Bu yazı, Uluslararası Af Örgütü’nün 10 Haziran 2026 tarihinde yayımladığı Erasing Anything Palestinian: Israel’s Ethnic Cleansing of West Bank Bedouin and Herding Communities başlıklı raporun bir özetidir. Rapor için bkz. https://www.amnesty.org.tr/icerik/israil-filistinlilere-yonelik-etnik-temizligi-hizlandiriyor-bati-serianin-ilhakinin-durdurulmasi-icin-kuresel-adimlar-atilmali.
Yazıda yer alan bilgiler, Af Örgütü’nün araştırmaları, tanıklıklar, hükümet belgeleri, mahkeme kararları, görüntüler, uydu verileri ve diğer kaynaklara dayanmaktadır. Çalışma, İsrail devletinin Filistinlilere yönelik baskı ve zorla yerinden etme politikaları ile İsrailli yerleşimcilerin saldırılarının nasıl birbirini tamamladığını ortaya koymaktadır.
Ancak raporun ortaya koyduğu tablo yalnızca Batı Şeria ile sınırlı değildir. Uluslararası Af Örgütü, İsrail’in 7 Ekim 2023 sonrasında Gazze Şeridi’ndeki eylemlerini de soykırım olarak nitelendirmektedir. Örgüte göre Gazze’ye yönelik saldırılar, sivil nüfusa yönelik yıkımı, zorla yerinden edilmeyi ve açlığı felaket boyutlarına taşımış; Gazze’deki Filistinlilere karşı soykırım işlenmiştir.
Af Örgütü araştırma kapsamında 64 kişiyle görüşmüş; bunların 45’i yerinden edilmiş veya yerinden edilme riski altında bulunan 12 Filistinli topluluktan kadın ve erkeklerden oluşmuştur. Örgüt ayrıca hukukçular, İsrailli ve yabancı aktivistler, Filistinli yetkililer, gazeteciler ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileriyle görüşmüş; 420’den fazla video ve görüntüyü doğrulamış, hükümet belgeleri, mahkeme kararları, haritalar, uydu görüntüleri ile Birleşmiş Milletler ve sivil toplum örgütlerinin raporlarını incelemiştir.
Zanuta, Ein Samia, Al-Farisiya, Ein al-Hilweh ve Makhoul gibi topluluklar, raporun ortaya koyduğu sürecin somut örneklerini oluşturuyor. Bu örnekler, topraklara erişimin sınırlandırılması, yapıların yıkılması, su kaynaklarına erişimin engellenmesi, yerleşimci saldırıları ve devlet kurumlarının bu saldırılara müdahale etmemesi gibi uygulamaların Filistinli toplulukların yaşam koşullarını nasıl giderek sürdürülemez hâle getirdiğini gösteriyor.
Af Örgütü’nün araştırmasına göre işgal altındaki Batı Şeria’da yaşananlar münferit saldırılardan ibaret değil. Devlet politikaları, yerleşimci faaliyetleri ve cezasızlık birbirini tamamlayan sistematik bir mekanizma oluşturuyor. Bu mekanizmanın ortak sonucu ise Filistinlilerin kendi topraklarında yaşamlarını sürdürmelerinin giderek zorlaştırılması ve toplulukların zorla yerinden edilmesidir.
Bu süreç, toprak ve yapılaşma haklarının sınırlandırılmasıyla başlıyor. Özellikle C Bölgesi’nde yapı ruhsatı almanın son derece zor olması, Filistinlileri ev, ahır, depo ve diğer yapıları ruhsatsız yapmak zorunda bırakıyor; ardından bu yapılar İsrail Sivil İdaresi tarafından yıkılıyor. Filistinlilerin geleneksel olarak kullandıkları araziler de “devlet arazisi”, askerî bölge, doğa koruma alanı veya başka statüler altında sınıflandırılarak kullanım dışı bırakılıyor. Özellikle hayvancılıkla geçinen toplulukların otlaklara erişiminin engellenmesi, para cezaları ve otlatma yasakları ekonomik yaşamı doğrudan zayıflatıyor.
Bu baskıya yerleşimlerin ve yasa dışı yerleşimci karakollarının genişletilmesi eşlik ediyor. Küçük “çiftlikler” veya hayvancılık karakolları çevresinde yollar yapılması, çitler çekilmesi ve geniş arazilerin fiilen kontrol altına alınması, Filistinlilerin hareket ve kullanım alanlarını giderek daraltıyor. Af Örgütü, bu karakolların Filistinli hayvancılık topluluklarını topraklarından uzaklaştırmada önemli araçlardan biri olduğunu belirtiyor.
