Cumartesi, Mart 7, 2026
  • Tüm Yazılar
Yeni Dünya İçin ÇAĞRI
E-DERGİ OKU
  • Anasayfa
  • Dünya
    • Tümü
    • Afrika
    • Amerika
    • Asya
    • Avrupa
    • Ortadoğu
    İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

    İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

    Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

    Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

    İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

    İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

    Küba’ya ablukaya hayır!

    Küba’ya ablukaya hayır!

    Affetmek yok! Unutmak yok! Hatırla, an, mücadele et!

    Affetmek yok! Unutmak yok! Hatırla, an, mücadele et!

    Viyana: Kürtler Rojava’ya yönelik saldırılara karşı sokaklardalar

    Viyana: Kürtler Rojava’ya yönelik saldırılara karşı sokaklardalar

    Trending Tags

      • Avrupa
      • Amerika
      • Ortadoğu
      • Afrika
      • Asya
      • Pasifik
    • Yayınlar
      • Son Sayı
      • YDİ Çağrı / Tüm Sayılar
      • Tekoşîna Komunîst/Komünist Mücadele
      • Yeni İşçi Dünyası
      • Yeni Dünya İçin
      • Yeni Kadın Dünyası
      • Yeni Dünya Gençliği
      • Eğitim Dizisi
      • Bildiriler
      • Broşürler
    • İşçi Dünyası
      YDİ ÇAĞRI

      Şubat sayımız, sayı 77 çıktı!

      Bir direnişin aynasında sendikal bürokrasinin çürümüşlüğü!

      Bir direnişin aynasında sendikal bürokrasinin çürümüşlüğü!

      Özel İtalyan Lisesi öğretmenleri grevde!

      Özel İtalyan Lisesi öğretmenleri grevde!

      Gece yarısı MESS sözleşmesi imzalandı!

      Gece yarısı MESS sözleşmesi imzalandı!

      YDİ ÇAĞRI

      Ocak sayımız, sayı 76 Çıktı!

      Bu oyunu seyretmek zorunda değiliz!

      Bu oyunu seyretmek zorunda değiliz!

      Trending Tags

      • Kürdistan
        Şam ile SDG arasında entegrasyon anlaşması

        Şam ile SDG arasında entegrasyon anlaşması

        Rojava’ya yönelik imha savaşına hayır!

        Rojava’ya yönelik imha savaşına hayır!

        Rojava tehlikede!

        Rojava tehlikede!

        Emperyalistlerden dost olmaz!

        Emperyalistlerden dost olmaz!

        HTŞ Halep’te savaş ilan etti!

        HTŞ Halep’te savaş ilan etti!

        SDG üzerinde entegrasyon baskısı

        SDG üzerinde entegrasyon baskısı

        Trending Tags

        • Güncel
          “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

          “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

          Emperyalistlerin savaş makinesi NATO’ya hayır!

          Emperyalistlerin savaş makinesi NATO’ya hayır!

          YDİ ÇAĞRI

          Yeni sayımız, sayı 222 çıktı!

          Devrimci Mücadele Meşrudur! ESP Yalnız Değildir!

          Devrimci Mücadele Meşrudur! ESP Yalnız Değildir!

          Panel: “Çözüm süreci, süreç nereye ilerliyor? “Barış” gelecek mi?”

          Panel: “Çözüm süreci, süreç nereye ilerliyor? “Barış” gelecek mi?”

          Karayipler’de ABD emperyalist korsanlığı!

          Karayipler’de ABD emperyalist korsanlığı!

          Trending Tags

          • Gençlik
            Çocuk emeğinin kapitalist sömürüsü: MESEM

            Çocuk emeğinin kapitalist sömürüsü: MESEM

            Kimsenin payandası olmayacağız!

            Kimsenin payandası olmayacağız!

            Kayyım uygulaması: Faşizm!

            Kayyım uygulaması: Faşizm!

            Üniversiteler, kampüsler savaş çığırtkanlığı yeri değildir!

            Üniversiteler, kampüsler savaş çığırtkanlığı yeri değildir!

            Protesto haktır!

            Protesto haktır!

            Kaza değil cinayet!

            Kaza değil cinayet!

            Trending Tags

            • Kadın
              Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

              Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

              8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

              8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

              8 Mart: Görülmezden gelinen emekten devrimci kopuşa!

              8 Mart: Görülmezden gelinen emekten devrimci kopuşa!

              “Kadın Devrimi” hakkında tavır

              “Kadın Devrimi” hakkında tavır

              Epstein cinsel suç ağı yeniden gündemde!

              Epstein cinsel suç ağı yeniden gündemde!

              25 Kasım 2025’e girerken: Emperyalist savaşların ve erkek egemenliğinin tek alternatifi sosyalizm!

              25 Kasım 2025’e girerken: Emperyalist savaşların ve erkek egemenliğinin tek alternatifi sosyalizm!

              Trending Tags

              • Makaleler
                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                Sistem çürümüştür!  Kurtuluşun yolu işçilerin, emekçilerin örgütlü mücadelesidir!

                Sistem çürümüştür! Kurtuluşun yolu işçilerin, emekçilerin örgütlü mücadelesidir!

                II.Dünya Savaşı’nın sona ermesinden 80 yıl sonra, küresel güç oyunları

                II.Dünya Savaşı’nın sona ermesinden 80 yıl sonra, küresel güç oyunları

                Emperyalist dünya sistemi içinde Kuzey Kürdistan Türkiye’nin konumu III

                Emperyalist dünya sistemi içinde Kuzey Kürdistan Türkiye’nin konumu III

                Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 80. yıldönümü

                Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 80. yıldönümü

                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu  II

                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu II

                Trending Tags

                • Çevre
                  COP 30’da   değişen hiçbir şey yok!

                  COP 30’da değişen hiçbir şey yok!

                  Kapitalizmin azami kâr hırsı amazon ormanlarını yok ediyor!

                  Kapitalizmin azami kâr hırsı amazon ormanlarını yok ediyor!

                  ICOR’dan COP30 açıklaması

                  ICOR’dan COP30 açıklaması

                  Karakaya köyünde taş ocağı tesisine karşı direniş  

                  Karakaya köyünde taş ocağı tesisine karşı direniş  

                  Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili yandaş gazeteden yalanlar

                  Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili yandaş gazeteden yalanlar

                  Orman yangınlarına karşı mücadele yeterli mi?

                  Orman yangınlarına karşı mücadele yeterli mi?

                  Yanan gelecektir!

                  Yanan gelecektir!

                  Türkiye’nin ilk İklim Kanunu hakkında

                  Türkiye’nin ilk İklim Kanunu hakkında

                  Orman yangınları, yanan gelecektir!

                  Orman yangınları, yanan gelecektir!

                  Trending Tags

                  • Youtube TV
                  • İletişim
                    • Hakkımızda
                    • Tüm Yazılar
                  Sonuç yok
                  Tüm Sonucu Görüntüle
                  • Anasayfa
                  • Dünya
                    • Tümü
                    • Afrika
                    • Amerika
                    • Asya
                    • Avrupa
                    • Ortadoğu
                    İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

                    İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

                    Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

                    Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

                    İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

                    İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

                    Küba’ya ablukaya hayır!

                    Küba’ya ablukaya hayır!

                    Affetmek yok! Unutmak yok! Hatırla, an, mücadele et!

                    Affetmek yok! Unutmak yok! Hatırla, an, mücadele et!

                    Viyana: Kürtler Rojava’ya yönelik saldırılara karşı sokaklardalar

                    Viyana: Kürtler Rojava’ya yönelik saldırılara karşı sokaklardalar

                    Trending Tags

                      • Avrupa
                      • Amerika
                      • Ortadoğu
                      • Afrika
                      • Asya
                      • Pasifik
                    • Yayınlar
                      • Son Sayı
                      • YDİ Çağrı / Tüm Sayılar
                      • Tekoşîna Komunîst/Komünist Mücadele
                      • Yeni İşçi Dünyası
                      • Yeni Dünya İçin
                      • Yeni Kadın Dünyası
                      • Yeni Dünya Gençliği
                      • Eğitim Dizisi
                      • Bildiriler
                      • Broşürler
                    • İşçi Dünyası
                      YDİ ÇAĞRI

                      Şubat sayımız, sayı 77 çıktı!

                      Bir direnişin aynasında sendikal bürokrasinin çürümüşlüğü!

                      Bir direnişin aynasında sendikal bürokrasinin çürümüşlüğü!

                      Özel İtalyan Lisesi öğretmenleri grevde!

                      Özel İtalyan Lisesi öğretmenleri grevde!

                      Gece yarısı MESS sözleşmesi imzalandı!

                      Gece yarısı MESS sözleşmesi imzalandı!

                      YDİ ÇAĞRI

                      Ocak sayımız, sayı 76 Çıktı!

                      Bu oyunu seyretmek zorunda değiliz!

                      Bu oyunu seyretmek zorunda değiliz!

                      Trending Tags

                      • Kürdistan
                        Şam ile SDG arasında entegrasyon anlaşması

                        Şam ile SDG arasında entegrasyon anlaşması

                        Rojava’ya yönelik imha savaşına hayır!

                        Rojava’ya yönelik imha savaşına hayır!

                        Rojava tehlikede!

                        Rojava tehlikede!

                        Emperyalistlerden dost olmaz!

                        Emperyalistlerden dost olmaz!

                        HTŞ Halep’te savaş ilan etti!

                        HTŞ Halep’te savaş ilan etti!

                        SDG üzerinde entegrasyon baskısı

                        SDG üzerinde entegrasyon baskısı

                        Trending Tags

                        • Güncel
                          “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

                          “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

                          Emperyalistlerin savaş makinesi NATO’ya hayır!

                          Emperyalistlerin savaş makinesi NATO’ya hayır!

                          YDİ ÇAĞRI

                          Yeni sayımız, sayı 222 çıktı!

                          Devrimci Mücadele Meşrudur! ESP Yalnız Değildir!

                          Devrimci Mücadele Meşrudur! ESP Yalnız Değildir!

                          Panel: “Çözüm süreci, süreç nereye ilerliyor? “Barış” gelecek mi?”

                          Panel: “Çözüm süreci, süreç nereye ilerliyor? “Barış” gelecek mi?”

                          Karayipler’de ABD emperyalist korsanlığı!

                          Karayipler’de ABD emperyalist korsanlığı!

                          Trending Tags

                          • Gençlik
                            Çocuk emeğinin kapitalist sömürüsü: MESEM

                            Çocuk emeğinin kapitalist sömürüsü: MESEM

                            Kimsenin payandası olmayacağız!

                            Kimsenin payandası olmayacağız!

                            Kayyım uygulaması: Faşizm!

                            Kayyım uygulaması: Faşizm!

                            Üniversiteler, kampüsler savaş çığırtkanlığı yeri değildir!

                            Üniversiteler, kampüsler savaş çığırtkanlığı yeri değildir!

                            Protesto haktır!

                            Protesto haktır!

                            Kaza değil cinayet!

                            Kaza değil cinayet!

                            Trending Tags

                            • Kadın
                              Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

                              Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

                              8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

                              8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

                              8 Mart: Görülmezden gelinen emekten devrimci kopuşa!

                              8 Mart: Görülmezden gelinen emekten devrimci kopuşa!

                              “Kadın Devrimi” hakkında tavır

                              “Kadın Devrimi” hakkında tavır

                              Epstein cinsel suç ağı yeniden gündemde!

                              Epstein cinsel suç ağı yeniden gündemde!

                              25 Kasım 2025’e girerken: Emperyalist savaşların ve erkek egemenliğinin tek alternatifi sosyalizm!

                              25 Kasım 2025’e girerken: Emperyalist savaşların ve erkek egemenliğinin tek alternatifi sosyalizm!

                              Trending Tags

                              • Makaleler
                                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                                Sistem çürümüştür!  Kurtuluşun yolu işçilerin, emekçilerin örgütlü mücadelesidir!

                                Sistem çürümüştür! Kurtuluşun yolu işçilerin, emekçilerin örgütlü mücadelesidir!

                                II.Dünya Savaşı’nın sona ermesinden 80 yıl sonra, küresel güç oyunları

                                II.Dünya Savaşı’nın sona ermesinden 80 yıl sonra, küresel güç oyunları

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Kuzey Kürdistan Türkiye’nin konumu III

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Kuzey Kürdistan Türkiye’nin konumu III

                                Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 80. yıldönümü

                                Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 80. yıldönümü

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu  II

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu II

                                Trending Tags

                                • Çevre
                                  COP 30’da   değişen hiçbir şey yok!

                                  COP 30’da değişen hiçbir şey yok!

                                  Kapitalizmin azami kâr hırsı amazon ormanlarını yok ediyor!

                                  Kapitalizmin azami kâr hırsı amazon ormanlarını yok ediyor!

                                  ICOR’dan COP30 açıklaması

                                  ICOR’dan COP30 açıklaması

                                  Karakaya köyünde taş ocağı tesisine karşı direniş  

                                  Karakaya köyünde taş ocağı tesisine karşı direniş  

                                  Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili yandaş gazeteden yalanlar

                                  Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili yandaş gazeteden yalanlar

                                  Orman yangınlarına karşı mücadele yeterli mi?

                                  Orman yangınlarına karşı mücadele yeterli mi?

                                  Yanan gelecektir!

                                  Yanan gelecektir!

                                  Türkiye’nin ilk İklim Kanunu hakkında

                                  Türkiye’nin ilk İklim Kanunu hakkında

                                  Orman yangınları, yanan gelecektir!

                                  Orman yangınları, yanan gelecektir!

