ABD emperyalizmi Venezuela’ya saldırmak için hazırlık yapıyor. Nükleer enerjiyle çalışan bir denizaltı, savaş gemileri, bombardıman uçakları, deniz piyadeleri, insansız hava araçları ve casus uçaklardan oluşan bir filoyla Karayip Denizi’nde askeri yığınak yaptı. ABD Başkanı Donald Trump, ABD merkezi istihbarat teşkilatı CIA’ya Venezuela’da gizli operasyonlar yürütme yetkisi verdi.
ABD Adalet Bakanlığı 2020’den bu yana Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu uyuşturucu kaçakçılığı ve narko-terör örgütüne liderlik etmekle suçluyor. ABD, Eylül ayının başından bu yana, uluslararası deniz antlaşmalarını ihlal ederek, Venezuela sularında uyuşturucu taşımakla suçladığı en az altı tekneye yaptığı saldırılarda 30’dan fazla kişiyi öldürdü.
ABD emperyalizminin amacı sadece Nicolás Maduro yönetimini devirmek değildir; aynı zamanda Venezuela’nın petrol ve diğer yeraltı kaynaklarını da kontrol etmektir. Çünkü Venezuela, dünyanın en büyük petrol rezervlerine ve önemli miktarda altın, demir, bakır ve diğer madenlere sahip olmasıyla doğal kaynaklar açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biridir.
Venezuela
Venezuela, resmî adıyla Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti, Güney Amerika’nın kuzey kıyısında yer alan bir ülkedir. Kuzeyde Karayip Denizi, doğuda Guyana, güneyde Brezilya ve batıda Kolombiya ile çevrilidir. Karayip Denizi’nde irili ufaklı birçok adaya sahiptir. Başkenti ve en büyük kenti Caracas olan ülkenin yüzölçümü 916,445 km2, nüfusu yaklaşık 28 milyondur. Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve Güney Amerika Uluslar Topluluğu üyesidir.
Venezuela 23 eyalet ve Başkent Bölgesi ile adaları içeren federal bağımlılıklardan oluşan ve başkanlık sistemi ile yönetilen bir federal cumhuriyettir. Venezuelalıların büyük çoğunluğu ülkenin kuzeyindeki büyük şehirlerde yaşamaktadır, bu da Venezuela’yı Latin Amerika’da şehirleşme oranının en yüksek olduğu ülkelerden biri yapmaktadır.
Venezuela’da gerek 1958’e kadar iktidara el koyan askeri diktatörlüklere karşı, gerekse de 1958’den 1998’e kadar esasta iki partinin değişerek sürdürdüğü yönetimlere karşı kitlelerin mücadelesi sürekli var oldu. 1960’lı yıllarda gerilla mücadelesi temelinde silahlı mücadele de verildi. Silahlı mücadelenin yenilgiye uğraması sonrasında yönetimin “ulusal uzlaşı” siyaseti adına muhalefeti uysallaştırması gündeme geldi. Bu süreçte Venezuela Komünist Partisi de legalleşti.
1982-1983 yıllarında Venezuela’da yaşanan ekonomik kriz ve buna paralel emperyalistlerin dayattığı neoliberal ekonomik önlemler, özellikle de kamu iktisadi teşekküllerinin özelleştirilmesi yönlü adımlar kitlelerin yaşamını çekilmez bir hale getirdi. IMF ve Dünya Bankası’na borçlanma, tasarruf siyasetine geçme adına, verimsiz sanayi dallarını verimli hale getirmek yerine kapatma ve benzeri adımlar işsizliğin, yoksulluğun ve açlığın boyutlarını büyüttü.
Bu durum 27 Şubat 1989’da, başta başkent Caracas olmak üzere birçok şehirde “açlık isyanı” olarak da adlandırılan bir isyana yol açtı. Sayısı kesin olarak bilinmeyen, 3000 isyancının katledildiği tahmin edilen bu isyan ve katliam Venezuela’da yeni bir dönemin de başlangıcı olarak değerlendirilmektedir.
Venezuela’nın ekonomisi özellikle 20.yüzyılın ikinci yarısından itibaren petrol ve doğalgaz üretimine bağlıydı. 1990’lı yıllarda çelik ve alüminyum sanayi de ülkenin ekonomisine katkıda bulunmaya başladı. Petrol, doğalgaz, çelik ve alüminyum dalları dışında Venezuela’da gelişmiş bir sanayi yoktur. Var olanlar da esasta yabancı tekellerin elindeydi. Egemen sınıflar, esas olarak işbirlikçi burjuvazi ve büyük toprak sahipleri, yabancı tekellerle işbirliği içinde, elde edilen gelirleri ceplerine indirmiş ve halka yoksulluk dışında bir şey bırakmamıştı. Bir yanda rantçı oligark bir azınlık, diğer yanda yoksul ve aç büyük bir çoğunluk!
Venezuela sadece sanayi alanında değil, tarım alanında da pek gelişmemiştir. Özellikle büyük toprak sahiplerinin topraklarını işletmemesi ve ülke içinde gerekli gıdanın üretilememesi, Venezuela’yı tarım ürünleri başta olmak üzere, temel gıda ihtiyaçları bağlamında ithalata bağımlı kılmıştır.
