Cumartesi, Mart 7, 2026
  • Tüm Yazılar
Yeni Dünya İçin ÇAĞRI
E-DERGİ OKU
  • Anasayfa
  • Dünya
    • Tümü
    • Afrika
    • Amerika
    • Asya
    • Avrupa
    • Ortadoğu
    İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

    İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

    Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

    Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

    İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

    İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

    Küba’ya ablukaya hayır!

    Küba’ya ablukaya hayır!

    Affetmek yok! Unutmak yok! Hatırla, an, mücadele et!

    Affetmek yok! Unutmak yok! Hatırla, an, mücadele et!

    Viyana: Kürtler Rojava’ya yönelik saldırılara karşı sokaklardalar

    Viyana: Kürtler Rojava’ya yönelik saldırılara karşı sokaklardalar

    Trending Tags

      • Avrupa
      • Amerika
      • Ortadoğu
      • Afrika
      • Asya
      • Pasifik
    • Yayınlar
      • Son Sayı
      • YDİ Çağrı / Tüm Sayılar
      • Tekoşîna Komunîst/Komünist Mücadele
      • Yeni İşçi Dünyası
      • Yeni Dünya İçin
      • Yeni Kadın Dünyası
      • Yeni Dünya Gençliği
      • Eğitim Dizisi
      • Bildiriler
      • Broşürler
    • İşçi Dünyası
      YDİ ÇAĞRI

      Şubat sayımız, sayı 77 çıktı!

      Bir direnişin aynasında sendikal bürokrasinin çürümüşlüğü!

      Bir direnişin aynasında sendikal bürokrasinin çürümüşlüğü!

      Özel İtalyan Lisesi öğretmenleri grevde!

      Özel İtalyan Lisesi öğretmenleri grevde!

      Gece yarısı MESS sözleşmesi imzalandı!

      Gece yarısı MESS sözleşmesi imzalandı!

      YDİ ÇAĞRI

      Ocak sayımız, sayı 76 Çıktı!

      Bu oyunu seyretmek zorunda değiliz!

      Bu oyunu seyretmek zorunda değiliz!

      Trending Tags

      • Kürdistan
        Şam ile SDG arasında entegrasyon anlaşması

        Şam ile SDG arasında entegrasyon anlaşması

        Rojava’ya yönelik imha savaşına hayır!

        Rojava’ya yönelik imha savaşına hayır!

        Rojava tehlikede!

        Rojava tehlikede!

        Emperyalistlerden dost olmaz!

        Emperyalistlerden dost olmaz!

        HTŞ Halep’te savaş ilan etti!

        HTŞ Halep’te savaş ilan etti!

        SDG üzerinde entegrasyon baskısı

        SDG üzerinde entegrasyon baskısı

        Trending Tags

        • Güncel
          “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

          “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

          Emperyalistlerin savaş makinesi NATO’ya hayır!

          Emperyalistlerin savaş makinesi NATO’ya hayır!

          YDİ ÇAĞRI

          Yeni sayımız, sayı 222 çıktı!

          Devrimci Mücadele Meşrudur! ESP Yalnız Değildir!

          Devrimci Mücadele Meşrudur! ESP Yalnız Değildir!

          Panel: “Çözüm süreci, süreç nereye ilerliyor? “Barış” gelecek mi?”

          Panel: “Çözüm süreci, süreç nereye ilerliyor? “Barış” gelecek mi?”

          Karayipler’de ABD emperyalist korsanlığı!

          Karayipler’de ABD emperyalist korsanlığı!

          Trending Tags

          • Gençlik
            Çocuk emeğinin kapitalist sömürüsü: MESEM

            Çocuk emeğinin kapitalist sömürüsü: MESEM

            Kimsenin payandası olmayacağız!

            Kimsenin payandası olmayacağız!

            Kayyım uygulaması: Faşizm!

            Kayyım uygulaması: Faşizm!

            Üniversiteler, kampüsler savaş çığırtkanlığı yeri değildir!

            Üniversiteler, kampüsler savaş çığırtkanlığı yeri değildir!

            Protesto haktır!

            Protesto haktır!

            Kaza değil cinayet!

            Kaza değil cinayet!

            Trending Tags

            • Kadın
              Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

              Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

              8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

              8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

              8 Mart: Görülmezden gelinen emekten devrimci kopuşa!

              8 Mart: Görülmezden gelinen emekten devrimci kopuşa!

              “Kadın Devrimi” hakkında tavır

              “Kadın Devrimi” hakkında tavır

              Epstein cinsel suç ağı yeniden gündemde!

              Epstein cinsel suç ağı yeniden gündemde!

              25 Kasım 2025’e girerken: Emperyalist savaşların ve erkek egemenliğinin tek alternatifi sosyalizm!

              25 Kasım 2025’e girerken: Emperyalist savaşların ve erkek egemenliğinin tek alternatifi sosyalizm!

              Trending Tags

              • Makaleler
                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                Sistem çürümüştür!  Kurtuluşun yolu işçilerin, emekçilerin örgütlü mücadelesidir!

                Sistem çürümüştür! Kurtuluşun yolu işçilerin, emekçilerin örgütlü mücadelesidir!

                II.Dünya Savaşı’nın sona ermesinden 80 yıl sonra, küresel güç oyunları

                II.Dünya Savaşı’nın sona ermesinden 80 yıl sonra, küresel güç oyunları

                Emperyalist dünya sistemi içinde Kuzey Kürdistan Türkiye’nin konumu III

                Emperyalist dünya sistemi içinde Kuzey Kürdistan Türkiye’nin konumu III

                Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 80. yıldönümü

                Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 80. yıldönümü

                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu  II

                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu II

                Trending Tags

                • Çevre
                  COP 30’da   değişen hiçbir şey yok!

                  COP 30’da değişen hiçbir şey yok!

                  Kapitalizmin azami kâr hırsı amazon ormanlarını yok ediyor!

                  Kapitalizmin azami kâr hırsı amazon ormanlarını yok ediyor!

                  ICOR’dan COP30 açıklaması

                  ICOR’dan COP30 açıklaması

                  Karakaya köyünde taş ocağı tesisine karşı direniş  

                  Karakaya köyünde taş ocağı tesisine karşı direniş  

                  Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili yandaş gazeteden yalanlar

                  Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili yandaş gazeteden yalanlar

                  Orman yangınlarına karşı mücadele yeterli mi?