                                  Trending Tags

                                  • Youtube TV
                                  • İletişim
                                    • Hakkımızda
                                    • Tüm Yazılar
                                  Sonuç yok
                                  Tüm Sonucu Görüntüle
                                  Yeni Dünya İçin ÇAĞRI
                                  Sonuç yok
                                  Tüm Sonucu Görüntüle
                                  Anasayfa Makaleler

                                  Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                                  20 Şubat 2026
                                  İçinde Makaleler, Tüm Yazılar
                                  Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-
                                  0
                                  PAYLAR
                                  35
                                  GÖRÜNTÜLEME
                                  Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

                                  (Türkiye Cumhuriyeti’nin emperyalist bir ülke olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünen bir okurumuzun bu konudaki tartışmaya katkı için yazdığı yazının birinci bölümünü dergimizin 218. sayısında, ikinci bölümünü 220. sayısında, üçüncü bölümünü  221. sayısında, dördüncü bölümü ise 222. sayımızda yayımladık.  Yazının sonunda okurumuzun yazısının birinci, ikinci ve üçüncü bölümünün linklerini de paylaşıyoruz. Okurlarımızı konu hakkında yürüyen tartışmaya katılmaya çağırıyoruz. YDİ Çağrı)

                                  Bölüm II ile ilgili bir düzeltme:

                                  Nereden Nereye Türkiye (NNT)’de yer alan dönem ile 2024 yılı GSYH kıyaslamasında bir hata söz konusudur. 2024 yılı nominal GSYH yanlışlıkla NNT’ de yer alan (s. 174) SAGP’e göre hesaplanan GSYH ile kıyaslanmış ve dolar cinsinden artışın 2 kata yakın olduğu söylenmiştir. Oysa 2006 nominal GSYH’sı 402,3 milyar dolardır. Ve nominal GSYH’lar kıyaslandığında artış 3,3 kat gibidir.

                                  SAGP hesaplamasıyla elde edilen GSYH’daki artış ise, aynı dönem için 5,4 kat olarak gerçekleşmiştir.

                                  Türkiye Cumhuriyeti ekonomisi önceki bölümde hatalı biçimde ortaya koyduğumuzdan çok daha fazla büyümüştür. Özür dileyerek düzeltiriz.

                                  Sanayi sektörünün diğer bileşenleri

                                  Bölüme başlarken, önceki bölümlerde üzerinde durmadığımız, önemli gördüğümüz ama eksik bırakılmış olarak değerlendirdiğimiz birkaç veri üzerinde durup, karşılaştırmalı olarak yorumlayalım:

                                  2024 yılı ortası itibariyle toplam istihdam 32,7 milyon olmuştur. Bunun 23,15 milyonu, yani %70,8’i ücretlilerden oluşmaktadır. NNT’ de yer alan dönemde “2008 Ocak ayı itibariyle 20.112.000 kişi resmen istihdam edilmiş durumda” idi (bkz. NNT, s. 35). Bu 16,5 yıl içinde %62,7 oranında bir artış anlamına geliyor. Ücretli çalışanların tüm çalışanlara oranı, geçmiş dönemde %55,05 yani 11,07 milyon kadar idi (aynı yazı). Dönem içinde ücretli çalışan sayısı 12,08 milyon (%109 oranında) artış göstermiştir. Ücretli çalışanlardaki artış oranı toplam istihdam edilenlerdeki artış oranının epey üzerinde gerçekleşmiştir.

                                  Burada istihdam edilen nüfus üzerinden karşılaştırmada bulunduk. Toplam çalışabilir nüfusta da benzer oranda bir artış söz konusudur. Çalışabilir nüfus içinde işsizler de yer almaktadır ki, bunların ezici çoğunluğu proleter ya da proleterleşme sürecinde olan insanlardır. Bu husus da göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’de proleterleşme sürecinin oldukça ileri bir düzeye ulaştığı söylenebilir.

                                  Bu, bir yandan hızlı bir kapitalistleşmenin ve buna bağlı küresel pazarlara yayılma zemininin geliştiğinin, öte yandan objektif olarak kapitalist sistemin “mezar kazıcıları” olan proletaryanın ne denli artış gösterip büyüdüğünün önemli bir göstergesidir. Bu bağlamdaki objektif koşullar proletarya lehine gelişim göstermeye devam etmektedir.

                                  İkinci olarak belirtmemiz gereken husus, tarım istihdamının (4,7 milyon) toplam istihdama oranıdır. NNT’ de yer alan dönemde (s. 37) %23,25 olan bu oran yaklaşık olarak %14,9’dur.

                                  Bugün sanayide istihdam edilenlerin sayısı yaklaşık 6,7 milyon oldu ve tüm istihdam edilenlere oranı ise %20,5’dir. NNT’ de yer alan dönemde bu oranın %21,4 (aynı yazı) olduğunu görüyoruz. Sanayide istihdam edilenlerin sayısı dönem içinde 2,4 milyon (%56) artmış olmasına karşın, günümüzde toplam istihdama oranı bir miktar düşmüştür.

                                  Tarım dışı istihdamın süreç içinde arttığı koşulda, oransal artışın esas olarak sanayi dışındaki artışa –özellikle de hizmet sektöründeki artışa– bağlı olduğu anlaşılıyor. Böyle bir gelişme, tüm ileri kapitalist ülkelerdeki gelişim sürecine benzemektedir.

                                  (Yukarıdaki veriler TÜİK’ ten ve kendi hesaplarımızdan alınmıştır.)

                                  ***

                                  Önceki bölümlerde (bölüm II) T.C. GSYH’ sının bileşenlerinden sanayi sektörünün bir bölümü üzerinde durulmuştu. Bu sektörün alt bileşenlerinden olan ve sektör bütünü içinde ağırlıklı yer oluşturan imalat sanayi ele alınarak bu sanayi içinde, küresel emperyalist sistemde konumlanma açısından özel bir yer oluşturduğunu düşündüğümüz “makine sanayi” üzerine özel olarak durulmuştu.

                                  İmalat sanayi içinde yer alan tek tek alt sektörlerdeki gelişmeler de kuşkusuz büyük önem arz ediyor. Burada küresel çapta başa güreşen sektörler bulunduğu gibi, bu dallarda faaliyet gösteren ve aynı biçimde küresel rekabet içinde belli konumlar elde etmiş tekeller de yer almaktadır. Buna ilerleyen bölümlerde değinilecektir.

                                  Burada ilk önce sanayi sektörünün, önceki bölümlerde yer vermediğimiz bileşenleri üzerinde duracağız. Buradaki gelişmelerin yönü de oldukça önemlidir, zira imalat sanayini gerektiği gibi destekleyecek, besleyecek gelişmeler yakalanmazsa, bu sanayinin gelişimi de bir biçimde engellenmiş olur ve gelişme büyük oranda dışa bağımlı biçimde gerçekleşebilir. Doğal olarak içeride sadece bu sektörlerin gelişmesi ile sınırlı kalmıyor. Tarımda olduğu gibi sanayide de çok yönlü dış ilişkilerin rolü bulunuyor ve bu konu tartışmamız açısından büyük önem arz ediyor.

                                  Sanayi’de 2024 ve 2025 verileri

                                  Son döneme ait birkaç veri ile başlayalım. Biri 2024 sonu itibariyle bir yıllık gelişmeyi, diğeri 2025’in ilk yarısı ile ilgili yine bir yıllık gelişmeyi gösteriyor. Her iki veri de TÜİK’ ten alınmıştır.

                                  Sanayi Üretim Endeksi, Aralık 2024 (https://data.tuik.gov.tr – 10 Şubat 2025)

                                  Sanayi üretimi yıllık %7,0 artmıştır. 2024 yılı Aralık ayında sanayinin alt sektörlerine baktığımızda, bir önceki yılın aynı ayına göre madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksinin %1,8, imalat sanayi sektörü endeksinin %6,8 ve elektrik, gaz buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksinin ise %11,4 arttığını görüyoruz.

                                  Aynı yerdeki tabloda, yukarıdaki veriler dışında yıllık artış oranında dikkat çeken şu gelişme bulunuyor:

                                  Sermaye mallarında %20, yüksek teknoloji mallarında ise %43,5 (bir önceki aya göre ise %51,6) artış gerçekleşmiştir.

                                  Yayım tarihi 11 Ağustos 2025 olan Haziran 2025 Sanayi Üretim Endeksi’ne bakıldığında, sanayi üretiminin yıllık %8,3 arttığı görülüyor.

                                  2025 yılı Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi %2,3, imalat sanayi sektörü endeksi %9,5 artmış; elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi ise %1,1 azalmıştır.

                                  Kısa dönemde gerek tüm sanayide gerekse sanayinin alt sektörlerinde hızlı değişimler olduğu görülüyor. Kapitalizmde gelişmenin düz bir çizgide sürmesi olanaksızdır. Belirleyici olan, orta ve uzun vadeli süreç içinde gelişmenin (ileri-geri hareket ederek gerçekleşmesi ile birlikte) hangi yönde olduğudur.

                                  İleri teknoloji alanındaki gelişme dikkat çekici olmaya devam etmektedir. Burada yıllık %88,2, aylık ise ortalama %38,1 artış olduğu tespiti yapılmıştır ve bu oldukça önemli bir gelişmedir. Yüksek teknoloji alanında âdeta bir atak olduğu görülüyor. Bu gelişmeyi dikkatle izlemeli, hangi alanlarda, hangi etkenlere bağlı, ne gibi gelişmeler olduğuna bakmalıyız. Ama her hâlükârda yapılan bunca Ar-Ge çalışmalarının, alınan patentlerin vb.nin sanayi üretimi aşamasına gelmiş olmasının büyük bir olasılık olduğunu söyleyebiliriz.

                                  Yine TÜİK’ in paylaştığı verilerden, sanayi sektöründe, zincirlenmiş hacim endeksleriyle (üretimdeki değişimin daha sağlıklı ölçülebilmesi için enflasyon etkisinin arındırılmasıyla yapılan hesaplama) büyümenin 2024 yılı için %0,5 kadar olduğunu görüyoruz. Sanayi Üretim Endeksi’nin ise belirli bir dönemde sanayi sektöründe gerçekleştirilen üretim miktarındaki değişimleri ölçtüğünü öğreniyoruz.

                                  Her hâlükârda son dönemdeki verilerde de büyük olmamakla birlikte, sanayide de bir büyümenin sağlandığı görülüyor. 2024 yılı için bir duraklama olduğunu da söyleyebiliriz.

                                  Biraz daha uzun vadeli bakıldığında –örneğin önceki bölümde paylaştığımız gibi 2015-2021 arası– sanayi üretim endeksinin %209 artış göstererek, 2015 yılı 100 olarak alındığında 2021’de %135,6 düzeyine çıktığı görülüyor.

                                  Bir önceki bölümde sanayinin önemli alt bileşenlerinden imalat sanayi ve ona bağlı makine sektörü üzerinde kapsamlı olarak durulmuştu. Burada sanayinin diğer önemli iki bileşeni; madencilik ve taş ocakçılığı ile elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üzerinde durulacaktır. 

                                  Madencilik

                                  Bu sektörün ne denli önemli olduğu, gelişmiş bir madencilik sektörü olmaksızın imalat sanayi gelişiminde birincil rol oynayan girdilerin eksik kalacağı açıktır. Sektörün önemi NNT’ de (s. 87 ve devamında) ortaya konulmuştu. O dönemden bu yana ne gibi gelişmeler olduğuna bakalım:

                                  2007 yılında madencilik sektörü GSYH’ nın cari fiyatlarla %1,2’sini oluşturuyordu (Bkz. Nereden Nereye Türkiye, H. Yeşil, s. 87, Çağrı Yayınları, Nisan 2009, İstanbul). Bu oran 2020 yılında %1,17 olmuş (https://enerji.gov.tr – Türkiye Madencilik Sektörü Gelişim Raporu 2020) ve 2022 yılında %1,4’e yükselmiştir (https://tim.org.tr – “2023 Türkiye’nin İlk 1.000 İhracatçı Firması”, Enerji Bakanı’nın açıklaması).

                                  Yani süreç içinde ciddi bir artış göstermiş olan GSYH içinde, oransal olarak da bir miktar artış gösteren bir sektör söz konusudur. Bu, süreç içinde sektörde ciddi büyüme sağlandığının göstergesidir.

                                  2022 yılı GSYH 905,5 milyar olduğuna ve bunun içinde madencilik sektörü %1,4 pay aldığına göre, madencilik sektöründe 12,6 milyar dolarlık hâsıla oluştuğu görülür. 2007 yılında bu tutar, yine benzer hesaplamayla 4,8 milyar dolar kadardı (NNT, s. 88). 15 yıllık süreç sonunda üretim değerindeki artış, dolar cinsinden 2,6 kat gibidir.

                                  NNT’ de yer almayan dönemdeki önemli gelişmelerden biri olarak, burjuva hükümetin yönetiminde, devlet bürokrasisinde bu alanda yeni bir yapılanmanın oluşturulması sayılabilir. Türk burjuvazisi bu yapılanmanın aracılığıyla madencilik alanında önemli atılımların gerçekleştirilmesini arzu eder gözükmektedir.

                                  “Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK); TAEK, BOREN ve NATEN gibi kurumların birleştirilmesi ile 2020 yılında kurulmuş olup enerji, maden, iyonlaştırıcı radyasyon, parçacık hızlandırıcıları ve nükleer teknoloji alanında hizmet etmek, Türkiye’nin rekabet gücünü artırmak ve sürekli kılmak, inovasyon ihtiyacını karşılamak, yeni ürünlerin üretimini ve var olanların geliştirilmesini sağlamak, araştırmacılara bilimsel ortam temin etmek, … bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak, bu araştırmaları koordine etmek, teşvik etmek, araştırma ve geliştirme faaliyetlerine katkı sağlamak, bilimsel, teknik ve idari çalışmaları yapmak, yaptırmak, düzenlemek, desteklemek, iş birlikleri kurmak ve koordine etmek amacıyla kurulmuştur.

                                  …Tabii Kaynaklar Dairesi Başkanlığı görev ve sorumlulukları çerçevesinde Türkiye Maden Envanter Raporu, Türkiye Stratejik ve Kritik Mineraller Projesi, Madencilik Dış Ticaret Verilerinin Standardizasyonu Projesi vb. çeşitli çalışmalar yaparak ülkemiz madencilik sektöründe ulusal bir maden politikası geliştirme yolunda ilerlemektedir. Özellikle son yıllarda gerek ABD gerekse AB ülkeleri tarafından yapılmış olan stratejik ve kritik minerallerin belirlenmesi ve bunlar özelinde politika geliştirme çalışmaları dikkat çekmektedir. Ülkemiz için benzer çalışmalar zaman zaman çeşitli kamu kurum ve kuruluşları nezdinde yürütülmüş olsa da bütüncül bir yaklaşımla yürütülmüş bir çalışma mevcut değildir. Bu çerçevede geliştirilen Türkiye Stratejik ve Kritik Mineraller Projesi ülkemiz için önemli olan minerallerin kaynak, rezerv, ithalat, ihracat, küresel pazardaki durumu ve sektörel kullanım oranı gibi verileri derleyerek belirlenen metodoloji çerçevesinde stratejik ve kritik minerallerin raporlanmasını ve bu doğrultuda politika belgeleri geliştirilmesini hedeflemektedir”. (https://enerji.gov.tr – Türkiye Madencilik Sektörü Gelişim Raporu 2020)

                                  Benzer çalışmalar daha önce de yürütülmüş ve epey yol alınmıştır. Burada, bu yeni yapılanmayla daha derli toplu çalışmalar yürütme ve daha olumlu sonuçlar elde etme isteği belirtilmiş olmaktadır.

