskıları karşısında Google sözleşmesi kullanmak zorunda kalmak zorunda kalmış olsa da bu örnek, teknolojik devlerin askeri-endüstriyel komplekse eklemlenme biçimini gözler önüne sermiştir. Benzer biçimde Amazon’un CIA ve Pentagon için sunulan bulut halinde, Microsoft’un ordularla imzaladığı milyar olayların yapay zeka anlaşmaları ve Palantir’in dünyanın dört bir yanındaki güvenlik servisleriyle kurulduğu organik bağ, bu yeni militarist yapılanmanın diğer belirgin tezahürleri.

                                  Modern emperyalizmin doğasındaki aşırı kar güdüsü, sivil ayrıntılarıyla ayrıntılı teknolojiler, neredeyse kapsamlı biçimde akıllı mühimmatlara, otonom silah sistemlerine ve kitleleri manipüle eden siber savaş araçlarına dönüştürülmektedir. Bu sürecin, teknolojik olarak kendi başına her şeyin olmaması; Farklı üretildiği toplumsal damgasını taşıdığını açıkça ortaya koyuyor. Sermayenin denetimindeki teknoloji, kaçınılmaz olarak sermayenin çıkarlarına hizmet eden bir araç haline gelir.

                                  Emperyalist merkezler arasındaki teknik Üstünlük yarışının en kritik cephesi, şüphesiz ki mikro-çip üretim kapasitesi üzerindeki hegemonya savaşıdır. ABD ve Avrupa ile karşıtlıklarındaki Çin-Rusya arasındaki çatışma, salt ekonomik bir rekabetten çok askeri ve oluşturulan çıkara dayalı bir varoluş mücadelesinin parçasıdır. Zira modern silah sistemleri, muhafız ağları ve taşınabilir olmak üzere, üretimi yalnızca birkaç ülkedeki tekelinde bulunan ileri teknoloji çiplerine doğrudan bağımlıdır.

                                  Tayvan sorununun bu bağlamda sembolik olmaktan öte, son derece somut bir anlam ifade etmesi. Dünyanın en ileri çiplerinin büyük bölümünde üretilen TSMC gibi işaretlenen adada konuşulması, Tayvan’ı oluşturan hesapların odaya yerleştirmesi. Üretilen ambargo, ihracat kısıtlaması ve teknoloji transferi yasağı, bilimin ortak olması gereken ileri teknoloji hangi egemen sermaye grubu tarafından tekelleştirileceği ve yanıtını aramaktadır. Bu rekabette her zaman kayıplar hem düşmana maruz kalan Tayvan halkı hem de mikro-çip bağımlısı ekonomilerin işçi ve emekçileri hareket etmektedir.

                                  Silikon Vadisi’nin cilalı imajının ve teknoloji devlerinin parlak reklamlarının arkasında, son derece sıradan bir gerçeklik yatmaktadır. Dijital ekonominin küresel meta zinciri boyunca katmanlanan sömürü, artık yalnızca klasik sanayi işçiliği değil; yeni biçimler altında dünya işçi sınıfının giderek daha geniş kesimlerini kapsamaktadır.

                                  Bu zincirin en alt halkasında, Demokratik Kongo Cumhuriyeti başta olmak üzere Afrika’nın kobalt ve lityum madenlerinde fiilen kölelik çalıştırılan koşullar bulunmaktadır. Bu çocukların emekleri olmadan çalışmaları mümkün olmayan bataryalar ve çipler, bugün dünyanın zengin metropollerinde milyarlarca odalarda cirolar yaratan cihazlar oluşuyori. Bir adım üstte ise Afrika ve Güney Asya’da günde birkaç yapay zeka veri setlerini etiketleyen güvencesiz ve görünür dijital emekçiler yer alıyor. Bu kitleler olmadan “zeki” görünen yapay zeka sonuçlarının var olması mümkün değildir; Ancak bu gerçeklik, sistemin parlak görünümlerinin gerisinde özenle gizlenmektedir.

                                  Zincirin üst halkalarında ise Asya’daki montaj fabrikalarında tahakküm altında çalışan çalışanlar, esnek çalışma modelleri ve uygulama temelli güvencesizlik şartlarına mahkum edilen platform ekonomik kullanıcılar ile kendi ayakları üzerinde durmadan teknolojik gelişmelere “bedava” teslim eden sıradan kullanıcılar yer almaktadır. Teknoloji tekelleri, üretici ürünlerin çözümleriken artı-değer sömürüsünü dijitalleştirmiş; İşçi sınıfını hem maddi hem de sağlıklı biçimde “veri köleliği”ne sürüklemiştir. Bu tablodaki teknoloji, sermayenin elinde sendikasızlaştırmanın, esnekleştirmenin ve atomizasyonun en etkili araca dönüşüyor.

                                  Bu rekabetin küresel anlamda ve militarizmin yıkıcı etkileri en derinden hisseden coğrafyalardan biri, hiç şüphesiz ki Kıbrıs adasıdır. Onlarca yıldır emperyalizmin Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’daki “batmayan uçak gemisi” olarak konumlandırılan Kıbrıs, bugün yalnızca geleneksel bir askeri ileri karakol olmaktan çıkmış; dijital güvenliğin yapısının de kritik bir düğüm noktasının dönüşü olmuştur.

                                  Ağrotur ve Dikelya’daki İngiliz egemen üsleri, bugün yalnızca uçakların ve deniz kuvvetlerinin konuşulduğu askeri alanlar değildir. Bu üsler, ECHELON gibi küresel elektronik gözetim ve iletişim dinleme ağlarının sismik merkezleri olarak işlevini görmektedir. Ortadoğu’daki halkların insansız hava araçlarıyla katledilmesiyle operasyonların rotaların çizilmesinde, bölgesel siber istihbarat operasyonlarında ve iletişim hatlarının toplu olarak takip edilmesinde Kıbrıs’taki teknolojik altyapının doğrudan faaliyeti ile belgelenmiştir.

                                  Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları üzerindeki mücadele yoğunlaştıkça, bu başarıya ulaşmaya yönelik dijital gözetimin sağlanması ve deniz güçlerinin denetimi ayrı bir çatışma çatışmasından oluşuyor. Kıbrıs, bu çatışmada hem bir ödül hem de bir araç konumundadır. Adanın kalıcı bölünmesi, NATO’nun ve İngiliz emperyalizminin aday olarak bir piyonu oluşturmasını kolaylaştırmaktadır. Birleşik, egemen ve bağımsız bir Kıbrıs’ın var olması, bölgesel emperyalist çıkarlara doğrudan tehdit oluşturacaktır. Bu nedenle savaş tekelleri ve imparatorluğun hamisi olan emperyalist devletler, adanın bölünmüşlüğünü beslemekte; Kuzey ile güney arasındaki çözümsüzlük amacıyla kalıcı kılmaktadır.

                                  Geçitkale askeri havalandırma meselesinde bu bütünün bir parçasıdır. Ada topraklarının bir kesimindeki bu bölünmüşlük, hem siyasi bölünmüşlüğün somutlaştığı noktalar hem de bölgesel güç dengeleri üzerindeki çatışma sahneleridir. Dijital emperyalizmin yoğunlaşmasıyla birlikte bu tesislerin depoladığı değer katlanarak artmakta; bu durum adanın yeniden birleşmesini ve gerçek bağımsızlığını kazanmasını daha da zorlaştırmaktadır.

                                  Teknoloji, kendi başına ne iyi ne de kötüdür. Yaygınlığın ya da yıkıcı olanların, içinde üretilen toplumsal satışlardan ve onu kimin, hangi konularda denetlediğinden alır. Bugün insanların elinde bulunan mikroçip yapay zeka, otomasyon ve ağ teknolojileri, dünyanın herhangi bir köşesindeki bir çocuğun ihtiyaç duyduğu eğitime anında erişebilmesini sağlayabilir; iklim iklimini modelleyerek çözüm yolları üretebilir; sağlık hizmetini kişiselleştirip evrenselleştirebilir. Ancak sermayenin denetimindeki bu aynı teknoloji; İşçi sınıfını daha etkin bir şekilde kesintiye uğratmak, sendikasızlaştırmak, esnek emek sözleşmeleriyle sömürmek ve üretilen devasa zenginliği bir avuç dijital oligarkın kasasında biriktirmek için kullanılan bir araca dönüşmektedir.

                                  F. SONUÇ

                                  Bugün karşımızda tablo tek kutuplu sistemden farklı olarak çok kutuplu ama yoğun emperyalist bir emperyalist düzendir.

                                  Ham maddeye erişim, enerji tasarrufu ve pazar hakimiyeti; askeri modernizasyon, teknoloji yatırımları ve ittifak sistemleri ile desteklenmektedir.

                                  Kapitalizmin kalıcı krizleri derinleştikçe militarizm devam ediyor. Askeri harcamalar, hem sermaye tasarrufu için yeni alanlar açılıyor, hem de kriz durumunun durum müdahalesinin bir aracı oluyor. Yani, günümüz askeri bloğu kapitalist üretim tarzının geniş çaptaki bir ürünüdür. ABD, AB, Çin, Rusya, Britanya vs arasındaki rekabet ideolojik farklılıklardan değil, dünya pazarının yeniden paylaşımı ile ilgili. Emperyalist rekabet sermaye blokları arası bir çatışmadır. çağın emperyalist emperyalist rekabet alanları şunlardır:

                                  1. Afrika’daki nadir toprak elementleri,
                                  2. Ortadoğu, Afrika ve Güney Amerika enerji bölgeleri,
                                  3. Arktik bölgesi,
                                  4. Güney Çin Denizi,
                                  5. Güney Amerika hidrojen ve nadir element rezervleridir.

                                  Bu birimlerdeki askeri yığınak, kapitalist üretim zincirlerinin sürekliliğiyle doğrudan ilişkilidir. Özellikle dijital teknoloji ve askeri sanayi için gerekli olan mineraller, yeni paylaşım ve hakimiyet savaşlarının maddi sürdürülebilirliği oluşur.

                                  Bu güçler arası mücadele günümüzde doğrudan büyük savaşlar yerine;

                                  1. Vekalet (proxy) savaşları ve yerel savaşlar (şu anda 40’tan fazla ülke savaşlarının veya çatışmaların içindedir),
                                  2. Ekonomik hatlar,
                                  3. Siber ve uzay alanındaki askeri kapasite artışı,
                                  4. donanma gücü

                                  kendini şeklinde göstermektedir. Sonuç olarak 21. yüzyıl emperyalist-kapitalizm ekonomisi amaçlanan bir hegemonya mücadelesi olarak devam edecek. Ancak bu mücadelenin bedelini milyonlarla elde edilen emekçi sınıfları, çevre ülke halkları, savaş mağdurları ve gençler ödüyor.

                                  Savaşlar, kapitalist – emperyalist sistem oldukça ilerlemektedir. Sorun bir sistem sorunudur. Emperyalist-kapitalist sistemin temelinde özel egemenlik ve maksimum kâr kanunu yer almaktadır. Dolayısıyla üretim araçlarının özel mülkiyetten çıkarılması ve toplumsallaştırılması ve maksimum kâr kanununa dayalı kapitalist üretim tarzının ortadan kaldırılarak, sınıfsız toplumsal inşası savaşların sonunu doğurur.

                                  Burjuvazi kendi sınıfsal çıkarlarını “toplumun çıkarları”, “ulusun çıkarları”, “ülkenin çıkarları” olarak pazarlamayı becerebiliyor ve işçi sınıfı dahil tüm emekçi sınıfları savaşlara sürüklenebiliyor. Yani savaşın bedelini halkların ölümü, kıyım, yıkım, açlık, yoksulluk ve göçler ile ödemektedir.

                                  Sistemi değiştirecek olan güç dünya işçi sınıfıdır. Öncelikle kendi sınıflarını çıkarmaları gerekmektedir. Başka okulların farklılıkları, emekçi halklarını düşman olarak değil, sınıf kardeşi, müttefik olarak görmeleri gerekmektedir. İşçinin sınıfını milliyetçilik yerine enternasyonalizmi benimsemesi. Tüm düzenli sömürgeciliğe, emperyalist sisteme, emperyalist müdahalelere, emperyalist savaşlara karşı işçi sınıfı liderliğinde anti-emperyalist cephenin sonsuza dek sürdürülmesi. Ancak bugünkü uluslararası işçi sınıfının ve onun siyasi gücü komünist hareketin bu görevi yerine getirmesi için gerekli olan örgütlülüğü, bilinci, bileşeni, ideolojik birliği ve inisiyatifi ciddi bir sorun olarak ortada duruyor. Bu konu dünya komünist hareketinin önünde ve onun komünistin ve komünist oluşumu, ele alıp çözüme katkı koyması gereken bir sorundur. Burada ayrıca Marx’ın ünlü sloganının “Bütün sendika işçileri, birleşin” evrensel bakımını bir kez daha hatırlamata yararları vardır.