                  Orman yangınlarına karşı mücadele yeterli mi?

                  Yanan gelecektir!

                  Yanan gelecektir!

                  Türkiye’nin ilk İklim Kanunu hakkında

                  Türkiye’nin ilk İklim Kanunu hakkında

                  Orman yangınları, yanan gelecektir!

                  Orman yangınları, yanan gelecektir!

                  Trending Tags

                  • Youtube TV
                  • İletişim
                    • Hakkımızda
                    • Tüm Yazılar
                  Sonuç yok
                  Tüm Sonucu Görüntüle
                  • Anasayfa
                  • Dünya
                    • Tümü
                    • Afrika
                    • Amerika
                    • Asya
                    • Avrupa
                    • Ortadoğu
                    İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

                    İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

                    Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

                    Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

                    İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

                    İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

                    Küba’ya ablukaya hayır!

                    Küba’ya ablukaya hayır!

                    Affetmek yok! Unutmak yok! Hatırla, an, mücadele et!

                    Affetmek yok! Unutmak yok! Hatırla, an, mücadele et!

                    Viyana: Kürtler Rojava’ya yönelik saldırılara karşı sokaklardalar

                    Viyana: Kürtler Rojava’ya yönelik saldırılara karşı sokaklardalar

                    Trending Tags

                      • Avrupa
                      • Amerika
                      • Ortadoğu
                      • Afrika
                      • Asya
                      • Pasifik
                    • Yayınlar
                      • Son Sayı
                      • YDİ Çağrı / Tüm Sayılar
                      • Tekoşîna Komunîst/Komünist Mücadele
                      • Yeni İşçi Dünyası
                      • Yeni Dünya İçin
                      • Yeni Kadın Dünyası
                      • Yeni Dünya Gençliği
                      • Eğitim Dizisi
                      • Bildiriler
                      • Broşürler
                    • İşçi Dünyası
                      YDİ ÇAĞRI

                      Şubat sayımız, sayı 77 çıktı!

                      Bir direnişin aynasında sendikal bürokrasinin çürümüşlüğü!

                      Bir direnişin aynasında sendikal bürokrasinin çürümüşlüğü!

                      Özel İtalyan Lisesi öğretmenleri grevde!

                      Özel İtalyan Lisesi öğretmenleri grevde!

                      Gece yarısı MESS sözleşmesi imzalandı!

                      Gece yarısı MESS sözleşmesi imzalandı!

                      YDİ ÇAĞRI

                      Ocak sayımız, sayı 76 Çıktı!

                      Bu oyunu seyretmek zorunda değiliz!

                      Bu oyunu seyretmek zorunda değiliz!

                      Trending Tags

                      • Kürdistan
                        Şam ile SDG arasında entegrasyon anlaşması

                        Şam ile SDG arasında entegrasyon anlaşması

                        Rojava’ya yönelik imha savaşına hayır!

                        Rojava’ya yönelik imha savaşına hayır!

                        Rojava tehlikede!

                        Rojava tehlikede!

                        Emperyalistlerden dost olmaz!

                        Emperyalistlerden dost olmaz!

                        HTŞ Halep’te savaş ilan etti!

                        HTŞ Halep’te savaş ilan etti!

                        SDG üzerinde entegrasyon baskısı

                        SDG üzerinde entegrasyon baskısı

                        Trending Tags

                        • Güncel
                          “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

                          “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

                          Emperyalistlerin savaş makinesi NATO’ya hayır!

                          Emperyalistlerin savaş makinesi NATO’ya hayır!

                          YDİ ÇAĞRI

                          Yeni sayımız, sayı 222 çıktı!

                          Devrimci Mücadele Meşrudur! ESP Yalnız Değildir!

                          Devrimci Mücadele Meşrudur! ESP Yalnız Değildir!

                          Panel: “Çözüm süreci, süreç nereye ilerliyor? “Barış” gelecek mi?”

                          Panel: “Çözüm süreci, süreç nereye ilerliyor? “Barış” gelecek mi?”

                          Karayipler’de ABD emperyalist korsanlığı!

                          Karayipler’de ABD emperyalist korsanlığı!

                          Trending Tags

                          • Gençlik
                            Çocuk emeğinin kapitalist sömürüsü: MESEM

                            Çocuk emeğinin kapitalist sömürüsü: MESEM

                            Kimsenin payandası olmayacağız!

                            Kimsenin payandası olmayacağız!

                            Kayyım uygulaması: Faşizm!

                            Kayyım uygulaması: Faşizm!

                            Üniversiteler, kampüsler savaş çığırtkanlığı yeri değildir!

                            Üniversiteler, kampüsler savaş çığırtkanlığı yeri değildir!

                            Protesto haktır!

                            Protesto haktır!

                            Kaza değil cinayet!

                            Kaza değil cinayet!

                            Trending Tags

                            • Kadın
                              Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

                              Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

                              8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

                              8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

                              8 Mart: Görülmezden gelinen emekten devrimci kopuşa!

                              8 Mart: Görülmezden gelinen emekten devrimci kopuşa!

                              “Kadın Devrimi” hakkında tavır

                              “Kadın Devrimi” hakkında tavır

                              Epstein cinsel suç ağı yeniden gündemde!

                              Epstein cinsel suç ağı yeniden gündemde!

                              25 Kasım 2025’e girerken: Emperyalist savaşların ve erkek egemenliğinin tek alternatifi sosyalizm!

                              25 Kasım 2025’e girerken: Emperyalist savaşların ve erkek egemenliğinin tek alternatifi sosyalizm!

                              Trending Tags

                              • Makaleler
                                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                                Sistem çürümüştür!  Kurtuluşun yolu işçilerin, emekçilerin örgütlü mücadelesidir!

                                Sistem çürümüştür! Kurtuluşun yolu işçilerin, emekçilerin örgütlü mücadelesidir!

                                II.Dünya Savaşı’nın sona ermesinden 80 yıl sonra, küresel güç oyunları

                                II.Dünya Savaşı’nın sona ermesinden 80 yıl sonra, küresel güç oyunları

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Kuzey Kürdistan Türkiye’nin konumu III

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Kuzey Kürdistan Türkiye’nin konumu III

                                Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 80. yıldönümü

                                Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 80. yıldönümü

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu  II

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu II

                                Trending Tags

                                • Çevre
                                  COP 30’da   değişen hiçbir şey yok!

