Üretici güçler gelişmelerinin belli bir aşamasında kapitalist üretim ilişkilerini, aynı zamanda proletaryayı dünya tarih sahnesine çıkarmışlardır. Proletarya kapitalizmin esas ve temel ürünüdür. Üretim araçları üzerindeki her türlü mülkiyet ağlarından özgür kılınmış, varlığını sürdürebilmek için işgücünden başka bir araca sahip olmayan proletaryanın özgürlüğü, ücret köleliğinin zincirlerine sıkı sıkıya bağlanmıştır. Onun yaşama özgürlüğü, sermayenin işgücüne olan talebi ile sınırlıdır. Ama proletarya bu sınırlar içinde kalamaz. Onun bu sınırları parçalamak için:
“daha doğuşuyla burjuvaziye karşı mücadelesi başlar.” (“Komünist Parti Manifestosu”, Marx, Engels, s. 47, İnter Yayınları, Aralık 1998, İstanbul)
Yalnızca proletaryanın mücadelesi, modern toplumun temellerine, bu temeller üzerinde yükselen kurumlara karşı sonuna kadar tutarlıdır. Bu nedenle:
“Bugün burjuvazinin karşısında duran sınıflardan yalnız proletarya gerçekten devrimci bir sınıftır. Öteki sınıflar modern sanayi karşısında çürümekte, sonunda da ortadan kaybolmaktadır; modern sanayinin özel ürünü ve asıl ürünü proletaryadır.” (Age. s. 50)
Modern toplumda “burjuvazi karşısında duran”, “burjuvaziye karşı savaşan” tek sınıf proletarya değildir. Proletarya, burjuvaziye karşı savaşan, savaşımında sonuna kadar tutarlı GERÇEKTEN devrimci bir sınıftır. Çünkü o, kapitalizmin en temel ürünüdür, çünkü onun bu savaşımda “zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi yoktur.”
Burjuvaziye karşı orta katmanlar da savaşım yürütürler. Fakat bunların savaşımı proletaryanın savaşımına bağlanmadığı zaman, “varlıklarını yok olmaktan kurtarmak” içindir. Bu savaşımları “varlıklarını kurtarmak” için mücadele olduğu sürece ve ölçüde, “tutucu, hatta gericidirler.” Bunlar “gelecekteki çıkarlarını savundukları”, “kendi görüş açılarını terk” ettikleri sürece ve ölçüde devrimcidirler.
“Orta halliler, küçük sanayiciler, küçük tüccarlar, zanaatkâr, köylü, bütün bunlar orta halliler olarak kendi varlıklarını yok olmaktan kurtarmak için burjuvaziye karşı mücadele ederler. O hâlde bunlar devrimci değil, tutucudurlar. Hatta gericidirler de, tarihin tekerleğini geriye döndürmeye çalışırlar. Devrimci olurlarsa, bu ancak proletaryanın saflarına kaçınılmaz geçişlerini göz önünde tutmaları yüzündendir, andaki çıkarlarını değil, gelecekteki çıkarlarını savunurlar, kendilerini proletaryanın görüş açısına yerleştirebilmek için, kendi görüş açılarını terk ederler.” (Age. s. 50)
Bundan dolayı kapitalist toplumun hiç sınırlamasız tek devrimci sınıfı proletarya değildir. Komünist Manifesto’nun diliyle bir kez daha söyleyecek olursak, o sonuna dek tutarlı olma anlamında GERÇEKTEN devrimci bir sınıftır.
Bundan 150 yıl önce, (22-27 Mayıs 1875) Gotha’da toplanan Eisenachçılarla Lasallecıların birleşme kongresinde, Alman Sosyal-Demokrat İşçi Partisi’nin programına: “Emeğin kurtuluşu, işçi sınıfının işi olmalıdır. İşçi sınıfının karşısında tüm öteki sınıflar yalnızca gerici bir yığındır” şeklinde bir düşünce sokulur. Marx bu düşünceye şiddetle karşı çıkar. Burada Marx’ı kızdıran, özellikle de daha önceden Komünist Manifesto’da doğru bir şekilde açıklanan bir düşüncenin çarpıtılmasıdır.