                                  Günümüzde Rusya-Ukrayna savaşı, İran, Filistin ve Lübnan’a ABD-İsrail saldırıları, Sudan, Kongo, Pakistan-Afganistan savaşları gibi kanlı ve tüm dünyadaki ekonomik, siyasi ve sosyal yönlerden savaşlar sürüyor. Çeşitli türden bu savaşlara karşı yenilenen barış hareketleri yer almaktadır. Ancak bu tür hareketler başarılı görünse bile reformizmden öteye geçememekte ve savaşları genel anlamda önleyememektedir.

                                  “En muhtemel olanı, barışın sürdürülmesi için bir hareket olarak başarının gerçekleşmesi, belirli bir savaşın büyümesi, onu birliğine süre değişimisi, bir süre için belirli bir hükümetin durmasısi ve onun yerine barışı olarak devam etmesi olan bir bakımın sağlanmasıdır. Kuşkusuz, bu iyi bir varlığı. Bunun sonucu olarak da savaşların kaçınılmazlığı, olduğu gibi süregelmektedir.

                                  Savaşların kaçınılmazlığını yok etmek için emperyalizmi yıkmak gerekir.”

                                  (J. Stalin, Son Yazılar 1950-1953, s.95, Sol Yay.)

                                  Komünistlerin bu yaklaşımı hala daha fazlasını korumaktadır.

                                  Bilimsel bir perspektiften bilim, bugün var olan üretici güçlerin tüm insanlığın günde dört ile altı saatlik çalışmayla yaşamak için ihtiyaç duyduğu her şeyi üretebileceği bir potansiyel karşılığında sunduğu. Oysa bu potansiyel, sömürü düzeninde işlemekte; daha fazla otomasyon, daha fazla özgür zaman yerine daha fazla işsizlik ve daha derin yoksulluk üretmektedir. Bu açmazın kaynağı teknolojik kendisinde değil, onu kontrol eden zenginliklerdedir.

                                  İleri iletişim ağları ve dijital altyapıyla donatılmış, gerçek anlamda doğrudan demokrasi modeli artık salt bir ütopya olmaktan çıkmış, nesnel olarak kayıtlı bir hedef haline gelmiştir. Bu imkanın dönüştürülebilmesi için gerekli olan ne olduğu da oldukça ekonomik: üretim araçlarının ve teknolojik altyapının egemenliğinin savaş tekellerinin ve dijital oligarkların elinden çıkarılarak işçi sınıfının ve halk kitlelerin kolektif yönetiminin devredilmesi. Bu teknolojide teknoloji, bir tahakküm ve yıkım aracının ortaya çıkması gerçek bir özgürleşmenin kaldıracına dönüşümü.

                                  Dijital emperyalizm ve savaş tekellerine karşı komünistlerin çöküşü:

                                  1. Dünyada ve Kıbrıs’ta ortak çıkarların egemenliği, emperyalizm ve makinelerin savaşa karşı birleşik bir mücadele hattı oluşturulmalıdır.
                                  2. Savaş sanayii ve askeri teknoloji Ar-Ge projeleri durdurulmalı; Bu alanlar için ekonomik kaynaklar halk sağlığı, eğitim, konut ve iklim kriziyle mücadeleye aktarılmalıdır.
                                  3. Teknoloji tekelleri ve dijital altyapı kamulaştırılmalı; yazılımlar ve yapay zeka sistemleri, insanlığın ortak çıkarı çerçevesinde şeffaf ve demokratik biçimde yönetilen denetimine tabi tutulur.
                                  4. ECHELON dahil tüm siber gözetim ve kitlesel elektronik dinleme merkezleri kapatılmalıdır; bilgi ve bireysel iletişim gizliliği temel bir demokratik hak olarak yasal güvenceye alınır.
                                  5. Dünyadaki tüm emperyalist askeri güçler ve imkanlar kapatılmalı, Kıbrıs’taki İngiliz Dikelya ve Ağrotur Egemen Üsleri başta olmak üzere adadaki tüm yabancı askeri güçler ve mağdur durumda; Ada, gerçek anlamda yabancı askerden arındırılmış bir statüye kavuşturulmalıdır.

                                  Savaş tekellerinin teknolojik üzerindeki denetimi ve bu denetimi pekiştiren dijital emperyalizm, insanlığı yeni bir küresel barbarlığa ve nükleer ile dijital boyutlarda bir varoluşa sürükleniyor. Yapay zekanın otonom silah sistemlerinde kullanımı, siber saldırıların kritik altyapıları hedef alması ve kitlesel olarak dağıtılmasının demokratik siyasal alan baskı temelinde alınması bu gidişatın gerçekleşmesi somuttur. Kıbrıs halkının bu tabloda hem bir kurban hem de güçlü bir direniş öznesi olarak hayatta kalması.

                                  Bu gidişatı çevirebilecek tek güç, ulusal ve etnik bölge aşan, enternasyonalist bir perspektifle örgütlenmiş işçi sınıfının kolektif mücadelesidir. Kıbrıs’ın özelinde bu, güney ile kuzey arasındaki yapay çizgileri aşarak, onun iki toplumun emekçisi ve ezilen kesimlerinin ortak düşmana, yani kapitalist sömürü sistemi ve onun çok biçimli savaş makinelerine karşı birleşmesi anlamına geliyor. Bölünmüşlük; Emperyalizmin çıkarlarına hizmet ediyor ve bu bölünmüşlüğü yenmenin yolu da emperyalizmle mücadeleden geçmektedir.

                                  Tarihin tamamı boyunca elinde bulunduran sınıf, toplumsal olarak yaygın olarak büyük biçimlendirilmiştir. Bugün matbaa, buharlı makine ve radyo nasıl kapitalizmin gelişiminin hem aracı hem de ürünü idiyse; Yapay zeka, büyük veri ve ağ sunumunda, veriyi sayısal kavşakta birleştiren bir rol oynamaktadır. Bu insanların kimlerinin elinde olduğu ve hangi toplumsal ticaretin ana konusunu, sınıf mücadelesinin bu yüzyıldaki en temel cephesini oluşturmaktadır.

                                  Bugünün üretimi, bilimi ve yayını kendi ellerine alacak işçi sınıfının kayıtlı olarak barındırılması hem zorunlu hem de mümkündür. Adanın emperyalizmin siber ve askeri üssü olarak kullanılması için Kıbrıs’ın belirgin mücadelesi yükseldi, yalnızca ulusal bir politika değil; aynı zamanda tüm insanlığın özgürleşme sürecinin bir parçasıdır.

                                  BÖLÜM -III-

                                  KIBRIS SORUNUNDA İÇ ve DIŞ ETKENLERDE YENİ GELİŞMELER

                                  A. Kıbrıs’ın Ekonomik Durumu — Temel Veriler (Güney ve Kuzey)

                                  1. Güney Kıbrıs (Kıbrıs Cumhuriyeti)

                                  Güney Kıbrıs’ın ekonomisi “yüksek gelirli” ve hizmet-sektörü odaklıdır (turizm, denizcilik, finans-kara para aklama, emlak gibi). AB ile bağlantılandırma sayesinde dış sermaye çekebilmiş; Borç ve mali disiplinin iyileştirilmesini kaydetmemiştir. Kamu borcu son yıllarda azalır: AB tahminlerine göre borç / GSYH oranı %65 civarındadır. İşsizlik oranı oranı düşük: AB tahminlerine göre %4,7–4,9 civarındadır. Cari işlemlerdeki aksaklıklar da önemli bir sorun: dış ticaret ve hizmet dengesinde olumsuzluklar vardır.

                                  Bankacılık sektörü önemli; Dünya finans sisteminde yaşanan krizlerle beraber 2010’lu yıllarda krizler yaşanmış ve “kötü krediler” sorunları yaşanmıştır. Bunu da mevduat birikimlerine aktarmayı gerçekleştirmiştir. Aynı zamanda Kıbrıs’ta bulunmak üzere bulunan Rus oligarklarının paralarına da el konuldu. Bu da Rusya ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasındaki ikili ilişkiler geriletmiş Kıbrıs Cumhuriyetini AB ve ABD’ye yakınlaştırmıştır. Enflasyon 2024’te ve 2025’te düşüş göstermiş; 2026’da enflasyonun %2 civarına gerilenmesi öngörülüyor.

                                  2. Kuzey Kıbrıs (KKTC)

                                  Kuzey Kıbrıs ekonomisinde büyük ölçüde hizmet faaliyetlerine katılıyor: turizm, kamu hizmeti, eğitim (üniversiteler), finans (casino ve sanal bahis, kara para aklama) vb. Para birimi olarak Türk Lirası kullanılmakta olup, bu da güvenlik açısından büyük riskler oluşturmaktadır. Ekonomik büyüme birkaç yıl yüksek olsa da (örneğin 2023’te %7,3) resmi enflasyon çok ciddi olarak yükselmiştir. 2025’te resmi enflasyonun çok yüksek olduğu (örneğin Ekim 2025’te %39 gösteriliyor) raporlanmıştır. KKTC dış ticarette Türkiye’ye çok büyük ilişkiler yaşıyor. İhracatı görece küçük, ithalat büyüklüğü ise çok yüksektir. Diğer bir ifadeyle, dış ticaret açığının yüksek olması, bağımlılık anlamına gelmektedir.

                                  Uluslararası tanınmama durumu ekonomik zorluklara yol şemaları: limanlar, havaalanları gibi altyapı sınırlamaları var. Türkiye’den mali ve ekonomik ilişkiler sözkonusu: hem ticari hem mali yardım, kredi ve transferler kritiktir. Pratikte Türkiye’ye bağımlı bir manda yönetimi(sömürge), kamu planlama dokümanlarında (DPÖ verileri) ekonomik göstergeler, istihdam, enflasyon ve yatırımların perspektifinde para birimleri görülüyor.

                                  3. KKTC: Bağımlılık ve emperyalist ilişki

                                  Kuzey Kıbrıs’ın ekonomisi hem politik hem de ekonomik olarak Türkiye’ye tam anlamıyla bağımlıdır. Bu, ideolojik sömürgeci, ekonomik gidişat da “yarı-sömürge” tarzına yaklaşan bir duruma işaret eder: KKTC, dış sermaye/güç patlama (Türkiye’ye) bağımlı bir biçimde varlığını sürdürüyor. Ambargo etkisi: Tanınma durumu, uluslararası finansal piyasalara erişimi kısıtlıyor, doğrudan yabancı yatırımı sınırlıyor ve ticarette maliyeti artırıcı engeller oluşuyor. Bu, emperyalist hegemonya sisteminin, yapılanmanın bir sonuçlarıdır. KKTC’de mali istikrarsızlık (yüksek enflasyon, Türk Lirası devalüasyonu) sermaye oranlarında artışlar yaşanıyor. Bu da kârlılığı ve yatırımın sürdürülmesini sınırlamakta, özellikle yerli sermaye için büyük riskler oluşturmaktadır. Yerli sermayenin hegemon emperyalist gücün (Türkiye’ye) biat desteklenmesini sağlamaktadır. KKTC’de emekçiler yüksek enflasyon ve alım gücü kaybı ile karşı karşıyadır. Türk Lirası’nın değer kaybı, emek gelirlerinin reel olarak erimesine yol açar. Bu günün sınıf mücadelesi potansiyelini artırıyor. Türk Lirası krizi, yüksek enflasyon, dış borçlar ve Türkiye ile ilişkilerde politik riskler ekonomideki kırılganlığı derinleştiriyor. Ayrıca tanınmama durumu nedeniyle döviz kaynaklarına erişim sınırlıdır, bu da dış mali şoklara karşı temsil edilmekte. Türkiye’ye maddi ve mali ortaklık KKTC ekonomisinin omurgası konumundadır. Kuzey Kıbrıs’ta Türkiye, yarattığı mali bağımlılığın kamu harcamaları ve altyapı politikaları ile KKTC devleti üzerinden her şeye müdahale etmekte, sosyal ve siyasal yapıyı ve ekonomiyi yönetmektedir. Doğal kaynaklar, üretim kapasitesi sınırı, yönetici bağımsızdan yoksun olan bu bölgedeki sermaye miktarı için kalıcılık varlığı yerel hakim sınıfları biyat etmek zorunda bırakılmıştır.

                                  Kendini “sol” diye para karşılığında CTP, TDP/TKP gibi partiler ve bunların izinden giden örgütler, KKTC için mevcut yoğunlukta Türkiye’nin dışa açılmaya yönelik “ekonomik ekonomik” projeleri (yerli üretim, kooperatifçilik, küçük sanayi, turizm, eğitim vs.) sunuyorlar. Bu kesimler KKTC’de merkezi planlama, kamu yatırımlarının üretme ve üretme sektörleri (turizm, eğitim, tarım gibi) kalkınma programları ile “Türkiye’ye tükenme azaltma, kendi ayaklarımızın üzerinde durma” hedefiyle ekolojik ve toplumsal sürdürülebilir kalkınmaya vurgu yaparak ekonomik büyümenin kesintisiz biçimde devam ettirilebilir nitelikteki protestolar. Ancak bu öneriler sunanlar bir noktayı unutuyorlar: Siyasi egemenlik ve siyasi irade!

