Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” üzerine 5-7 Mayıs tarihleri arasında 12. Kongresi’ni toplayan PKK, “kendisini feshetme ve silah bırakma” kararı aldı.
Öcalan, PKK 12. Kongresi’ne ‘Perspektif’ başlıklı; giriş ve “Doğa ve anlam, Toplumsal doğa ve sorumluluk, Tarihsel toplumda devlet ve komün ikilemi, Modernite, Kürt ve Kürdistan gerçekliği, PKK ve fesih, Yeni dönem, yeni perspektifler” bölümlerinden oluşan 21 sayfalık bir yazı gönderdi. Yazı Serxwebûn’un 521’inci (Mayıs 2025) sayısında yayımlandı.
Öcalan, giriş ve yedi ana başlıktan oluşan bu ‘perspektif’ yazısında yeni dönem olarak adlandırdığı dönemin teorik, politik, tarihsel ve programatik analizlerini yapıyor.
Bu yazımızda ‘Perspektif’ yazısının önemli bulduğumuz bazı yönleri üzerinde duracağız.
(Yazıda yapacağımız bütün alıntılar Abdullah Öcalan’ın 25 Nisan 2025 tarihli PKK 12. Kongresi’ne sunduğu ‘Perspektif’ yazısındandır.)
Öcalan ve sınıf mücadelesi
“Sınıf çatışmasına dayalı tarihsel materyalizm ve sosyalizm tanımı yerine, devlet ve komün ikilemine dayalı bir tarihsel materyalizm ve sosyalizm alternatifinin daha doğru olduğuna inanıyorum. Marksizm’i gözden geçirmeyi, bu kavram yerine gerçekleştirmeyi daha doğru buluyorum. Yani tarih bir sınıf savaşımı tarihi değil, bir devlet ve komün çatışmasından ibarettir. Marksizm’in bu sınıf ayrımına dayalı çatışma teorisi reel sosyalizmin çöküşünün ana nedenidir.”
“Sonuçta benim düşüncem bu ayrımın hem tarihte geçerli olduğu tarihsel materyalizm bir sınıf savaşı değil de, savaş da demeyeyim, komün ve devlet ikilemi biçiminde geçmiştir. Bütün tarih bundan ibarettir.”
“Sınıfa karşı sınıf mücadelesi de yanlıştır. Sadece sınıfa dayalı toplumsal bölünmeyi derinleştirir. Sınıfa karşı sınıf savaşımı yerine devlete karşı komün ikilemini ikame ettik.”
Öcalan sınıf mücadelesini reddetmektedir!
Marksizm’in, “sınıflı toplumların tarihi aynı zamanda sınıf mücadelesi tarihidir” doğru tezi yerine, ne olduğu belirsiz “devlet komün çatışması”nı geçirmektedir.
Öcalan’a göre; Marksizm’i gözden geçirmek gerekir! Sınıf savaşımının yerine, devlet-komün savaşımı konulmalıdır. Marksizm sınıf mücadelesi teorisine dayandığı için reel sosyalizm yenilgiye uğramıştır!
İlkel komünal toplum sonrasındaki tüm toplumların belirleyici özelliği, onların sınıflara bölünmüş olmasıdır. Sömürücü ve sömürülen sınıflar antagonist biçimde karşı karşıya dururlar. Bazılarının egemen, ayrıcalıklı durumlarıyla diğerlerinin ezilmişliği, sefaleti ve köleliği ne “kader”dir ne de sömürücü sınıf ideologlarının her zaman ileri sürdüğü gibi, insanların kişisel emek ve yeteneklerinin doğal sonucudur.
Sınıfların oluşumu; insanın insan tarafından sömürülmesini, bir insanın bir başkasının emeğine sahip çıkmasını olanaklı kılan üretim araçlarının özel mülkiyetinden ayrı olarak düşünülemez. Evrimin belirli bir aşamasında toplumun sınıflara ayrılması tarihsel yönden kaçınılmaz bir olaydı.