“Birinci tümcecik, Enternasyonal tüzüğü önsözünden alınmadır, ama burada “düzeltilmiştir”. Bu önsözde şöyle yazar: “İşçi sınıfının kurtuluşu, işçi sınıfının kendi eseri olmalıdır.” Burada ise, tersine, işçi sınıfı neyi kurtarmaktadır? “Emeği”. Anlayabilen anlasın.
Komünist Manifesto’da şöyle yazılıdır:
“Bugün burjuvazi ile karşı karşıya gelen bütün sınıflar içerisinde yalnızca proletarya gerçekten devrimci bir sınıftır. Öteki sınıflar modern sanayi karşısında erirler ve en sonu yok olurlar; proletarya ise onun özel ve temel ürünüdür.”
Burjuvazi, burada, eskimiş üretim biçiminin ürünü olan toplumsal durumlarını korumaya azimli feodaller ve orta sınıflara göre devrimci bir sınıf olarak —büyük sanayiin taşıyıcısı olarak— değerlendirilmektedir. Demek ki feodaller ve orta sınıflar, burjuvazi ile birlikte yalnızca gerici bir yığın oluşturmuyorlar.
Öte yandan proletarya, kendisi de büyük sanayiden doğmuş bir sınıf olarak, üretimi, burjuvazinin ölümsüzleştirmeye çalıştığı kapitalist nitelikten arındırmaya uğraştığı için, burjuvazi karşısında devrimci bir sınıftır. Ama Manifesto ‘alt orta sınıf’ın, ‘proletaryaya katılmak üzere olduklarından ötürü’ devrimcileşmekte olduklarını da buna ekler.
Bu bakımdan, orta sınıfların burjuvaziyle birlikte ve hele feodalleri de bunlara katarak, işçi sınıfının karşısında ‘yalnızca gerici bir yığın oluşturduğu’nu söylemek de saçmalıktır.” (K. Marx, F. Engels, Seçme Yapıtlar, cilt 3, s. 24-25, Sol Yayınları, Aralık 1979, Ankara)
Bu satırlarda Marx’ın sorunlara diyalektik yaklaşımını bir kez daha görebiliriz. Marx, işçi sınıfı dışındaki sınıfları bir bütün olarak görmüyor, her birinin diğerinden farklı özelliklerini atlamıyor, hepsini birden gerici bir yığın olarak görmüyor. O, her sınıfın somut tarihsel bir aşamada diğer sınıflara karşı durumlarını ayrı ayrı inceliyor, orta sınıfın alt katmanlarının bütün sınırlılığına rağmen feodallere ve burjuvaziye karşı devrimci olanaklarını da tespit ediyor.
Marx’ın görüşlerinin sadık bir öğrencisi olan Lenin, aynı düşünceleri şöyle ortaya koyuyor:
“Kapitalist düzende proletarya, ezilen bir sınıftır, her türlü mülkten, üretim araçlarından yoksun olan bir sınıftır; bu sınıf burjuvaziye doğrudan doğruya ve tamamen karşı olan biricik sınıftır ve dolayısıyla sonuna kadar devrimci olmaya yetenekli biricik sınıftır.” (“İşçi-Köylü İttifakı”, Lenin, s. 135-136, İnter Yayınları, Aralık 1997, İstanbul)
Lenin, kapitalist düzende proletaryanın, her türlü mülkten, üretim araçlarından yoksun olmasından, bu nedenle burjuvaziye karşı doğrudan doğruya ve tamamen karşı olan biricik sınıf olmasından, proletaryanın dışındaki diğer emekçi tabakaların bütün sınırlılığına rağmen devrimci yeteneklerini yadsıyarak bir sonuç; “proletarya tek devrimci sınıftır” sonucunu çıkarmıyor. Hayır, Lenin Marksizm tabanına basıyor. O bundan, proletaryanın “sonuna kadar devrimci olmaya yetenekli biricik sınıf” olduğu sonucunu çıkartıyor.
Eylül 2025


































