                                  COP 30’da değişen hiçbir şey yok!

                                  Kapitalizmin azami kâr hırsı amazon ormanlarını yok ediyor!

                                  Kapitalizmin azami kâr hırsı amazon ormanlarını yok ediyor!

                                  ICOR’dan COP30 açıklaması

                                  ICOR’dan COP30 açıklaması

                                  Karakaya köyünde taş ocağı tesisine karşı direniş  

                                  Karakaya köyünde taş ocağı tesisine karşı direniş  

                                  Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili yandaş gazeteden yalanlar

                                  Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili yandaş gazeteden yalanlar

                                  Orman yangınlarına karşı mücadele yeterli mi?

                                  Orman yangınlarına karşı mücadele yeterli mi?

                                  Yanan gelecektir!

                                  Yanan gelecektir!

                                  Türkiye’nin ilk İklim Kanunu hakkında

                                  Türkiye’nin ilk İklim Kanunu hakkında

                                  Orman yangınları, yanan gelecektir!

                                  Orman yangınları, yanan gelecektir!

                                  Trending Tags

                                  • Youtube TV
                                  • İletişim
                                    • Hakkımızda
                                    • Tüm Yazılar
                                  Sonuç yok
                                  Tüm Sonucu Görüntüle
                                  Yeni Dünya İçin ÇAĞRI
                                  Sonuç yok
                                  Tüm Sonucu Görüntüle
                                  Anasayfa Makaleler

                                  Sistem çürümüştür! Kurtuluşun yolu işçilerin, emekçilerin örgütlü mücadelesidir!

                                  9 Şubat 2026
                                  İçinde Makaleler, Tüm Yazılar
                                  Sistem çürümüştür!  Kurtuluşun yolu işçilerin, emekçilerin örgütlü mücadelesidir!
                                  0
                                  PAYLAR
                                  58
                                  GÖRÜNTÜLEME
                                  Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

                                  ÇÜRÜMÜŞ SİSTEMDEN KURTULUŞUN YOLU İŞÇİ VE EMEKÇİLERİN ÖRGÜTLÜ MÜCADELESİNDEN GEÇER!

                                  Uyuşturucu, torbacılar, yasadışı bahis, sanal kumar, kara para aklama ağları, fuhuş, organ ticareti, çocuk istismarı, çeteler, mafya düzeni, silahlanma, tehdit, şantaj, rüşvet, usulsüzlük, ihale yolsuzluğu, rant, yalan, talan, şiddet, sokak infazları, cinayetler, cezasızlık, yoksulluk, açlık sınırı, borç batağı, icralar, güvencesizlik, torpil, hırsızlık, liyakatsizlik, işsizlik, geleceksizlik, adliye borsası, yoksulluk sınırı, umutsuzluk, çocuk emeği sömürüsü, çöküş, kutuplaşma, din istismarı, emekçinin tükenen gücü, provokasyon, kadının kuşatılmış bedeni ve yaşamı, emeklinin isyanı, asgari ücretlinin feryadı…

                                  Bunların hepsi ve daha fazlası bugünün Türkiye’sinin gündeminde; ayrı ayrı değil, tek tek değil, bir bütün olarak aynı çürümüş düzenin ürünü olarak… Kimi zaman kızdığımız, kimi zaman isyan ettiğimiz; “Bu kadar da olmaz artık!” dediğimiz olayların anlatıldığı, çoğu zaman ayrı başlıklar hâlinde, ama bazen de birbirine dolanmış, iç içe geçmiş, aynı karanlıktan beslenen olayları anlatan sözcükler yığını…

                                  Her gün yeni bir dosya açılıyor, yeni bir operasyon manşetlere düşüyor, yeni bir “skandal” ekranlara taşınıyor. Bir gün yasadışı bahis ağları, ertesi gün uyuşturucu üretimi ve dağıtımı, sonra kara para trafiği, ardından mafyatik ilişkiler, çeteleşme, şiddet… Bir bakıyorsunuz “Bir suç örgütü çökertilmiş.”, ertesi gün başka bir ağın ucu açığa çıkıyor. Görüntüde hareket var, ses var, gözaltılar var, tutuklamalar var, iktidarıyla muhalefetiyle siyasetçilerin demeçlerine kadar her şey var bu resimde. Ve bu resim bize bir şey anlatıyor: Çürüme!

                                  Çürüme bir sonuçtur neden değil

                                  Evet, bütün bu gürültünün ortasında her geçen gün işçilerin emekçilerin yaşamını derinden etkileyen çürüme bir tesadüf değil, “bir anda bozulan ahlak”, “toplumsal değerlerin ani çöküşü” hiç değil. Yaşanan şey bir sapma da değil. Bu çürüme kapitalist sistemin doğal bir sonucu…

                                  Egemen söylem, yaşanan kötülükleri münferit olaylar olarak anlatmayı sever. “Suça bulaşmış kişiler”, “çürük elmalar”, “hukuk dışına çıkmış yapılar”… Böyle anlatıldığında tablo sadeleşir sorumluluk daralır mesele bireylere indirgenir. Oysa gerçek tam tersidir. Bugün karşımıza çıkan suç ağları, kirli ilişkiler, depolanan paralar birer istisna değil; kapitalist birikim düzeninin zorunlu ürünleridir.

                                  Kapitalist sistem kârı tek ölçüt hâline getirdiği anda her şeyi metalaştırır. Emek gücünü, doğayı, kentleri, bedenleri, zamanı, hatta umudu… Bu sistemde “yasallık” ile “yasa dışılık” arasındaki sınır muğlâktır, sermayenin ihtiyaçlarına göre esner, daralır, genişler. Yeter ki para dönsün, yeter ki birikim sürsün! Bugün yasadışı olan yarın bir düzenlemeyle meşrulaştırılabilir; bugün suç sayılan yarın “piyasa gerçeği” diye savunulabilir!