                                  Maden potansiyeli ve dünya sıralamasındaki yer

                                  Yukarıda alıntı yaptığımız aynı rapora göre Türkiye bor, mermer, trona, feldspat, barit, alçıtaşı, krom, çimento gibi hammadde kaynakları açısından dünyada ilk 5’te yer almaktadır. “Uluslararası kaynaklara bakıldığında rezerv sıralaması açısından … bor madeninde birinciyken trona özelinde ikinci sırada yer almaktadır. Ayrıca altın, gümüş, nikel, alüminyum, demir, bakır, kurşun, çinko ve antimon (gibi) çok çeşitli maden kaynaklarına” sahiptir.

                                  NNT çalışması sonrası süreç içinde bu madenlerin çıkarılması, işlenmesi vb. açılardan durumun ne denli değiştiğine bakalım.

                                  NNT’ de (s. 87 ve 88) Türkiye Cumhuriyeti’nin o dönemki durumu ile ilgili somut, aydınlatıcı bilgiler bulunuyor. Ve buna bağlı olarak “maden üretimi konusunda … elindeki zenginliği yeterince kullanmama durumundadır.” saptaması yapılıyor.

                                  O dönemden bu yana bazı gelişmeler yaşanmakla birlikte istenilen düzeye gelinemediğini Bakanlık raporundan anlıyoruz: “Ülkemizin dünya sıralamasındaki miktar (ton) ve değer (dolar) bazındaki sıralama farkının yani bu sıralamada değer (dolar) bazında daha gerilerde olmamızın nedeni yüksek katma değer yaratan ara / uç ürün yerine daha düşük değerlerle tüvenan / konsantre cevher olarak maden ihracatı gerçekleştirilmesidir”. Oysa raporda “…maden çeşitliliği açısından dünyadaki 168 ülke arasında…8. sırada…” bulunulduğu belirtilmiştir.

                                  “Uluslararası çalışmalar referans alındığında (USGS, World Mining Data vb.) 90 çeşit tabii kaynaktan 70’i ülkemiz sınırları içinde kaynak olarak yer almakta ve 60 madenin ticareti yapılmaktadır. 65 mineral, mineral grupları ve hidrokarbon üretimlerinin 168 ülke arasında incelemesinde; miktar (ton) bazında Çin 1’inci”dir. Onu ABD, Rusya, Avustralya ve Hindistan izlemektedir. Üretilen ürün değeri bakımından sıralama, Suudi Arabistan’ın 4.’lüğe çıkması ve Hindistan’ın ilk 5 ülke dışına çıkması dışında aynıdır.

                                  “Bu sıralamada, Türkiye ise dünya üretiminde miktar (ton) bazında 22. sırada, değer (dolar) bazında 28. sırada yer almıştır”.

                                  Raporda Türkiye’nin maden kaynakları açısından küresel sıralamada “bor dünya 1’incisi, trona / soda külü dünya 2’ncisi, perlit ve bentonit dünya 3’üncüsü; feldispat, krom ve çimento klinker kapasitesi dünya 4’üncüsü; barit ve jips/alçıtaşı dünya 5’incisi; antimon dünya 6’ncısı; kurşun(da) ise dünya 11’incisi” olduğu belirtiliyor.

                                  Maden üretimi dünya sıralamasında ise, “bor, feldispat ve ponza dünya 1’incisi; trona / soda külü, krom ve linyit dünya 2’ncisi; agrega üretiminde dünya 3’üncüsü (The UEPG araştırmaların göre); manyezit ve perlit dünya 3’üncüsü; bentonit, diatomit ve jips/alçı taşı dünya 4’üncüsü; stronsiyum dünya 5’incisi; vermikülit, antimon ve çimento dünya 6’ncısı; zeolit, barit, kireç ve kurşun dünya 8’incisi; kaolen ve tuz dünya 9’uncusu” olunduğu belirtilmiştir.

                                  Bununla birlikte, burjuvazi eksikliklerinin bilincindedir. Ve yukarıda değindiğimiz yapılanma ve girişimlerle madencilik alanında büyük gelişme beklentisi içinde olduğu görülmektedir: “Yürütülen arama ve kaynak geliştirme faaliyetleri ile ilerleyen yıllarda ülkemizin kaynak çeşitliliği bakımından daha da üst sıralarda yer alması büyük bir olasılıktır. Son dönemde laboratuvar ölçeğinde elde edilen nadir toprak elementleri yakın gelecekte önce pilot ölçek sonrasında da ticari ölçekte elde edilebilecek olup ülkemiz madencilik sektörüne yeni bir dinamik getirebilecektir”.

                                  Enerji Bakanı madenciliğin GSYH’daki payı için “ilk olarak 2028 yılında %2’ye, ilerleyen dönemde ise %5’e çıkarmak istiyoruz. Nihai hedefimiz; Türkiye’yi madenler konusunda net ihracatçı konuma getirmek” biçiminde açıklama yapıyor. (Bkz. https://enerji.gov.tr – Türkiye Madencilik Sektörü Gelişim Raporu 2020)

                                  Son gelişmeler ve bunların konumuzla ilgisi

                                  Peki, NNT çalışması sonrası süreç içinde madenlerin işlenmesi ve ara / uç ürün elde edilmesi konusunda hiç mi ilerleme sağlanmamıştır? Yukarıda alıntı yaptığımız Bakanlık Raporunda, ihracatta “yüksek katma değer yaratan ara / uç ürün yerine daha düşük değerlerle tüvenan / konsantre cevher olarak maden ihracatı gerçekleştirildiği” belirtilmiştir. Ama bu hiçbir biçimde maden işlenmesi ve ara/uç ürün elde edilmesi doğrultusunda yol alınmadığı anlamına gelmemektedir.

                                  Sanayideki gelişmeler ve buna bağlı olarak teknolojik açıdan daha gelişmiş ürünlere olan gereksinimin artması, madenlerden ara ve uç ürün elde edilmesi doğrultusunda gelişmeyi teşvik edici rol oynamış gibi gözükmektedir.

                                  Türkiye’de savaş sanayindeki gelişmeler, makine sektöründe olduğu gibi, maden endüstrisindeki gelişmeyi de hızlandırmıştır. Bunun henüz ihracata yansımamış olması, üretimin iç piyasanın gereksinimlerini öncelemesi nedeniyledir. Ayrıca makine ve savaş sanayi ürünleri ihracatı içinde işlenmiş maden ürünleri zaten yer almaktadır.

                                  Konuya 2023 yılındaki bir yayında (YDİ Çağrı, sayı 212, s. 71-75, “TÜRK SAVAŞ SANAYİNDE SON GELİŞMELER”) genişçe yer verilmiştir. Orada “Stratejik hammaddeler ve bunlarla ilgili teknolojiler” üzerinde durulmuş, “Nadir toprak elementleri”, bor madeni ve bunların madenciliği, işlenmesi, ara / uç ürün elde edilmesi konusunda genişçe bilgi verilmiş idi.

                                  Orada ele alınan gelişmelerin hemen tümü NNT’ de yer almayan sonraki (2006-2007) döneme rastlar. Buradan ve aşağıda değineceğimiz birkaç konuya dayanarak, aslında ara /uç üretim alanında birtakım yetenekler geliştirildiğini görüyoruz. Bakanlık raporunda yer alan, henüz istenilen düzeye gelinemediği biçimindeki tespit, gelişmiş kapitalist / büyük emperyalist güçlerle kıyas ve rekabet içinde yapılan bir tespit olarak anlaşılmalıdır; bu ülkelerin konumu hedeflenerek böyle bir tespit yapılmış olmalıdır.

                                  Konunun daha iyi anlaşılması amacıyla burada birkaç örnek gelişmeye değinebiliriz. Konu, aynı zamanda kapitalizm koşullarında işlerin nasıl yürüdüğü, cevherden uç ürün üretimine dek giden süreçte ne gibi gelişmelerin yaşandığı ve bunların ne anlam ifade ettiği hakkında yorumlar yapacağımız bilgiler sunmaktadır. Konuyu nikel madeni somutunda ele alalım:

                                  Nikel madenciliğinin yapılması ve ara / uç ürün elde edilmesinin özel bir önemi vardır. Örneğin türbin motorlarında kullanılan süper alaşımlar açısından vazgeçilmez bir mineraldir. Bunun dışında örneğin elektrikli araç bataryalarında olduğu gibi tüm enerji depolama aygıtlarında da kullanım alanı bulmaktadır.

                                  Cevher olarak kobalt ile bir arada bulunması ve kobaltın da benzer işlevlere sahip olması bu alandaki madenciliği çekici kılmaktadır. Konuya daha önce, yukarıda söz ettiğimiz kaynakta değinilmiştir (Aynı yazı, s. 57-58). Burada kullanılan malzemenin metalürjik yol ve yöntemlerle elde edilmesinde birkaç şirket öne çıkmış ya da çıkarılmış olmakla birlikte, bunlarla savaş sanayi şirketleri arasında ilgi çekici ilişkiler gelişmiş bulunmaktadır. Buna aşağıda değineceğiz.

                                  Bir yandan gelişmeye açık böyle alanların olması ve ülke içinde nikel cevher yataklarının bulunması, diğer yandan Gördes’te bulunan yataklardaki rezerv değerinin 10 milyar dolar olarak tahmin edilmesi, burjuvazi açısından kaçırılmayacak bir fırsat olarak değerlendirilmiştir.

                                  2010 yılı Kasım ayında Zorlu Grubu’nun grup şirketlerinden Meta Nikel Kobalt AŞ’nin, Manisa’nın Gördes ilçesindeki maden alanında Türkiye’nin ilk nikel rafinerisini kuracağı, yatırıma Ocak’ta başlayacağı açıklaması basın yayın organlarına yansıdı (https:// www. dunya.com).

                                  Aynı internet sitesinde 7 yıl sonra (01 Aralık 2017), “Bataryacılar Meta Nikel’in kapısında, Tesla bile geldi.” haberini görüyoruz (Haberde yer alan bilgiler şirketin internet sitesinde de yer alıyor. https://www.metanikel.com.tr).

                                  Haberde şu dikkat çekici paylaşımlar yer alıyor:

                                  “Teknolojisi ve proses yönetimi ile dünyadaki ilk 10 tesis içinde. Kuzey Yarım Küre’de tek!”.

                                  “Grubun, Gördes, Eskişehir ve Uşak’ta nikel rezervleri, farklı bölgelerde arama çalışmaları var. Eskişehir’de rezerv geliştirme ve cevher üretim, Uşak’ta ise jeolojik etüt çalışmaları sürüyor. İlk fazında 360 milyon dolar, şimdiye kadar 600 milyon dolar yatırım yapılmış. 2023’e kadar 860 milyon lirayı bulacak. Böylece 10 bin tonluk üretim kapasitesi de 20 bin tona çıkacak”.

                                  Devamında bu madenin hangi alanlarda kullanım bulduğu ve önemi vurgulanıyor ve “geleceğin hammaddesi” olarak değerlendirildiği belirtiliyor.

                                  Cevherin içinde %1-5 oranında nikel, %0,1-0,5 oranında kobalt olduğu belirtildikten sonra, cevher olarak satıldığında ton fiyatının 30 dolar olduğu, ama “Meta Nikel” şirketinin cevheri işleyerek “nikel konsantresi”ne dönüştürdüğü ve tonunu 1.800 dolara sattığı belirtiliyor. Hedefi, %100 nikele dönüştürerek 11-12 bin dolara satmak. Saf nikel yatırımı yapıyor. Dahası içindeki nadir elementleri çıkarırsa, örneğin skandiyum elde ederse, kilosu 5 bin dolar olacak. Tesis bu yüzden aynı zamanda bir Ar-Ge laboratuvarı gibi çalışıyor. Hâlen 32 farklı konuda Ar-Ge çalışması var ve Eti Maden’den transfer edilmiş deneyimli bir ekip, nikel cevherinden yoğunlaştırılmış nikele geçerken kalan atığın çimento ve demir-çelikte kullanılabilmesi de dâhil, birçok yeni süreç ve ürün üzerinde çalışıyor.

                                  Çıkarılan madende %21 oranında demir bulunduğu da söyleniyor.

                                  Günümüzde nikelin kg fiyatı 14 ile 18 dolar arasında değişiyor. Yani 2017 sonu fiyatlarına göre bir artışın söz konusu olduğu görülüyor. Bu, talep yönünün ağırlıkta olduğu anlamına geliyor ve bu alana yapılan yatırımın kârlı bir yatırım olduğunu gösteriyor. Üstelik cevher içinde kobalttan başka skandiyum gibi nadir elementlerin bulunduğu ve bunun ayrıştırılmasının da hayli kazançlı olduğu görülüyor.

                                  Tesisin/şirketin Ar-Ge çalışmalarına ağırlık verdiği görülüyor; istatistiksel veriler bu çalışmaları yapan ve buradan olumlu sonuçlar elde eden kuruluşların görece daha kârlı çalıştığını gösteriyor.

                                  Deneyimli bir ekibin Eti Maden’den devşirilmiş olması, kapitalist sistemde devlet işletmelerinin genel olarak özel sermayenin gelişmesini destekleyen rolü yanında, özellikle özel sermayeli kapitalizmin gelişip belli bir aşamaya geldiğinde, devlet işletmelerinin işlevinin bir başka yanını ortaya koyuyor; devlet işletmelerinde deneyim kazanmış kadrolar özel sermayenin hizmetine sunuluyor.

                                  Meta Nikel’in, kuzey yarımkürede alanında tek işletme olması, arkasında Zorlu Holding gibi güçlü bir sermaye grubunun bulunması, grubun dünya çapında yaygın bir pazarlama ağı ve deneyimi olması, bu grubun diğer işletmeleri yanında TOGG otomobil işletmesinin ortağı olması, TOGG ile Farasis ortaklığı olan Siro şirketinin TOGG araçlarının bataryalarını üretecek olması vb. unsurlar konunun tekelci yanını gösteriyor.

                                  Böyle yüzlerce milyon dolarlık sermaye yatırımlarında işin içinde banka sermayesinin de yer alması olağan bir durumdur. Grubun o yıllarda bankacılık alanında kendi yatırımı da bulunuyordu.

