3 Ekim 2025’te Berlin ve Stuttgart’ta, “Bir daha savaş olmasın – silahları indirin!” inisiyatifi iki ayrı yürüyüşe çağrı yaptı. Çağrı da; sosyalleşmeyi engelleyen silahlanmaya, orta menzilli silahlara, iç militaristleşme, tehdit yalanına, tüm savaşların (özellikle Ukrayna, Ortadoğu ve Batı Asya) sona ermesi talepleri ileri sürülüyordu. 1 Ekim’e kadar, 500 barış girişimi, grup ve kuruluş, “Bir daha asla savaşa hazır olmayalım. Barış için ayağa kalkalım” sloganıyla her iki yürüyüşü destekleme çağrısını imzaladılar.
Yürüyüş çağrısında Alman hükümetinden şu taleplerin yerine getirilmesi isteniyordu:
– Silahlanma yarışını durdurun! Bunun yerine sosyal hizmetler, eğitim, sağlık, kültür ve çevre koruma için silahsızlanma!
– Yeni ABD orta menzilli silahlarının konuşlandırılmasına hayır!
– Zorunlu askerlik hizmetine hayır!
– Ukrayna, İsrail ve dünyanın diğer ülkelerine silah sevkiyatı ve silah ihracatı yapılmasın!(???)
– Toplumun militarisasyonuna son verilsin! Sağlık, eğitim ve bilim, savaşa hazırlık için ikincil plana atılmasın!
İsrail’in uluslararası hukuka aykırı savaş, hak mahrumiyeti, mülksüzleştirme, işgal ve imha politikalarını meşrulaştıran “devlet gerekçesi”ne hayır!
BM tarafından kararlaştırılmamış ekonomik yaptırımlara hayır, bunlar uluslararası hukuka aykırıdır!
Savaşı reddeden ve savaş tehdidi altında olan insanlara sığınma hakkı!
Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşmas’ına katılım!
3 Ekim günü saat 12:15’ten itibaren kitle Bebel Meydanı’nda toplanmaya başladı. Bebel Meydanı, Nazi Almanya’sı döneminde, 10 Mayıs 1933’te, kitapların yakıldığı tarihi bir meydandır. Bebel Meydanı, bu karanlık dönemin bir sembolü hâline geldi.
Polise göre, yürüyüşe katılım 7.500, yürüyüş organizatörlerine göre ise 20.00 kişi yürüyüşe katıldı. Önce Bebel Meydanı’nda bir miting için toplanıldı, ardından Friedrichstraße’ye doğru yüründü. Yürüyüş korteji tekrar başlangıç meydanına geri döndü.
Berlin’deki yürüyüşün katılımcıları arasında, BSW, mera 25 (Avrupa Gerçekçi İtaatsizlik Cephesi), sendika gençliğinden bazıları, DKP, SDAJ, MLPD ve Sol Parti yer aldı. Göçmen örgütlerinden sadece Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) vardı. Çok sayıda Filistin bayrağı taşındı. Bebel Meydanı’nda sayısız bayrak ve pankart dalgalandı. Bir SPD bayrağı ve birkaç Alman bayrağı da taşındı. 3 Ekim yürüyüşünde, ırkçılık, faşizm ve anti-semitizmin her türlüsünden açıkça uzak bir duruş sergilendi. Humbolt Üniversitesi önünde 5-10 İsrail yanlısı kişi Hamas ve kaçırılan rehinelerine vurgu yapan döviz ve pankartlar açtı. Alman polisi, bu kişileri özel olarak koruyordu.
Bebel Meydanı’ndaki konuşmacılar arasında Sosyal Demokrat Parti milletvekili Ralf Stegner de vardı. Stegner, şu anda dünya çapında 21 savaş ve 150 askeri çatışma olduğunu açıkladı. “Kötü bir barış bile savaştan iyidir” şeklinde açıklamalarına devam eden Stegner, silah ihracatında rekor kırmaya gerek yok. Silah şirketleri devasa kârlar elde ediyor: “Bu, Alman sanayi politikasının lokomotifi olamaz.” “Almanya savaşa hazır değil, barışa hazır olmalı” dedi. Stegner bu tespitleri yapıyorsa ve gerçekten tutarlı bir insansa, o zaman Sosyal-Demokrat Parti’de ne işi var sorusu sorulmalıdır. Çünkü Sosyal Demokrat Parti, Alman emperyalizminin savaş partisidir. Alman emperyalizmin savaşa hazırlanmasında başrolü oynamaktadır. Emperyalist savaşa ve Alman emperyalizminin savaş politikalarından rahatsız olan biri öncelikle savaş partisinden kopma ile işe başlamalıdır.
Avrupa Parlamentosu’nda Sol Parti milletvekili Özlem Demirel de konuşmasında barış hareketinin küresel boyutunu vurguladı: “Ukrayna, Gazze, Sudan, Mali ve Kongo’da barıştan yanayız ve bu ülkelerde Alman ve AB silahlarıyla yürütülen savaşlara karşıyız” dedi.