                                  Türkiye’de yaşanan çürüme tam da bu zeminlerde derinleşiyor. Uyuşturucu yalnızca bir “asayiş sorunu” değil; devasa bir ekonomi! Bahis yalnızca “ahlaki yozlaşma” değil; milyonlarca insanın yoksulluk içinde tutunmaya çalıştığı bir kaçış alanı! Kara para yalnızca suç örgütlerinin meselesi değil; sermaye birikiminin görünmeyen damarlarından biri! Ve paranın kaynağı sorusunun sistematik biçimde önemsizleştirilmesi, “Nereden buldun?” sorusunun siyasetten, hukuktan, kamusal tartışmalardan adım adım silinmesi bu sistemin önemli olgularından birisi… Bu bağlamda sistem, “Yeter ki para gelsin!”, “Yeter ki piyasalar rahatlasın!”, “Yeter ki çarklar dönsün, gerisi teferruat!” mantığıyla çalışıyor. Bu yaklaşım sistemin kara parayla iç içe geçmesini beraberinde getiriyor. Yasadışı bahis gelirleri, uyuşturucu trafiğinden akan paralar kayıt dışı sermaye; hepsi bir noktada “aklanıyor”, yatırım aracına dönüşüyor. Böylece suç ekonomisi ile “resmi ekonomi” arasındaki sınırlar silikleşiyor.

                                  Bu sadece ekonomik bir mesele de değil,  aynı zamanda siyasal bir tercih. Çünkü kapitalist devlet, sermayeyi tutmak için, onun lehine daha fazla esneklik gösterir, denetimi gevşetir. “Olağanüstü” olan normalleşir. Bugün yaşanan çürümenin önemli bir bölümü işte bu bilinçli tercihlerle besleniyor.

                                  Devlet başta olmak üzere, tepeden tırnağa çürüme olgusu sadece Türkiye’ye özgü değildir; tüm kapitalist sistemde / devletlerde çeşitli biçimlerde ve çeşitli boyutlarda yaşanan bir durumdur.

                                  Örneğin Türkiye özgülünde çürüme dediğimiz durum “yeni bir şey” sadece “AKP iktidarı dönemine özgü” bir durum da değildir. Bir kapitalist sermaye devleti olan T.C. tarihinin hemen her döneminde çürüme çeşitli boyutlarıyla yaşanmıştır.

                                  Gürültülü bir şekilde yürütülen bütün aklama, mafyayı geriletme, yolsuzluğu ortadan kaldırma vb. operasyonları, gerçekte çürümüş sistem içinde egemenlerin iktidar mücadelesinde rakiplerini geriletmeye yok etmeye yönelik operasyonlarından başka bir şey değildir.

                                  Bazı örneklerle çürüyen / çürüten devlet

                                  2025’in Türkiye’si basit bir “skandallar toplamı” değil, kapitalist devlet aygıtının uzun süredir biriktirdiği çürümenin artık gizlenemez hâle geldiği bir eşikti. Açığa çıkan her yolsuzluk dosyası, her siyasi operasyon, her ekonomik sarsıntı; tekil sapmalar değil devlet ile sermaye arasındaki yapısal ilişkinin olağan ürünleridir. Bu nedenle yaşananları kişiler, partiler, ya da dönemsel iktidar mücadeleleri üzerinden okumak asıl resmi perdelemekten başka bir anlam taşımaz.

                                  İstanbul Büyükşehir Belediyesi etrafında gelişen süreç de bu çerçevede ele alınmalıdır. Yerel yönetimler, kapitalist sistem içinde, başından itibaren rantın, ihale ağlarının, kayırmacılığın, talancılığın, soygunculuğun pratiklerinin yoğunlaştığı alanlar olmuştur. Bu durum ne bugüne ne de tek bir yönetime özgüdür. Belediyeler sermaye birikiminin yerel düzeyde örgütlendiği başlıca alanlardan biri olduğu için çürüme burada istisna değil kuraldır.

                                  Geçtiğimiz dönemde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere; bazı belediyeler üzerinden yürütülen operasyonları belirleyici kılan şey bu ilişkilerin varlığı değil, hangi siyasal ihtiyaç doğrultusunda ve hangi nedenlerle görünür kılındığıdır. Uzun yıllar boyunca görmezden gelinen hatta fiilen teşvik edilen rant ve ihale düzenekleri, siyasal dengeler değiştiğinde, birden “yolsuzlukla mücadele” başlığı altında sahneye sürülmüştü.

                                  İstanbul örneği, ne masum bir “temiz yönetim” anlatısıyla ne de her şeyi açıklayan bir “siyasi komplo” söylemiyle kavranabilir. Asıl gerçek, kapitalist devletin yerel yönetimleri de kapsayan biçimde rant ilişkilerini kontrol altında tutmak ve siyasal alanı yeniden dizayn etmek için yolsuzluğu seçici biçimde devreye sokmasıdır. Burada tasfiye edilen bireyler değil, belirli sermaye ve siyasal bloklardır.

                                  Yine geçtiğimiz dönemde çürümenin ekonomi alanındaki başka örnekleri de ortaya çıkmıştır. Merkez Bankası’nda yaşanan yolsuzluk itirafları, sistemin yalnızca dışarıdan değil, bizzat merkezinden çürüdüğünü göstermiştir. Bankalararası Kart Merkezi’ndeki “yerli ve milli kart” projesinde milyonlarca liralık vurgun yapıldığı, paravan şirketler üzerinden kaynakların yurtdışına aktarıldığı iddiaları, finansal kurumların kamusal işlevlerinden koparılarak doğrudan kâr ve rant mekanizmalarına bağlandığını ortaya koymuştur.

                                  Öğrenciler için ayrılan bütçelerin sosyal destek kalemlerinin bile sistematik bir biçimde yağmalanması, bu çürümenin sınıfsal karakterini daha da görünür kılmıştır.

                                  Medya alanında yaşanan el koyma operasyonları ise “yolsuzlukla mücadele” söyleminin nasıl bir baskı aracına dönüştürüldüğünü gözler önüne sermiştir. Büyük medya gruplarına yönelik mali suç soruşturmaları yalnızca hukuki bir süreç değil, muhalif ya da kontrol dışı sermaye kesimlerinin tasfiyesi ve medya alanının devletle daha sıkı biçimde hizalanması anlamına gelmiştir. Bu sermaye içi dalaşta, devlet aygıtının açık bir hakem değil, doğrudan taraf olduğunu göstermektedir.