                                  Önerilerde yer alan kooperatifler, hafif sanayi üretimi, anlaşmalı üretim, tekstil üretimi ve üretilenlerin üretimi, yeterli su ve elektrik üretimi, Kıbrıs Lirası para birimi vs. Kıbrıslı Türklerde var olan olgular ve değerlerdi. Kıbrıs Türk Kooperatif Merkez Bankası, Sanayi Holding, ETİ, KTHY, Turizm İşletmeleri, Cypfruvex, AYKO, PEYAK gibi temel kamusal ve kurumsal şirketler mevcuttu ve Kıbrıslı Türk sermaye ekonomilerindeki temel özellikler özelliklerindeydi. Bunlar nasıl ve neden yoklar? Şimdi ne oldu ki bunları tekrar kazanmanın adı “TC’den bağımsızlaşma önerileri” oldu mu?

                                  1974 işgalinden ve adanın bölünmesiyle Kıbrıslı Türklerin kuzeye açılmasından sonra kuzeyde kalan terk edilmiş Kıbrıslı Rumların mülkleri ve tesisleri üzerinde Sanayi Holding, Cypfruvex, ETİ, Turizm İşletmeleri; Altyapı sektöründe KIB-Tek, Telekomünikasyon, KTHY gibi kamusal kurumlar oluşturulmuştur. Bu rejimlerin işgal rejiminin kontrolü altında olduğu ve halen varlığını sürdürenler de işgal rejiminin kontrolü altında kalmaya devam etmektedirler. Daha sonra bu statüye sahip savaşçıların malı olan Kooperatif Merkez Bankası’nın da, demokratik yollardan seçilen Yönetim Kurulu’nun 1990’lı yıllardan itibaren tasfiye edildiği, 2022 yılında ise yasa ile kooperatif hareketinin kontrol merkezinden alınmıştır. Kooperatifçilikte İngiliz sömürgecilerin (Fasıl 114) varlığını korumaktadır. O dönemlerde gerek sözü verilen kamu kuruluşlarının üretimi ve bir araya getirilen palazlanan özel sektör üretimi önemli bir ihracat hareketi oluşturmuştu.

                                  1980’li yılların itibarı ile Thatcherizm’le başlayan “neo-liberalizm” ve özelleştirme uygulamaları, Özal Türkiyesi ile birlikte ve KKTC’nin ilanından sonra Kuzey Kıbrıs’ta da hayata geçirilmeye başlanmış ve bu kurumların birer birer belgesi verilmiştir. Üretim tesisleri, fabrikalar, bulunan ve turizm tesisleri TC sermayesine peşkeş çekilmiştir. Fabrikaların ve sanayi üretim tesislerinin makineleri sökülerek Türkiye’ye taşınmıştır. Varlığını sürdüren Cypfruvex gibi hastalıklar küçültülerek etkisiz hale getirilmişlerdir. Kamu işletmelerinden KTHY açıklanmış, limanlara yatırımlar yapılmamış, hava TC sermayesine peşkeş çekilmiş, elektrik ve iletişimde yatırımlar tamamen durdurularak kısmen özelleştirmeler ile TC sermayesine devredilmiş, KIB-TEK ve telekomünikasyon daireleri batma noktasına getirilmiştir. Üretim sektöründeki KOOP iştiraklerinin büyük çoğunluğunun açıklanması sağlandı.

                                  Tüm beyanları 1980’li yıllardan beridir işgal ve sömürge yönetimi gerçekleştirmiştir. İşgalci ve sömürgeci TC egemenlerinin işbirlikçileri olan bu yönetimler ve yöneticiler arasında, işte bugün, Amerika’yı yeniden keşfedtmiş gibi öneriler yapan CTP ve TKP/TDP de yer alıyor. Bu gizlilik işlemleri tek başına bu partilerin yönetiminde olduğu dönemlerde gerçekleştirilmişti. Elektrik üretimine, telekomünikasyon sektörüne yatırımlar ve modernizasyon bizzat bu partilerin yönetiminde olduğu dönemlerde engellenmiş, TC sermayesinin bu alt yapı sektörlerine el atması gerçekleşmişti.

                                  Türkiye Cumhuriyeti Kuzey Kıbrıs’ın askeri operasyonuyla zaptedilmiş bir toprak parçası olarak değerlendirildi ve burada Kıbrıslı Türk işbirlikçileri ile birlikte bir sömürge rejimi kuruldu. Bir salgının başlamasından önce onu üretimden koparacaksınız ve ekonomik olarak hapsedileceksiniz. Böyle bir toplumun bütün sınıfları kesilirler. Tüm sosyal yaşam (eğitim, sağlık, kültür vs) değerleri kayboluyor. 1980’lerden itbaren, hele de KKTC ilanından sonra, Kıbrıslı Türklerin (ABAD kararı) dış dünya ile bütün bağları koptu. Üretim tesislerinin beyanı yapıldı. İhracat anlaşması için sözleşme üretim, konfeksiyon, hafif sanayi, ulaşımda yaşamın tüm sektörleri gerilemeye başladı ve TC’ye bağlılık her konuda artırıldı. Kooperatifler ve kamu kurumları zaman içerisinde bir beyanda bulunurlar, genel birimin içi boşaltılarak güçsüzleştirilirler. Bu yerde saklanan bir sömürge politikasıydı; saklanma ve asimilasyon. Tüm bunları Kıbrıslı işbirlikçiler ile birlikte faaliyetlerini sürdürmekte ve halen aynı siyaseti daha da hızlanarak sürdürmeye devam etmektedir. Her yıl TC-KKTC Ekonomik İşbirliği Protokolü’nün katkıda bulunmasının amaçlarından biri de bu veriyi genişletmektir. Sömürge yönetimi sözlü seçimleri, meclisi, hükümeti vs.’yi bir vitrin olarak kullanarak gerçek sömürgeci ve varolancı siyasetini örtmeye çalışıyor. Kuzey Kıbrıslı burjuvazi bu siyasetin bozulması durumundadır (Örneğin, son zamanlarda geçirilen ve geçirilmeye çalışılan alçak orman arazileri kanunu, Kıbrıslı Rumların mülklerine el koyma amaçlı yağmacı ve faşist kurallar, vs.).

                                  Dolayısıyla Kıbrıslı Türklerin Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı ekonomik reformlardan önce siyasi iradelerini ve egemenliklerini geri kazanmaları gerekiyor. Mali ve ekonomik krizlerin kökeninde sömürge yapısı yatmaktadır. Yani “ekonomik reformlardan” önce “siyasi reform” gereklidir çünkü sorunun temeli ekonomik değil siyasidir. Aksi takdirde bu koşullar altında “reformlara” izin verilmez. Sömürgeci buna izin vermez, böyle bir “reform”un da gerçekleşmesi için bütün birim yerli yerine oturtulmuş, oturtulmaktadır. Mücadele öncelikle siyasi ayrılık için olmalıdır.

                                  Türkiye’ye göre sorgulayan, emekçi sendikal sendikalar ve sendikal birlikler oluşturmak işçi ve emekçilerin önünde duran işçiler arasında. Türk Lirası dövizlerine karşı alım gücünü korumak, emekçilerin makaralı gelir kaybı, toplumsal dayanışma kurumlarının para kazanması, temel tüketim aralıkları kooperatif/ küresel örgütlülüğü büyütmek için çaba ve emekçilerin güncel hedef arasında olması gerekir (Örneğin, Türk Lirası yerine fiyatların ve fiyatların istikrarlı bir para birimine endekslenmesi gibi). Tüm bu mücadeleler sömürgeciliğe karşı mücadelye hizmet ölçütleri. Söürgeciliği kalıcılaştıran eylemler ve talepler hoş görünse de desteklenmemelidir.

                                  4. Kıbrıs Cumhuriyeti (Kıbrıs’ın Güneyi) ve AB kapitalizmi

                                  Kıbrıs Cumhuriyeti, AB içi bir ekonomi olarak kapitalist dünyanın dolaysız bir parçasıdır. Bu nedenle emperyalist sermaye akımlarına, Avrupa finans piyasalarına bağımlıdır. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bu ilişkisi kapitalist emperyalist dünya ile ilişkilerinde kuzeydeki uluslararası hukuk dışı yapıların oranlarının daha avantajlı olduğunu göstermektedir. Kıbrıs Cumhuriyeti’nde mali sektör performansı olarak büyüktür. Bankacılık, kredi, finansal hizmetlerin geliştirilmesi. Bu, sermayenin finansal birikim boyutunun kaydığını gösterir. Kıbrıs Cumhuriyeti’nde kamu borcunun yapısı ve bütçe miktarı, sermayeye uygun bir iklim mekanı. Bu durum, sermayenin “güvenli liman” olarak görülebilecek ekonomik bir ortam bulduğunu gösteriyor. Öte yandan emekçiler ve emekçiler için bu durum, sosyal harcamaların baskı altında olduğu emperyalist kemer sıkma politikalarının dayatılması anlamına geliyor. Kıbrıs Cumhuriyeti mali disiplin politikası izliyor, borçları düşürmeye çalışıyor. Bu, kapitalist kapitalist çıkarları bağlantıları için sistemin sürdürülebilirliğini korumada aktif bir rol oynadığını gösterir. AB ekonomilerindeki dalgalanmalar, turizmdeki şoklar (örneğin pandemiler, biriken riskleri) ve borç servis baskısı krizleri riskleri yaratıyor. Merkezi banka sistemleri, aşırı finansallaşma ve kredi riskleri mevcuttur.

                                  Kıbrıs Cumhuriyeti’nin verili koşulları finans kapitalin gücüne karşı kamuya sahip olması, banka denetimi ve mali düzenlemelerin parçalanabilmesi mümkün, işçi sınıfının barışçıl ve birleşik bağımsız, anti-emperyalist Kıbrıs’ın mücadelesine desteklenmiş reformlar olarak sunuldu. Finansal işlemler ve sermaye akımları üzerinde daha sıkı denetim; Finans kesiminden alınan vergilerle sosyal harcamaların kesilmesi için mücadele edilmelidir.

                                  5. Kıbrıs Cumhuriyeti’nde İşçi Sınıfı ve Göçmen Emeğinin Sömürüsü

                                  Kıbrıs, Akdeniz’in ortasında emperyalist mücadelelerin, emperyalist üslerin ve milliyetçiliğin gölgesinde anılan bir coğrafyadır. Ancak burjuva tarih yazımı ve egemen medyanın “Kıbrıs Sorunu” başlığı altında görülebilen kıldığı ve temel gerçeklikte, adanın kendi (Kıbrıs Cumhuriyeti’nde) ve her gün yeniden üretilen keskin sınıf aralıklarıdır.

                                  Kıbrıs Cumhuriyeti, Avrupa Birliği (AB) tabloyla entegre olmuş, yeni emperyalist politikaların saldırganca sona ermesi bir kapitalist ekonomidir.

                                  Kıbrıs Cumhuriyeti’nde kapitalist üretim ilişkileri, özellikle 1974 sonrasındaki süreçte hızlı bir finansallaşma, turizm, inşaat ve hizmet sektörü odaklı bir büyüme modeli üzerine inşa edilmiştir. Adanın mevcutki burjuvazisi, sanayinin ziyadesiyle vergi cenneti işlevine, denizde alışverişe, turizme ve yabancı sermayeyi ikamet eden gayrimenkul spekülasyonlarına dayanmaktadır.

                                  Bu çözüm, kaçınılmaz olarak güvencesiz, esnek ve örgütsüz bir varlığın varlığını sürdürüyor. 2026 Yılında Kıbrıs Mail’de ortaya çıkan haberlere göre işçi işçilerinin 200.000 (iki yüz bin) kişi olduğu biliniyordu. Kıbrıs Cumhuriyeti’nde proletarya homojen bir yapıya sahip değildir.

                                  Sınıfın yapısı üç ana katmana bölünmüştür:

                                  Yerli Kıbrıslı Rum İşçileri: Bu çalışanların kamuda veya buna göre sendikalı, toplu iş sözleşmeli sektörler çalışıyor, ancak yeni emperyalist kemer sıkma politikalarıyla kazanılmış haklar sürekli tırpanlanan kesimdir.

                                  Avrupa Birliği Vatandaşı İşçiler (Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Malta, vb.): Bu işçi serbest dolaşım hakkından yararlanılır, ancak güvencesiz ve düşük ücretli işlerde çalıştırılır, yerli işçilere karşı fiyatlar aşağı çekmek için rekabete kapatılır.

