AKP/MHP iktidarın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı süreç kapsamında, “çerçeve yasa” olarak da adlandırılan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, 10 Ağustos’ta TBMM Genel Kurulu’nda 87 ret ve 7 çekimser oya karşı 467 oyla kabul edildi.
12 maddelik “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” Mecliste 12 saate yakın süren görüşmelerin ardından açık oylamaya sunuldu. 561 milletvekili oylamaya katıldı.
AKP, MHP, DEM Parti, Yeni Parti ve Yeni Yol grupları ile HÜDA Par, TİP ve EMEP vekilleri teklife “evet” oyu verirken, Yeniden Refah Partisi “çekimser” kaldı. Yeni Parti 54, İyi Parti 29, CHP 2, Demokrat Parti 1 ve 1 bağımsız milletvekili “ret” oyu verdi.
“Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” ile PKK/KCK ve bu örgütlerle bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararı’nın Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesi amaçlanıyor.
“Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”u PKK/KCK örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’da düzenlenen “suçları” kapsıyor.
Kanun’a göre, “örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç, kanun kapsamına giren ve üst sınırı 15 yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar 10 yıl süreyle ertelenecek.”
Kanun teklifini, ““Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme” Kanun Teklifi’ne dair…” başlıklı yazımızda değerlendirmiş, tavrımızı ortaya koymuştuk. Bu nedenle kanun üzerinde yeniden ayrıntılı değerlendirme yapmayı gerekli bulmuyoruz. (Bkz: https://ydicagri.org/milli-dayanisma-ve-toplumsal-butunlesme-kanun-teklifine-dair/)
Yasalaşan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”u ile binlerce PKK tutuklusunun serbest kalması, yurt dışında bulunan binlerce PKK kadrosunun Türkiye’ye geri dönerek sivil siyasete katılmasının yolu açılmıştır. PKK ile T.C. devleti arasındaki savaş resmen sonlandırılmıştır. Bu savaşın bitmesi elbette halkların yararınadır. Savaşın sonlanması halkların yararına olmakla birlikte, aynı zamanda Ortadoğu’da ve dünyada gücünü artırmak isteyen Türk burjuvazisinin çıkarlarına da hizmet etmektedir. Türk burjuvazisi daha da güçlenecektir. PKK açısından ise “kazanım”, örgütün tasfiyesi pahasına binlerce PKK tutsağının serbest kalması ve örgüt mensuplarının Türk burjuva siyasetine yasal olarak katılabilmesi olacaktır.
“Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”u uzun yıllardır adım adım hayata geçirilen bir devlet projesinin ürünüdür. Devlet, yürüttüğü askerî, siyasi ve diplomatik stratejinin; İmralı’da gerçekleştirilen görüşmelerin ve taraflar arasında yapılan pazarlıkların sonucunda, uluslararası konjonktürün de T.C.’nin lehine olduğu koşullarda, Kürt ulusal hareketini tarihsel bir tasfiye sürecine sürüklemiştir. “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”u bu tasfiyeyi hukuki güvence altına almayı ve ortaya çıkan yeni siyasal dengeyi kalıcılaştırmayı amaçlamaktadır. Kanunun demokratikleşme ile Kürt ulusal sorununun çözümü ile bir ilgisi bulunmamaktadır.
Kürt ulusal sorununun tarihsel ve demokratik çözümü, yalnızca belirli bir örgütün silah bırakmasına ya da belirli hukuki düzenlemelerin yapılmasına indirgenemez. Ulusal sorunun kaynağı ortadan kaldırılmadıkça, sorunun farklı biçimlerde yeniden üretilmesi de kaçınılmazdır.
Kürt ulusunun hiçbir baskı, tehdit ve devlet zorlaması olmadan kendi iradesini ortaya koyabileceği demokratik bir ortam sağlanmadan, ulusal sorunun çözüldüğünden söz edilemez.
Uluslar ve halklar arasında gerçek birlik, zora dayanmayan eşit haklara dayanan gönüllü birliktir. Zoraki birlik, inkâr ve baskı üzerine kurulan her siyasal düzen er ya da geç çözülmeye mahkûmdur. Kalıcı ve gerçek birlik ise ancak ulusların tam hak eşitliği temelinde, özgür iradeleriyle kuracakları gönüllü birlikle mümkündür.
Gerçek barış, sömürü düzeninin ve burjuva devlet aygıtının ortadan kaldırıldığı; işçilerin-emekçilerin iktidar olduğu; bütün ulusların kendi kaderlerini özgürce tayin etme hakkına sahip bulunduğu, tam hak eşitliğine dayanan demokratik ve özgür bir toplumsal düzende mümkündür.
11 Ağustos 2026

































