Sömürü toplumlarında egemen sınıflar işçi ve emekçileri ezmek için her fırsattan yararlanırlar. Özel mülkiyetin toplumsal mülkiyete dönüştürülmesi, burjuvazinin ekonomik temelinin ortadan kaldırılması sonucu sömürü ilişkileri de ortadan kalkacaktır. Sosyalizmin inşası sürecinde sömürücü sınıflar sıraya konularak tasfiye edilir. Komünizme doğru ileri gidildiği ölçüde, işçiler ve köylüler arasındaki ilişkiler her türlü sömürüyü, her türlü sınıf egemenliğini ortadan kaldıran yeni bir özellik kazanır. Sınıf ayırımının silinme çağı başlar. Komünizme geçişle birlikte bütün sınıflar sönümlenir.
Öcalan ve Marksizm
Öcalan Marksizm’i revizyona tabi tutmaktan yanadır.
“Buna Marxizm’in en köklü revizyonu diyoruz. Marxizm’in sınıf kavramı yerine komünü geçiriyoruz. Kropotkin’in Lenin’e karşı eleştirisi doğrudur. Bakunin’in Marks’a karşı eleştirisi doğrudur. Eksiktir ama doğrudur. Marksizm’i bu konuda mutlaka bir eleştiriden geçirmek gerekir. Marx Bakunin’i anlasaydı, Lenin de Kropotkin’i anlasaydı sosyalizmin kaderi kesinlikle başka türlü gelişirdi. Bu sentezi sağlayamadıkları için reel sosyalizm gelişti.”
Öcalan, anarşizmin teorisyenleri olan Bakunin’in Marx’a ve Kropotkin’in Lenin’e karşı yürüttükleri mücadelelerinin haklı olduğunu söylüyor! Eğer anarşizmin bu teorisyenleri dinlenseydi sosyalizm başka türlü gelişirdi diyor! Bu düşünce aslında Öcalan’ın bu bağlamdaki öğretmeni Bookchin’den alınmış bir düşüncedir.
“Devletin ortadan kaldırılması” konusunda anarşizmle Marksizm karşı karşıya durmaktadırlar. Anarşizme göre; her kötülüğün başı devlet iktidarıdır. Devletin ortadan kaldırılması her türlü ilerlemenin ilk şartıdır. Marx ve Engels ise, devletin ancak sınıfların ortadan kaldırılmasıyla ona ihtiyaç kalmadığı zaman “sönüp gideceğini” ortaya koydular. Sınıflı bir toplumda devlet ortadan kaldırılamaz. Sömürücü sınıflar da, sömürülen sınıflar da iktidar olabilmek ve düşman sınıfları baskı altında tutabilmek için devlet aygıtına ihtiyaç duyarlar.
Sınıflı toplumdan sınıfsız topluma giden süreçte proletaryanın öncelikle iktidarı ele geçirmesi gerekir. İktidarı ele geçiren proletarya sosyalizmi inşa etmeye girişir. Sosyalizmi inşa etmek için de proletarya diktatörlüğünün kurulması zorunludur. Proletarya diktatörlüğü, devlete ihtiyaç kalmayacak duruma gelene dek yaşanılması zorunlu olan, atlanamaz bir geçiş aşamasıdır. Anarşizm, insanın insan üzerinde egemenliğini reddetmek adına, proletarya diktatörlüğünü bu egemenliğin bir biçimi olarak reddetmektedir. Burjuvaziye karşı sınıf savaşımında onun devletinin alternatifi olarak devletsizliği savunmak, son çözümlemede burjuva diktatörlüğünün sürmesini savunmaktır.
Marx ile Bakunin arasında, düşünce alanında derin bir uçurum vardı. Komünistler, sınıf savaşımı çağrısı yaparken, işçi sınıfının iktidarı sömürücü sınıflardan alması gerektiğini savunurken; Bakunin, her devleti bir baskı aracı olarak görmüş ve insanların özgürce ve kendi kaderlerini tayin ederek yaşayabilecekleri, devlet otoritesinin olmadığı bir toplum çağrısında bulunmuştur. Bakunin, sermayenin kendi çıkarları için devleti yaratmadığını, tam tersine, devletin sermayeyi yarattığını kanıtlamaya çalışıyordu! Her devlet bir kötülüktür, bu nedenle onu ortadan kaldırmak gerekir ve sermaye de böylece kendiliğinden yok olur. Anarşistler devlet iktidarını toplumsal eşitsizliğin nedeni olarak ilan ettiler ve Marx’ın kapitalizmden komünizme geçiş sürecinde proletarya diktatörlüğüne ilişkin öğretisine saldırdılar. Bakunin’e göre; devrim yoluyla tüm devlet tür ve biçimlerini derhal ortadan kaldırmak ve devletin yıkıntıları üzerine anarşiyi kurmak gerekiyordu.