                                  Üçüncü Ülke Vatandaşı Göçmen İşçiler (Filipinler, Sri Lanka, Nepal, Hindistan, Bangladeş, Suriye vb.): Bu mali güvenceden yoksun, oturma izinleri işverenlerin iki dudağı arasında olan, en ağır iş kollarında en düşük ücretlerle çalışan “ultra-sömürülen” kesimdir.

                                  Sermaye, bu bloklu sınıfın birliğini kırmak ve artı-değer aralığını azami ölçüde çıkarmak için saklanan bir biçimde ortaya çıktı. Yeni emperyalist uygulama ile birlikte, bir zamanlar güçlü olan toplu iş toplumu düzeni aşındırılmış, taşeronlaştırma ve bireysel sözleşmeler yaygınlaştırılmıştır.

                                  Karl Marx, Kapital’de kapitalist kazancın kaçınılmaz olarak bir “yedek sanayi ordusu” (nisbi nüfus fazlası) yarattığını ve bu ordunun sermayenin genişleme miktarını sıkıştırmak için hayati bir kullanım olanağı yazar. Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki göçmen işçiler, tam da bu yedek sanayinin en kırılgan ve en sömürülebilir parçasından oluşur.

                                  “…göreceli artı üretim analiz ederken: kapitalist sistemi, emeğin toplumsal kazancını artırmaya yönelik tüm bireysel emekçinin kurtarılması; üretimin kolaylaştırılmış tüm araçlar, parçacıklar üzerinde egemenlik kurma ve onları sömürme araçlarına dönüştürülmesi; emekçiyi bir insan parçasına dönüştürülür, onu bir bereketli indirger, işindeki her şeyle bir angarya haline getirir; bilimin bağımsız bir güç olarak dahil edilmesiyle aynı oranda, emeğini arttırır, emek sürecinin düşüklüğü daha da nefret uyandıran bir despotluğa tabi tutar; çalışmanın zamanına ve karısına ve ödemenin sermayenin devasa çarklarının sürüklenmesine olanak sağlar; Karl Marx, Kapital, Birinci Cilt, Yirmi Beşinci Bölüm: Kapitalist Birikimin Genel Yasası

                                  Kıbrıs ekonomisi; ev içi hizmetler (bakıcılık ve temizlik), tarım-hayvancılık, inşaat ve turizm-gıda sektörlerinde tamamen ucuz göçmen emeğine bağımlıdır.

                                  [Kıbrıs Cumhuriyeti’nde  büyük çoğunlukla tarım ve hayvancılık  sektöründe Asya/Ortadoğu kökenlilerin emeği, ev içi hizmetlerde kadın göçmenlerin  emeği, turizm ve inşaat mevsimlik ve kayıtsız* göçmen işçi emeği kullanılmaktadır.]

                                  Kadın göçmen işçiler, binlerce evde yatılı işçi olarak çalışır durumda olan Kıbrıslı orta ve üst sınıf ailelerin yeniden üretim maliyetleri düşmüyor. Böylece devlet, sosyal kreş ve yaşlı bakım hizmetlerinin sağlanmasından ayrılmakta; bu ücreti asgari ücretin dahi çok altında çalıştırılan Asyalı göçmen kadınların sırtına yıkılmaktadır. Tarım ve inşaat sektörlerinde göçmen işçiler, yerli üretim yapılmaması kabul edilmeyecek iş güvenliğinden yoksun, günde 12-14 saat bulan ağır çalışma şartlarına maruz bırakılmaktadır.

                                  Göçmen değişimi Kıbrıs Cumhuriyeti’nde karşılaşılan sorunlar sadece ekonomik değil, aynı zamanda devlet tarafından yasallaştırılmış kurumsal bir kölelik düzenine işaret etmektedir:

                                  Sözleşmeye ve İşverene Bağlılık (Sponsorluk Sistemi): Üçüncü ülkenin çalışmasının çalışma izinleri doğrudan belirli bir işverene bağlıdır. İşçi, işverenin rızası olmadan iş değiştiremez. İşten çıkarıldığı bir sınırın dışında tutulma tehdidiyle karşı

                                  karşıya kalır. Bu durum, işçiyi işverenin her türlü istismarına ve ücret gaspına karşı tamamen tüketmektedir.

                                  Asgari Ücret Ayrımcılığı: Devlet, ev içi hizmetlerde ve tarım sektöründe çalışan göçmen işçiler için yasal olarak genel asgari ücretin çok altında “özel” asgari ücret tarifeleri belirtilmiştir. Bu durum, ırksal ve ulusal sınırlardaki ayrımcılığın meşrulaştırılmasıdır. Göçmen işçinin resmi olarak asgari ücreti ödense de “barınak, yiyecek vs. katkısı” adı altında %25’e kadar kesinti yapılıyor.

                                  Barınma Koşulları ve İzolasyon: Özellikle tarım ve inşaat işçileri, insani ruhsatın uzak, konteynerlerde veya derme çatma barınaklarda, aşırı kalabalık gruplar halinde yaşamak zorlanmaktadır. Şehirdeki uzak tarım alanlarındaki kullanıcılar sosyal hayattan tamamen izole edilmektedir.

                                  Sendikal Haklara Erişememe: Teorik olarak sendikalara üye olma hakları olsa da, sınır dışı edilme korkusu ve dil uyarısı nedeniyle ulusal muhalefet fiilen sendikal mücadeleye katılmaması engelleniyor.

                                  6. Göçmen İşçilerin Vatandaşlık Sorunları ve Sınıfsal/Hukuki Irkçılık

                                  Kıbrıs Cumhuriyeti’nin vatandaşlık ve göç politikaları, kapitalist devletin donanımının sınıfsal karakterini en açık şekilde ortaya koyuyor. Burada tam iki sözcüklü, sınıfsal bir ikiyüzlülük hüküm sürüyor.

                                  Kıbrıs’taki göçmen işçiler, hem düşük vasıflı hem de yüksek vasıflı segmentlerde belirli sektörlere odaklanmıştır:

                                  Sektör / Birincil Sektör İşçi Demografisi Yaklaşık Sektördeki Yabancı İşçi Payı
                                  Ev ve Bakım İşleri AB Dışı Vatandaşlar (Asya/Afrika) >%90
                                  Tarım ve Hayvancılık AB Dışı Vatandaşlar %60 – %70
                                  Konaklama ve Yiyecek Hizmetleri (Turizm) AB Vatandaşları ve AB Dışı Vatandaşlar %40 – %50
                                  İnşaat ve Yapı AB ve AB Dışı Vatandaşlar %30 – %40
                                  Toptan ve Perakende Ticaret AB ve AB Dışı Vatandaşlar %20 – %30
                                  Bilgisayar Teknolojileri, Nakliye ve Finansal Hizmetler AB Vatandaşları ve Yüksek Vasıflı AB Dışı Vatandaşlar (ör. Teknoloji/Finans) %25 – %35

                                  Tabloda görülebileceği gibi alt yakalı ve tarım işçileri daha fazla AB dışı üçüncü sınıftan gelen mavi işçilerden oluşuyor.

                                  Kıbrıs burjuvazisi, adaya dünyada avroluk yatırım yapan, gayrimenkul satın alan Rus, Çinli veya Arap oligarklara “Yatırım Karşılığı Vatandaşlık” (Altın Pasaport) programlarıyla jet hızıyla vatandaşlık dağıtmıştır. Sermaye sahipleri için kayıt ve vatandaşlık engelleri anında yok edilirken, aday fiilen inşa eden, tarımını yürüten, yaşlılara bakan göçmen işçilere vatandaşlık hakkı kapatılmıştır.

                                  Kıbrıs’ta eskiden gelen ve AB’den gelen 10-15 yıl sürekli çalışan, vergisini ve sosyal sigortasını ödeyen göçmenlik vatandaşlığa veya uzun süreli ikamet iznine başvuru hakları bürokratik labirentlerle fiilen engellenmektedir. Devlet, göçmenlerin “kalıcı” olmasını istememektedir. Bunların sömürüldükten ve yıprandıktan sonra yerlerine yenileri getirilmek üzere geri alınması gereken “geçici makineler” olarak görüldüğü görülmektedir.

                                  7. İşçi Sendikalarının Durumu

                                  Kıbrıs Cumhuriyeti, her yerde güçlü bir sendikal geleneğe sahiptir. Sol, AKEL ile finansal bağları olan PEO (Tüm Kıbrıs İşçi Federasyonu) ve sağdaki, sınıf uzlaşmacılığını açıkça savunan SEK (Kıbrıs İşçiler Konfederasyonu) adanın mevcutki iki büyük sendikal konfederasyonudur.

                                  Kıbrıs Cumhuriyeti’nde, Avrupa Birliği’nin birbiriyle kıyaslandığı oldukça örgütlü ve sendika yoğunluğu yaklaşık %43 ila %45 arasındadır (bu da yaklaşık 170.000 ila 180.000 sendikalı sendikaye denk geliyor).

                                  Kıbrıs’taki çalışanlar esas olarak iki farklı yapı altında örgütlenmiştir: büyük ulusal konfederasyonlar (ideolojik ve sektörel çizgilerde örgütlenmişlerdir) ve oldukça etkili bağımsız/özerk sendikalar (kamu, yarı kamu, eğitim ve finans sektörlerine hakimdirler).

                                  Sendikaların Üyelik Dağılımındaki Temel Eğilimler

                                  Özel Sektör ve Kamu Sektörü Ayrımı: Son birkaç yılda genel sendika yoğunluğu düşmüş olsa da (1980’de yaklaşık %80’den bugün yaklaşık %43’e), bu düşüş neredeyse özel üretimle hissedilmektedir. Kamu, yarı kamu (elektrik, su, elektrik, telekomünikasyon) ve bankacılık sektörleri neredeyse %100 oranında devam etmektedir.

                                  Özel ücretle çalışan sendika üyesi işçi sayısında bu düşüş göçmen işçi sayısında artış ile büyük oranda iltihabidir. Bu dönemde işçi sınıfının örgütlü mücadelesine engel teşkil etmektedir.

                                  Azalan Özel Sektör Yoğunluğu: İşverenlerin finansal olarak toplu pazarlığa daha az açık olduğu hizmet, perakende ve teknoloji sektörlerindeki hızlı büyüme, birçok yeni özel sektörün örgütlenmemiş olduğunu ifade ediyor.

                                  Ancak günlük bu sorunların durumu, devrimci sınıf sendikacılığından fersah fersah uzaktır.

                                  Sınıf Uzlaşmacılığı ve Sosyal Diyalog: Sendikalar, mücadeleyi sokaktan ve üretimden kopararak yaprakları ve işverenlerin yer aldığı “üçlü kayıtlı kurullarına” (sosyal diyalog paneline) hapsetmişlerdir. Grev silahı neredeyse unutulmuş, uzlaşma esas alınmıştır.

                                  Göçmen İşçilere Karşı Şovenist ve Korumacı Refleksler: Sendikaların önemli bir kısmı, göçmen işçileri örgütlemek ve haklarını savunmak yerine, yerli işçilerin istihdamını korumak yerine yabancı çalıştırılmaya kotalarını savunmaya devam ediyor. Bu korumacı tutum, sınıf dayanışması sorun yaratmakta ve yerli işçi ile göçmen işçiyi karşı karşıya getirerek burjuvazinin ekmeğine yağmaktadır.

                                  Bürokratikleşme: Sendika yönetimleri, sınıf mücadelesinin militan aygıtları geride bırakarak, toplu sözleşme imzalayan ve Üyelere sosyal imkanlar sunan yarı-resmi bürokratik kurumlara dönüşmüştür. PEO, ne kadar tek kelimeyle kullanıyorsa, AKEL’in sistem içi reformist çizgisine paralel olarak radikal bir sınıfa saldırmaktan kaçınmaktadır.

