Eylül başında Nepal’de gençliğin protesto eylemleri birkaç günde büyüyerek isyana dönüştü ve hükümetin devrilmesine yol açtı. Başkent Katmandu’da başlayan isyan hemen hemen eş zamanlı olarak ülkenin diğer büyük kentlerine yayıldı.
Gençliği sokağa döken, sosyal medya ile ilgili yasaydı. Hükümet, yeni bir yasayla sosyal medya şirketlerini ülke içinde bir temsilcilik kurmaya ve daha fazla vergi ödemeye zorlamak niyetindeydi. Sosyal medya tekellerinin birçoğu bu yasaya uymadıklarından Facebook, Instagram, Youtube gibi platformlar kapatıldı. Yüzde 20’lerdeki işsizlik, yoksulluk ve geleceksizlikten yılmış olan gençlik, sosyal medyanın bu şekilde kapatılması karşısında büyük bir tepkiyle sokağa döküldü. Yürüyüş ve protesto eylemlerine rejim asker ve polis ile müdahale etmeye ve bastırmaya kalkışmasıyla birlikte tam bir öfke patlaması yaşandı. Gençlik öyle bir isyanla tepki verdi ki, bütün ülkede hayat durdu. Hükümet binaları ve kamu binaları yakıldı. Siyasetçilerin yaşadıkları evler, lüks oteller ateşe verildi. Hapishanelerin kapıları açılarak boşaltıldı. Birkaç gün içinde ülke yangın yerine döndü. Ve nihayetinde, protestoların şiddetiyle hükümet düştü. Başbakan ve diğer bakanlar istifa etmek zorunda kaldılar, hatta helikopterlerle kaçarak canlarını zor kurtardılar.
Başlangıçta başbakanın ve diğer bakanların istifa etmesi de sokağa taşan öfkeyi yatıştıramadı. Maliye Bakanı’nın çırılçıplak soyulduğu, darp edildiği ve nehir içine doğru kovalandığı videolar sosyal medya üzerinden bütün dünyaya yayıldı.
İktidar olayları kontrol altına alabilmek için kendilerini “Gen Z hareketi” (Z kuşağı) olarak adlandıran eylemcilerin temsilcileriyle görüşme yolunu aradı. Başbakan, genelkurmay başkanı ve eylemcilerin temsilcileri bir araya gelerek bir “yol haritası” üzerinde anlaştılar. Ancak parlamentonun dağıtılması ve geçici hükümetin kurulması sözüyle olaylar yatıştırılabildi. Geçici hükümetin başına anayasa mahkemesi emekli hâkimi Sushila Karki getirildi. Böylelikle, Nepal tarihinde ilk kez bir kadın başbakanlık koltuğuna oturmuş oldu. [Gerçi bu yüzde 70 tarım toplumu olan ve kast sisteminin hâlâ etkisinin çok güçlü olduğu Nepal’in genel erkek egemen toplumsal yapısını değiştirmiyor.]
Sushila Karki başkanlığındaki geçici hükümet ülkeyi 5 Mart 2026’da yapılacak olan seçime götürecek.
Sushila Karki; “Burada olmak benim arzum değildi. Sokaktaki insanlar “Sushila Karki’yi getirin!” talebini yükselttiler. Bu anlamda yönetimi devralma mecburiyetinde hissettim kendimi. Bu nedenle burada ekibimle çalışıyorum. Ama biz iktidar olmak istediğimiz için değil” açıklamasında bulundu. Bu açıklamayla da ilişkili olarak dünya çapında ilk kez bir sosyal medya platformu üzerinden, bir başbakan seçimi yapıldığı iddiası yayıldı. Gerçek tabii ki öyle değil! İktidar, ülkedeki isyanı kontrol altına almak amacıyla sonuçta bir geçici hükümetin kurulması ve bu geçici hükümetin seçimlere götürmesini kabul etmek zorunda kalmış. Geçici hükümet başkanlığına kimin getirileceği sosyal medyada gündem oldu ve bu bağlamda özellikle “discors” platformu öne çıktı. Discors esasen bilgisayar oyunlarında mesajlaşmayı/haberleşmeyi sağlayan bir sosyal medya platformu. Bu platform üzerinden Nepal’de yola nasıl devam edilecek üzerine tartışmalar yürütüldü, birden fazla oylama yapıldı ve buna yüz bini aşkın insan katıldı. En çok arzulanan aday olarak eski anayasa mahkemesi hâkimi Sushila Karki çıktı. Fakat tabii ki, bu oylamaların bağlayıcı bir niteliği yok, bir anket niteliğinde idi. Sonuçta iktidar partisinin temsilcisi ve generaller ile yürütülen görüşmelerde eylemcilerin favorisi Sushila Karki kabul edildi.
Şimdilik ülkede tansiyonun düşmüş, hayat “normalleşme”ye dönmüş görünüyor. Fakat nereye kadar, henüz belli değil.