Yerleşimci şiddeti ise bu sürecin en görünür biçimlerinden birini oluşturuyor. Af Örgütü’nün araştırmasına göre Ocak 2023-Aralık 2025 arasında Filistinli topluluklara karşı en az 4.575 yerleşimci saldırısı gerçekleşti. Aynı dönemde yaklaşık 69.000 ağaç veya fidan zarar gördü ya da yok edildi ve en az 2.200 Filistinliye ait araç zarar gördü. Evlerin ve araçların tahrip edilmesi, tarım alanlarının yok edilmesi, hayvanlara saldırılması ve insanların tehdit edilmesi bu saldırıların başlıca biçimleri arasında yer alıyor.
Su kaynakları, tarım alanları ve hayvanlar da bu baskının hedefleri arasında bulunuyor. Su depolarına ve altyapıya yönelik saldırılar insanların ve hayvanların suya erişimini zorlaştırırken, tarım alanlarının tahrip edilmesi, ürünlerin yok edilmesi ve ağaçların zarar görmesi geçim kaynaklarını ortadan kaldırıyor. Hayvanların öldürülmesi veya sürülere el konulması ise özellikle hayvancılıkla yaşayan toplulukların ekonomik temelini doğrudan yok ediyor. Raporda 17 Temmuz 2025’te Hammamat al-Meyta’da 180-200 koyunun vurulup bıçaklandığı ve en az 120 koyunun öldürüldüğü saldırı bu durumun en ağır örneklerinden biri olarak yer alıyor.
Baskının bir başka boyutunu ise hukuk ve güvenlik mekanizmalarının kullanılması oluşturuyor. Yerleşimcilerin saldırısına uğrayan Filistinliler bazı durumlarda “koyun hırsızlığı” gibi suçlamalarla şüpheli veya sanık konumuna getiriliyor; tutuklanıyor, para cezalarına çarptırılıyor veya hayvanlarına el konuluyor. Buna karşılık yerleşimcilerin gerçekleştirdiği saldırılar çoğu zaman etkili biçimde soruşturulmuyor. Yesh Din verilerine göre 2005-2025 arasında izlenen yerleşimci suçları soruşturmalarının yaklaşık yüzde 94’ü iddianame hazırlanmadan kapatılırken, yalnızca yaklaşık yüzde 3’ü kısmen veya tamamen mahkûmiyetle sonuçlandı. Bu cezasızlık ortamı, saldırganların hareket alanını genişletirken Filistinlilerin adalet mekanizmalarına başvurma isteğini de zayıflatıyor.
Af Örgütü ayrıca İsrail askerleri ve polislerinin rolüne özellikle dikkat çekiyor. Araştırmada, güvenlik güçlerinin yerleşimci saldırılarına müdahale etmediği, bazı durumlarda Filistinlileri saldırı bölgesinden çıkardığı, kimi olaylarda yerleşimcilerin faaliyetlerini kolaylaştırdığı ve bazı durumlarda doğrudan saldırılara katıldığına ilişkin kanıtlar bulunduğu belirtiliyor. Örgüt, askerlerin bulunduğu veya saldırılara katıldığı 13 ayrı olay tespit etti. Böylece devletin yalnızca doğrudan uyguladığı idari ve hukuki politikalar değil, yerleşimci şiddetine müdahale etmemesi ve failleri cezalandırmaması da aynı baskı mekanizmasının parçası hâline geliyor.
Bu mekanizmanın sonuçları Ein Samia ve Zanuta gibi topluluklarda açık biçimde görülüyor. Ein Samia’da yaklaşık 200 kişilik topluluk; yıkım kararları, otlatma kısıtlamaları, su sorunları, yerleşimci saldırıları ve sürekli tehditler sonucunda 22 Mayıs 2023’te bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. Zanuta’da ise yaklaşık 250 kişilik topluluk, özellikle 7 Ekim sonrasında yoğunlaşan saldırılar nedeniyle 2023 sonlarında bölgeden ayrıldı; köy daha sonra büyük ölçüde tahrip edildi. İsrail Yüksek Mahkemesi’nin Zanuta sakinlerinin dönüşünü kolaylaştırma ve onları koruma yönündeki kararlarına rağmen kararların uygulanmaması, devlet kurumlarının bu süreçteki rolünü ayrıca ortaya koyuyor.