                                  8. Karma Evliliklerden Doğan Kişilerin Durumu

                                  Kıbrıs arızası, garanti kapsamının biri olan Türkiye’nin Kıbrıs Türk toplumunun sosyal ve anayasal hakları üzerinde bir etki sağladığı ve bu hakların beslenmesinin sınırlandırıldığı indirilemez. Öte yandan, Kıbrıs Cumhuriyeti yönetimini fiilen kontrol eden Kıbrıs Rum egemenlik sınıfında Kıbrıslı Türk’ün anayasal ve bireysel hakları tam olarak kullanılmalarını engellediği, onları siyasal ve idari parçalarn dışında bireysel düzeydeki koruyucu güçlere yol açıp kapatılamaz. Kıbrıs Rum egenem sınıfı bu tavır, üç garantör devletle birlikte Rum ve Türk yerli işbirlikçilerinin Kıbrıs’ın başına ördükleri belaların tek sorumlusu olarak Kıbrıslı Türkleri alma tavrıdır. Çoğunluğu Kıbrıslı Türklerden oluşmayan bir seçmen kitlesinin lideri KKTC Cumhurbaskanını Kıbrıs Türk kalmayı başarabilen Kıbrıs Rum egenem sınıfı, kendilerine Kıbrıs’ın yaşamaktan başka bir seçenek bırakılmayan Kıbrıslı Türkleri adeta bu durumda saklanmaya devam eden ilan ederek onları bir çok yasal ve anayasal haklarından mahrum bırakmaktadır. Bu arada, Kıbrıs sorunlarının yalnızca adanın oluşturulduğu ve işletilen kaynaklar açısından uluslararası siyasal bir sorun olması başka, iki toplum arasındaki anayasal haklar ve, aynı zamanda hem Kıbrıslı Rumların hem de Kıbrıslı Türklerin toplumsal ve bireysel haklarının etkilendiği çok sağlıklı bir insan hakları sorunu olarak da devam eden bir sorundur. Tarafların karşılıklı karşı tutumları ve uygulamaları serbest dolaşım, dağılım ve özgürlük hakları gibi yasalar ve anayasa tarafından güvence kapsamındaki bir çok toplumsal ve bireysel hakların çiğnenmesine yol açmaktadır. Bu sayede sürekli kılınmakta, statüko sürekli olarak güçlenmekte, emperyalist büyük güçlerin hedefi ve çıkarlarına uygun bir ortam sağlanmaktadır. Bu sayede şöven milliyetçilik teşvik edilerek güçlenmekte halklar barış yapılarak iyice uzaklaştırılmaktadır.

                                  Kıbrıs’ta onlarca yıldır devam eden siyasal bölünmüşlük, yalnızca iki toplum arasındaki ilişkiler değil, binlerce insanın en temel hakları ve doğrudan sorunları. Bu sorunlardan biri de Kıbrıslı Türkler ile Türkiye veya tek üçüncü ülke korumasının evliliklerinden doğan kişilerin Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığına erişememesidir. Bu dava yalnızca hukuki bir ihtilaf değildir; Aynı zamanda eğitim, çalışma, serbest dolaşım ve politik özgürlük gibi temel haklar önemli bir insan hakları sorunudur.

                                  Uluslararası alanda kayıtlı Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası ve Vatandaşlık yasası ilkesi olarak Kıbrıslı bir anne veya babadan doğan kişilerin vatandaşlık hakkı tanınmaktadır. Ancak 2007 Bakanlar Kurulu tarafından benimsenen uygulama kriterleri tablosu, özellikle Kıbrıslı Türk ebeveyn ile 1974 sonrasında Türkiye’den kuzeye yerleşmiş bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yılda ebeveynden doğan kişilerin başvuruları büyük ölçüde reddedilmekte veya süreleri tamamlanmamaktadır.

                                  Sorunun kapsamı konusunda farklı rakamlar dile getirilmektedir. 2022 yılında bu rakamın yaklaşık 30.000 ( otuz bin) karma evlilik çağının Kıbrıs Cumhuriyeti kişiliği ve pasaportu alamadığı basında dillendirildi. Bazı hukukçular ise dosyada bekleyen dosyalardan birkaç bin ile binler arasında yer almakta, kesin sayının başvurularının uzun yıllar boyunca sistematik biçimde kalması nedeniyle belirlenmesinin güç olduğunu ifade etmektedir. 2023 yılında Kathimerini’nin Kıbrıs baskısında yayımlanan araştırmada ise 3.000’den (üç bin) fazla aktif başvurudan ve özlü dosyanın ayrıntılı hastalık aralıklarından söz edilmektedir.

                                  Bu farklı rakamlar, sorunların ortadan kalkmasıdır. Bu sayede, yıllardır çözülemeyen idari süreç kapsamının bile tam olarak tespit edilebildiği görülmektedir.

                                  Vatandaşlık alamayan çocuklar birçok alanda ciddi zorluklarla karşılaşmaktadır. Avrupa Birliği vatandaşları sayılmadıkları için serbest dolaşım haklarından yararlanamamaktadırlar. Avrupa Birliği ülkelerinde eğitim ve çalışma imkanlarına erişimleri sınırlanabilmektedir. Pasaport alamadıkları için seyahat etmekte zorlanmakta, burs programlarına katılamamakta ve bazı uluslararası olanaklardan yararlanamamaktadırlar.

                                  Birçok başvurunun uzun süre sonuçlandırılmadan bekletildiği de belgelenmiştir. Hukukçular, bazı ailelere başvuru numarası dahi verilmediğini ve dosyaların uzun süre işlem görmeden beklediğini belirtiyor. Bu durumun hukuki değişimini yaratmakta ve ailelerin gelecek planlarını doğrudan kayıtlıdır.

                                  Son yıllarda sınırlı da olsa bazı gelişmeler yaşanmıştır. Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis’in güven artırıcı önlemlerinin ardından bazı dosyaların yeniden incelenmesine başlandı. 2024 yılının ilk aşamasında yalnızca 14 (ondört) karma evlilik eğitimia vatandaşlık gösterildi. Aynı dönemdeki hükümetin binlerce dosyanın inceleme sürecini devam ettirdiğini belirtiyor. Bu sayı, yıllardır beklenen başvuruların dikkate alındığı oldukça sınırlı düzeyde kalmaktadır.

                                  Sorunun toplumsal sonuçlarının yapısal boyutu aşılmaktadır. Aynı aile içinde bir kardeş vatandaşlık alabilirken diğer kardeşlik alamayabilir. Aynı köyde büyüyen, aynı okula giden, aynı dili konuşan insanlar farklı hukuki statülere sahip olabilirler. Bu durum ortak yurttaşlık bilincini sürdürmekte ve toplumlar arasındaki güvensizliği derinleştirmektedir.

                                  KSP’nin güçlünün elinde bir baskı aracı olduğu açıkça ortaya çıkar. Kıbrıs Cumhuriyeti, 1963’ten bu yana Kıbrıslı Türklerin vatandaşlık haklarını değiştirmede ve tutma arasında etnik kökene dayalı açık bir ayrım yapmaktadır. Kıbrıs Cumhuriyeti rejimi, Kıbrıs Sorunundan Kıbrıs Türk halkının sorumlu tutan bir tavır sergileyerek, Kıbrıslı Türkleri “ikinci sınıf vatandaşı” olarak varlığını sürdürmüştür.

                                  Bu felsefenin en somut tezahürü, karma evliliğin kesilmesi Kıbrıslı olma hakkı yerine “vatansız” ve “kimliksiz”in kullanılması mahkûm edilmesidir. Kıbrıs Cumhuriyeti makamları, bu çocukları ve ailelerini birer propaganda malzemesi olarak kullanmakta, onların Türk milliyetçiliği ile Elen milliyetçiliği muhafaza edilmektedir. Gerçek şu ki; özellik ve sınıf sorunlarının halledilmemesi, milli sorunun emperyalist çerçeveye hapsedildiği bir düzende düzen milliyetlere adil davranılması imkansızdır.

                                  Kıbrıs Cumhuriyeti yönetiminin vatandaşlık olanakları sunarken sığındığı temel bahane, yabancı uyruklu eşlerin adaya “yasa dışı limanlardan” (Ercan Havaalanı veya Girne Limanı gibi) giriş yapmış olması. Oysa Kıbrıslı Türkleri yasa dışı bir şekilde yaşama zorunluluğu bırakanlar bizzat bu statükonun mimarlarıdır.

                                  Daha da önemlisi, vatandaşlık anayasal bir haktır; “Yasa dışı limandan giriş yapma” ise ancak cezai/idari bir durum olabilir. Kıbrıs Cumhuriyeti, cezai unsurların anayasal haklarının önünde engel olarak kendi başına kendi anayasasını bozmaya çalışmaktadır. Buna ek olarak, 2003’ten bu yana aynı “yasa dışı” limanları kullanarak Türkiye’ye gidip gelen binlerce Kıbrıslı Rum’da hiçbir cezai soruşturmaya tabi tutulmazken, aynı eylemin Kıbrıslı Türkler için bir hak gaspı gerekçesi yapılması ırkçı bir çifte standarttır.

                                  Kıbrıslı politikacıların BM kaçakçıları, AB “müktesebatı” veya federal formüllerle çözüleceğini sananlar, aslında emperyalistlerin kısır döngü tuzağına hizmet ediyorlar. Kıbrıs Cumhuriyeti, bu çocukların kimliklerini vermeyerek onları zorla Türk vatandaşlığına geçmekte, dolayısıyla adadaki bölünmüşlük ve demografik kutuplaşmayı kalıcılaştırmaktadır.

                                  Emperyalizm için Kıbrıs halkı bir “özne” değil, sadece emperyalist yazılan hesaplarda kullanılan birer “insan sayacı” (“insan pulu”) dir. Anglo-Amerikan emperyalizmi ve NATO, Rum ve Türk halkları arasındaki bu tür düşmanlıkları körüklemektedir. Kimlik sorunu, bu büyük oyunun küçük ama can yakıcı bir parçasıdır.

                                  Kıbrıs Sosyalist Partisi olarak, etnik kökenleri ne olursa olsun tüm vatandaşlarımızın ve haklarının ihlal edildiği tüm yabancı uyrukluların yürüttüğü onurlu mücadeleyi selamlıyoruz.

                                  Kıbrıslı Türk emekçilerine sesleniyoruz: Bireysel haklarımıza sahip çıkarken emperyalizmin tuzaklarına düşmemeli; Mücadelemizi toplumsal boyutlarıyla, yani adayı birleştirecek anti-emperyalist eksende ele almalıyız. Aksi takdirde emperyalizmin elinde oyuncak olmaktan kurtulamayız.

                                  9. Enternasyonalist Sınıf Dayanışı ve Çıkış Yolu

                                  Kıbrıs Cumhuriyeti’nde işçi sınıfının kurtuluşu, milliyetçi bölünmeleri, etnik ve dinsel sınırlaraşan enternasyonalist bir sınıftan mücadele geçmektedir. Sermaye, adanın bölünmüşlüğü ve göçmenlerin güvencesizliğini artı-değer sömürüsünü katmerlemek için kullanırken; işçi da sınıfı ancak birleşik bir sınıf cephesiyle yanıt verebilir.

                                  Komünistlerin Kıbrıs’taki acil işlemleri:

                                  Yerli, AB vatandaşlığı ve üçüncü vatandaşlık seçimi yapılmaksızın tüm bakımlardan aynı sendikalarda eşit haklarla örgütlenmesi yapıldı. Göçmen sendika yönetimlerinde söz sahibi olması gerekmektedir.

                                  Göçmen arıza oturma ve çalışma izinlerinin işverenden bağımsız hale getirilmesi, koşulsuz iş değiştirme ve insani barınma güvencesinin alınması gerekmektedir.

                                  Göçmen kârlılığı ücretlerden farklı değişim kesintisi yapılmasına son olarak, tüm işçiler için insanca yaşanacak tek bir ulusal asgari ücretin ve toplu sözleşme bedelinin ödenmesi gerekmektedir.

                                  Kıbrıslı Rum, Kıbrıslı Türk ve göçmenlerin ortak düşmanı olan Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk burjuvazisine, AB emperyalizmine ve adadaki yabancı askeri üslere karşı birleşik mücadele cephesinin geliştirilmesi.

                                  Kıbrıs’ın kurtuluşu, ne burjuva diplomasisinin masa başı pazarlıklarında ne de Brüksel’deki AB’nin emperyalist koridorlarındadır. Kurtuluş; inşaatlarda, bulunande, tarlalarda ve evlerde sömürülen tüm uluslardan proletaryanın “Dünyanın bütün işçileri, birleşin!” Şiarını Kıbrıs ilişkileri ortak bir sınıf savaşına dönüştürmesinde yatmaktadır.

                                  10. Sonuç ve Stratejik Hedefler

                                  Kıbrıs için devrimci bir programın gerekliliği tartışılamaz. Kıbrıs’ta Marksist-Leninist bir strateji, hem politik hem de ekonomik büyümenin yanı sıra sınıf sömürüsünü de hedeflemelidir. Kıbrıs sorunu politik sınıf ve ulus meseleleriyle iç içedir. Marksist-Leninist perspektiften birleşik bir işçi hareketi (Kıbrıs’ın her iki tarafında) hem ekonomik hem de politik bir ihtiyaçtır. Bu hareket hem Kıbrıs’ta hem de bölünmüş işçi sınıfı ve emekçi halk kitlelerinin ortak anti-emperyalist güç birliğini, bir başka deyişle Anti-Emperyalist Birleşik Cephesini hedeflemelidir. Kıbrıslı işçi ve emekçiler için ada genelinde sınıf dayanışmasının arttırılması çok önemlidir. Ortak sendikal yapılar oluşturulmalı, siyasi birlikler kurulmalı, grevler ve siyasi mücadele örgütlenmeli. Aynı zamanda AB, İngiltere, Yunanistan ve Türkiye içi yurtsever, devrimci ve komünist hareketlerle dayanışmalı, Kıbrıs’ta emperyalist ve kapitalist baskılara karşı ortak bir cephenin çalışmalarına katkıda bulunmaya devam ediyor. Kıbrıs sorununun çözümünde sınıf yapısının dikkate alınmaması; birleşme ya da federasyon tartışmaları sadece etnik ya da ulusal eksende değil, hem ülkelerde hem de uluslararası işçi ve emekçi halkın çıkarları açısından da değerlendirilmeli.