                                  2017 yılındaki yazıda “Nikel işini büyütmek isteyen Zorlu, Gördes’in iki katı büyüklükte bir yatırımı Eskişehir’de planlıyor.” deniyor. Bu, Zorlu Holding’in işi iç pazar ile sınırlı tutmadığını, dış pazarda da önemli bir oyuncu durumuna gelmeyi planladığını gösteriyor.

                                  Bir bütün olarak Türk burjuvazisinin son dönemde hem ülke gereksinimini garantilemek hem de dünyada artma eğiliminde olan nikel vb. hammadde ihtiyaçlarını karşılamak konusunda suyun başında yer alarak tekelci bir konum oluşturmak amacıyla, devlet aracılığı ile özellikle bazı Afrika ülkeleriyle anlaşmalar imzalaması dikkat çekiyor. Buna aşağıda ayrıca değinilecektir.                                                                                                                  Madencilik ürünlerinin işlenmesi konusunda hangi aşamaya varıldığının daha anlaşılır olması amacıyla, nikel ve kobalt madenciliğinde elde edilen ara/uç ürünlerin süper alaşımlar olarak kullanılmasıyla ilgili birkaç not düşmekte yarar var.

                                  Yukarıda değindiğimiz üzere, jet motorlarında kullanılan ve içeriğinde nikel, kobalt elementlerinin yer aldığı süper alaşımların üretilmesi konusunda iki uzman şirketin öne çıktığı görülüyor. Bunlar “Varzene Metal” ile “Gür Metal” adlı şirketlerdir. Her iki şirket de geliştirdikleri yetenekler ile birçok gelişmiş teknoloji gerektiren üretim dalına hitap edebildikleri gibi “savunma” sanayine de üretim yapmakta ve bu sonuncusunda çok önemli işlevler yerine getirmektedirler. Burada uzun uzadıya bunlar üzerinde durmayacağız, istenildiğinde bunların internet sitelerinden bilgi edinilebilir (www.varzene.com.tr ve www.gurmetal.com.tr).

                                  Şirketlerden ilki kaliteli çelik, özel/süper alaşımların metalürjik yoldan yarı mamul olarak elde edilmesi ve piyasaya sunulması konusunda uzmanlık geliştirmişken, diğeri bu metalleri özel döküm teknikleri kullanarak üretime sokma konusunda uzmanlaşmıştır.

                                  Varzene, yeteneklerini geliştirip büyüdükçe, havacılık başta olmak üzere diğer “savunma” şirketlerine hitap eder duruma gelmiş, 2020 yılı Ağustos ayında ise Çekya’da kendi dalında üretim yapacak Plzen Edelstahl şirketini kurmuştur.

                                  Sonraki gelişmelerde ne görüyoruz? Havacılık motorları üreticisi TUSAŞ Motor Sanayii A.Ş. (TEİ) Varzene Metal’in %50 hissesini alarak ortak hâline gelmiştir. Aynı durum Gür Metal somutunda da yaşanmıştı. 2018 yılında TEİ, Gür Metal’in %51 hissesini almıştı. Öncesinde TEİ ile Gür Metal’in, Savunma Sanayi Başkanlığı tarafından havacılıkta kullanılan malzemelerin yerli üretimini hayata geçirmek için hazırladığı projelerde birlikte çalıştığını görüyoruz. Projeler başarıyla tamamlanmıştı.

                                  Havacılık sanayinde söz konusu alanda gelişmiş ülkelerin sahip olduğu düzey görece kısa sürede yakalanmış, bu düzeye sahip az sayıda ülke arasına dâhil olunmuştur.

                                  Büyük/ana şirketin sermaye ortaklığına gitme girişimleriyle bir yandan TEİ’nin iki önemli tedarikçisinin sermaye yapısı güçlendirilmekte, onların üretim, Ar-Ge ve pazarlama çalışmaları gibi konularda eli rahatlatılırken diğer yandan TEİ kendine gerekli olan tedariki garanti altına almış olmaktadır. Bu gelişmelerin bir sonucu da ortaya çıkan tekelleşmenin güçlenmesinden başka bir şey değildir. Tümüyle yerli sermayeli olan TUSAŞ (Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı –TSKGV– şirketidir), ona bağlı TEİ (sermayesinin çoğunluğu TUSAŞ’a aittir) ve ona bağlı yukarıda söz ettiğimiz şirketler gibi yüzlerce tedarikçi şirket… Bu durum bir yandan üretim açısından ortaya nasıl bir ekonomik sistem çıktığını gösterirken, öbür yandan gittikçe büyüyen bir tekelleşme olgusunu da gözler önüne seriyor.

                                  Madenciliğin günümüzdeki durumu ve ara/uç ürün konusunda gelinen nokta, üzerinde durduğumuz üretim alanında böyle bir görünüm sunuyor. Kuşkusuz bu, sonraki bölümlerde üzerinde duracağımız diğer üretim alanlarına da genişletilebilir. Ama her hâlükârda çok ciddi yol alınmış olunduğu rahatlıkla söylenebilir.

                                  Tarım ve sanayide kullanım alanı bulunan bor bileşikleri konusu üzerine de kısaca durmak gerekir. Gelişmiş teknolojilerde önemli bir girdi olmasının yanında Eti Maden gibi bu alanda tekel konumunda olan bir şirketin yer alması, konuyu değinmeye değer kılmaktadır.

                                  Türkiye dünya bor rezervlerinin %73’üne sahiptir ve tüm dünya bor ürünlerinin yarısını üretir durumdadır. Bor madenlerinin üretimi, işletilmesi ve pazarlanması Eti Maden tarafından gerçekleştirilmektedir. Dünya bor lideri olan şirket nadir toprak elementleri (NTE) konusunda da ilk 5 içine girmek hedefiyle çalışmalar yürütmektedir. 2024 yılında dünya bor gereksiniminin %61’ini Eti Maden karşılamıştır. Aynı yıl yaklaşık 2,4 milyon ton ihracat ve 104 bin ton iç satış olmak üzere toplam 2,5 milyon ton bor ürünleri satışı ile 1,322 milyar dolar gelir elde edilmiştir.

                                  Günümüzde Kırka, Emet, Bandırma, Beylikova ve Bigadiç’te tesisleri bulunan Eti Maden; Eti Soda’ya da %26 pay ile ortaktır. Ortak olduğu TRBOR Bor Teknolojileri A.Ş. ünvanlı bir şirket ve kendine bağlı Etimine A.Ş. adlı bir şirket bulunmaktadır. Küresel operasyonlarını yürütmek amacıyla da yurt dışında farklı ülkelerde, 2’si ana şirket (Lüksemburg’da ve Finlandiya’da) olmak üzere 5 yatırımı bulunmaktadır (https://www. etimaden. gov.tr). Bu şirketler aracılığıyla 100’den fazla ülkede 350’den fazla hedefe sevkiyat gerçekleştirerek dünyanın her yerine hitap eder durumdadır.

                                  Uç ürünler içinde teknolojik olarak en gelişmiş olanlar için üretim ve yatırım çalışmaları sürmektedir. “Eti Maden’in iştiraki TRBOR Bor Teknolojileri A.Ş. tarafından tamamlanarak üretime başlayan 1.000 ton/yıl kapasiteli Bandırma Bor Karbür Üretim Tesisi faaliyetine devam etmektedir. 800 ton/yıl kapasiteli Bandırma Ferrobor üretim Tesisinde 2025 yılı Mayıs ayı itibarıyla üretim faaliyetlerine başlanmıştır. Bor Nitrür Tesisi’nin ise ihale sürecine devam edilmektedir. Bunun yanı sıra, bor atıklarından lityum ve satılabilir bor ürünü elde (e)dilmesi kapsamında Ar-Ge ve Pilot Tesis çalışmaları tamamlanan yerli teknolojinin güç kaynağı olması beklenen yerli lityum için Eskişehir/Kırka’da 600 ton/yıl kapasiteli tesisin proje çalışmaları sürmekte olup 2025 yılı içerisinde Kırka’daki tesisin yapım ihalesinin gerçekleştirilmesi planlanmaktadır” (Bor Sektör Raporu).

                                  Madencilik alanında dünya çapında bir tekelden söz edilecekse Eti Maden buna iyi bir örnektir. Kendi alanında dünya pazarının yarıdan fazlasına hâkim olan, pazarlama, sevkiyat vb. işleri dünya çapında organize eden ve yöneten, bunu kendi şirketleri aracılığı ve değişik ülkelerde aracılığını yapan şirketlerle yerine getiren bir tekel…

                                  Bor konusunda Ar-Ge çalışmaları yapan ve bu çalışmalar sonucunda birçok patent elde eden, çalışmalarının bir bölümü ticarileştirilmiş, bir bölümü bu aşamaya doğru yaklaşan BOREN enstitüsünden söz etmeden olmaz. Enstitü günümüzde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı TENMAK’ın alt örgütlenmelerinden biridir. Geniş bilgi, https://boren.tenmak.gov.tr internet sitesinde yer almaktadır.

                                  Bor karbür, elmas ve kübik bor nitrürden sonra bilinen en sert maddedir ve yoğunluğu görece düşüktür. Bu özelliği sayesinde malzemeleri güçlendirmek amacıyla tercih edildiği gibi savunma sanayinde de hafif zırh üretimi için kullanılır. Uç ürün bağlamında, bor yakıtlı hava füzesi geliştiren ilk ve tek savunma sanayisi Türk burjuvazisine aittir.

                                  Ve toryum… Bu madenin işlenmesi, Türk burjuvazisinin uzun yıllardan beri bunun nükleer enerjide kullanımından çok şey beklediği için önemli.  Bunun dışında sanayide birçok alanda kullanımı bulunuyor.

                                  “Türkiye’de, geçmiş yıllarda Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından yapılan çalışmalar sonucunda, Eskişehir-Sivrihisar’daki 380.141 ton %0,02 tenörlu toryum rezervine ilave olarak, 2020 yılında MTA tarafından Malatya-Kuluncak sahasında 3,8 milyon ton, 2,032 ppm tenörlu toryum kaynağı keşfedilmiştir. ETİ MADEN tarafından da Eskişehir Beylikova-Sivrihisar’da 694 milyon ton, 788 ppm ThO2 kaynağı tespit edilmiştir. MTA keşfine yönelik ekonomikliği ve teknolojik kazanımı hakkında bir çalışma yapılmamıştır” (enerji.gov.tr). Bunun dışında dört bölge daha potansiyel saha olarak tespit edilmiştir.

                                  Toryum kaynakları bakımından Türkiye, küresel sıralamada Hindistan, Brezilya, Avustralya ve ABD’nin ardından %6 oranıyla 5. konumdadır (bir başka kaynakta %13,2 pay ile Avustralya ve ABD ardından 3. görünüyor). Toryumun henüz Türkiye’de saflaştırılması yapılmış değildir. Gereksinime ve teknolojik gelişmeye paralel olarak buna da sıra gelme olasılığı vardır. Toprakta çoğu kez NTE ile birlikte bulunduğu için, bunların saflaştırılması için inşa edilen tesiste elde edilmesi de mümkündür.

                                  Madencilik sektörü işletme rakamları

                                  1999 yılında 1.956 (bkz. NNT, s. 86) olan madencilik sektörü işletme sayısı 2019 yılında 6.797 olmuştur. 20 yıllık süre içindeki artış 3,5 kat gibidir.

                                  İstihdam

                                  NNT’de ele alınan dönemden sonra fazla bir değişiklik olmamakla birlikte 2019 yılı için 122.944 çalışan olarak gerçekleşmiştir. Artan işletme sayısı ve üretim miktarı koşullarında, bunun eskiye göre, işletme başına daha düşük istihdamla daha fazla üretim yapıldığı anlamına geldiğini söyleyebiliriz. Bu da yine eskiye göre bu sektörde daha gelişmiş teknoloji ile daha yoğun makine kullanımı vb. koşullarda üretim yapıldığı olasılığını güçlendiriyor.

                                  Üretim miktarı

                                  2018 yılındaki toplam 944,5 milyon ton üretim ile zirve yakalanmış olmanın ardından 2020 yılında toplam 713,6 milyon ton üretim gerçekleşmiş olup 2018’ e göre %24 oranında azalma olmuştur. 2020 verilerine göre bu üretimde %67 oranında çimento ve inşaat hammaddeleri pay sahibidir. Endüstriyel hammaddeler %13, enerji hammaddeleri %12 ve metalik madenler %5’lik paya sahiptirler.

                                  2006-2007 yıllarında 8-10 ton olan altın üretimi 2020 itibariyle 42 tona yükselmiştir.

                                  Türk burjuvazisinin madencilik konusunda yabancı şirketler aleyhine girişimleri ve yayılmacılığı

                                  Burjuvazi son dönemde gerek yurt içinde gerekse dış pazarlarda konumunu büyüme yönünde pekiştiren girişimlerde bulunuyor. Burada birkaç örnekle yetineceğiz, ama bunlar bile işin gelişme yönüne ışık tutar niteliktedir. İleride konuya daha geniş biçimde yer verilecektir.

                                  Yakın zamanda altın madenciliği konusundaki dikkat çekici bir gelişme de yabancı sermayeli bir şirketin değişik işletmelerinin Türk burjuvazisi tarafından ele geçirilmesi oldu. “Kanadalı madencilik şirketi Alamos Gold, Türkiye’deki Kirazlı, Ağrı Dağı ve Çamyurt projelerini kapsayan tüm varlıklarını, Nurol Holding’e bağlı Tümad Madencilik Sanayi ve Ticaret AŞ’ne 470 milyon dolar nakit bedelle devretmek için kesin anlaşmaya vardığını açıkladı” (15 Eylül 2025 tarihli “cnbce.com” haberi). Ayrıca Corex adlı Türk şirketinin Brezilya’da bir bakır madenini 465 milyon dolar bedelle satın aldığı haberi kamuoyuna yansıdı.