Kısaca siyasi ve ekonomik olarak Venezuela yabancı tekellerin, IMF ve Dünya Bankası’nın ve özellikle de ABD emperyalizminin atlarını istedikleri gibi oynattıkları bir ülke konumundaydı.
Chavez’in ortaya çıkışı
Chavez orduda paraşütçü bir subaydı. Ulusalcı sol görüşlerden etkilenen Chavez, Hıristiyan inancına tutunan ve idolü Simon Bolivar olan halkçı biriydi. 1982’de, Simon Bolivar’ın 200. doğum yıldönümüne (Temmuz 1983) atfen, yandaşı subaylarla birlikte, daha sonra adını “Bolivarcı Devrimci Hareket 200” (MBR 200) olarak değiştireceği “Bolivarcı Ordu 200” (BO 200) adlı örgütü kurdu.
4 Şubat 1992’de Chavez önderliğinde bir askeri darbe girişimi gerçekleştirilir, fakat başarıya ulaşmaz. Chavez yandaşlarıyla birlikte hapse atılır. 1994 yılı başlarında onun ve birlikte tutuklandığı yandaşlarının da içinde bulunduğu siyasi tutuklulara af çıkar.
Chavez ve yandaşları, 1998 Aralık ayında yapılan başkanlık seçimlerine katılmaya karar verirler. Seçimlere katılabilmek için “MBR 200”ün adını “Beşinci Cumhuriyet Hareketi” (MVR) olarak değiştirirler. MVR’nin kurucularının %60 kadarı asker, geri kalanı da değişik siyasi kökenden gelen sivillerdi.
6 Aralık 1998’de yapılan başkanlık seçimlerine “Vatansever Kutup”un [Vatansever Kutup içinde MVR, Venezuela Komünist Partisi (PCV), Sosyalist Eylem Hareketi (MAS), Herkes İçin Vatan (PPT), Halk Seçim Hareketi (MEP) vardı.] adayı olarak katılan Chavez, seçimi %56,2 oy oranı ile kazandı. 2 Şubat 1999’da yemin ederek görevine başladı. Böylece Chavenistlerin (Chavez yanlıları kendilerini böyle adlandırıyor) “devrim”i başlatılmış oldu. 7 Ekim 2012’de yapılan başkanlık seçiminde kullanılan geçerli oyların %55,25’ini alarak kazanan Chavez kansere yakalandı. Ölmeden önce halka yönelik yaptığı son konuşmada kendi yerine başkan yardımcısı olan Maduro’nun seçilmesini vasiyet etti. 5 Mart 2013’te de yaşamını yitirdi.
Chavez’in programı
Chavez ve ekibi iktidara gelince; petrol kaynaklarını, kapatılmış ya da kapatılmaya çalışılan bazı fabrikaları ve işlenmeyen bazı toprakları devletleştirdi. Sağlık ve eğitim alanlarında halkın ihtiyaçlarını gidermeye yönelik olan ve uygulanmasına halk yığınlarının örgütlü olarak katılımını öngören bir takım önlemler alındı. Petrol satışından gelen gelirlerin bir bölümü yoksulların hizmetine sunuldu. Yoksul kitlelerin durumunda iyileşme sağlandı.
Chavez’in ekonomi programı bağımsızlıktan yana olan, fakat kapitalizme karşı olmayan ulusal burjuvazinin programıdır. Ulusal burjuvazinin temsilcisi olan Chavez ve Chavenistler, halkın desteğini almak için bir yandan halkçı görünüp bazı devletleştirme adımları atarak halka bazı hizmetler sunarken, diğer yandan Venezuela burjuvazisinin gerçek iktidarının ekonomik temeline dokunmaktan kaçınmışlardır.
Chavez döneminde uygulanan ekonomik politikalar halkın önemli bir bölümünün yaşam koşullarını iyileştirdiği için, seçmenlerin çoğunluğu Chavez’i tekrar seçti. Fakat bu politikaların devamı gelmeyince, yüksek enflasyonun da etkisiyle ekonomik durum giderek kötüleşince ve zorunlu ihtiyaçlar bile karşılanamaz hale gelince, Chavenistlerin kitleler içindeki desteği de azalmaya başladı.
Anti-emperyalizm mi?
ABD Venezula’da, ABD’nin çıkarlarına zarar verdikleri ve ABD’nin kontrolü altında olmadıkları için, Chavenistlerin iktidarını yıkmak için darbe dâhil her türlü girişimde bulunmuştur.
Venezuela’da ABD’nin desteklediği devlet kapitalizmine karşı olan burjuva kesimi süreç içerisinde giderek güçlendi. Ülke içinde esas olarak ulusal burjuvazinin temsilcisi olan Chavenistler ile işbirlikçi burjuvazi arasında iktidar mücadelesi yaşanmaktadır.