“Courage”dan bir kadın arkadaş, “Tüm bu savaşlarda ilk olarak kadınlar ve çocuklar etkilenir. Tecavüz bir savaş silahıdır”, “Ama burada gerçek anlamda faşistler yok. Ve kısmen karmaşık kişilikleri olan insanlarla da diyalog kurmaya çalışıyoruz. Yine de geniş katılımı memnuniyetle karşılıyoruz. Hepimiz burada savaşa karşıyız ve barıştan yanayız” şeklinde konuştu.
Birçok gösterici, artan silahlanma ile sosyal amaçlar için para eksikliği arasındaki bağlantıyı pankartlarda dile getirdi. Bir pankartta “Füzeler yerine emekli maaşı” yazıyordu. Taşınan döviz ve pankartlarda, Rusya ile barış, Rusya’ya karşı savaşa son gibi talepler ileri sürüldü. Tartışmalarda bu konuya sık sık vurgular yapıldı.
Tanınmış anti-militarist Jürgen Grässlin bunu kişisel bir örnekle açıkladı: Yıllar önce, Rheinmetall şirketinin hisselerini oldukça ucuza satın alarak yıllık genel kurul toplantılarında konuşma hakkı elde etmişti. “Şu anda bu hisselerin değeri 2800 avro” diyen Grässlin öfkesini dile getirdi. O, bu durumdan şikâyet eden az sayıdaki hissedardan biri idi. Rheinmetall’de küçük hisse sahipleriyle, büyük hisse sahipleri arasında ciddi kapışma var.
Silah ihracatına yönelik eleştirilerin ve zorunlu askerlik hizmetinin yeniden getirilmesi talebinin yanı sıra, göstericiler federal hükümetin aktif bir politika değişikliği yapmasını talep ettiler. “Silahlanma yarışının durdurulması”, kriz bölgelerine silah sevkiyatının sona erdirilmesi ve ABD’nin orta menzilli silahlarının konuşlandırılmasının durdurulması talep edildi. Diplomasi ve gerginliği azaltma politikasının gerekliliği özellikle vurgulandı. Konuşmalarda, İsrail’in Gazze’deki eylemlerine ilişkin Alman hükümetinin tutumu eleştirildi. Başka bir konuşmada ise Avrupa Birliği’nin Ukrayna savaşını tırmandırdığı belirtildi.
3 Ekim 2025 tarihi aynı zamanda, Alman emperyalizminin Doğu Almanya’yı ilhak edişinin 35. yıldönümüydü. Ne yazık ki, taşınan pankartlarda, yapılan konuşmalarda, 3 Ekim’e fazla vurgu yapılmadı. 1949-1990 arasında İki Almanya vardı. Almanya’nın Batı’sında Federal Almanya Cumhuriyeti, Doğu’sunda ise Demokratik Alman Cumhuriyeti. Demokratik Alman Cumhuriyeti 1990’da, Batı Almanya tarafından ilhak edildi. 3 Ekim, Doğu Almanya’daki sosyal-faşist iktidarın iflas etmesiyle birlikte Batı Alman emperyalistlerinin “Büyük Almanya” hayaline adım atması, gücüne güç katması için bir gündür.
Alman emperyalist devleti, DDR’i yutarak güçlenmesinin ardından dünyadaki pazar dalaşında daha fazla pay kapma çalışmalarını hummalı biçimde sürdürüyor. İç faşistleşme yanında yayılmacılıkta sınır tanımazlık, haydutluk, barbarlık bu emperyalist gücün de marifetleridir. Yasasındaki bir dizi “yasağı” da ortadan kaldıran Alman emperyalist devleti, Afrika’dan Ortadoğu’ya; Güney Amerika’dan Uzak Doğu’ya bir dizi bölgede ağırlığını hissettirme peşindedir.
Alman emperyalizmi, ekonomik açıdan hâlâ dünyanın en güçlü emperyalist büyük güçlerden biridir. Alman emperyalizmi, askeri olarak savaşa hazırlanıyor. NATO’nun önemli bir üyesi olarak tamamen ABD’ye güvenmiyor. Fransa ve son yıllarda İngiltere ile yakın işbirliği içerisindedir. “Savaşa hazır olmak” Alman burjuvazisinin yeni sloganıdır. Bu, somut olarak giderek artan silahlanma ve toplumun giderek daha fazla militarizasyonu anlamına geliyor. Zorunlu askerlik yeniden yasalaştırıldı. 2029 yılına kadar Almanya savaşa hazır hâle getirilmelidir. Yapılan propaganda budur.
3 Ekim yürüyüşünde, “3 Ekim 2025 Emperyalist savaşa savaş!” başlıklı TA bildirisinden 500 adet dağıtıldı. Birçok grup yayın satışı ve bildiri dağıtıyordu. Ne yazık ki dağıtılan bildiriye pek ilgi yoktu.
Savaşa karşı, istenilen ölçüde olmasa bile insanların sokağa çıkması olumludur. Emperyalist ve gerici savaşları önlemenin tek yolu proleter dünya devrimidir. Proleter dünya devrimi ufukta görünmediğine göre, savaşa karşı barış hareketinin gelişmesi ve bu hareket içerisinde komünistlerin savaşa yaklaşım bağlamında doğru görüşlerin propagandasını yapması günün acil görevidir.
04 Ekim 2025


































