Henüz tamamen boşaltılmamış topluluklar da benzer bir tehditle karşı karşıya. Kuzey Ürdün Vadisi’nde Al-Farisiya, Ein al-Hilweh ve Makhoul gibi toplulukların yanı sıra en az 38 toplulukta yaklaşık 7.000 Filistinlinin yerinden edilme tehdidi altında olduğu belirtiliyor. Bu bölgelerin yaklaşık yüzde 90’ının devlet arazisi, askerî atış bölgesi, doğa koruma alanı veya arkeolojik alan olarak sınıflandırılması, Filistinlilerin toprak ve su kaynaklarına erişimini daha da sınırlandırıyor.
Raporda ayrıca yerleşimci örgütleri ile devlet kurumları arasındaki ilişkiler de belgeleniyor. Af Örgütü, bazı yerleşimci örgütlerinin yasa dışı karakolların kurulmasına ve Filistinlilerin topraklarına erişimin engellenmesine katkıda bulunduğunu, devlet kurumlarından mali destek aldığını ve üst düzey siyasetçilerle yakın ilişkiler kurduğunu belirtiyor. 2025’te bakanlar Bezalel Smotrich ve Orit Strock’un yerleşimcilere devlet tarafından finanse edilen araç ve teknik ekipman dağıtması, bu ilişkinin somut örneklerinden biri olarak gösteriliyor.
Bütün bu uygulamalar birlikte değerlendirildiğinde ortaya tek tek saldırılardan çok daha kapsamlı bir süreç çıkıyor: Topraklara erişim sınırlandırılıyor, yapıların yıkılmasıyla yaşam alanları daraltılıyor, otlaklar ve su kaynakları kontrol altına alınıyor, tarım ve hayvancılık gibi geçim kaynakları yok ediliyor, yerleşimcilerin saldırılarıyla sürekli bir korku ortamı yaratılıyor ve devlet kurumları bu saldırıları engellemek veya failleri cezalandırmak yerine çoğu zaman etkisiz kalıyor ya da Filistinlileri hedef alan uygulamalar gerçekleştiriyor. Böylece insanların yaşam koşulları hem fiziksel hem de ekonomik açıdan sürdürülemez hâle getiriliyor ve topluluklar kendi topraklarını terk etmeye zorlanıyor.
Af Örgütü’nün ortaya koyduğu temel gerçek
Af Örgütü’nün raporunun en önemli sonucu şudur: Filistinli toplulukların Batı Şeria’nın C Bölgesi’nden çıkarılması, birbirinden bağımsız yerleşimci saldırılarının sonucu değildir. Ortada birbirini tamamlayan bir mekanizma vardır.
Devletin arazi politikaları, yerleşimlerin genişletilmesi, yasa dışı karakolların desteklenmesi, yapılaşma kısıtlamaları, ev yıkımları, askerî bölgeler, su ve otlaklara erişim engelleri, yerleşimci şiddeti, silahlandırma, mali destek, polis ve askerlerin müdahalesizliği ve cezasızlık aynı sürecin parçalarıdır.
Bu mekanizmaların ortak sonucu, Filistinlilerin yaşam alanlarının küçültülmesi ve yaşam koşullarının giderek ortadan kaldırılmasıdır. İnsanların topraklarını terk etmesi bu sürecin son aşamasıdır.
İsrail devleti, Batı Şeria’nın C Bölgesi’nde Filistinli toplulukların topraklarından çıkarılmasını kolaylaştıran, destekleyen ve uygulayan bir politika yürütmektedir.
Bu politika yerleşimlerin genişletilmesi ve Batı Şeria’nın ilhak edilmesi hedefiyle bağlantılıdır.
Siyonist İsrail devletinin Gazze’de uyguladığı soykırım ile Batı Şeria’da yürüttüğü baskı ve devlet terörü birbirinden bağımsız politikalar değildir. Batı Şeria’da uygulanan baskı, zorla yerinden etme, topraklara el koyma ve Filistinlilerin yaşam koşullarının sistematik biçimde ortadan kaldırılması, Gazze’de yürütülen soykırım politikasının bir devamı ve parçasıdır.
Gazze’de uygulanan soykırım dünyanın gündemine gelirken, Batı Şeria’da yıllardır sürdürülen devlet terörü ve yerleşimci şiddeti aynı ölçüde basında yer bulmamaktadır. Oysa Af Örgütü’nün raporunda ortaya konan tablo, Batı Şeria’da da Filistinlilerin topraklarından ve yaşam alanlarından sistematik biçimde uzaklaştırıldığını göstermektedir.
15.08.2026



































































