Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) genel merkezini Ankara’ya taşıma kararı, DİSK içinde ve sol kamuoyunda tepkilere ve tartışmalara yol açtı.
2020 yılında yapılan DİSK’in 16. Genel Kurulu’nda tüzüğün geçici madde 1’de düzenlenen karar doğrultusunda, genel merkezin Ankara’ya taşınma yetkisinin yönetim kuruluna bırakılması kararı alınmıştı.
Gelinen aşamada mevcut DİSK Yönetim Kurulu, bu karara dayanarak Ankara’ya taşınma kararı aldı. DİSK Genel Başkan Yardımcısı, Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan Atar taşınma kararına karşı çıktı. Şerh metni kaleme alarak metni kamuoyuna paylaştı.
DİSK’e üye olan 22 sendikadan 11 sendika da (Basın-İş, Birleşik Metal-İş, BTO-Sen, Dev Yapı-İş, Enerji-Sen, Güvenlik-Sen, Limter-İş, Nakliyat-İş, Sine-Sen, Sosyal-İş, Tümka-İş) ortak bir açıklama yaparak taşınma kararına karşı çıktı.
Ortak açıklamada öne çıkan noktalar şunlar:
“Bu karar, DİSK’in tarihsel mirasıyla, tüzüksel meşruiyetiyle ve sınıf gerçekçiliğiyle doğrudan çelişmektedir. Söz konusu olan bir adres değişimi değil, yeni bir “yön” tercihi; bir binanın taşınması değil, bir çizgi değişimidir.”
“Türkiye işçi sınıfının üretim ve yaşam merkezleri Marmara bölgesinde yoğunlaşmıştır.”
“Dolayısıyla genel merkezin Ankara’ya taşınması, DİSK’in sınıfın ana gövdesinde, fiili mücadele alanlarından uzaklaşması anlamına gelir.”
“Bugün mesele, yalnızca bir binanın taşınması değildir. Bu karar, DİSK’in nerede duracağına, kiminle duracağına ve kimden uzaklaşacağına ilişkin bir tercihtir.”
“DİSK, ne bürokrasinin ne de iktidarın başkentinde değil, işçi sınıfının başkentinde kalmalıdır.”
“Aşağıda imzası olan DİSK üyesi sendikalar olarak, DİSK Yönetim Kurulu’nu bu tarihsel hatayı görmeye, DİSK Genel Merkezi’nin Ankara’ya taşınması kararından vazgeçmeye çağırıyoruz.”
DİSK’in Genel Merkezi’ni Ankara’ya taşıma kararına getirilen eleştirileri tek bir cümle ile özetlemek mümkün: “DİSK bürokrasinin ve iktidarın başkentinde değil, işçi sınıfının başkentinde kalmalıdır.”
***
1960’lı yıllarda Türk-İş’in devlet ve sermaye yanlısı tutumu nedeniyle, Türk-İş’e alternatif olarak çıkan DİSK kısa süre içinde işçi sınıfı içinde güçlendi. Sınıf mücadelesinin yükseldiği koşullarda DİSK sol söylemler kullandı. Ancak DİSK hiçbir zaman gerçek anlamıyla işçi sınıfının sınıf örgütü olmadı. Reformizm onun değişmez özelliği olarak kaldı.
DİSK’in Ankara’ya taşınması kararı hakkında yürütülen tartışmalar ve getirilen eleştiriler hakkında şunları düşünüyoruz:
Taşınma kararı üzerine yürütülen tartışmalarda ve getirilen eleştirilerde, DİSK’in siyaseti, nasıl bir konfederasyon olduğu tartışma konusu yapılmamaktadır.
Bizce yer ve mekan üzerinden tartışma yerine, izlenilen siyaset ve nitelik tartışılmalıdır.
Bugün sendikaların, konfederasyonların büyük çoğunluğu aristokratlaşmış bir avuç sendika bürokratının egemen olduğu bürokratik, anti demokratik yapılar haline gelmiştir.
Sendikal yapının esas niteliğini belirleyen sendikaların büyük çoğunluğunun işçilerden çok sermayenin çıkarlarının bekçiliğini yapan kurumlar haline gelmiş olmalarıdır.
Özellikle sendika yönetimlerine çöreklenmiş bürokrat kesim, işçiden uzaklaştığı oranda sermayeye yakınlaşmış, sendikaları adeta sermayenin çıkarlarını işçi sınıfına karşı koruyan örgütler haline getirmiştir.
Bu kastlaşmış kesim, işçi sınıfının hak alma mücadelesinden en az sermaye kadar korkar olmuştur. İşçi sınıfının mücadelesini engellemek için sermaye ile işbirliğinden çekinmeyen, işçi sınıfına ihaneti ve gerici uzlaşmaları sınıfının çıkarınaymış gibi gösterip, işçi sınıfını satmayı ‘sosyal diyalog’ diye yutturmaya çalışır hale gelmiştir. Ve bunu eskisinden çok daha açık bir şekilde yapmakta bir sorun görmemektedir.
Sarı sendikacılığın en çarpıcı örneklerini TÜRK-İŞ sergiliyor.
Türk-İş içerisinde az da olsa var olan kimi muhalif sendikaları ve sendikacıları bir kenara bırakırsak, Türk-İş kurulduğu günden bu yana görevi işçi sınıfına ihanet, işçi sınıfı karşısında sermayenin çıkarlarını korumak olmuştur.
Türk-İş bu durumda da kendisini işçi sınıfının sendikası olarak gören DİSK ne durumda? DİSK’te gerçekten işçi sınıfının sendikaları durumunda değildir. DİSK’e bağlı sendikaların çoğunluğunun yönetimleri esas olarak bürokratlaşmış, bir dizi anti demokratik uygulamanın yaşandığı yapılar haline gelmiştir.
Bugünkü sendikal yapıların bu durumda olmasının bir nedeni işçi sınıfı hareketinin zayıflığı ise, bir diğer önemli nedeni de sermayenin sendikalar üzerindeki etkisidir. Sermaye, işçi sınıfının önemli örgütlenme araçlarından bir olan sendikaları engelleyemediği noktada sendikalar içerisindeki gerici, uzlaşmacı kesimlerle, sendika bürokrasisiyle kurduğu ilişkilerle, onlara tanıdığı maddi, manevi imtiyazlarla kendisine bağımlı hale getirdi, getiriyor.
Türkiye’deki sendikal yapının esasının özeti şudur; içerisinde gerçek bir demokratik işleyişin söz konusu olmadığı, bütün önemli kararların, birçok halde genel kurul kararları, tüzük vb. hiçe sayılarak, ya da “kitabına uydurularak” sendika genel merkez yönetimleri tarafından alındığı, tabanın söz ve yetki sahibi olmadığı, sermaye ile bütünleşmiş ve son tahlilde sermayenin çıkarlarının savunuculuğunu yapan bir yapı vardır. Kimi sendikaların bu tablonun dışında olmaları bu genel durumu değiştirmiyor.
Sendikalardaki anti demokratik ve bürokratik yapı, şu veya bu sendikanın sorunu değil, bugün bütün “büyük” sendikaların sorunudur.
Sendikaları işçi sınıfının çıkarlarını koruyan, savunan örgütlere dönüştürmek, sınıf sendikaları yaratmak işçilerin ellerindedir. Yeter ki işçiler güçlerinin farkına varsın, bilinçlensin ve örgütlensin!
Sonuç olarak DİSK’in Genel Merkezi’nin nerede olduğu değil, DİSK’in niteliği ve izlediği siyaset üzerine tartışılmalıdır.
23 Ekim 2025


































