Anarşizm, her türlü resmi ve siyasi örgütü ilke olarak reddeden küçük burjuva siyasi akımdır. İşçi sınıfının iktidar için siyasi mücadelesini küçümsemesinin sonucu olarak işçi sınıfının marksist-leninist partisine karşı düşmanca tutum alır ve sosyalist toplumu kurmanın aracı olarak proletarya diktatörlüğünü reddeder. Bu nedenle anarşizm, işçi hareketi içinde negatif, engelleyici bir rol oynamıştır. Bugün de ideolojik bir akım olarak işçi sınıfının ideolojisine düşman bir akımdır.
Öcalan Marksizm’e karşı anarşizmi savunuyor.
Öcalan ve komün
“Komün evet belediye demek komün demektir ama boşaltılmıştır. İşte bugün bizim belediyelere, devlet tarafından kayyım atanır, hiç yok diyen de çıkmıyor karşısına. Bu da içinin boşaltılmış olduğunu gösteriyor. Aslında komün büyük bir toplumsallıktır, klandır, hatta aile bir komündür ama çok zayıflatılmış, içi boşaltılmış, belediyelerin içi boşaltılmış, aşiret kabile kalıntıları var onun da içi boşaltılmıştır.”
“Hukuk var işte, gelişecektir, belediye kanunu. Yasada ifade bulmasını isteyeceğiz bir şart ve ilkemiz olacak. Bunun daha bilimsel ifadesi komün özgürlüğüdür. Biz komünalist olacağız bundan sonra. Sınıf kavramı yerine komünü yerleştirmek çok daha çarpıcı, çok daha bilimsel. Belediyeler hala komündür.”
Öcalan, “biz komünalist olacağız” diyor! Sınıf kavramı, sınıf mücadelesi yerine “komün”ü koyuyor. Belediyelerin komün olduğunu, Belediye Kanunu’nun önemli olduğunu belirtiyor.
Komün, hem toplulukları ifade etmek hem de tarihsel ve siyasi bağlamlarda farklı anlamlar kazanmakla birlikte, onun temelinde ortaklaşa yaşam ve işbirliği vurgusu yatar. Bu terim genellikle bir topluluk veya grup içindeki ortak yaşam, üretim ve tüketim pratiklerini ifade eder.
Paris Komünü, işçi sınıfının ilk iktidar deneyimi olan ve 72 gün süren proletarya diktatörlüğünün bir biçimiydi. Dolayısıyla aynı zamanda bir devlet biçimiydi.
Öcalan Komün’ü devletten ve kapitalist sistemden bağımsız, sadece toplumsal bir form olarak ele almaktadır; bu tamamen ütopiktir.
Neden? Çünkü T.C.’de süregelen iktidar biçimi faşist diktatörlüktür. Öcalan, faşist Türk Devleti’nin yapısını sorgulamadan, bu devlet içinde alt yapıdan demokrasiyi, yani komün şeklinde bir örgütlenmeyi savunuyor. “Burjuvazinin iktidar olduğu şartlarda, burjuvaziye rağmen kendi iktidarımızı yaşarız.” anlayışı sivil toplumcu bir kandırmacadan ibarettir. Yerel yönetimlerin yetkilerinin genişletilmesi ve Belediye Kanunu’nun değiştirilmesine demokrasi deniliyorsa, demek ki T.C. Devleti sistemi içerisinde burjuva demokrasisinin kırıntıları ile yetinilebilinir. Mücadele ile burjuva demokrasisinin sınırları da genişletilebilinir. Ama baskı ve sömürü ortadan kalkmaz. İşçi sınıfı gerçek anlamda iktidar olamaz. Ezen ulus dışındaki uluslar ve milli azınlıklar ulusal baskıdan kurtulamaz. Mevcut devletin var olduğu ve onun temellerine dokunulmadığı bir durumda, komün tipinde bir yaşam sürdürebiliriz anlayışı bir hayaldir.