                                  2024 yılı Ekim ayı sonunda “Türkiye ile Kongo Cumhuriyeti arasında 15 Milyar Dolarlık Demir Madeni İşletme Sözleşmesi imzalandı”ğı haberi basına yansıdı. Buna göre; Ulsan Madencilik adındaki Türk şirketi, Kongo’daki Mayoko-Moussondji demir yatağının 25 yıllık işletme hakkına sahip oldu. Habere göre dünyanın en büyük demir rezervlerinden biri olduğu söylenen yatakta 383,8 milyon ton saptanmış demir cevheri bulunuyor. Bu miktar “Türkiye’nin 80 yıl demir ihtiyacını tek başına karşılayabilecek potansiyel” anlamına geliyor.  Bu maden yatağından her yıl 5 milyon ton üretim yapılması planlanmış ve böylece “Türkiye’nin demir cevheri ithalatını düşürerek bu bağlamda dışa bağımlılığı azaltma… ve ülke ekonomisine ciddi bir katkısının olması hedef”lenmiştir.

                                  Burada masum bir şekilde ülkenin bağımsızlığı gündeme getiriliyor. Kapitalizmin belli bir düzeye gelmesinden itibaren bu işler iç içe girmeye başlar; ülkenin bağımsızlığı, ekonomisine katkı vb. gibi girişimler yayılmacılıkla yan yana bulunur; bağımsızlık uğraşı ile yayılmacılık birbirinin ayrılamaz parçaları olur.

                                  Öyle bir yaklaşım ki, dikkat edilirse buradan elde edilip Türkiye’ye getirilecek cevher, ithalat bağlamında ele alınmıyor ve Kongo Cumhuriyeti açısından bir dış bağımlılık oluşturduğu düşünülmüyor. Tüm bunları düşünen, söyleyen aynı kafadaki unsurlar, katiyen sömürgecilik yapmadıklarını da iddia edebiliyor, kendilerini sözüm ona eski sömürgecilerden ayrı tutmaya özen gösteriyorlar. Ancak, artık eski tip sömürgecilik zaten varlığını sürdüremiyor. Artık sorun, eski sömürgelerin egemenleriyle yapılan pazarlıklar sonucu bu egemenlere ne kadar pay bırakılacağında düğümleniyor. Ve bizim kapitalistlerin, eski emperyalist güçlerle rekabet içinde, yeni sömürgelere onlardan bir lokma fazla pay bırakmaları onların sömürgeci olmadıklarını değil, ancak bunun nedenini, yani rekabette bir adım önde olmak için uygulanan ve duruma göre değişim gösterecek bir yaklaşımı sergiliyor.

                                  Aynı sözleşme kapsamında, Ulsan Madencilik Şirketi’nin aynı zamanda Kongo Cumhuriyeti için 460 km’lik demiryolu iyileştirmesi ve ardından demiryolu işletmesi faaliyetlerini gerçekleştireceği yer alıyor. Hiç bedava iyileştirme olur mu, bunun karşılığında işletme faaliyetlerinin yürütülmesi de gayet normal! Ayrıca çıkarılan madenlerin mümkün olduğunca hızlı bir biçimde ana ülkeye ulaştırılması da elzemdir.

                                  Sonuç olarak burada Türk burjuvazisinin yeni sömürgecilik tipine uygun bir emperyalist sömürüsünün söz konusu olduğu tartışılmaz bir olgudur.

                                  Türk burjuvazisinin madenler konusundaki yurt dışı yatırımlarında ülke ayrımı yapmadığı görülüyor. Yatırım yapılan ülkenin gelişmişlik düzeyi, ancak maliyetler ve elde edilen ürünün nerede kullanılacağı açısından bir fark oluşturabilir. Kaynak ülke içinde ne denli kullanım alanı bulunduğu veya oradan görece kârlı olanakla başka pazarlara hitap edilebilmesi, yatırım için seçenek sunar durumdadır.

                                  Burada kendi alanında bir küresel tekel konumunda bulunan Şişecam’ın son operasyonuna kısaca değinebiliriz.

                                  “Şişecam’dan yapılan açıklamaya göre, şirket, doğal soda külü alanında 2019 yılında ABD’de hayata geçirdiği stratejik yatırım hamlesini yeni bir boyuta taşıyacak önemli bir adım atıyor… Yatırım kararı kapsamında, Şişecam, Ciner Grubu ile ABD’de şu an eşit ortak olduğu doğal soda külü alanındaki geliştirme projesi Pacific Projesi’nden ek hisse alarak, %60 pay sahibi hissedar konumuna gelecek”.

                                  “Bu stratejik hamle ile Şişecam’ın bugün 2,5 milyon ton olan kontrol ettiği soda külü üretim kapasitesi, yeni yatırımlar sonucunda portföyüne ekleyeceği yeni kapasiteler ile birlikte 10 milyon tonu aşacak. Ayrıca 2026 yılına kadar oluşturmayı planladığı ek kapasite ile Şişecam’ın bugün itibarıyla 8’inci sırada olduğu soda üretim liginde 2026 yılında bir dünya lideri olması bekleniyor. Şişecam, tek lokasyonda en büyük soda külü üretim tesisinin kurulmasını da içeren yatırımlar sonucunda, ABD’nin en büyük doğal soda külü üreticisi konumuna gelecek.” (www.aa.com.tr- 20.11.2021)

                                  Şişecam’ın ABD’deki yatırımının yaklaşık 4 milyar doları bulacağı belirtiliyor.

                                  Türk burjuvazisinin yurt dışındaki hidrokarbon yatakları konusunda ne gibi uğraş ve girişimler içinde olduğuna aşağıda “Petrol, Doğalgaz Üretimi” bölümünde yer verilecektir.

                                  Dış ticaret

                                  Tüvenan (işlenmemiş) maden dış ticaretinde 2020 yılında 4,07 milyar dolarlık ihracata karşın 4,72 milyar dolar ithalat yapılmıştır ve 700 milyon dolarlık bir açık verilmiştir ((https://enerji.gov.tr – Türkiye Madencilik Sektörü Gelişim Raporu 2020), şekil 7). “2020 yılındaki tüvenan / konsantre ihracat gelirinin büyük bölümü doğal taşlardan gelirken onu sırayla metalik madenler ve endüstriyel hammaddeler takip etmektedir”.

                                  Aynı yıl en büyük kalem olarak 2,9 milyar dolarlık taş kömürü ve 1,06 milyar dolarlık demir cevheri ithal edilmiştir. Yukarıda yer verdiğimiz “Ulsan” burjuvazisi, demir ithalinden oluşan açığı kapatma iddiasındadır.

                                  Açık konusundaki hesaplamaya ara/uç ürün dâhil edilerek bakıldığında dış ticaretteki açığın büyük oranda arttığı görülüyor (Adı geçen rapor,  şekil 8). 2020 yılında ihracat 30,4 milyar dolar olurken ithalatın 50,2 milyar dolar olarak gerçekleştiği, açığın ise 19,8 milyar dolara yükseldiğini görüyoruz.

                                  2015-2020 yılları arasındaki 5 yıllık verilere göre son yıl gerçekleşen ithalat tutarı en büyük miktarda olandır. İhracat ise 30 ile 34 milyar arasında değişim göstermiştir.

                                  Alıntı yaptığımız rapordaki dipnotta “Tüvenan ve ara uç ürün dış ticaret verilerinde dikkate alınan madenler” olarak; “Altın, Alüminyum, Bakır, Bor, Çinko, Demir-Çelik, Doğaltaş, Feldspat, Gümüş, Kobalt, Kömür, Krom, Ferro-Krom, Kurşun, Lityum, Molibden, Ferro-Molibden, NTE, Nikel, Trona, Tuz” dikkate alınmıştır. Petrol ve doğalgaz da hesaba katıldığında dış ticaret açığının çok daha büyüyeceği açıktır.

                                  Enerji Bakanı, 2020 sonrasında tüvenan maden dış satımında artış olduğunu açıklıyor: “Madenler alanında 2022 yılında 6,5 milyar dolar ile cumhuriyet tarihinin madencilik ihracatı rekorunu kırdık. 2023’de bir miktar düşüşle 5 milyar 748 milyon dolar olan maden ihracatımız, 2024’ün ilk 4 ayında artış trendine girdi”.

                                  Petrol, doğal gaz üretimi

                                  Bu alanda son yıllarda bir sıçrama yaşandığı görülüyor. NNT’ de ele alınan 2006 yılı somutunda, ülkede doğal gaz gereksiniminin %3’ü yerli üretimle karşılanabiliyordu; petrolde ihtiyacın karşılanma oranı ise %7 idi (NNT, s. 97-98’den hesaplama).

                                  2021 yılındaki bir yayında paylaşıldığı üzere,  bu oranlar sırasıyla %6,5 ve %8 civarında idi (YDİ Çağrı sayı 203, s. 24-38, “Hidrokarbon Kaynakları Uğruna Dalaş ve Türkiye”). 15 yıllık süreçte de bir gelişme olduğu görülüyor, zira gereksinimi karşılama oranları artan tüketim koşullarına rağmen az da olsa artış göstermiştir.

                                  Aynı yerde “Son dönemlerde çevre denizlerde / kıta sahanlığı içinde arama çalışmalarının yoğunlaştığını görüyoruz. Karadeniz’de ciddi rezervlere ulaşıldığı haberlerini izliyoruz.” denmekteydi.

                                  Günümüzde bu açıdan epey yol alındığını, karadaki aramaların hız kazandığını, yurt dışındaki girişimlerin de arttığını görüyoruz. Karadeniz’deki Sakarya gaz havzası ile Gabar dağındaki arama ve üretimler özellikle dikkat çekiyor.

                                  Üretim artışları 2020 yılı sonrasına denk geliyor. 2006 yılı sonrası dönemde 2020 yılına dek gereksinimi karşılama oranında düşüş olduğu ve sonrasında adeta sıçrama şeklinde bir artış olduğu görülüyor (https://www.tpao.gov.tr – “2020 Petrol ve Doğal Gaz Sektör Raporu”, şekil 36).

                                  2020 yılında Türkiye’deki aktif sondaj kuyusu sayısı 20 kadardı ve Avrupa sıralamasında Ukrayna’nın ardından 2. sırada yer alıyordu (Aynı yazı, şekil 44). Günümüzde bu sayı 55’e yükselmiş görünüyor (aa.com.tr – 2 Eylül 2025).

                                  Ayrıca denizde sismik arama ve sondaj gemileri konusundaki gelişme dikkat çekicidir. Türk burjuvazisi, elinde bulunan 4 adet derin sondaj gemisine 2 tane daha yeni gemi ekliyor. Güney Kore’de inşa edilen bu gemilerden birinin Karadeniz’de konumlandırılması planlanmıştır. Bu iki yeni gemiyle beraber bu alanda dünya sıralamasında bir basamak yükselerek dördüncü konuma gelinecektir.

                                  Türkiye’nin enerji filosunda derin deniz sondaj ve sismik araştırma gemilerine ek olarak 11 destek gemisi, bir inşaat gemisi ve bir de yüzer üretim platformu bulunuyor, yeni bir platform da inşa hâlindedir.

                                  Karasal alanda teknolojik olarak önemli gelişmeler olmuş, ileri düzeyde arama ve üretim olanaklarına sahip konuma gelinmiştir. Cabar’da kullanılan son petrol sondaj kuleleri yerli üretimdir. Bu güçlü konumla Türk burjuvazisi salt egemen olduğu alanlarda değil, başka ülkelerde de arama ve üretim çalışmaları yürütüyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı 2025 yılı Temmuz-Ağustos aylarında yaptığı açıklamalarda şu bilgileri paylaştı (enerji.gov.tr):

                                  “Yurt içi ve yurt dışı operasyonlarımız sayesinde ülkemizin petrol ihtiyacının %15’ini, doğal gaz ihtiyacının ise %16’sını kendimiz karşılıyoruz”.

                                  2025 Temmuz ayında ülke içinde yer alan sahalarda yapılan petrol üretimi 4 milyon varil olmuştur. “Aynı dönemde aylık doğal gaz üretimi ise toplam 288 milyon metreküp olarak gerçekleşirken, petrol eşdeğeri olarak bakıldığında aylık toplam petrol ve doğal gaz üretimi ise 5,7 milyon varil oldu”.

                                  Yurt dışında ise yine aylık olarak 339 milyon metreküp doğal gaz ve 1,1 milyon varil petrol üretimi gerçekleştirilmiştir.

                                  Temmuz 2025 itibariyle “4 milyon hanenin doğal gaz ihtiyacının Karadeniz’den karşılandığını anımsatan Bayraktar, 2028’de yerli gazı 16 milyon haneye ulaştırmayı hedeflediklerini” söylüyor.

                                  Günümüzde Sakarya Gaz Sahası’ndaki 12 kuyudan üretim yapılmaktadır, “Günlük üretimin 9,5 milyon metreküp olduğu sahadan bugüne kadar toplam yaklaşık 4 milyar metreküp üretim gerçekleşti”rilmiştir. Bu üretimin 1. fazındaki çalışma sonucu gelinen üretim düzeyidir.

                                  Faz-2 kapsamında üretilecek doğal gazın günlük olarak 20 milyon metreküpe çıkarılacağı belirtiliyor. Bu, Osman Gazi Yüzer Üretim Platformu’nda gazın işlenerek karaya taşınması yoluyla sağlanacak.

                                  Faz-3’te ise günlük üretimin tekrar katlanarak 40 milyon metreküpe ulaşması planlanmıştır. Bu ise 2028’de ikinci bir yüzer üretim platformunun devreye girmesiyle mümkün olacaktır. Bu yüzer platform yurt dışında (Çin’de) yapılmaktadır. Platformun günlük gaz üretim kapasitesi 25 milyon metreküptür, ama ilk etapta toplam 27 derin deniz kuyusundan 20 milyon metreküp doğal gaz üretilmesi planlanmaktadır. Böylece 3 yıl gibi kısa denebilecek bir sürede bu bölgedeki gaz üretimi 4 kat artmış olacaktır.

                                  2028 yılında hanelerin %70’inin yerli üretim doğal gazla beslenebileceği söyleniyor. Kuşkusuz bu önemli bir artış olacağının habercisidir. Ama hâlâ konutlar için bile ithal doğal gaza gereksinim olacağı görülüyor, sanayide kullanılan doğal gaz da cabası. Yani 3 yıl sonra bile, azalarak olsa da dışa bağımlılık sürecektir.

                                  Hidrokarbon kaynakları açısından yayılmacılık

                                  Bu durum, dış kaynakları garantileme uğraşının devam etmesini beraberinde getirmektedir. Ayrıca Türk burjuvazisinin ülkeyi önemli bir enerji “hub”ı / enerji merkezi yapma gibi bir amacı da vardır. Bu girişim başka ülkeleri enerji alanında kendine muhtaç duruma getirme uğraşının bir parçasıdır. Bu da kendi gereksiniminden daha fazlasına egemen duruma gelmek ve fazlalığı ülke üzerinden geçirerek ihraç etmekle mümkün olabilir. Bu nedenle dış kaynaklara özel önem gösterildiğini görüyoruz. Sadece 2025 Temmuz ve Ağustos aylarında çeşitli ülkelerle yapılan anlaşmalar da bunu gösteriyor.