ABD’yi karşılarına alan Chavenistler Rusya ve Çin emperyalistleri ile stratejik ortaklıklar oluşturmuşlardır. Kapitalizme ve emperyalizme ilkesel olarak karşı olmayan, kendi “bağımsız” kapitalizmini, hatta becerebilirse kendi emperyalizmini geliştirme programına sahip bir ulusal burjuvazi için bugünün şartlarında; büyük bir emperyalist güce karşı mücadelede, onun rakipleri ile ilişkiler geliştirmek olağandır. Bu genelde emperyalistler arasındaki çelişmelerden yaralanmak adına yapılır. Ve genelde bir bağımlılıktan kurtulup, bir başka bağımlılığa sürüklenmeyle birlikte yürür. Bu “anti-emperyalizm” gerçek bir anti-emperyalizm değildir. En iyimser adlandırmayla buna güdük bir anti-emperyalizm denebilir. Latin Amerika’daki “anti-yankee” emperyalizmi, yalnızca egemen ABD emperyalizmini karşısına alan, buna karşı mücadele eden “anti-emperyalizm” böyle bir anti-emperyalizmdir.
Chavenistlerin sosyalizm ile ilişkisi
Chavez’in, laf düzeyinde sosyalizm kavramını kullanması ve “21.yüzyılın sosyalizmi”nden bahsetmesi dışında sosyalizm ile bir alakası yoktur. Venezuela’da uygulanan ekonomik politikalar, devletleştirme adımları, ABD ile çelişkiler, görece ulusal bağımsızlık siyaseti ve benzeri gelişmeler; Chavenistleri sosyalist ve onların Venezuela’da sosyalizmin kurulmasına yönelik adımları olarak gösteriliyor. Devlet kapitalizminin sosyalizmle bir ilgisi yoktur!
Üretim araçları üzerinde özel mülkiyet, birçok “solcu’ tarafından 21. yüzyıl sosyalizminin örnek anayasası olarak gösterilen Venezuela Anayasa’sı tarafından garanti altına alınan, korunan bir mülkiyet biçimidir.
Venezuela’da yoksul halkın yaşamını az da olsa düzelten önlemler ve gerek ulusal ekonominin gelişmesini güçlenmesini sağlayacak devletleştirme adımları ve gerekse de bu temelde elde edilen görece ulusal bağımsızlık, ne Chavenistlerin ne de Venezuela’nın sosyalizme doğru ilerlediğini gösteren gelişmeler değildir.
Chavenistlerin olumlu propagandasına rağmen, Venezuela’daki sistem kapitalist sistemdir. Chavenistlerin attığı bütün adımlar sistem içi adımlardır. “Bolivarcı Devrim” adı verilen olgu, gerçekte burjuvazinin değişik kesimleri arasında bir iktidar değişikliğidir. Venezuela’da iktidar esas olarak bağımsızlık yanlısı ulusal burjuvazinin siyasetinin temsilcilerinin elindedir ve onların çıkarlarını temsil etmektedir.
Sonuç
ABD emperyalizminin Venezuela’ya yönelik saldırılarına ve işgal tehdidine karşı çıkalım!
Dünya genelinde, dünyanın yeniden paylaşım dalaşı içinde Rusya ve Çin emperyalizmi ile dalaşan ABD emperyalizmi, arka bahçesi Latin Amerika’da, Karayip Denizi’nde Rusya ve Çin’in aktif olmasını, nüfuz ve pazar alanlarına sahip olmasını engellemek istiyor.
ABD, Venezuela’da kendi çıkarlarına zarar veren, kontrolü dışına çıkan Chavenistlerin iktidarını yıkıp, yerine kendi çıkarlarını savunan burjuvaziyi iktidara getirmek istiyor.
Nedeni ne olursa olsun, hiçbir ülkenin başka bir ülkeye saldırmak, onu işgal etmek hakkı yoktur. Devletlerinin yönetimi ne olursa olsun, her devletin yaşama hakkı vardır.
Venezuela egemen bir devlettir. Mevcut yönetimin ne olduğundan bağımsız olarak böyle bir devlet var. Şimdi başka bir devlet açıkça bu devletin egemenliğini, devlet olarak varlığını hiçe sayıyor. Onun kara sularında askeri yığınak yapıyor, onu tehdit ediyor, gemilerini batırıyor, sivil vatandaşlarına zarar veriyor. Bunu da kendi emperyalist emelleri için yapıyor. Venezuela Devleti’nin egemenlik haklarına sahip çıkmaktan anladığımız budur.
Venezuela’da iktidarda olan güç ulusal burjuvazidir. ABD emperyalizminin Venezuela’ya yönelik fiili askeri saldırılarına karşı çıkmamız; Venezuela Devleti’nin egemenlik haklarına sahip çıkmamız ve oradaki ulusal burjuvazinin iktidarını desteklediğimiz anlamına gelmez.
Venezuela’da işçilerin ve emekçilerin görevi; bir yandan ABD emperyalizminin saldırılarına karşı ülkelerinin bağımsızlık mücadelesinin en ön saflarında savaşırken, aynı zamanda burjuvazinin iktidarına karşı bağımsız sınıf mücadelesi yürütmek, burjuva iktidarını devrimle yıkmak için örgütlenmek ve mücadele etmektir.
20 Kasım 2025


































