                                  Finansal düzlemde Türkiye’nin uluslararası raporlarda giderek daha fazla “bir kara para aklama merkezi” olarak anılması da tesadüf değildir. Varlık affı uygulamaları, denetim mekanizmalarının bilinçli biçimde zayıflatılması ve gri alanların genişletilmesi, milyarlarca dolarlık kaynağın sorgusuz sualsiz sisteme dâhil edilmesine imkân tanımıştır. Bu fonlar yalnızca ekonomik değil, siyasal ilişkilerin de yağlanmasını sağlayan bir işlev görmüştür.

                                  Devletin çürütücü rolü suç örgütleriyle ilişkiler bağlamında da açığa çıkmıştır. Resmî açıklamalarda yüzlerce organize suç örgütünün “çökertildiği” ifade edilirken aynı dönemde bu yapıların siyasetle, bürokrasiyle ve adalet mekanizmasıyla kurduğu bağlar da ortalığa saçılmıştır. Bu tablo, suçun bastırılmasından ziyade, belirli sınırlar içinde yönetildiğini göstermektedir.

                                  Bu dönemde kamu bankaları üzerinden bazı holdinglere açılan ve geri dönmeyen krediler; kentsel dönüşüm projelerinde mülksüzleştirmenin yargı eliyle hızlandırılması, enerji ve maden ruhsatlarında çevresel yıkım pahasına yapılan ayrıcalıklı tahsisler çürümenin yalnızca “yasadışı” alanlarda değil, tamamen yasal çerçeveler içinde de derinleştiğini göstermektedir.

                                  Tüm bu örnekler birlikte ele alındığında ortaya çıkan sonuç nettir: Kapitalist sistemde, devlet sermaye ilişkilerini güvence altına aldığı sürece, yolsuzluk, rant ve çıkar ağları kaçınılmaz olarak yeniden üretilir. Sorunu bireysel suçlara ya da “kötü yöneticilere” indirgemek, çürümeyi doğuran yapının kendisini görünmez kılar. Asıl mesele bu düzenin kendisidir.

                                  Çürüyen hukuk sistemi temizlik aracı değil bastırma mekanizmasıdır

                                  Çürümüşlüğün ortasında bir pislik patlak verdiğinde, devletin sorumluluğunun tartışılmasına ya da düzenin sorgulanmasına yol açan bir olay yaşandığında hep aynı çağrı yükselir: “Hukuk devreye girsin!” Sanki hukuk bu çürümüşlüğün dışında, tertemiz bir yerlerde duruyormuş gibi! Oysa bugün yaşananlar hukukun çürümeyi ortadan kaldırmak için değil, tam tersine esasta bu çürümeye karşı yükselen itirazları bastırmak için kullanıldığını açıkça gösteriyor. Operasyonlar, soruşturmalar esasta düzenin sınırlarını zorlayan sesleri susturmak, rahatsız edici olanı ayıklamak ya da burjuva kliklerin iktidar dalaşında rakipleri elemek için devreye sokuluyor.

                                  Hukuk bu sistemde adalet dağıtan tarafsız bir mekanizma değil, sermaye düzeninin sürekliliğini sağlayan bir baskı aracıdır. Grevlerin yasaklanması, protestoların suç sayılması, gazetecilerin, sendikacıların, gençlerin, muhaliflerin yargı sopasıyla hizaya getirilmeye çalışılması bunun en açık göstergesidir. Çürüme karşısında ayağa kalkanlar çoğu zaman suçlular değil, hukukun hedefi hâline gelenlerdir. Üstelik çürüme yalnızca hukukun bastırma işlevinde değil bizzat kendi dokusunda da yaşanıyor. Bugün artık yargı koridorlarında dönen ilişkiler, rüşvet iddiaları, “tutuklu borsaları”, dosyaların pazarlık konusu edilmesi kimseyi şaşırtmıyor. Burjuvazinin kendi içindeki dalaşlarında hukuk bir hesaplaşma aracı olarak kullanılıyor; kimi gözden, düşüyor, kimi feda ediliyor, kimi de mal varlığına el konularak sistem dışına itiliyor. Hukuk burada adaletin değil, güç ilişkilerinin diliyle konuşuyor.

                                  Sorun yalnızca birkaç savcıda, birkaç hâkimde, birkaç dosyada değil; sorun hukuku da bir piyasa alanına çeviren sistemin kendisinde! Paranın nüfuzun siyasal bağlantıların belirleyici olduğu bir düzende adalet erişilebilir bir hak değil, alınıp satılan bir ayrıcalıktır!

                                  Dahası bu çürüme hukukun sınırlı kalmıyor. Sağlıkta, eğitimde, çalışma yaşamında, kamu hizmetlerinde aynı koku hissediliyor. Çok değil kısa süre önce ortaya saçılan çocuk istismarı vakaları hâlâ hafızalarda. Sonuç ne oldu? Gerçek bir hesaplaşma mı yaşandı, yoksa dosyalar zaman aşımına mı bırakıldı? Yeni doğan bebeklere bilinçli olarak yanlış tedavi uygulanarak kazanç sağlandığı iddiaları günlerce konuşuldu. Peki, bugün ne değişti? Bu düzen en savunmasızların yaşamı üzerinden bile kâr üretmeyi normalleştirmişken birkaç soruşturmayla temize çıkabilir mi?

                                  Eğitimde piyasalaşma, sağlıkta performans ve kâr baskısı, çalışma yaşamında güvencesizlik ve taşeron düzeni; bunların her biri aynı çürümenin farklı yüzleridir. Hukuk bu alanlarda da çözüm değil, bu düzeni koruyan bir çerçeve olarak işliyor. Hak arayan işçiye kapılar kapanırken rant projelerine yol açılıyor. Emekçi için adalet ağır aksak ilerlerken sermaye için süreçler hızlanıyor. Bu yüzden çözüm, “Hukuk biraz daha düzgün işlesin!” temennisinde değildir. Bu çürümüşlüğü yaratan düzen yerinde durdukça hukuk da onun bir parçası olarak işlemeye devam edecektir. Gerçek adalet bu düzenin sınırları içinde değil, bu sınırları aşan bir toplumsal dönüşümle mümkün olacaktır.

                                  Kapitalist sistemde yoksulluk yönetilir çözülmez

                                  Türkiye’de bugün aynı anda iki tablo yan yana duruyor. Bir yanda kamu kaynaklarını yağmalayanlar, ihalelerle büyüyen holdingler, vergi affıyla sıfırlanan borçlar, servetine servet katan bir avuç azınlık var; öte yanda ise açlık / yoksulluk sınırlarında tutulan ücretlerle yaşamak zorunda kalan milyonlarca işçi ve emekçi… Bu uçurum bir “ekonomik aksaklık” değil bilerek üretilmiş bir sınıfsal düzendir.