                                  İlgili Bakan, 29.08.2025 tarihli paylaşımında, “Son dönemde Batı Afrika’da yer alan Gabon ve Angola ile anlaşmalar imzalanırken yeni bir heyet de Gine’den Ankara’ya geldi.”diyor. Ve devam ediyor: “Maden şirketlerimiz Eti Maden ve MTAIC’nin Gine’de çok daha aktif bir şekilde yer almasıyla alakalı önümüzdeki günlerde yeni projeleri birlikte hayata geçireceğiz.”. Ayrıca “Gine’nin elektrik kapasitesinin artırılması, iletim ve dağıtım şebekelerine Türkiye’nin yapacağı destekler noktasında özel sektörle birlikte çalışmalar” yapılacaktır. Son aylarda Libya, Nijer, Somali, Umman, Mısır, Kazakistan ile de benzer anlaşmalar yapılmıştır.

                                  Yukarıda belirttiğimiz gibi yurt dışında üretilen doğal gaz aylık olarak (geçtiğimiz Temmuz ayında) yurt içindeki üretimden daha fazladır ve görünen o ki, yurt dışı üretim son anlaşmalarla daha da artacaktır. Lâkin lafa bakılırsa kesinlikle sömürgecilik söz konusu değildir! Kazan-kazan formülü söz konusudur; sanki günümüzde diğer emperyalistler de, gönüllerinde eski tipte sömürgecilik yatıyor olsa da ağırlıklı olarak böyle yapmıyorlarmış gibi…

                                  Aslında TPAO’nun hidrokarbon üretiminde yurt dışındaki işletmelerinden elde ettiği ürün miktarı, ilk kez 2014 yılında yurt içinde elde ettiği miktarı aşmış ve günümüze dek de böyle olagelmiştir (Adı geçen yazı, şekil 48). Bu, yurt dışı ham madde kaynaklarına artan biçimde önem verildiğinin somut bir göstergesidir. Burada söz konusu olan, yurt dışı kaynakların bizzat Türk burjuvazisinin girişimleriyle, kendi şirketleri vasıtasıyla işletilmesidir. Ve bu girişim, kaynaklara sahip olan ülkelere bir biçimde nüfuz etmek ile başa baş gitmektedir.

                                  Bakan, 2 Ağustos’ta Azerbaycan’dan gelen gazın Suriye’ye ulaştırıldığını açıklıyor. Katar’ın bu projede işin finansman tarafında yer aldığı görülüyor.  Ama işi bir bütün olarak her yönüyle organize eden ve kotaran Türk burjuvazisidir. Bu tip ilişkiler başarılı biçimde geliştirildikçe emperyalist sistem içindeki konum da farklılaşıyor.

                                  Ham madde pazarlarının bu tip girişimler ve anlaşmalarla garantiye alınması günümüzdeki emperyalist girişim biçimlerinden biridir. Anlaşmalar karşılıklı gibi durmaktadır ama güçlü tarafın her zaman daha avantajlı konumda olduğu açıktır. Uygulamada da anlaşma yapılan ülkedeki kaynakları Türk şirketlerin çıkardığı veya çıkarılmasında başrolü oynadığı görülüyor. Bu alanda sahip olunan teknoloji, deneyim, gerekli sermayeye erişim vb. konular dikkate alındığında Türk tarafının belirleyici olduğu görülüyor. Ayrıca bu ülkelerle yapılan başka anlaşmalar –stratejik ortaklık, savunma sanayi vb.– ile bu ülkelerdeki nüfuz alanları genişletiliyor. Ama bu kuşkusuz karşıdaki ülkenin gücüne bağlı olarak farklı oranlarda kendini gösteriyor.

                                  2025 yılı Nisan ayı sonunda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın internet sitesinde (enerji.gov.tr -30.04.2025) yer alan habere göre “TPAO ile Macaristan ulusal petrol şirketi MOL Group arasında, petrol ve doğal gaz alanlarında arama ve üretim hakkı veren bir imtiyaz anlaşması imzalandı”. “Anlaşma ile Türkiye Petrolleri ve MOL Group, Macaristan’da petrol ve doğal gaz arama ve üretim için güçlerini birleştirecek. TPAO-MOL konsorsiyumu, Güneybatı Macaristan’da bulunan Buzsak ve Tamasi bloklarında ortak faaliyetlerde bulunacak. Anlaşma, Türkiye Petrolleri’nin, ilk kez Avrupa kıtasında petrol ve doğal gaz arama noktasında bir operasyon gerçekleştirecek olması nedeniyle de önem taşıyor”. Buna, daha önceki bir yazıda yer verdiğimiz ve yukarıda yakın dönemde gerçekleşen girişimlerin son halkası diyebiliriz.

                                  Aynı yerde Macar Bakan’ın, “Türk Akım Projesi’nden günlük 20 milyon metreküp doğal gazın Macaristan’a geldiğini… Macaristan’ın Türkiye’nin komşusu olmadığı hâlde doğal gaz ihraç ettiği ilk ülke olduğunu söylediği”ne de yer veriliyor.

                                  Ekim 2025 tarihli bir habere göre (aa.com.tr) “Avrupa’daki araştırma kuruluşu Bruegel’in yayımladığı verilere göre 2025 yılının 39. haftası itibariyle diğer üç rotada gaz akışı olmazken Türk Akım boru hattından AB ülkelerine 372 milyon metreküp gaz akışı gerçekleşti. Yılbaşından bu yana toplam akış 13 milyar metreküpü aştı.”

                                  Bir üstteki paragrafta yer alan veri temel alınarak, aynı süre içinde Macaristan’a giden doğalgaz miktarının 5,46 milyar metreküp olduğu anlaşılıyor ve bu, geri kalan 7,54 milyar metreküp gazın başka ülkeler gittiğini ortaya koyuyor.

                                  Bu, iki anlama geliyor: öncelikle, Türk burjuvazisi bir yandan Rus ve Avrupalı emperyalistler arasında keskinleşen çelişkiyi kendi çıkarı doğrultusunda kullanmayı bilmiştir, diğer yandan ülkesini bir enerji taşıma merkezi durumuna getirme doğrultusunda belli bir yol kat etmiştir. Daha önce bir yayında (Bkz. YDİ Çağrı, Sayı 203)  konu üzerinde kapsamlı olarak durulmuştu. Sonrasındaki birkaç gelişmeye kısaca değinelim.

                                  Son dönemde Türk burjuvazisinin Somali ve Libya hidrokarbon kaynaklarına duyduğu ilgi haber kaynaklarında yer aldı.

                                  Somali’de enerji alanında işbirliğinin başlangıcı 2016 yılına kadar gitse de, TPAO’nun petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerinde bulunması amacıyla yürütülen görüşmeler 2021 yılında başlamıştır. Açıklamalara göre, Şubat 2024 tarihinde iki ülke arasında imzalanan “Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması” uyarınca Türkiye, Somali karasularını 10 yıl koruma karşılığında deniz kaynaklarının gelişimine katkıda bulunma hakkını elde etmiştir.

                                  Seçilen sözcüklere dikkat; bu bir “işbirliği” anlaşmasıdır ve Türk burjuvazisi Somali karasularını hem “koruyacak” hem de “deniz kaynaklarının gelişimine katkıda bulunacak”tır. İşin sömürgeci yanını gizlemek için bundan daha iyi sözcükler kullanılamazdı.

                                  Devamında, Temmuz 2024’te “Türkiye ile Somali Arasında Hidrokarbon Arama ve Üretim Anlaşması” imzalanarak TPAO’nun Somali karasularında petrol ve doğalgaz araması sağlanıyor. Ardından Nisan 2025’de bu defa Somali’nin kara sahalarında da arama ve üretim anlaşması imzalanıyor. Oruç Reis sismik araştırma gemisi denizlerde faaliyete başlarken ona bir Türk firkateyninin koruma sağladığı duyuruluyor. TPAO ise üç karasal alanda arama faaliyetlerine başlıyor.

                                  Ekim 2022’de ise Libya ile bir hidrokarbon anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşma, 2019 yılının Kasım ayında imzalanan “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması” ile aynı yılın sonunda imzalanan “Askeri İşbirliği Anlaşması”nın devamı niteliğinde olarak anlaşılmalıdır. Anlaşılıyor ki Çin, Fransa, ABD ve Rusya gibi büyük emperyalist güçlerin etkin oldukları sahaya Türk burjuvazisi de nüfuz etme uğraşı içindedir. Bu uğraş, askeri güç de kullanılarak elde edilen nüfuz alanı ile birlikte değerlendirilmelidir.

                                  Anlaşmaların ardından en büyük itiraz Yunanistan’dan ve Libya’da ikinci bir güç odağı olan ve ülkenin doğusunda egemen durumda bulunan Hafter güçlerinden geldi. Libya Ulusal Ordusu Komutanı Hafter ’in de hidrokarbon kaynaklarından pay alma gibi bir derdi olduğu anlaşılıyor. Yunanistan’ın ise pek dikkate alınmadığı gibi bir durum söz konusu… Oğul Hafter’in Türkiye’yi ziyareti ve sonrasında bizzat baba Hafter ile yapılan görüşmeler, onunla da bir anlaşma / uzlaşma yolu bulunabileceği işaretini verdi.

                                  TPAO ile Libya petrol şirketi NOC arama çalışmalarını sürdürüyorlar. TPAO’nun 4 parselde arama yapacağı açıklandı ve son gelişmelere bakılırsa Hafter tarafı da buna destek veriyor. Günümüzde Türk burjuvazisi, biri deniz diğeri hava olmak üzere iki üs bölgesi ile Libya’ya konuşlanmış durumdadır. Arama yapılan ve Libya’nın kendi münhasır ekonomik bölgesi ilan ettiği bazı parseller, Yunanistan’ın kendine ait olduğunu iddia ettiği parsellerle çakışıyor. Yunanistan da aynı bölgede ABD’li Chevron şirketine arama hakkı vermiş bulunuyor.

                                  Bu gelişmeler, kapitalist-emperyalist devletler ve onların bu bölgede hidrokarbon kaynakları dalaşında oluşturdukları birlikler arasındaki çelişkileri şiddetlendiriyor.

                                  Elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme sektörü

                                  Elektrik kurulu gücü

                                  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre (https://enerji.gov.tr) “Türkiye’nin elektrik kurulu gücü, 120 bin 163 megavata ulaştı…toplam elektrik kurulu gücünün %61,1’e karşılık gelen 73 bin 477 megavatlık kısmını yenilenebilir enerji oluşturdu.

                                  Temmuz sonu itibarıyla toplam kurulu güç içinde yerli kaynakların payı da %70,7 oldu. Kurulu gücün 84 bin 959 megavatı yerli kaynaklardan oluştu”.

                                  NNT’de yer alan 2007 yılındaki kurulu güç 42.053 MW (megavat) kadardı. 18 yıllık süreçteki artış 2,86 kat olmuştur. Nüfus artışının görece düşük olduğu koşullarda, kişi başı üretim ve tüketimde ciddi bir artış olmaktadır.

                                  Aynı kaynakta, 28.08.2025 tarihli bir habere göre, Temmuz ayında toplam elektrik üretimi 36,7 milyar kilovatsaate çıkarak, şimdiye kadarki en yüksek aylık üretim değeri olmuştur. “29 Temmuz’da maksimum günlük elektrik üretimi, 1 milyon 250 bin 178 megavat saat ile rekor kırdı”.

                                  Toplam kurulu elektrik gücünün %31’ini oluşturan rüzgâr ve güneşten elde edilen güç konusunda son dönemde hem kurulum hem de üretimde kullanılan donanımların yerli üretimi bağlamında ciddi gelişmeler oldu.

                                  Bu iki yenilenebilir enerji alanındaki yatırımlara Türk burjuvazisi gelişmiş ülkelere göre geç başladı. 2006 yılında güneş ve rüzgâr enerjisinden elde edilen elektrik, toplam içinde %1,5’luk paya sahipti (bkz. NNT, s. 97). Süreç içindeki artışa muazzam dersek abartmış olmayız.

                                  Bakanlığın paylaşımına göre (enerji.gov.tr- 29.05.2024) 2023 yılında küresel sıralamada Türkiye 11. sıradadır. Haber şöyle: “Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’nın kurulu güç istatistiklerinde ilk sırada Çin, ABD ve Brezilya yer alıyor. Bu üçlüyü Hindistan, Almanya, Japonya, Kanada, İspanya, Fransa ve İtalya izliyor. Türkiye de 58 bin 462 MW ile 11’nci sırada yer alıyor. Türkiye’nin ardından da Rusya, İngiltere, Avustralya ve Vietnam geliyor. Türkiye, daha önceki sıralamada 12’nci durumdaydı… Avrupa’da 5’inciyiz”.

                                  Burada işin içine hidrolik ve jeotermal kaynaklar da dâhil edilmiştir. Yukarıda yer verdiğimiz Temmuz 2025 tarihli “elektrik kurulu gücü” tablosunda yer alan bu son iki kaynak da dâhil edildiğinde 71.141 MW güce erişildiğini görüyoruz ki bu, 2023 sonrası bir buçuk yılda yenilenebilir enerjide %21,7’lik artışa karşılık geliyor. Artış oranı yüksek olup büyük olasılıkla küresel sıralamadaki yer yukarı doğru kaymıştır; 2023 yılındaki sıralamada Fransa ve İtalya’daki kurulu güç sırasıyla 69.301 ve 65.157 MW olarak verilmişti.

                                  Burada önemli bir konu da bu hızlı büyümeyi sağlayan kurulumların nasıl oluşturulduğu sorusudur. Bu alanda yerli teknoloji ve sermaye bu işin neresindedir?

                                  Bu alanda yerli teknolojiler geliştirme uğraşı 10-15 yıl öncesine tarihleniyor. Hatta görece düşük kapasiteli rüzgâr türbininde daha önceye tarihlenen girişimler de bulunuyor. Çolak Holding “SoyutWind markasıyla 2004 yılında 250 kilowatt gücündeki ilk lisanssız rüzgâr türbinini” ürettiğini ve ihracını da yaptıklarını paylaşıyor (https://www.ruzgarenerjisi.com.tr).