                                  Sınıf dayanışması projeleri geliştirilmelidir. Uluslararası ve ada işçi sendikaları arası bağlantı, ortak grev/kampanya bölümü, öğrenci-işçi ittifakları kurulmalıdır. Adanın genel sendikal ağ kurma ve ortak eylem takvimi oluşturulmalıdır.

                                  Uluslararası devrimci, yurtsever ve komünist işçi hareketlerinin adaya yönelik dayanışma ağlarının üyeleri elzemdir (İngiltere, Yunanistan, Türkiye ve AB Birlik federasyonlarıyla bağlantı).

                                  B. Son Dönemdeki Siyasi Gelişmeler

                                  1. Crans Montana Görüşmesi Öncesi ve Süreç ile İlgili Gelişmeler

                                  Crans Montana geçişinin başarısızlıktan tamamen ayrılmaya kadar birbirlerini suçlamaları, sorunun temelinde yatan fiyasko gizlemeye ve ayrılığı derinleştirmeye hizmet eden, yani “ suçlama oyunu ” olarak adlandırılan karmaşık taktiksel bir hamleden başka hiçbir şey yoktu.

                                  Bununla birlikte, diğer zirveler gibi bu son zirvenin başarısızlıkla sonuçlanmasının ana nedeni, mevcut durumun, yani adanın bölünmüşlüğünün ve her ikisinin esasta Anglo-Amerikan ve mevcut de AB çıkarlarına hizmet eder bir statükoya sahip olması.

                                  1974’ün ardındaki esas nedenin NATO’nun Doğu Akdeniz ve dolayısıyla da tüm Orta Doğu bölgesi kontrol sayfasında alma operasyonunun bir parçası görülüyordu ve 52 yıldır bu sorunun çözümsüz tutulması altında merkezi nedenin bu durum olduğu kavranmalıdır. ABD ve NATO açısından 1974’ün yarattığı durum bir “sorun” değil, “sonuç” idi ve hala daha dedidir.

                                  NATO’nun “patronu” ABD ve Büyük Britanya 1974’teki hedef ve stratejilerinden vazgeçmedikleri sürece adanın bölünmüşlüğü devam edecek, hatta bu bölünmüşlük yasallaştırılarak sürdürülecek gibi görülüyor. Bugünlerde konuşulmaya başlanan “NATO Çözümü” de bu amaca hizmet etmektedir.

                                  Bu NATO stratejisinin önemli bir üyesi olan Türkiye bu faydalanmakta, hatta durumu kendi pazarlamak için daha fazla çevirmek için sürekli “anlaşma ister” görünürken, aslında kendi çıkarlarına hizmet edecek bir dizi hamleler yapmaktadır. Onun burjuva rejimi olduğu gibi, Türk bütçesinin hedefi Kıbrıs üzerinde azami hakimiyet (İstirdat Planı) ölçülmüştür. Türkiye “federasyon” görüşürken dahi, bu hedefine hizmet edecek bir “federasyon”, hiyerarşik ise konfederasyon (iki eşit, egemen devlet üzerinden çözüm) ileri sürmüştür.

                                  İşte Crans Montana, Türkiye’nin devreye girmesinden sonra “iki eşit egemen devlet üzerinden çözüm” şartı Türkiye’yi esas hedefe bir adım daha yaklaştıracak böylesi taktiksel bir adımdı.

                                  1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ve Anayasa’ya sahip çıkma çabası gösteren, Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türkleri Cumhuriyet’ten dışladıklarını ileri süren ve Kıbrıslı Türklerin Anayasa’dan hakları için mücadele ettiğini vurgulayan Türkiye, 1960 Anayasası’nda Kıbrıslı Türkler için var olan haklarına göre, talepler üzerinde ısrarcı olmaya çaba göstermektedir.

                                  Aynı şekilde, Kıbrıs Rum egemenleri de, mevcut durumda iken, 1964’de Türkiye’nin de durumuyla Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tek başlangıçlı temsil edilme durumu üstlenmiştir. Kıbrıs Rum egemenleri buna dayanarak anayasa ve yasalarda tek taraflı olarak değişiklikler yapmaya girişmişlerdir. Bu değişiklikler Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB’ye girmesinden sonra, bir dizi devletle askeri anlaşmaların yapılması mümkün olmayacaktı.

                                  Bütün bunlar genel olarak ne 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti’nde, ne de 1960 Anayasası’nda kalmıştır.

                                  Kıbrıs Rum egemenleri, 1960 cumhuriyeti ve anayasasına sahip çıkıyormuş gibi davranarak, Kıbrıs’ın bütünü üzerinde hakimiyet kurma gayreti içerisindedirler.

                                  2. Crans Montana Sonrası Türkiye Cumhuriyeti’nin Yaklaşımı

                                  Crans Montana’dan sonraki dönemde Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs politikasında değişime uğramış bir stratejiydi. Uzun yıllar savunulan federasyon modelinin artık hayatta kalmayı yitirdiğini ve adada kalıcı bir çözümün ancak “ iki devletli model”  ile mümkün olabileceğini resmi olarak dile getirmeye başlandı. Bu yeni yaklaşım, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemenlik eşitliğinin ve eşit uluslararası hizmetlerin gerektirdiği temele dayanmaktadır. Türkiye, Doğu Akdeniz’deki enerji üretimi ve işletilmesi konusunda KKTC’nin de hak sahibi olduğunu vurgulayarak, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tek satış faaliyetlerine karşı Navtex ilanları ve araştırma gemileriyle bölgedeki fiili bir varlık gösterilmiştir.

                                  3. Kıbrıs Cumhuriyeti Devletinin / Kıbrıslı Rum Egemenlerinin Crans Montana Sonrası Yaklaşımı

                                  Kıbrıslı Rum hakim sınıfları / Kıbrıs Cumhuriyeti, Crans Montana’nın ardından federasyonun modeline bağlılığını resmi olarak sürdürmekle birlikte, 1964’te elde ettiği ve Türkiye Cumhuriyetinin de kabul ettiği Kıbrıs Cumhuriyeti temsiliyetini kullanarak tüm uygulamaları “Kıbrıslı Türklerin haklarının korunduğunu ve anlaşma sonrasında Kıbrıslı Türklere bu devrelerin verileceğini” açıklamaları ile Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bir federasyonu dilediğini söyledi. Elbette bu yaklaşım uluslararası emperyalizmden destek alarak yapabilmiştir.

                                  Müzakerelerin yeniden başlaması için Türk hakim sınıflarının egemen özgürlüklerini vurgulamaktan vazgeçmesini ön koşullu olarak sürdürmeye devam etmektedir.

                                  4. Kıbrıs Cumhuriyeti / Kıbrıslı Rum Egemenleri Fransa, ABD ve İsrail ile Yapılan Askeri Anlaşmaların Siyasete Verdiği Yeni Yönelim

                                  1964’te elde edilen temsiliyet hakkı ile 1960 Anayasası rafa kaldırılmıştır (Cumhurbaşkanı Muavininin veto hakkı vs). Böylece Kıbrıs Cumhuriyeti bir dizi uluslararası ekonomik ve askeri anlaşmalar yaptı.

                                  Yabancı güçler Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti ile 2020 yılına kadar neden böylesi anlaşmalar yapmamıştı? Kıbrıs Cumhuriyeti’ni bu askeri anlaşmalarla zap durap olarak almaktır. Garantör Türkiye Cumhuriyeti neden bu anlaşmalara ses çıkarmamıştır? Çünkü o iki devletli Kıbrıs siyasetini ilerletmek istemektedir. “O anlaşmalar Kıbrıslı Rumları kapsar” anlayışının pekişmesini sağlamak amacıyla Türkiye Cumhuriyeti bu anlaşmalara sessiz kalır.

                                  Kıbrıs Cumhuriyeti / Kıbrıslı Rumların özellikle Fransa, ABD ve İsrail ile imzaladıkları askeri anlaşmalar, Adadaki güç dengeleri ve siyasi gösterileri önemli ölçüde görülüyor. Bu anlaşmalar, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kendine daha güvenli hissedeceği sadece askeri bölümün arttırılmasıyla kalmakta, aynı zamanda Doğu Akdeniz’deki enerji tasarrufu, güvenlik ve stratejik ittifaklar açısından yeni bir parametre oluşturmaktadır. Fransa’nın bölgedeki askeri varlığını artırması, ABD’nin doğrudan silah ambargosunu durdurması ve Limasol tarafından yönetilen askeri ikmal üssü inşasına başlarken, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Türkiye karşı daha cesur bir tutuma iterken, aynı zamanda aday bölgesel bir enerji ve askeri üs haline getirmeyi hedefini gütmektedir. Bu durum, Kıbrıs sorununun burjuvazinin birleşmesini çözümünü daha da karmaşık hale getirmektedir.

                                  5. ABD Seçimleri ve Dünya Emperyalist Sisteminin “Çok Kutupluluğa Doğru” Yaklaşımlarındaki Gelişmeler

                                  Küresel sistemin çok kutupluluğuna doğru gerçekleşen kayma, Kıbrıs sorununa da yansımaktadır. ABD’nin Doğu Akdeniz’deki politikaları, Çin’in artan ekonomik genişlemesi, küresel güç mücadelesinin bir parçası haline geldiğini belirtiyor. ABD seçimleri sonrasında Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, bu bölgesel istikrarsızlığın Kıbrıs’ta da değişebilirliği gösterilmiştir.

                                  KKTC’nin siyasi durumlarına bakmadan önce Türkiye Cumhuriyeti’nin durumuna bakılması gerekmektedir. T. Erhürman’dan önce Türkiye Cumhuriyeti’nin tavrı ortaya çıktı. T. Erhürman’ın ABD+İsrail-İran savaşı konusundaki tutumu ile Türkiye Cumhuriyeti’nin siyaseti uyumludur. Türkiye Cumhuriyeti’nin Irak’ta, Suriye ve Libya’da değil, ama İran konusunda davrandığı bu davranışlar (“sorunların silahla değil de diplomasi ile çözülmelidir” yaklaşımı) Türkiye Cumhuriyeti’nin İran’daki rejiminin yıkılmasını isteyip istemediğini gösteriyor.

                                  Bu yeni dünya düzeni arayışında, Türkiye gibi strateji güçlerinin etkisi artarken, KKTC’nin de kendi çıkarlarını korumak için daha aktif bir dış politika izlemesi mümkün değil. Tek kutuplu dünya düzeninin sona erdiği ve çok kutuplu bir dünya düzeninin oluşumunun gerekliliği üzerinde ABD, Rusya ve Çin’in anlaşmış okunmaları. Şu anda yaşanan sorun, bu düzeni nasıl oluşturacakları sorunudur. Bugün Ukrayna, Orta Doğu, Venezüela gibi bölgelerde yaşananlar bu yeni dünya düzeninin ABD ve Rusya’nın aralarında anlaşarak anlaştığını göstermektedir. AB ve Büyük Britanya gibi emperyalist güçlerin itirazlarına rağmen bu süreç devam etmektedir. Tüm büyük emperyalist devletlerin, hatta Türkiye Cumhuriyeti gibi güçlenmeye başlayan emperyalistlerin derdi, AB başta olmak üzere bu yeni dünya düzenine karşı kişilere her türlü yöntemle baş vurarak sindirmektir.

                                  6. Kıbrıs Cumhuriyeti ile Yunanistan Arasında Son Dönemde Geliştirilen İlişkiler

                                  Kıbrıs Sorunu açısından bakıldığında, Kıbrıs Cumhuriyeti ile Yunanistan arasında son dönemde ulaşılabilir enerji, savunma ve operasyonel işbirlikleri iki farklı yönde etki yaratmaktadır. Bir yandan Kıbrıslı Rum burjuvazinin uluslararası düzeyde yaşadığıte, diğer yandan Türk hakim sınıfları tarafında “dengeyi engelleyen bloklaşma” algısını artırma çözüm sürecini zorlaştırabilmektedir.

                                  Özellikle sorun yalnızca ulusal değil güvenlik; Aynı zamanda Doğu Akdeniz’de enerji paylaşımı, emperyalist ittifaklar, militarizasyon ve iki halk arasındaki sınıfsal/siyasal bakış açıları da değerlendiriliyor.

                                  Son dönemde öne çıkanlar arasındaki anlaşmalar ve işbirlikleri:

                                  1. Enerji alanında Doğu Akdeniz doğal gaz projeleri,
                                  2. “Büyük Deniz Interconnector” elektrik terminali projesi,
                                  3. AB içinde ortak planlama koordine edilir,
                                  4. İsrail’in de dahil olduğu üçlü savunma işbirlikleri,
                                  5. Ortak askeri tatbikatlar ve güvenlik anlaşmaları.