Neden hayaldir? Bugünün dünya gerçekliğinde büyük insan topluluklarının esas siyasi örgütlenme biçimi hâlâ ulus devletlerdir. Fakat bu ulus devletlerin birçoğu bir ulusun egemen olduğu, çok uluslu devletlerdir. Çok uluslu devletlerde, egemen ulusa dâhil olmayanlar üzerinde ulusal baskı hüküm sürmektedir. Egemen uluslar, devleti kendi ulus devleti olarak kurgulamış, diğerlerine eşit hak tanımıyorlar demektir. Bu büyük bir haksızlıktır.
Her ulusun olduğu gibi Kürt ulusunun da ayrılma ve kendi ulusal devletini kurma hakkı vardır. Kapitalizmin egemenliği şartlarında, ezilen ulusların özgür iradeleri ile kendi kaderlerini kendilerinin belirlemesi mümkün değildir.
Çok uluslu ülkelerde uluslar arasındaki hukuki eşitsizlikler devam ediyor. Ulusların ayrılma haklarını özgürce kullanacakları ortam yaratılamıyor. Azınlık uluslar zoraki birliktelikler temelinde sömürgeleştiriliyor. Ulusların gönüllü olarak birlikte yaşamalarının ön şartı, zoraki birlikteliklerin parçalanması ve uluslar arasında tam hak eşitliğinin sağlanmasıdır. Ulusların birlikte yaşaması ancak eşitlerin özgür birliği temelinde olacaktır.
Biz kırıntılar için değil, proleter bir demokrasi için mücadele yürütüyoruz. Bizim mücadelemiz hiçbir ulusa, hiçbir dile imtiyaz tanınmaması, hiçbir ulusal azınlığa sınırlama getirilmemesi, ulusların nasıl yaşayacaklarına kendi özgür iradeleri ile karar vermesi içindir. Bizim uğruna mücadele ettiğimiz toplumda uluslar kendi kaderlerini kendileri belirleyecek; nasıl örgütleneceklerine kendileri karar verecek; kendi dillerinde konuşacak, eğitim yapacak ve bütün ilişkilerde kendi dillerini kullanacak; hiçbir dil başka bir dile göre imtiyazlı olmayacaktır. Kapitalist modernitenin ötesine geçmek, yukarda bazılarını saydığımız ilkelerin gerçekleşmesi ile olacaktır. Bu ilkelerin gerçekleşmesi ancak Demokratik Halk Devrimi’nin ve onun devamında sosyalizmin zaferine bağlıdır. Sömürgeci güçlerin iktidarı şartlarında ülkelerimizin demokratikleşeceği ve herkesin kardeşlik hukuku içerisinde yaşayacağı savları kitleleri kandırmaktır.
Öcalan ve ulus devlet
“Ulus devlet karakteristik olarak iktidarcıdır.” (…) “Ulus devlet sosyalizme terstir, onu yozlaştırır. Bu nedenlerle biz ulus devlet fikrini de, hedefini de ters yüz ettik.”
Öcalan, “Ulus devlet sosyalizme terstir.” diyor. Kastettiği sosyalizm, bilimsel sosyalizm değil, Öcalan sosyalizmidir. Bu “sosyalizm” biraz yeşile, biraz feminizme biraz LGBTİ+ kimlik savunuculuğa, biraz sivil toplumculuğa, biraz törpülenmiş milliyetçiliğe, biraz anarşizme, kısaca güncel olarak burjuvazinin hangi moda “teorisi” varsa ona bulanmış eklektisizmdir.
Öcalan “ulus devlet” yerine “demokratik ulus” düşüncesini koyuyor. Kapitalist devletlerin yapılarını sorgulamadan, onların içinde, alttan demokrasiyle demokratik bir devletin inşa edileceğini iddia ediyor! “Demokratik ulus” tanımı kapitalist toplumun sınıflardan oluştuğunu, ezenle ezilenler, sömürenlerle sömürülenler arasında mücadele olduğu gerçeğini yok sayıyor. Burjuva devletler hakkında tek laf etmiyor. Şimdiye kadar kendi ulusal devletlerini kuramamış olan Kürtlere komün örgütlenmesini öneriyor. Esasında Öcalan’ın siyaseti, Kürtlerin gücünü T.C.’nin gücüne eklemleyerek sömürgeci Türk Devleti’ni Ortadoğu’da büyütme siyasetidir.