                                  Bir de Temmuz 2011’de başlatılan bir MİLRES Projesi var. İşin içinde Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Sabancı Üniversitesi, İstanbul Ulaşım AŞ, TUSAŞ, TÜBİTAK MAM ve İTÜ’nün yer aldığı biliniyor. Proje, “tamamen yerli imkânlarla desteklenen, başladığı tarih itibariyle cumhuriyet tarihinin en büyük bütçeli sivil Ar-Ge projesi” olarak nitelendirilmiştir. Proje için öngörülen bütçe 55 milyon TL olmuştur. Proje ortakları görev paylaşımında Sabancı Üniversitesi “Proje Yönetimi, Mekanik Sistemler”, TUSAŞ “Türbin Kanatları”, İstanbul Ulaşım AŞ “Kontrol ve Elektronik Sistemler”, TÜBİTAK MAM “Jeneratör ve Elektrik Sistemleri”, İstanbul Teknik Üniversitesi ise “Rüzgâr Analizi ve Yapı Sistemleri” ana iş paketlerinde sorumluluk almışlardır. Burada da bir ekonomik sistemin oluştuğu görülüyor.

                                  Projede endüstriyel ölçekte 2,5 MW gücünde rüzgâr türbinlerinin tamamen özgün ve yerli teknoloji ile geliştirilmesi ve prototipinin üretilmesi, 15 milyar dolar kadar dövizin ülkede kalması ve doğrudan 100 bin kişilik, dolaylı olarak da 250 bin kişilik bir istihdam sağlanması hedeflenmiştir.

                                  İşin devam eden sürecinde son 10 yıl içinde konuyla ilgili olarak üniversiteler ve araştırma kurumlarında çok sayıda Ar-Ge çalışması yapıldığı ve buralardan yenilikçi ürünler elde edildiği görülüyor. Ürün yelpazesi hidrolik, rüzgâr, güneş enerjisi alanlarında sensorlardan robotlara kadar uzanıyor.

                                  Yerlileştirme girişimi, kule yapımının yerli olarak gerçekleştirilmesi ile başlamış, kanatların yapımı ile devam etmiştir. Son aşamada Aselsan’ın, Elektrik Üretim AŞ. (EÜAŞ) ile birlikte 4 MW gücünde ilk yerli rüzgâr türbini üretimini 2023 yılında gerçekleştirdiği ve 2024 yılında kurulumuna başlanacağı duyurulmuştu. Yerli ve milli olma konusundaki yarışın bu alanda da sürdüğü görülüyor. Bursa Belediyesi 2017 yılında ilk rüzgâr enerji santralinin Bursa’da kurulduğunu haberleştirmişti. Aselsan EÜAŞ’ın rüzgâr türbini 4 MW güç temel alındığında bu ilk olmalıdır.

                                  Kalyon Holding ile Aselsan ortaklığında ayrı bir girişim ile 5 MW gücünde, tümüyle yerli rüzgâr türbinleri üretileceği 2023 yılı içinde açıklanmıştı.

                                  Kazanılan yeteneklerin hemen dünya pazarlarına sunulması da konunun ilginç yanlarından biridir. Ülkede üretilen kule ve kanatlar dünyada yüzden fazla ülkede kullanılmaktadır. Türk burjuvazisi bir yandan ülke içindeki pazar payını arttırırken, diğer yandan küresel alanda da bu teknolojiyi daha önce gerçekleştirip dünya pazarına sunan şirketlere rakip hâline gelmektedir.

                                  Hidroelektrik santrallerde (HES) kullanılan türbinlerin üretimi için MİLHES Projesi Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu kararı ile 2013 yılında başlatıldı. TOBB ETÜ (Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi) Su Türbini Tasarım ve Test Merkezi’ni kurma çalışmalarına başlamıştı. TOBB ETÜ Hidro’nun 2 MW büyüklük ile dünyanın en yüksek kapasiteli test merkezi olduğu açıklandı. TÜBİTAK destekli proje ile 2018 yılında türbin üretimine başlandı. Tüm HES’lerdeki yenileme çalışmalarının yerli üretim türbinlerle gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir. Proje 2019 yılında tamamlanarak Antalya KEPEZ-1 santralinde devreye alınmış ve enerji üretimine devam etmektedir (https://hidro.etu.edu.tr).

                                  Bir yıl kadar sonra TÜBİTAK, “MİLHES projesi ile 11 MVA kapasiteli Kepez-1 HES’in başarıyla tamamlanması sonrasında hedef 44 MVA’ya yükseltilerek çalışmalar başladı. 26 Kasım 2020’de imzalanan sözleşme ile Ankara Sarıyar Barajı’nda ekonomik ömrünü tamamlamış HES bileşenleri 44 MVA gücünde ve verimi artırılmış sistemlerle yenilenecek. Böylece Türkiye 100 MW üzeri kurulu güce sahip HES’ler için yerli tasarım ve üretim kabiliyetine kavuşacak.” biçiminde bir paylaşımda bulundu (https://mam.tubitak.gov.tr- 18 Mart 2021 “Milhes, Türbini Yerlileştirecek”).

                                  Böyle hayata geçirilen projeler sayesinde bir taraftan gelecekte yenilenme ve yeni yatırımlar için yapılması planlanan yaklaşık 8,2 milyar dolarlık HES elektromekanik ekipman yatırımının yurt içinde kalması amaçlanmaktadır, öte yandan bu yeteneklerin kazanılmasıyla küresel pazara bu alanda da bir oyuncu olarak çıkılacağı da kesindir.

                                  Haziran 2024 tarihli bir habere göre “Türkiye’de güneş paneli üretici sayısı 37’nin üzerinde”dir. “Türkiye’nin güneş paneli üretim kapasitesi, ülkeyi dünya sıralamasında 6. sıraya, Avrupa’da ise lider konuma taşıyor.” (yeşilhaber.net). Aynı internet sitesinde bu şirketler, kuruluş yılları ve kapasiteleri ile sıralanıyor. Üretim kapasitesi 500 MW ve üstünde olan görece büyük diyebileceğimiz üretici şirket sayısı 11’dir. Şirketlerin kuruluş tarihleri ise 17 yıl önceye dek gidiyor.

                                  Aynı haberde devletin verdiği teşviklerle bu işi nasıl yönlendirdiği konusunda haberler de yer alıyor: 2024 yılında yapılan teşvik düzenlemelerinde, artık tek başına panel üretimi yapan şirketlerin desteklenmeyeceği, desteğin fotovolkaik (güneş enerjisini elektrik akımına dönüştürme teknolojisi) hücre üretiminden başlayıp panel üretimi sürecine dek tamamlayan şirketlere yapılacağı karar altına alınmıştır. Güneş paneli üretiminde yerli hücre kullanımının zorunlu duruma getirilmeye çalışıldığı görülüyor.

                                  Türkiye’de yıllık fotovolkaik hücre gereksiniminin 7 GW olduğu, ancak ülkede üretimin 1,5 GW civarında olduğu, bu nedenle yeni yatırımların sürdüğü ve yakında bunların devreye gireceği bilgisi bulunuyor. Teşvik uygulamaları ile bu yeni pazara girecek şirketlerin güçlendirilmesi amaçlanıyor.

                                  Gelinen teknolojik noktaya bir örnek olarak, Kalyon PV şirketinin yurt dışında faaliyet gösteren bir uydu teknolojisi firmasıyla, uzay ortamında kullanılmak üzere yüksek performanslı güneş hücrelerinin ihracatına yönelik bir satış sözleşmesi imzalamış olması gösterilebilir. Oldukça farklı bir ortamda iş görecek böyle hücrelerin üretiliyor olması teknolojik gelişmenin düzeyini göstermesinde dikkat çekici bir örnektir.

                                  Enerji depolama, sektörün bir alt dalı olarak önem kazanıyor ve bu alanda bir dizi şirket akü  / batarya gruplarından tutun, bu işte kullanım zorunluluğu bulunan türlü aygıt vb. geliştirip üretiyorlar.

                                  Enerji kaynağı olarak Hidrojen üretimi ayrı bir alt dal oluşturuyor. “Yeşil”, “temiz” enerji gibi adlandırmalar da yapılan bu alanda teknoloji geliştirip üretim yapan firmalar bulunuyor. Sabancı Holding şirketlerinden Enerjisa, internet sitesindeki paylaşımında, “Üzerinde çalıştığımız yerli ve yüksek katma değerli enerji kaynakları çeşitlerine 2022 yılı itibarıyla yeşil hidrojen enerjisini de dâhil ettik.” açıklamasında bulunuyor (https://www.enerjisauretim.com.tr). Bu proje Temmuz ayında kurulumu yapılan bir pilot tesistir. Başarıyla gerçekleştirildiği için 2023 Ocak ayında artık, Güney Marmara / Bandırma civarında yer alan ve şirket tarafından ilk hidrojen vadisi olarak adlandırılan bölgede tesisin kurulması kararlaştırılmıştır.

                                  “Proje ile Enerjisa Üretim, Eti Maden İşletmeleri ve T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı eş finansmanı ile PEM tipi ilk yerli elektrolizör (su moleküllerini oksijen ve hidrojen atomlarına ayırabilen bir cihaz) geliştirilmesi ve Enerjisa Üretim Bandırma Enerji Üssü’ne kurulumu sağlanacak”tır.

                                  Bu arada, 2024 Aralık ayında açıklandığı üzere, “TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Hidrojen ve Yakıt Pili Teknolojileri Araştırma Grubu tarafından %99,9 saflıkta hidrojen elde edilmesini sağlayacak Türkiye’nin en yüksek kapasiteli ilk yerli proton değişim membran (PEM) tipi elektrolizörü geliştirildi”ğini de öğreniyoruz (aa.com.tr). Bu alanda da Türk burjuvazisinin dünyadaki emsallerinden geri kalmadığı görülüyor. Yapılan çalışma ve yatırım, özel sektör ile devlet sektörü arasındaki işbirliği boyutunu da gözler önüne seriyor.

                                  Bu işin bir de hidrojen depolama yanı bulunuyor ki bu konuda da hemen faaliyete geçenler olduğunu görüyoruz:

                                  “Türkiye’nin İlk Endüstriyel Ölçekli Mobil Hidrojen Depolama Sistemi Hayata Geçti!

                                  Enerji teknolojilerinde dev bir adım atıldı! iNOVAT ve Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. (BEDAŞ) iş birliğiyle geliştirilen Mobil Hidrojen Enerji Depolama Sistemi, Türkiye’nin enerji dönüşümünde yeni bir dönemi başlatıyor” (Girişim Port – 6 Ekim 2025).

                                  Türk burjuvazisi, Toryum’un nükleer olarak kullanımı konusunda teknoloji geliştirerek, buradan ısı ve elektrik enerjisi elde etme amacına yönelik küçük reaktörler üretme konusunda da çalışma yürütmektedir. Bu çalışmada öne çıkan şirket, aynı zamanda savunma sanayinde olduğu gibi rüzgâr enerjisi sistemlerinde de alt yüklenici olarak çalışmalar yürüten FİGES’tir. Kendi internet sitesinde şu bilgiye yer veriyor:

                                  “Türkiye’nin Enerji Sorununa Çözüm Olabilecek Teknoloji Hamlesi – Milli ETR Projesi

                                  FİGES yerli ve milli reaktör teknolojisi olarak ETR sistemini önermekle birlikte bu alandaki tasarım çalışmalarına da öz kaynaklı olarak devam etmektedir. Alt sistem tasarımları ve sistem simülatörü projeleri ile FİGES kendi tasarım konseptini ortaya koymaya başlamıştır. Bu kapsamda 2016 yılından beri yürüttüğü Ar-Ge çalışmaları ile, farklı kullanım amaçlarına yönelik konsept geliştirme faaliyetlerine ara vermeden devam etmektedir.

                                  FİGES’in geliştirmeyi planladığı ETR reaktörü, entegre sistemin merkezinde konumlandırılacak ve ihtiyaca yönelik farklı amaçlarda kullanım için ısı ve/veya elektrik üretimini sağlayacaktır.” (https://thoratom.com).

                                  Şirket 2021 yılında Ergimiş Tuz Reaktörü (ETR) konsept tasarım geliştirme projesine başlamış, 2023 yılında bu konuda uzmanlaşma amacıyla ThorAtom firmasının kuruluşunu yapmıştır.

                                  ThorAtom, TÜBİTAK’ın da desteği ile Toryum Tabanlı Küçük Modüler Reaktör geliştirme projesini 2030 yılına dek tamamlanacağını düşünmektedir.

                                  Fazla teknik detaya girmeden, reaktörlerde kullanılacak Toryumun radyoaktif hâle getirecek teknolojiye gereksinim olduğunu söyleyelim. Süreç “proton hızlandırıcı” ile başlıyor,  “Hızlandırıcı Sürümlü Sistem (Accelerator Driven System-ADS) teknolojisi”ne dek gidiyor.

                                  Türkiye’de ilk proton hızlandırıcı sistem girişimleri 2006 yılında başlatılıyor, ilk Proton Hızlandırıcı Tesisi ise Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun (TAEK) Ankara’daki Sarayköy Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi’nde kuruluyor ve 29 Mayıs 2012’de de hizmete açılıyor. Tesiste Siklotron (parçacık hızlandırıcısı) kullanılmaktadır ve en yüksek proton demeti enerjisi 30 MeV, en yüksek akım değeri 1200 µA’dir.

                                  Fizik Mühendisleri Odası’nın paylaşımından hızlandırıcının Belçikalı “Ion Beam Applications (IBA)” firmasından temin edildiği anlaşılıyor: “…hızlandırıcı, hedef sistemler ve radyofarmasotik (diğer bileşenlerin yanı sıra radyoizotop adı verilen radyoaktif kimyasal element formları içeren karışımlar) üretim ve kalite kontrol laboratuvarlarında bulunan cihaz, donanım ve sistemlerin montajı ile işletmeye alma testlerinin ve personel eğitiminin 2011 yılsonuna kadar tamamlanması planlanmaktadır”.

                                  Burada esas olarak sağlık alanında gereksinim duyulan izotoplarla ilgili çalışmalar ve üretim yapılıyor. 2030 yılına kadar bu tesisteki çalışmaların bir biçimde olumlu katkılar yapacağı düşünülebilir. Ama amaca yönelik hızlandırıcıda gerekli enerjinin GeV düzeyinde olduğunu ve yukarıda söz ettiğimiz hızlandırıcının ise 30 MeV gücünde olduğuna dikkat çekelim (1 GeV = 1.000 MeV).