                                  Devleti soyanlar için hukuk, esnek vergiler ve borçlar pazarlık konusu iken emekçiler için hayat sürekli bir kemer sıkma rejimine dönüşüyor. Kredi kartı borçları, tüketici kredileri, taksitli yaşam neredeyse zorunlu hâle geliyor. Çalışmak yoksulluğu ortadan kaldırmıyor; yoksulluğu kalıcılaştırıyor.

                                  Bu tablo kapitalist sistemin başarısızlığı değil, tam tersine başarılı işleyişidir. Çünkü kapitalist sistem yoksulluğu ortadan kaldırmayı hedeflemez; onu kontrol altında tutmayı, yönetilebilir kılmayı hedefler. Yoksulluk belli bir sınırın altına düşmez; ama patlamaya da izin verilmez. Türkiye’de kurulan denge tam olarak budur. Bir yandan derinleşen geçim krizi diğer yandan bu krizin toplumsal öfkeye dönüşmesini engelleyecek kanallar devreye sokulur.

                                  Bu noktada çürüme bir sonuç olmaktan çıkar, bir yönetim tekniğine dönüşür. Bahis siteleri “şans” vaadiyle yayılır, borç içindeki insanlar için bir çıkış kapısı gibi sunulur. Uyuşturucu özellikle geleceksiz bırakılmış gençlik içinde hızla yaygınlaşır. Mafyatik kültür “kısa yoldan zengin olma” hikâyeleriyle normalleştirilir. Şiddet gündelik hayatın sıradan bir parçası hâline getirilir. Dayanışma yerine rekabet, kolektif mücadele yerine bireysel kurtuluş fikri zihinlere pompalanır.

                                  Devlet bu tablonun dışında tarafsız bir hakem değildir. Taraflıdır! Kapitalist devlet bu düzenin bekçisidir.

                                  Resmî söylemde devlet, “düzeni sağlayan”, “müdahale eden”, “temizlik yapan” bir aktör gibi sunulsa da pratikte yaptığı şey çürümenin sınırlarını yeniden çizmekten ibarettir. Zorunlu kalındığında bazı ağlar tasfiye edilir, bazı aktörler gözden düşürülür, ama düzenin kendisi korunur. Bu yüzden, arka arkaya gelen operasyonlar, soruşturmalar, gözaltılar bir toplumsal arınma anlamına gelmez. Bunlar sistemin kendi iç dengesini yeniden kurma hamleleridir. Bir yerde sıkışan rant başka bir yere aktarılır; bir sermaye grubu gerilerken diğeri yükselir. Emekçilerin hayatında ise hiçbir şey değişmez. Yoksulluk yerinde durur, çürüme yeni biçimlerle yoluna devam eder.

                                  Sorun yoksulluğun “yanlış politikalarla” ortaya çıkması da değildir. Yoksulluk bu düzenin vazgeçilmezidir. Onu yöneten, derinleştiren ve gerektiğinde çürümeyle bastıran bu sistem var oldukça yoksulluk bir istisna değil bir kural olarak kalacaktır.

                                  Toplumsal çözülme ve “normalleşme”

                                  En tehlikeli olan; çürümenin işçilerin, emekçilerin, halkın algısında olağan hâle gelmesi, getirilmesidir. Bugün yasadışı bahis konuşmak kimseyi şaşırtmıyor; uyuşturucu haberleri “asayiş bülteni”nin rutin maddeleri arasına giriyor. Mafya ilişkileri dizilerde, filmlerde, sosyal medyada parlatılıyor; şiddet ise gündelik hayatın sıradan bir parçasıymış gibi sunuluyor. Toplum olan biteni sorgulamaktan çok izlemeye, hatta tüketmeye başlıyor.

                                  Bu durum kendiliğinden ortaya çıkmıyor. Kapitalist sistem hemen her dönemde yalnızca ekonomiyi değil toplumsal algıyı da yeniden düzenliyor. Sürekli tekrar edilen görüntüler, manşetler ve hikâyeler olağanüstü olanı sıradanlaştırıyor. Çürüme istisna olmaktan çıkarak yeni “normal” hâline geliyor. Böylece insanlar, bir zamanlar tepki gösterecekleri olaylara karşı giderek duyarsızlaşıyorlar.

                                  Normalleşme aynı zamanda bir alıştırma sürecidir. Toplum adım adım daha fazlasına razı hâle getiriliyor. Dün kabul edilemez olan bugün tartışmalı, yarın ise olağan kabul edilecek bir süreç kurgulanıyor ve uygulanıyor. Bu süreç yalnızca ahlaki bir aşınma değil, siyasal bir işlev görüyor. Tepki verme eşiği düştükçe itiraz potansiyeli de zayıflıyor. İnsanlar “Zaten her yer böyle!” diyerek geri çekiliyor. Bu geri çekiliş bireysel bir ruh hâli değil, kolektif bir çözülmedir. Dayanışma duygusu zayıflarken ortak kader fikri aşılanıyor. Herkes kendi hayatını kurtarmaya yöneliyor, toplumsal sorunlar kişisel sorunlara indirgeniyor. İşsizlik “bireysel başarısızlık”, yoksulluk “kişisel eksiklik”, şiddet “kaçınılmaz bir kader” vb. gibi sunuluyor. Böylece sistem kendi yarattığı sonuçların sorumluluğundan kurtuluyor.

                                  Egemenler açısından bu tablo son derece işlevseldir. Normalleşen çürüme yönetilebilir bir toplum demektir. Öfkesini örgütlü bir güce dönüştüremeyen, olan biteni kanıksayan kitleler en ağır saldırılar karşısında bile sessiz kalabilir. Bu yüzden çürümenin teşhir edilmesi kadar onun sıradanlaştırılmasına karşı mücadele etmek de hayati önemdedir. Çünkü işçi emekçi yoksul yığınlar çürümeyi “doğal” kabul etmeye başladığı anda değişim fikrini de kaybetmeye başlarlar. Ve işte tam bu noktada karanlığın kalıcı hâle gelmesi riski vardır.