Günümüzde Öcalan’ın önerdiği model dünyanın hiçbir ülkesinde yoktur. Bugünün dünya gerçekliğinin siyasi örgütlenme biçimi hâlâ ulus devletlerdir. Fakat bu ulus devletlerin birçoğu bir ulusun egemen olduğu çok uluslu, çok milliyetli devletlerdir. Etnik olarak oldukça “temiz” olan, yani bir etnik grubun nüfus olarak çok baskın olduğu ülkelerde de şu veya bu biçimde ve ölçüde egemen ulusa dâhil olmayanlar üzerinde asimilasyon baskısı vardır. Çok uluslu devletlerde egemen bir ulus vardır. O egemen ulus, devleti kendi ulus devleti olarak kurgulamış, diğerlerine eşit hak tanımıyor. Dünya genelinde 200’ü aşkın devlet vardır. Birleşmiş Milletler’e üye devlet sayısı 193’tür. Diğer yandan, kendi ulusal devletini kuramamış olan ve ulusal devletini kurmak için mücadele yürüten pek çok halk vardır. Bugünün dünya gerçekliği budur.
Öcalan ve yeni dönem perspektifi
“Bizim yeni dönem perspektifimiz demokratik ulus, eko-ekonomi ve komünalizm temelinde toplumun yeniden inşasıdır.”
“Demokratik toplum bu dönemin siyasi programıdır. Devleti hedeflemez. Demokratik toplumun siyaseti demokratik siyasettir. Komünün kendisi de demokratik komündür. Bunların birbirinden ayrılması doğru olmaz. Komün toplumu demokratiktir. Güncel topluma demokratik toplum demek gerekir. Demokratik sosyalizmde demokratik toplumculuk anlamına gelir.”
“Halkların özgür yaşamı komünle mümkündür. Ulus devlet nasıl kapitalizm silahı ise halkların kurucu ilkesi ve silahı da komündür. Belediyeler üzerinden de bu komünal toplum örgütlenebilir. Teorik ve pratik olarak bu mümkün. Ancak özenle ve gerçek bir antikapitalist mücadeleyle mümkündür. Kurucu kadronun kafası karışıksa, iradesi çarpıtılmışsa bu olmaz.”
Abdullah Öcalan İmralı’da; Troçkizm, revizyonizm, anarşizm, liberalizm, feminizm, çevrecilik, sivil toplumculuk karışımı teorileri eklektik bir biçimde yeni sosyalizm olarak savunan Wallerstein ve Bookchin gibi teorisyenlerden devraldığı bir çizgi geliştirdi. Perspektif yazısında bu çizgiyi yeniden ortaya koyuyor.
Öcalan’ın çözümü; ne olduğu belli olmayan, sınıflar üstü bir “demokratik toplum”dur. Onu da “gerçekleştirmek için demokrasi dışı bir yol yoktur, olamaz!”. Demokratik uzlaşma temel yöntemdir.
Öcalan’a göre, ulusal sorunun şimdiye kadarki tüm çözümleri –devlet / federasyon / özerklik / kültüralizm- “geçmişe ait” ilan eden bir çizgi temelinde silahlı mücadele “anlamsızlaşmış”, “miadını doldurmuş” tur.
PKK ulusal kurtuluş hareketi olmaktan çıkarak sivil toplumcu, reformist bir sosyal demokrasi hareketi olma yönünde ilerliyor. Ve Öcalan da bu çizginin yaratıcısı olarak bu sürece önderlik ediyor.
13 Ağustos 2025
Tekoşîna Komunîst/Komünist Mücadele Gazetesi


































