                                  Türkiye dışında 15 ülke (Çin, ABD, Hindistan, Birleşik Krallık, Kanada, Rusya, Norveç,  Almanya, Belçika, Brezilya, Çekya, Fransa, İsrail, Japonya ve Hollanda) Toryum Ergimiş Tuz Reaktörü (TMSR) üzerinde çeşitli çalışmalar yürütmektedir.

                                  Elektrik, gaz ve buhar sektöründeki yayılmacılık örnekleri

                                  Elektrik enerjisi ihracı son dönemde artmıştır. Komşu ülkelere yapılan ihracatın, bu ülkeleri ihraç edilen tutar oranında bağımlı kıldığı açıktır. Meseleye çok yönlü bakmak gerekir, yani Türkiye’nin enerji alanında bağımlı olduğunu savunmak artık yeterli olmamaktadır. Türk burjuvazisinin değişik ve çok yönlü girişimleriyle başka ülkeleri kendine bağlama konusunda hayli yol aldığı, yetenek geliştirdiği görülmelidir. Enerji merkezi olma isteğinin ardında da böyle bir amaç yatmaktadır ve bu konuda da epey yol alınmıştır.

                                  İlginç bir örnek olması nedeniyle, birçok ülkede elektrik gereksiniminin karşılanması bağlamında operasyonlar yürüten Karpowership firmasının gelişimini paylaşıyoruz. Bu girişim, kuruluşu 1948 yılına kadar giden Karadeniz Holding projesidir. Karadeniz Holding 1996 yılında enerji sektörüne girmiş, 1999’da ilk kara santralini kurmuş, 2003 yılında ülkenin ilk elektrik ihracatı yapan özel şirketi olmuştur. 2007’de Powership (platform ya da gemi üzerine kurulu, LNG, doğal gaz ve sıvı yakıt ile çalışabilen yüzer bir enerji santrali) projesine başlamıştır (https:// www. karadenizholding.com).

                                  Powership’ler ülke içinde Karpowership tarafından tasarlanmış ve üretilmiştir ve günümüzde 20 ülkede faaliyet yürütmektedir. Kendi açıklamalarına göre, dünyanın enerji gemisi filosuna sahip tek şirketi konumundadır. Şirket 2010’dan günümüze 50 Powership üretmiş ve toplamda 15.000 MW’ı aşan filo gücüne ulaşmıştır. Powership filosu; Gana’nın %23, Mozambik’in %10, Gambiya’nın %60, Sierra Leone’nin %60, Gine Bissau’nın %100, Senegal’in %21, Gine Konakri’nin %12,5 ve Fildişi Sahili’nin %7,5 elektrik ihtiyacını karşılamaktadır. 2018 yılına kadar Irak’ın enerji ihtiyacının %30’unu ve Zambiya’nın %16’sını 2021 yılına kadar ise Lübnan’ın enerji ihtiyacının %25’ini karşılamıştır.

                                  Enerji ihtiyacının şirket tarafından karşılandığı ülkelere ve karşılama oranlarına bakarak emperyalist sistem içinde bunun ne anlama geldiğini bir düşünelim. Bu ülkelerin ve özellikle elektrik enerjisinin tamamının karşılandığı Gine Bissau’nun enerji alanında Türk burjuvazisine son derece bağımlı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Türk burjuvazisi, diğer alanlar yanında bu alandaki gücünü de kullanarak bu ülkelerdeki nüfuzunu arttırmaktadır. Burada da Karadeniz Holding / Karpowership somutunda kendi alanında dünya çapında başka bir tekel görüyoruz.

                                  Powership’ler genellikle doğal gaz, dizel veya LNG (sıvılaştırılmış doğal gaz) gibi yakıtları kullanarak elektrik üretirler. 15.000 MW kurulu güç için buna uygun yakıtların temin edilmesini organize etmek, sürekliliğini sağlamak vb. herhangi bir şirketin yapabileceği bir iş değildir. Bu, uluslararası alanda iş yapabilme yeteneğinin güçlü olmasını gerektirir.

                                  Böyle şirketler işin içine banka sermayesini de dâhil ederler ya da işin parasal hacmi bunu gerekli kılar ve bu olgu, kendi çapında mali sermaye oluşumunu beraberinde getirir. 2010 tarihli basın haberlerinde ilk Powership “Doğan Bey”in yapımı için Yapı Kredi Bankası’nın Karadeniz Holding’e 130 milyon dolarlık kredi tahsis ettiği paylaşılıyordu. Son dönemde gerçekleşen birkaç başka yayılma örneği de paylaşalım:

                                  Koç Holding şirketlerinden Entek, 2025 yılı başında, Romanya’da güneş enerji santrali izinlerine sahip ve 214,26 MWm kapasiteye sahip olacak Eco Sun Niculesti ve Euromec-Ciocanari şirketlerini satın aldığını açıkladı.

                                  Romanya’da başka bir enerji yatırımına örnek olarak aşağıdaki habere değinebiliriz. “GÜRİŞ’ten Romanya’da dev enerji yatırımı: Ülkenin en büyük batarya projesi başlıyor” (https://www.cnbce.com – 7 Temmuz 2025).

                                  Doğan Holding, 6 Ağustos ve 8 Ekim 2025 tarihlerinde yaptığı iki duyuru ile Almanya’da yaptığı enerji yatırımlarıyla ilgili bilgi paylaşımında bulundu. İlk paylaşımda holding şirketlerinden Galata Wind’in Almanya’da 9 MW’lık Güneş Enerjisi Santrali (GES) satın aldığı belirtiliyor. “Bu satın almanın tamamlanmasıyla birlikte, Almanya’daki toplam kurulu kapasite 61 MW’a ulaşmış olup, bunun 31 MW’ı Tarım-GES ve 30 MW’ı Batarya Enerji Depolama Sistemi projelerinden oluşmaktadır. Kalan 12 MW’lık Tarım-GES ve BESS projelerine ilişkin sözleşme süreçleri ise devam etmektedir”. “Bu projenin, Galata Wind’in 300 MW işletme kapasitesine ulaşmayı hedefleyen uluslararası yatırım vizyonuna anlamlı bir katkı sağlaması ve şirketin yenilenebilir enerji sektöründe küresel bir oyuncu olma stratejik hedefini desteklemesi beklenmekte” imiş.

                                  İkinci paylaşımda “Galata Wind Energy Global BV’nin %100 bağlı ortaklığı SunSpark GmbH”nın “Almanya’da kurulacak olan 20 MW’lık Güneş Enerji Santrali Projesi’nin satın alımı amacıyla 06.10.2025 tarihinde Almanya’da yerleşik bir şirket ile sözleşme” imzaladığı bilgisi veriliyor. Bununla “Almanya’daki ulaşmayı hedeflediğimiz kapasite, kesinleşen ve görüşmeleri devam eden projeler ile birlikte 63 MW Agri-PV ve 60 MW BESS olmak üzere toplam 123 MW’a çıkacaktır.” deniyor.

                                  18 Ekim 2025 tarihinde yayın organlarında yer alan bir haberde, “Gülermak Ağır Sanayi İnşaat ve Taahhüt A.Ş.’nin bağlı ortaklığı Gülermak Renewables Ltd, İngiltere merkezli RES UK & Ireland Limited şirketinden Corshellach Energy Storage Ltd.’nin tüm hisselerini devraldı”ğı paylaşılıyordu. Şirket, bu alım için 3 milyon 494 bin sterlin ödemiş ve “enerji depolama alanında uluslararası ölçekteki varlığını güçlendirmiş”tir.

                                  Mayıs 2025’te uluslararası konsorsiyumlar aracılığı ile faaliyet gösteren Türk sermayesi açısından iyi bir örnek oluşturan bir enerji yatırımına da değinmeliyiz:

                                  Suriye Enerji Bakanlığı ile Türk sermaye şirketleri Kalyon Holding ve Cengiz Holding’in Katar’dan UCC ve ABD’den Power International şirketlerinin katılımıyla oluşturdukları konsorsiyum arasında 7 milyar dolarlık enerji anlaşması imzalandı. Suriye’nin gereksinimini büyük oranda karşılayacak 5 bin MW’lık yatırım ile yıllık 35 milyar kWh elektrik üretimi yapılacaktır.

                                  İklimlendirme sektörü

                                  Küresel ticaretteki duruma ve Türkiye’nin bu sektörde hangi sırada olduğuna bakalım:

                                  “2022 yılında değer bazında dünya iklimlendirme sektörü ithalatı %1,27 oranında büyüyerek 582 milyar ABD doları hacme ulaşmıştır. Sektörün dünya ithalatından %1,4’lük bir pay alan ülkemiz 21. sıradadır. İklimlendirme sektöründe en fazla ithalat yapan ilk beş ülke sırasıyla ABD, Almanya, Çin, Meksika ve Fransa’dır.

                                  2022 yılında iklimlendirme sektörünün dünya ihracatı, 577 milyar ABD doları seviyesine ulaşmıştır. Toplam sektör ihracatındaki payı %1,3 olan ülkemiz bir önceki yıla göre %9,01 artış ile 19. sırada yer almıştır. Sektörel bazda dünya ihracatından en fazla pay alan ilk beş ülke sırasıyla Çin, Almanya, ABD, İtalya ve Japonya’dır” (https://tim.org.tr- İklimlendirme Sektörü Sürdürebilirlik Eylem Planı 2024).

                                  Kıyas bağlamında aynı yerdeki tablolardan şu bilgiyi paylaşmakta yarar var:

                                  Küresel sıralamada 5. durumda olan Fransa’nın 2022 yılı ithalatı 21,8 milyar dolar iken Türkiye’nin ithalatı 8,14 milyar dolardır.

                                  İhracat tarafında 5. durumda olan Japonya’nın ihracatı 27,3 milyar dolar iken Türkiye’den yapılan ihracat 7,5 milyar dolardır.

                                  Tablodan, ilk 10 arasına girebilmek için Türkiye ile ilgili rakamların 14 milyar düzeyine yükselmesi gerektiği görülüyor. Türk burjuvazisinin, bu sektördeki küresel rekabette alması gereken epey uzun bir yol olduğu görülüyor. Büyük güçlerle kıyaslandığında, Türk burjuvazisi bu alanda geride yer almakla birlikte, küresel çapta rekabete katılmış durumdadır.

                                  Tabloda dikkat çekici olan bir diğer husus, 4 yıl içinde Türkiye’nin ithalatında %38,3 ve ihracatında %45 oranında artış gerçekleşmiş olmasıdır. Bu artış oranları, ilk 5 ülkenin oranlarından yüksektir ve bu durum Türk burjuvazisinin küresel rekabette üst sıralara doğru tırmanma uğraşı ve iradesinin işaretidir.

                                  Aralık 2025

                                  [Devam edecek]

                                   

                                  Okurumuzun konu ile ilgili diğer yazıları:

                                   

                                  https://ydicagri.org/emperyalist-dunya-sistemi-icinde-turkiyenin-konumu-i/

                                  https://ydicagri.org/emperyalist-dunya-sistemi-icinde-turkiyenin-konumu-ii/

                                  Emperyalist dünya sistemi içinde Kuzey Kürdistan Türkiye’nin konumu III

                                   

                                   

                                   

                                   

                                   

                                  İlgili

                                  Önceki yazı

                                  Şubat 2026

                                  Sonraki Gönderi

                                  İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

                                  İlgiliGönderiler

                                  Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!
                                  Kadın

                                  Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

                                  6 Mart 2026
                                  8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!
                                  Kadın

                                  8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

                                  6 Mart 2026
                                  İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  
                                  Dünya

                                  İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

                                  1 Mart 2026
                                  “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu
                                  Güncel

                                  “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

                                  28 Şubat 2026
                                  Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!
                                  Dünya

                                  Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

                                  28 Şubat 2026
                                  YDİ ÇAĞRI
                                  İşçi Dünyası

                                  Şubat sayımız, sayı 77 çıktı!

                                  25 Şubat 2026
                                  Sonraki Gönderi
                                  İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

                                  İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

                                  Son Haberler

                                  Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

                                  Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

                                  6 Mart 2026
                                  8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

                                  8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

                                  6 Mart 2026
                                  İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

                                  İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

                                  1 Mart 2026
                                  “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

                                  “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

                                  28 Şubat 2026
                                  Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

                                  Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

                                  28 Şubat 2026
                                  YDİ ÇAĞRI

                                  Şubat sayımız, sayı 77 çıktı!

                                  25 Şubat 2026
                                  8 Mart: Görülmezden gelinen emekten devrimci kopuşa!

                                  8 Mart: Görülmezden gelinen emekten devrimci kopuşa!

                                  24 Şubat 2026
                                  İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

                                  İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

                                  23 Şubat 2026
                                  Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                                  Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                                  20 Şubat 2026

                                  Şubat 2026

                                  20 Şubat 2026
                                  • YDİ Çağrı / Tüm Sayılar
                                  • Youtube Kanalı
                                  • İletişim
                                  Tel: +0507 037 75 27

                                  © 2023 Yeni Dünya İçin Çağrı

                                  Sonuç yok
                                  Tüm Sonucu Görüntüle
                                  • YDİ ÇAĞRI
                                  • Güncel
                                  • İşçi Dünyası
                                  • Kadın
                                  • Gençlik
                                  • Kürdistan
                                  • Çevre
                                  • Dünya
                                    • Avrupa
                                    • Amerika
                                    • Ortadoğu
                                    • Afrika
                                    • Asya
                                    • Pasifik
                                  • Makaleler
                                  • Yayınlar
                                    • Son Sayı
                                    • YDİ Çağrı / Tüm Sayılar
                                    • Yeni İşçi Dünyası
                                    • Yeni Kadın Dünyası
                                      • Dört Duvar
                                    • Yeni Dünya Gençliği
                                    • Bildiriler
                                    • Broşürler
                                    • Yeni Dünya İçin
                                  • Youtube TV
                                  • Tüm Yazılar
                                  • İletişim
                                    • Hakkımızda
                                  • tr TR
                                    • tr TR
                                    • en EN
                                    • de DE
                                    • fr FR
                                    • es ES
                                    • ar AR
                                    • ku KU

                                  © 2023 Yeni Dünya İçin Çağrı

                                  Yeni Dünya İçin ÇAĞRI Size en son haberler ve güncellemeler için bildirimler göstermek istiyoruz.
                                  Reddet
                                  Bildirimlere İzin Ver