                                  Çürümenin vitrini: Medya ve algı yönetimi

                                  Toplumsal çürümenin bu kadar hızlı yayılmasında, sıradanlaşmasında, hatta “normal” kabul edilmesinde burjuva medya merkezi önemli bir rol oynar. Medya bugün yalnızca olan biteni aktaran bir araç değil; neyin görünür olacağına, neyin konuşulacağına, neyin ise tamamen görünmez kılınacağına karar veren bir güç odağıdır.

                                  Yolsuzluk, talan, rüşvet ağları, çeteleşme ve sermaye içi dalaşlar çoğu zaman medyada parçalı, kopuk ve bağlamından arındırılmış bir biçimde sunuluyor. Olaylar tekil “skandallar”, “çürük elmalar” ya da “kişisel ahlaksızlıklar” olarak aktarılıyor. Böylece asıl mesele yani bu çürümenin sistematik ve yapısal karakteri gözlerden saklanıyor. Medya çürümeyi teşhir etmek yerine onu yönetilebilir, sindirilebilir ve tüketilebilir bir içerik hâline getiriyor.

                                  Bir yandan da gerçeklik bilinçli bir biçimde gürültüye boğuluyor. Ekonomik yıkım, işçi ölümleri, kadın cinayetleri, çocuk istismarı, kamu kaynaklarının yağmalanması gibi başlıklar magazinleştiriliyor; reyting ve tıklanma kaygısıyla hızla tüketilip kenara atılıyor. Bugün manşet olan bir skandal ertesi gün yerini yeni bir “gündem”e bırakabiliyor.

                                  Medya yalnızca susarak değil aktif olarak yönlendirerek iş görür. Diziler haber dili tartışma programları ve köşe yazıları aracılığıyla mafyatik ilişkiler romantize ediliyor; şiddet, güç ve “kazanma” kültürü parlatılıyor. Yoksulluk, “bireysel beceriksizlik” ya da “kader” gibi sunulurken; sermaye birikimi ve talan başarı hikâyesi olarak anlatılıyor. Böylece çürüme sadece gizlenmiyor aynı zamanda meşrulaştırılıyor.

                                  Medyanın bu durumu tesadüfî değildir! Medya, büyük ölçüde sermaye gruplarının elinde ve devletle kurduğu çıkar ilişkileriyle ayakta duruyor. Dolayısıyla bu yapıdan, çürümeyi kökünden sorgulayan sermaye-devlet ilişkilerini hedef alan bir yayıncılık beklemek gerçekçi değildir. Medyanın temel işlevi sistemin yarattığı yıkımı görünmez kılmak, itirazları bastırmak ve toplumsal öfkeyi zararsız kanallara yönlendirmektir. Hayır! Burjuva medya çürümenin karşısında duran bir güç değil; onun dolaşımını sağlayan, onu normalleştiren ve süreklileştiren bir aygıt olarak çalışıyor. Toplumun çürümeye alışmasında, tepki eşiklerinin düşmesinde, “Böyle gelmiş böyle gider, bir şey değişmez!” duygularının yerleşmesinde medyanın payı belirleyicidir.

                                  Bu düzen kendini temizleyemez!

                                  Bütün bu tablo şunu açıkça gösteriyor: Kapitalist sistem yarattığı çürümeyi ortadan kaldırma kapasitesine sahip değildir. Çünkü çürüme onun hatası değil işleyiş biçimidir. Kâr için her şeyin feda edilebildiği bir düzende “temizlik” ancak bir gösteriden ibaret olabilir.

                                  Gerçek çözüm operasyonlarda yeni yasal düzenlemelerde makyajlanmış reformlarda değildir. Gerçek çözüm bu düzenin kendisini hedef almadan mümkün değildir.

                                  Gerçek çözüm bu çürümüşlüğü yaratan sisteme karşı örgütlü bir sınıf mücadelesindedir. İşçi sınıfının emekçilerin gençliğin kadınların kendi geleceğine sahip çıkmasındadır. Bu düzenin “daha iyi yönetilmesini” istemekte değil; bu düzenin aşılmasını hedeflemektedir. Kapitalist devlet sermayenin devletidir. Bu yüzden çürümeye karşı gerçek mücadele aynı zamanda bu devlete karşı mücadeledir.

                                  Bu mücadele çağrısı ahlaki bir çağrı değil siyasal bir zorunluluktur.

                                  Bugün yaşanan karanlık yarının kaderi olmak zorunda değil. Ama bunun için açık olmak gerekiyor: Bu çürümüş sistemden reformlarla değil devrimle kurtulmak gerekir. Başka bir yol yok. İşçi sınıfının örgütlü gücü dışında bu karanlığı dağıtacak bir güç de yok.

                                  Gerçek temizlik ancak bu düzen tarihin çöplüğüne gönderildiğinde mümkün olacak.

                                  Bizim de sözcüklerimiz, söylenecek sözümüz var!

                                  Bu karanlığın karşısında tek başına ayakta kalmaya çalışan herkesin yaşadığı duygu ortak: Yalnızlık, parçalanmışlık, örgütsüzlük… Sistem tam da bunu istiyor; herkesin kendi içine kapanmasını, borcuyla, korkusuyla, çaresizliğiyle baş başa kalmasını, sessizliğin içinde boğulmasını… Ya da sisteme uyum sağlayarak onunla birlikte çürüme yolunu seçmesini. “Gemisini kurtarması”, “Su akarken testisini doldurması”, bu bireysel “kurtuluş” için sisteme ayak uydurarak her yolu mubah görerek çürümesini…

                                  Oysa bu çürümenin panzehiri bireysel kurtuluş arayışları değil yan yana gelmektir, kapitalist sisteme karşı mücadelede birleşmektir!

                                  Örgütlenmek işte tam da bu yüzden bir tercih değil bir zorunluluktur. Dağınık öfkenin, sessiz isyanın, içe atılmış itirazların ortak bir güce dönüşmesi ancak böyle mümkündür. Ortak mücadele “Herkes kendi başının çaresine baksın!” yalanını reddetmektir.