                                  Kıbrıs Sorunu üzerindeki gelişmelerin birkaç başlık altında özetlenebilir.

                                  a) Kıbrıslı Rum burjuvazisinin uluslararası meşruiyetini güçlendirmesi

                                  Nikos Christodoulides ve Kyriakos Mitsotakis son zirvelerde BM kararlarının temelinde federasyon çözümünü savunduklarını açıkladılar. Bu durum Kıbrıslı Rum burjuvazisinin AB biriminin boyutunun ağırlığını artırmaktadır. Türkiye’ye yönelik AB baskısını artırmakte ve KKTC’nin operasyonu alanında uluslararası izolasyonunu sürdürmesine katkı sağlamaktadır. Bir yandan çözümü korurken, diğer yandan güç dengesini tek taraflı olarak büyütüyor.

                                  b) Enerji anlaşmalarının geriliminin arttırılması

                                  Doğu Akdeniz’de doğal gaz anlaşmaları özellikle Kıbrıs Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti çıkarları açısından kritik durum olarak gözlemlenmektedir. Güney Kıbrıs’ın Mısır, Yunanistan, İsrail ve Batılı enerji şirketleriyle yaptığı anlaşmalar Türk hakim sınıfları tarafından “Kıbrıslı Türklerin enerji haklarının dışlanması” olarak görülmektedir.

                                  Kıbrıslı Türk burjuvaları ve Ankara hidrokarbonlarının ortak özelliklerini, gelir paylaşımını, Türk hakim sınıflarının ayrılmadan yapılan sondajların geçersiz olduğunu savunmaktadır. Kıbrıslı Rum burjivaları ise uluslararası düzeyde devlet olarak münhasır ekonomik bölge (MEB)’nin kendisine ait olduğunu söylemektedir.

                                  Kıbrıs Sosyalist Partisinin enerji gelişimini halkların ortak refahı yerine rekabeti artırmak ve şirket çıkarları için kullanılmak üzere dikkat çekmektedir.

                                  c) Askeri eksenel güçlenmesi

                                  Yunanistan– Kıbrıs Cumhuriyeti–İsrail hattındaki askeri işbirliği son dönemde daha görünür hale geliyor. Ortak tatbikatlar, savunma koordinasyonu ve Doğu Akdeniz’in güvenlik başlıkları genişletiliyor.

                                  Bu Türkiye’de gelişmelerin “çevreleme” algısını artırmakta, KKTC’de güvenlik kaygısını artırmada ve burjuva politikaların yürütülmemesi için gerekçeler olarak kullanılmaktadır.

                                  Kıbrıs Sosyalist Partisi militarizmi karşı çıkarken hem NATO’nun eksenli bloklaşmasını hem de bölgesel silahlanmaya karşı desteklenmesini ifade eder.

                                  7. İngiltere’nin Kıbrıs ile İlgili Açıklamaları

                                  Garantör tarzından biri olan İngiltere’nin, özellikle adadaki Egemen Üs Bölgeleri nedeniyle Kıbrıs sorununda doğrudan çıkarı olan bir aktörün olduğu belirtildi. İngiltere’nin genel politikası, Ada’da tansiyonun düşük olması ve kendi üslerinin güvenliğinin garantisi ile alınan bir çözümden yana olmuştur. Bu durum da mevcut statükonun korunmasıdır.

                                  8. Kuzey Kıbrıs’ta Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Tufan Erhürman’ın Seçilmesi İçin Yapılan Girişimler

                                  Ekim 2025’te yapılan KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Kıbrıs Türk siyasetinde önemli bir değişimin devamındadır. Resmi Cumhuriyetçilere göre Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) adayı Tufan Erhürman, oyların yaklaşık %62’sini alarak mevcut Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ı geride bırakmış ve KKTC’nin 6. Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti devletini, seçimin üstünü planlamalı olarak seçmeni Erhürman’a oy uygulamalarıdırmış ve Ankara ile uyumlu politikalara sahip bir adayın seçilmesini garanti etmiştir. Seçim sonrasında, Türkiye’nin yeni KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman’ı kutlayarak geleneksel çizgide devam ettiğini göstermesi, olağan durumun sergilendiğini ortaya koyuyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Erhürman’ı kutlaması ve Türkiye’nin KKTC’nin egemenlik haklarını savunmaya devam etme belgelerinin da bu durumunun net bir göstergesidir.

                                  Tufan Erhürman’ın (ve de CTP’nin) 4 maddelik önerisi aslında Türkiye Cumhuriyeti Dış İşleri Bakanlığı ile birlikte hazırlanmış taktiksel bir hamledir. Türkiye Cumhuriyeti “iki eşit egemen devlet üzerinden çözüm” stratejisinin kamufle edilmiş bir versiyonudur. Nasıl ki, “iki eşit egemen devlet” stratejisi Ersin Tatar’ın buluşması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları bir siyaset gibi tanıtıldığı gibi, aynı şekilde “4 maddelelik yöntem” de Erhürman’ın buluşması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin standartları gibi tanıtılmaktadır.

                                  Amaç, Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası diplomasideki “sıkışıklıktan” kurtarılması, 2000’lerin başında olduğu gibi hedeflelen siyasi sonuçtan şaşmadan “uzlaşmaz TC ve KKTC” imajının değişmesidir. Hedef ise, adı ne olursa olsun Kıbrıs’ta “iki devletli eşit ve egemen bir devlet” elde etmektir. Bu burjuva çözümünün adı federasyon da olsa hiç önemli değil.

                                  9. Kıbrıslı Rumlar Arasında Aşırı Sağın (ELAM) Yükselişinin Yarattığı Gelişmeler

                                  Kıbrıslı Rumlar arasında aşırı sağ ELAM (Ulusal Halk Cephesi) son 5 yılda yükseliş gösterdi. Aşırı sağın yükselişi genel olarak Kıbrıslı Rum halkında milliyetçi söylemlerin güçlenmesine ve askeri genişlere karşı daha katı tutumların benimsenmesine yol açmıştır. Bu durumda, Kıbrıslı Rum burjuva egemenliğinin, toplumun bir bölümünün tepkisini çekme korkusuyla müzakere masasında dayanıklılık göstermesine neden olmuş ve Kıbrıs Cumhuriyetinin performansının gücünü artırması sağlanmıştır.

                                  10. Kuzey Kıbrıs’ta Tufan Erhürman’ın Kıbrıs Konusu ile İlgili Önkoşulları ya da “Metodolojisi” ile Arzu Edilenler

                                  Tufan Erhürman, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik olarak kavramlardan kapsamlı  içeriğe  önem verildiğini vurgulamaktadır. Bir hukukçu kimliğiyle, “federasyon” ya da “iki devlet” kavramları üzerinden bir kutuplaşma yerine, “Kıbrıs Türk’ün eşit haklarının ve yapısının korunmasını” netleştirmektedir. Ona göre, Kıbrıs Türk’ün iki çözümünün savunanlarının da üzerinde mutabık olduğu temel nokta, Kıbrıs Türk’ün oluşturduğu adanın kurucu ortaklarından biri olduğu ve doğal kaynaklar, deniz yetki alanları ve güvenlik gibi çözülebilir söz sahibi olması gerekliliğidir.

                                  Erhürman’ın  önkoşulu , müzakere sürecinin “çözüm odaklı” olması gerektiği üzerine kuruludur. “Müzakere olsun diye müzakere” yapılmasına karşı çıkan Erhürman, Kıbrıslı Rum tarafının masayı terk etmesi durumunda Kıbrıs Türklerinin bugün içinde bulunduğu belirsizliğin geri dönülmeyeceğinin başlangıçta garanti adı altında sunulduğunu belirtmektedir. Bu yaklaşımla, müzakere masasına oturmanın ön serbestliği olarak Kıbrıs Türk’ün eşit egemen siyasi haklarının pazarlanmasının mümkün olamayacağı net bir şekilde ortaya çıkıyor.

                                  11. Kuzey Kıbrıs’ta Mevcut ısıtma Uygulamaları ve CTP’nin Türkiye Cumhuriyeti Tarafından Yeni Hükümet İçin Hazırlanması

                                  Tufan Erhürman’ın hükümdarlıklarındaki yeni Cumhurbaşkanlığı dönemi, KKTC-Türkiye’nin devamlılık ve yeni bir üslup dönemi olarak başladı. Göreve gelirleri gelmediğinde açıklamalarda, “Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC arasındaki ilişkiler başka herhangi iki devlet arasındaki ilişkilerle karşılaştırmalı dereceli özeldir” diyen Erhürman, savaşçılarda Türkiye Cumhuriyeti ile istişarenin Türkiye Cumhuriyeti’nin direktifleri devam edeceğini vurgulamıştır. Gazetecilerle yaptığı röpörtajda Erhürman “Türkiye’ye rağmen bir anlaşma mümkün değil” mesajını kullanarak kendi yaşadığını açıkça oryata konmuştur. Bu mesaj, Erhürman’ın Türkiye’nin hizmetinde çalışmaya başladığını ve Türkiye’nin adadaki askeri ve siyasi hakimiyetini kabul ettiğinin göstergesidir.

                                  Erhürman’ın ilk resmi ziyaretinin Türkiye’ye yapılması ve TBMM’de ağırlanması, “sarsılmaz kardeşlik” mesajlarının şu an yeni dönemde eskiden olduğu gibi ücretsiz ayni şekilde süreceğinin göstergesidir.

                                  Özellikle son dönemde CTP’nin yaptığı siyasi eylem ve sözlerle Kıbrıs’ta cereyan etmeyen kayıtlara Türkiye Cumhuriyeti’ni dışarıda bırakmaya özen gösteriyor. CTP Kuzey Kıbrıs kamuoyunda deşifre olmuş bir UBP-DP-YDP’nin Türkiye Cumhuriyeti’ne uygun alternatif bir hükümet adayı olarak hazırlanmaktadır.

                                  12. Kıbrıs Sosyalist Partisi’nin Kıbrıs’ta Burjuva Emperyalist Çözüm önerilerine yaklaşması

                                  Kıbrıs Sosyalist Partisi’nin burjuva emperyalist çözüm önerilerine yaklaşımı, Kıbrıs sorunun temelinde yatan sınıfsal dinamikleri ve emperyalist sistemi merkeze alan kesin bir karşı durma ve bu sistemin tamamen aşılması doğal tezi üzerine kuruludur. KSP için mevcut tartışmaların merkezindeki “federasyon” ya da “iki devletli çözüm” modelleri, sorunun özünü, emperyalist tahakkümünü görmezden gelen, dolayısıyla halkların gerçek çıkarlarına hizmet etmeyen seçeneklerdir.

                                  Kıbrıs Sosyalist Partisi’nin yaklaşımının temel parametreleri:

                                  a) Burjuva emperyalist çözüm önerilerinin ortak olarak uygulananca ve işbirlikçiliktir. İster Kıbrıslı Rum burjuva rejiminin savunduğu federasyon, isterse Türkiye ve KKTC’nin burjuvaları bazı kesimlerinin önerisi önerilen iki devletli çözüm olsun, tüm bu öneriler  burjuva emperyalist çözümönerileridir. Kıbrıs Sosyalist Partisi, bu modelin kendi halkımız olan halkımızı kullanmaya devam eden icazetli politikalar olarak açıkladı. Bu modellerin ortak özelliği,  emperyalist sistemin varlıkları ve adadaki süreleri sorgulamamaları, hatta bu sistemin bir parçası olarak gösterimlerini öngörmeleridir. Kıbrıs Sosyalist Partisi, Kıbrıs’ın yaygınki ve egemenki burjuva liderliklerini, farklı emperyalist merkezlere (Türkiye, AB, ABD) “biat eden ve teslimiyetçi siyasetler” izlemekle suçlar.

                                  b) Kıbrıs Sosyalist Partisi federasyonu modeline bakışın oyalama taktiği olduğunu düşünür. Kıbrıs Sosyalist Partisi, federasyonun yıldızının daha da genişlemesini analiz ederek, bu modelin özellikle Türk burjıvaları açısından uzun yıllar boyunca samimiyetle savunulmadığını düşünüyor. Kıbrıs Sosyalist Partisi’ne göre federasyon aslında  gerçek niyetli olan taksim veya ilhakı gizlemek için kullanılan bir oyalama taktiğiolmuştur. KSP, 2025 yılında Türkiye Cumhurbaşkanı ve mevcut KKTC liderlerinin “federasyon tuzaktır” açıklamasını, bu gizli gizli numaraların artık açığa çıktığını şeklinde yorumlamaktadır. Bugün “iki devletli çözüm” olarak pazarlanan şey,  Kıbrıs’ın kuzeyinin Türkiye’ye ilhakına giden yolun bir aşamasıdır.

