8 Mart Uluslararası Dünya Emekçi Kadınlar Gününü; emperyalist barbarlığın gölgesinde karşılıyoruz.
Bu yıl 8 Mart’a, emperyalistlerin ve onların işbirlikçilerinin ekonomik, askeri ve politik güç çıkarları uğruna başta Ortadoğu olmak üzere, dünyanın çeşitli yerlerinde kanlı savaşlar yürüttüğü bir ortamda giriyoruz.
Siyonist İsrail devletinin, ABD emperyalizminin desteğinde İran’a karşı başlattığı savaş, savaşın bölge ülkelerine yayılması ile devam ediyor. Tüm emperyalist savaşlarda olduğu gibi savaşın acı yükünü en çok işçi ve emekçiler, halklar çekiyor. Siyonist İsrail devletinin ABD desteğinde İran’a yönelik başlattığı saldırıda yüzlerce masum insan katlediliyor, binlercesi sakat bırakılıyor. Yüzbinlerce işçi ve emekçi daha ‘güvenli’ yerler bulmak için göç etmek zorunda kalıyor.
Emperyalist çıkarlar uğruna yürütülen savaştan hiçbir çıkarı olmayan bölge halklarını ölüm ve göçlerin yanında, daha fazla işsizlik ve yoksulluk, daha fazla açlık bekliyor.
Çocukların bile katledildiği emperyalist saldırganlığın en acımasız boyutunu kadınlar ve çocuklar çekiyor. Kadın ve çocuk yoksulluğu savaş dönemlerinde katlanarak devam ediyor.
Erkek egemen kapitalist düzende işçi ve emekçi kadınlara reva görülen emperyalist savaşların yanı sıra günlük yaşamda da baskı, yoksulluk, eşitsizlik ve şiddettir. Her yıl yüzlerce kadın güya en güvenli olduğu yerde evinde, aile içerisinde katlediliyor. Katliamlar ise koca, abi, baba, sevgili; kadınların en yakını olan erkeklerden geliyor. Kadın katliamlarının suç ortaklığını kadına yönelik şiddeti engellemek yerine, şiddeti çeşitli biçimlerde kışkırtan egemenlerdir.
2025 yılında en az 391 kadın katledildi. Binlercesi şiddete maruz kaldı. Kadın katillerinin önemli bir bölümü ya kayıplara karıştı ya da tahrik ve iyi hal indirimi gibi ceza indirimleriyle adeta ödüllendirildi.
Aile, kadınların en fazla şiddet gördüğü alanların başında geliyor. Kadınlar, kocalar başta olmak üzere en çok aile içerisinde şiddete maruz kalıyor.
AKP/MHP iktidarı ise kadını şiddetten korumak, aile içerisindeki konumunu iyileştirmek, ev işi ve çocuk bakımını kadının sırtındaki yük olmaktan çıkarmak yerine 2025 yılını “Aile Yılı” ilan ederek, kadınları göstermelik yardımlarla daha fazla çocuk doğurmaya teşvik etmeye çalışıyor.
Egemenler kadınları bir yandan çocuk doğurmaya teşvik ederken, diğer yandan yarı zamanlı çalışma, esnek çalışma gibi çalışma modelleri ile kadınları, ev ile iş arasında daha fazla sömürmenin planlarını yapıyor. Kadınlar hem en az üç, hatta beş çocuk doğurup bunların bakımını üzerlenecek, hem de üretimde olacak. Çünkü sermayenin “çok çocuk” politikasının yanı sıra aynı zamanda kadının ucuz işgücüne de ihtiyacı var!
Dünyada milyonlarca kadın, aile denilen erkek egemen yapı içerisindeki bütün yükleri üzerlenmiş durumdadır. Ev işleri, çocuk bakımı, hasta bakımı, yaşlı ve engelli bakımı kadınların “doğal kadınlık görevi” olarak görülüyor. Sabahtan akşama kadar evin içerisinde yapılan bu yorucu ve bıktırıcı işler ne erkekler ne de devletler tarafından işten bile sayılmıyor. Milyonlarca “ev kadını”nın ev içi emeğinin hiçbir değeri, karşılığı yok. Kendine ait bir sigortası ve sosyal güvencesi bile yok. Böylelikle devletin kendi görevi olarak üzerlenmesi gereken bütün bu işler, yeniden üretim alanı, kadınların sırtından halledilmiş oluyor.
Emeğimizin sömürülmesi sadece ev içi emek sömürüsü ile sınırlı değildir. Çalıştığımız sektörlerin önemli bir bölümü, emeğinin yoğun olarak sömürüldüğü, çalışma koşullarının daha kötü olduğu, uzun çalışma saatlerine karşılık ücretlerin daha düşük olduğu, sosyal güvenceden yoksun sektörler olarak öne çıkıyor. Üretimde yer alan kadınların aldığı ücret çoğunlukla “ev ekonomisine katkı” olarak görüldüğü için ücret ve çalışma koşulları da ona göre şekilleniyor. Tüm bunlara ek olarak kadının işini kolaylaştırma adına düzensiz kuralsız, patronların oldukça işine gelen esnek çalışma biçimleri dayatılıyor.
Ölmek, cinsel, sınıfsal, ulusal baskılar altında yaşamak istemiyoruz. Ezilmediğimiz, sömürülmediğimiz, erkekler ile eşit haklara sahip olduğumuz, emeğimizin karşılığını aldığımız, insan görüldüğümüz, insanca yaşayabileceğimiz, ev işleri ve çocuk bakımının toplumsallaştırıldığı bir düzen istiyoruz.
Kadınlara yönelen her türlü şiddetin, cinayetlerin, cins baskısının bir bütün olarak ortadan kaldırılması, üretim araçları üzerinde özel mülkiyetin kaldırıldığı, ev işleri ve çocuk bakımının toplumsallaştırıldığı sosyalizmde mümkündür.
Gelin hep birlikte kaderimizi değiştirecek olan, devrim ve sosyalizm mücadelesi için örgütlenelim!
Kendi mücadelemizi kendi ellerimize alalım! Biz biliyoruz ki kadınların gerçek kurtuluşu devrimi gerektirir! Gerisi boş hayaldir!
Kahrolsun emperyalist savaşlar!
Kahrolsun erkek egemen kapitalist sistem!
4 Mart 2026

































