                                  Bu düzen emekçileri yalnızlaştırarak yönetir; biz ise birlikte durarak güçleniriz. Dayanışma sadece zor zamanlarda uzatılan bir el değil, başka bir yaşamın bugünden yapılan provasıdır. Aynı sofrada oturmak, aynı grev hattında beklemek, aynı sömürüye karşı omuz omuza durmak; bunlar çürümüş düzenin parçaladığı toplumu yeniden bir araya getiren bağlardır. Bu bağlar güçlendikçe gerçek fail daha net görünür hâle gelir. Sorunun kaynağının “ahlaksız bireyler” değil bu düzenin kendisi olduğu anlaşılır. İşte bu noktada sınıf bilinci doğar. Yoksulluğun kader, çürümenin tesadüf olmadığını, suçun ve kirlenmenin bir avuç insanın zenginliği için üretildiğini görmek; bu farkındalık, korkunun yerini cesarete bırakmasının ilk adımıdır. Mücadele tam da burada anlam kazanır. Beklemek değil, razı olmak hiç değil; değiştirmeyi hedeflemek. Direnmek yalnızca savunmada kalmak değil, yeni bir geleceği zorlamaktır. Eşitlik, özgürlük ve insanca yaşam talebi soyut sloganlar olmaktan çıkar, somut bir siyasal hedefe dönüşür. Bu hedef sermayenin değil emeğin söz sahibi olduğu bir düzen fikrinde cisimleşir.

                                  Bu yüzden mesele yalnızca bu çürümüşlüğe karşı çıkmak değildir, mesele yerine ne koyacağımızdır. İşçilerin ve emekçilerin cumhuriyeti fikri tam da burada anlam kazanır. Sömürünün değil dayanışmanın, rekabetin değil kolektif yaşamın, rantın değil emeğin esas alındığı bir toplumsal düzen; bu bir ütopya değil, bu düzenin yarattığı karanlığa karşı tek gerçek çıkış yoludur.

                                  Bu sistem kendini onaramaz, kendini temizleyemez. Çünkü çürüme onun yapısındadır. Bu yüzden kurtuluş reformlarda, makyajlanmış değişikliklerde ya da yeni “temizlenme” hikâyelerinde değildir. Kurtuluş bu düzeni aşacak Bolşevik iradenin örgütlenmesinde güçlendirilmesindedir.

                                  Daha iyi bir gelecek ve yeni bir dünya, emeğin emekçinin dünyasını yaratmak istiyorsak, onu bekleyerek değil mücadele ederek bu çürümüş sistemden devrimle kurtularak kazanabiliriz. Günün görevi, sözcüklerimizi ete kemiğe büründürmek, örgütlenmek, mevcut örgütlenmeleri güçlendirmek, işçiler ve emekçiler arasında dayanışmayı yükseltmek ve ortak mücadeleyi örgütleyerek zafere ilerlemektir.

                                  13 Ocak 2026

                                   

                                   

                                   

                                  İlgili

                                  Önceki yazı

                                  Affetmek yok! Unutmak yok! Hatırla, an, mücadele et!

                                  Sonraki Gönderi

                                  COP 30’da değişen hiçbir şey yok!

                                  İlgiliGönderiler

                                  Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!
                                  Kadın

                                  Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

                                  6 Mart 2026
                                  8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!
                                  Kadın

                                  8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

                                  6 Mart 2026
                                  İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  
                                  Dünya

                                  İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

                                  1 Mart 2026
                                  “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu
                                  Güncel

                                  “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

                                  28 Şubat 2026
                                  Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!
                                  Dünya

                                  Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

                                  28 Şubat 2026
                                  YDİ ÇAĞRI
                                  İşçi Dünyası

                                  Şubat sayımız, sayı 77 çıktı!

                                  25 Şubat 2026
                                  Sonraki Gönderi
                                  COP 30’da   değişen hiçbir şey yok!

                                  COP 30’da değişen hiçbir şey yok!

                                  Son Haberler

                                  Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

                                  Kahrolsun emperyalist saldırganlık! Kahrolsun haksız gerici savaşlar!

                                  6 Mart 2026
                                  8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

                                  8 Mart 2026’da: Barbarlık yerine sosyalizm!

                                  6 Mart 2026
                                  İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

                                  İran’a yönelik emperyalist korsanlık saldırısını kınıyoruz!  

                                  1 Mart 2026
                                  “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

                                  “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” kuruldu

                                  28 Şubat 2026
                                  Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

                                  Ortadoğu’da emperyalist savaşa hayır!

                                  28 Şubat 2026
                                  YDİ ÇAĞRI

                                  Şubat sayımız, sayı 77 çıktı!

                                  25 Şubat 2026
                                  8 Mart: Görülmezden gelinen emekten devrimci kopuşa!

                                  8 Mart: Görülmezden gelinen emekten devrimci kopuşa!

                                  24 Şubat 2026
                                  İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

                                  İran’a yönelik emperyalist saldırıya hayır!

                                  23 Şubat 2026
                                  Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                                  Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                                  20 Şubat 2026

                                  Şubat 2026

                                  20 Şubat 2026
                                  • YDİ Çağrı / Tüm Sayılar
                                  • Youtube Kanalı
                                  • İletişim
                                  Tel: +0507 037 75 27

                                  © 2023 Yeni Dünya İçin Çağrı

                                  Sonuç yok
                                  Tüm Sonucu Görüntüle
                                  • YDİ ÇAĞRI
                                  • Güncel
                                  • İşçi Dünyası
                                  • Kadın
                                  • Gençlik
                                  • Kürdistan
                                  • Çevre
                                  • Dünya
                                    • Avrupa
                                    • Amerika
                                    • Ortadoğu
                                    • Afrika
                                    • Asya
                                    • Pasifik
                                  • Makaleler
                                  • Yayınlar
                                    • Son Sayı
                                    • YDİ Çağrı / Tüm Sayılar
                                    • Yeni İşçi Dünyası
                                    • Yeni Kadın Dünyası
                                      • Dört Duvar
                                    • Yeni Dünya Gençliği
                                    • Bildiriler
                                    • Broşürler
                                    • Yeni Dünya İçin
                                  • Youtube TV
                                  • Tüm Yazılar
                                  • İletişim
                                    • Hakkımızda
                                  • tr TR
                                    • tr TR
                                    • en EN
                                    • de DE
                                    • fr FR
                                    • es ES
                                    • ar AR
                                    • ku KU

                                  © 2023 Yeni Dünya İçin Çağrı

                                  Yeni Dünya İçin ÇAĞRI Size en son haberler ve güncellemeler için bildirimler göstermek istiyoruz.
                                  Reddet
                                  Bildirimlere İzin Ver