                                  Kıbrıs Sosyalist Partisi, iki devletli çözüm sürecini, Ankara’nın Kıbrıs üzerindeki hegemonya politikalarının ve nihai ilhak hedefinin bir parçası olarak görmektedir.

                                  Bu politikaların  politikaların şöyle açıklayabiliriz:

                                  a) Emperyalist Proje:Bu politika, emperyalist Türk burjuvazisinin, Anglo-Amerikan emperyalizmi ile işbirliği içinde yürüttüğü bir projedir.

                                  b) İlhak Niyeti:TC’nin Kıbrıs’ın kuzeyini ilhak etme planları olduğu iddia edilmektedir. TC devleti Ekonomi Protokolleri,Türk Lirası para biriminin resmi para birimini gün atarak Kuzey Kıbrıs’ın tüm ekonomilerini kontrol edebilmişti, Türk sermayesinin Kuzey Kıbrıs’ın tüm temel ekonomik sektörleri ele geçirmesine hazır hale gelmiştir. Nüfusa bakıldığında, TC’den taşınan nüfusa gasp edilen toprakların tapulanması ve oy haklarının kullanılması gibi uygulamalar, bu niyetlerin planlı eylemlerin bir parçası olduğu görülmektedir.

                                  c) Asimilasyon Aracısı:Kuzey Kıbrıs’a gelen ve Türkiye’li nüfus ve bunların büyük çoğunluğunun vatandaşlık yapması, eğitim müfredatına yapılan müdahaleler, kültürel ve sosyal asimilasyonu derinleştirme ve asimile etme yolunda atılmış adımlardır.

                                  13. Kıbrıs’ta Bir Anlaşmanın Ne Yönde Olacağı Eğilimi

                                  Mevcut değişiklikler, Kıbrıs’ta bir burjuva anlaşmanın ne yönde olacağı, iki tarafın da üzerinde mutabık kaldığı bir modelin uzağında olduğunu göstermektedir. Kıbrıslı Rum burjuvalar federasyonu ısrarını korurken, Türkiye ve KKTC’deki burjuvalar güçlü bir siyasi irade ile iki devletli çözümde direkte yönlendirilir.

                                  Tufan Erhürman’ın seçildiği bu tabloda bir denge unsuru olarak değerlendirilebilir. Erhürman, bir yandan Kıbrıs Türk’ün oksijen ve oksijen konusunda son derece net ve kararlı bir durma sergilerken, diğer yandan müzakereler için daha esnek ve bir üslupla tedavi göstererek Türkiye Cumhuriyeti için koltuk değneği yapıyor. Ancak, Türkiye’nin iki devletli çözüm durumunun kararlılığı ve Kıbrıslı Rum burjuvazinin mevcut durumun göz önüne alınması, kısa süreli tarafları uzlaştıracak bir modelin ortaya çıkma gücü görülecek. Ya, yakın gelecekte Kıbrıs’ta bir anlaşmadan başka, mevcut statüsükonunun korunması ve kendi çözüm modellerini uluslararası çapta kabul etme çabalarının sürmesi sağlanır, ya da uluslararası emperyalist güçlerin, BM’yi de kullanarak 1974’te mevcutkonunun meşrulasmasına yönelik kendi çözümüne yönelik kendi çözümü empoze olması ortaya çıkar – ki bu ikinci olasılık, ve Orta Doğu’daki olasılıklar elde etmek, dahadır.

                                  14. Kıbrıs Sosyalist Partisi Çözümün Anahtarının Anti-Emperyalist Mücadele ve Anti-Emperyalist Birleşik Cephe Hükümeti’nin kurulmasında görür.

                                  Kıbrıs Sosyalist Partisi’nin bu eleştirilerinin genel güçlü bir olumlu tezi vardır:

                                  Kıbrıs’ta gerçek çözüm, ancak ve ancak emperyalizmin adadan ve bölgeden tamamen tasfiyesi ile mümkündür.

                                  Bu bağlamda Kıbrıs Sosyalist Partisi’nin önerdiği alternatif çözüm parametreleri:

                                  a) Anti-Emperyalist Birleşik Cephe: Kıbrıs Sosyalist Partisi, Kıbrıs’ın her iki ülkede, Türkiye’deki, Yunanistan’daki ve İngiltere’deki tüm ezilen halkları ve işçi sınıfını, emperyalizme karşı ortak mücadelede  Anti-Emperyalist Birleşik Cephe altında toplanmaya çağırır. Tek kalıcı barışın ve çözümün yolu, emperyalizme karşı olan bu ortak mücadeleden geçmektedir.

                                  b) Hedef: Anti-Emperyalist Birleşik Cephe Hükümetidir. Partinin nihai hedefi komünizmdir.  Bu yolda  bağımsız, garantörsüz birleşik bir anti-emperyalist Kıbrıs ara hedeftir. Bu, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk işçi ve emekçilerinin kendi kaderlerini özgürce tayin edecekleri bir düzendir.

                                  c) Yöntem:Doğrudan Demokrasi ve Halk İktidarı.Kıbrıs Sosyalist Partisi, burjuva temsili demokrasiyi işe yaramaz hale gelmiş bir burjuva diktatörlüğü mekanizması olarak nitelemekte, gerçek demokrasinin, halkın doğrudan katılımıyla, Halk Demokrasisi ile mümkün olacağını savunur.

                                  –

                                  * Kayıtsız göçmen işçi, hiçbir güvenceden yararlanamayan, kaçak çalışan işçidir. Bu kategoriye kimlik alamayan ve kaçak çalışan Kıbrıslı Türk işçileri de dahildir.

                                  Kaynaklar:

                                  Marx, “Das Kapital”, 1867

                                  Emperyalizm:

                                  Lenin, “Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması”, 1916

                                  https://directdemocracy4u.uk/capitalist-economy

                                  Kapitalizmin Genel Krizi:

                                  Politik Ekonomi Ders Kitabı, “BÖLÜM XX ve BÖLÜM XXI: KAPİTALİZMİN GENEL KRİZİ”, 1953

                                  https://directdemocracy4u.uk/capitalist-economy

                                  1. MASLENNIKOV, “TEK DÜNYA PAZARININ DAĞILMASI VE KAPİTALİZMİN GENEL KRİZİNİN DERİNLEŞMESİ”, 1953

                                  Dijital Emperyalizm:

                                  https://theconversation.com/digital-imperialism-how-us-social-media-firms-are-using-american-law-to-challenge-global-tech-regulation-252116

                                  https://dergipark.org.tr/en/pub/anemon/article/1619446

                                  https://www.st-cyprus.co.uk/stc-resources/BilgisayarCaginda.pdf

                                  Savaş ve Barış:

                                  https://www.directdemocracy4u.uk/war-and-peace

                                  Stockholm Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü

                                  https://www.sipri.org

                                  Barışçıl Dünya

                                  https://peaceful-world.org

                                  Dünya Bankası Askeri Harcamalar Veritabanı

                                  https://data.worldbank.org/indicator/MS.MIL.XPND.GD.ZS

                                  DERECELENDİRME:

                                  https://greydynamics.com/understanding-project-415-echelon-how-governments-use-mass-surveillance-for-intelligence-gathering

                                  https://en.wikipedia.org/wiki/ECHELON

                                  Kıbrıs Cumhuriyeti:

                                  Eurostat:

                                  https://ec.europa.eu/eurostat/web/main/home

                                  https://economy-finance.ec.europa.eu/economic-surveillance-eu-member-states/country-pages-including-country-reports/cyprus_en

                                  Kıbrıs Cumhuriyeti Çalışma Bakanlığı İstatistik Servisi (CYSTAT):

                                  https://www.cystat.gov.cy/en/MethodologicalDetails?m=2032

                                  OECD/AIAS Sendikaların Kurumsal Özellikleri Veri Tabanı: https://www.oecd.org/en/data/datasets/oecdaias-ictwss-database.html

                                  ILO İstatistik Servisi (ILOSTAT)

                                  https://ilostat.ilo.org/data/country-profiles/cyp

                                  Kıbrıs Postası:

                                  https://cyprus-mail.com/2026/07/30/migrant-workers-make-up-for-9-per-cent-of-cyprus-workforce

                                  https://cyprus-mail.com/tag/foreign-workers

                                  Philenews:

                                  https://en.philenews.com/insider/migrant-workers-forced-labour-risk-nicosia-roundtable

                                  Kuzey Kıbrıs:

                                  CTP Seçim Bildirisi, 2013

                                  CTP Hükümet Programı, 2018

                                  TDP Parti Programı

                                  KKTC Merkez Bankası Bültenleri:

                                  https://mb.gov.ct.tr/tr/yayinlar/bulten

                                  29.07.2026

                                   

                                  İlgili

                                  Önceki yazı

                                  Kürt ulusal hareketini tasfiye eden yasa meclisten geçti…

                                  İlgiliGönderiler

                                  Kürt ulusal hareketini tasfiye eden yasa meclisten geçti…
                                  Güncel

                                  Kürt ulusal hareketini tasfiye eden yasa meclisten geçti…

                                  11 Ağustos 2026
                                  YDİ ÇAĞRI
                                  Güncel

                                  Yeni sayımız, sayı 224 çıktı!

                                  11 Ağustos 2026
                                  “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme” Kanun Teklifi’ne dair…
                                  Güncel

                                  “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme” Kanun Teklifi’ne dair…

                                  11 Ağustos 2026
                                  VW otomobil işçilerinin mücadelesiyle dünya çapında dayanışma!
                                  Avrupa

                                  VW otomobil işçilerinin mücadelesiyle dünya çapında dayanışma!

                                  11 Ağustos 2026
                                  Yanan gelecektir!
                                  Çevre

                                  Yanan gelecektir!

                                  1 Ağustos 2026
                                  Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu V
                                  Makaleler

                                  Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu V

                                  30 Temmuz 2026

                                  Son Haberler

                                  Kıbrıs Sosyalist Partisi 2026 Konferansı

                                  Kıbrıs Sosyalist Partisi 2026 Konferansı

                                  11 Ağustos 2026
                                  Kürt ulusal hareketini tasfiye eden yasa meclisten geçti…

                                  Kürt ulusal hareketini tasfiye eden yasa meclisten geçti…

                                  11 Ağustos 2026
                                  YDİ ÇAĞRI

                                  Yeni sayımız, sayı 224 çıktı!

                                  11 Ağustos 2026
                                  “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme” Kanun Teklifi’ne dair…

                                  “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme” Kanun Teklifi’ne dair…

                                  11 Ağustos 2026
                                  VW otomobil işçilerinin mücadelesiyle dünya çapında dayanışma!

                                  VW otomobil işçilerinin mücadelesiyle dünya çapında dayanışma!

                                  11 Ağustos 2026
                                  Yanan gelecektir!

                                  Yanan gelecektir!

                                  1 Ağustos 2026

                                  Sayı 224

                                  1 Ağustos 2026
                                  Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu V

                                  Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu V

                                  30 Temmuz 2026
                                  ICOR Asya Konferansı yapıldı

                                  ICOR Asya Konferansı yapıldı

                                  28 Temmuz 2026
                                  Guterres’ten giderayak Kıbrıs ziyareti!

                                  Guterres’ten giderayak Kıbrıs ziyareti!

                                  28 Temmuz 2026
                                  • YDİ Çağrı / Tüm Sayılar
                                  • Youtube Kanalı
                                  • İletişim
                                  Tel: +0507 037 75 27

                                  © 2023 Yeni Dünya İçin Çağrı

                                  Sonuç yok
                                  Tüm Sonucu Görüntüle
                                  • YDİ ÇAĞRI
                                  • Güncel
                                  • İşçi Dünyası
                                  • Kadın
                                  • Gençlik
                                  • Kürdistan
                                  • Çevre
                                  • Dünya
                                    • Avrupa
                                    • Amerika
                                    • Ortadoğu
                                    • Afrika
                                    • Asya
                                    • Pasifik
                                  • Makaleler
                                  • Yayınlar
                                    • Son Sayı
                                    • YDİ Çağrı / Tüm Sayılar
                                    • Yeni İşçi Dünyası
                                    • Yeni Kadın Dünyası
                                      • Dört Duvar
                                    • Yeni Dünya Gençliği
                                    • Bildiriler
                                    • Broşürler
                                    • Yeni Dünya İçin
                                  • Youtube TV
                                  • Tüm Yazılar
                                  • İletişim
                                    • Hakkımızda
                                  • tr TR
                                    • tr TR
                                    • en EN
                                    • de DE
                                    • fr FR
                                    • es ES
                                    • ar AR
                                    • ku KU

                                  © 2023 Yeni Dünya İçin Çağrı

                                  Yeni Dünya İçin ÇAĞRI Size en son haberler ve güncellemeler için bildirimler göstermek istiyoruz.
                                  Reddet
                                  Bildirimlere İzin Ver