Son olaylarda 72 eylemcinin polis-asker kurşunuyla öldüğü, 2000’den fazla yaralının olduğu söyleniyor. Gerçekte sayıların bundan çok daha fazla olması ihtimali yüksek.
Bu öfke patlamasının geri planında şüphesiz Nepal’deki ekonomik-siyasi-toplumsal hoşnutsuzluk yatıyor. Nepal dünyanın en yoksul ülkelerinden biri. Dış yardımlarla da olsa ekonomi biraz toparlanmaya başlarken, 2015’de yaşanan deprem ülkenin cılız iktisadi alt yapısını da yerle bir etti ve ülkeyi daha da yoksullaştırdı. Esas sorun ekonomik durum, yoksulluk! Sosyal medyanın yasaklanması olayı, “bozkırı tutuşturan kıvılcım”dan başka bir şey değil. Fakat gençlik açısından büyük bir önem taşıyor. Nepal’de yaş ortalaması 25! Yani oldukça genç bir nüfusa sahip. Ve bu protesto eylemlerini “Gen Z” – “Generation Z” [Z Kuşağı ] olarak tanımlanan 1995-2010 yıllarında doğan neslin başlattığı ve iktidarın yaşlı yönetici kadrolarına karşı yönelen bir kuşaklar çatışması olarak da anlaşılması gerektiği değerlendirmeleri de yapılıyor.
Özüne bakılacak olursa, Nepal’de çok uzun yıllardan beri sular hiç durulmuyor… 1996’dan 2006’ya kadar ülkede kanlı bir iç savaş yaşandı. Lideri Prachanda ile anılan Nepal Komünist Partisi (Maoist Merkez)’in önderliğinde monarşiye karşı yürütülen halk savaşı 2006 yılında Birleşmiş Milletler gözetiminde bir ateşkesin sağlanması ve 2008’de kralın tahttan indirilmesiyle sonuçlandı. Monarşiye son verildi. Fakat iktidar mücadelesi devam etti. Monarşiden parlamenter rejime geçiş 2015’de kabul edilen yeni bir anayasayla sabitlendi. Kurucu mecliste 26 parti yer alıyordu. İktidar partisi Nepal Komünist Partisi (Maoist Merkez) birinci parti olma pozisyonunu korumasına rağmen, gerçek anlamda istikrar sağlanamadı. Bugüne kadarki dönemde değişik koalisyon hükümetleri ile yönetildi ülke. En son Mart 2024’te Prachanda’nın önderliğindeki NKP (Maoist Merkez) Nepal Kongre Partisi (NC) ile olan koalisyonu sonlandırdı. Ve ana muhalefet partisi olan Komünist Parti (Birleşik Marksist-Leninist) ile yeni bir koalisyon kurdu. 20 Mart 2024’te parlamentoda yapılan güven oylamasını kazandı ve başkanlık görevine devam etti. Fakat görüldüğü gibi bu yeni koalisyon hükümetinin de ömrü ancak bir buçuk yıl kadar oldu. Şimdi yeniden bir geçiş hükümeti ve Mart 2026’da yeni seçimler gündemde.
Siyasi istikrarsızlıkta dış güçlerin parmağı var şüphesiz… Ülke içinde var olan hoşnutsuzluğu bunlar da kullanarak Nepal’i kendi etki alanlarına almak/tutmak için yarışıyorlar. Bir yanda eski krallığın da destekçisi olan ve geçmişte maoist halk savaşını bastırmak için ellerinden geleni yapmış olan (öncelikle) Hindistan ve ABD. Diğer tarafta şimdiki iktidar partisi CPN/UML’i (Nepal Komünist Partisi/Birleşik Marksist-Leninist) destekleyen Çin…
Siyasi istikrarsızlık ekonomik istikrarsızlıkla el ele gidiyor elbette. İktidar mücadelesi devam ederken, son derece yoksul olan ülkede, genç nüfus geleceksizlik ümitsizliğiyle boğuşuyor ve yurtdışında iş peşinde koşuyor. Adları “komünist” de olsa, iktidar partileri halktan, özellikle de genç nüfustan uzaklaşıyor, onların taleplerini karşıla(ya)mıyor… 30 milyonluk nüfusun 6 milyonu yurtdışında, öncelikle Malezya ve Arap Körfezi ülkelerinde, oldukça kötü şartlarda işçilik yapıyor. Bu bağlamda da sosyal medya ülkede geride bıraktıklarıyla, aileleriyle bağlantının sürdürülmesi, para gönderilmesi açısından vb. vazgeçilemez bir rol oynuyor.
Sosyal medya üzerinden ülke yönetimine karşı tavır ve ‘örgütlenme’ de aynı şekilde büyük önem kazanıyor. Son olaylar da kısmen bununla bağlantılı. Gençlik aylar öncesinden beri “#NepoKids” ve “#NepoBaby” başlığıyla bir kampanya yürüttü. Zengin çocuklarının yaşantısı ile kendi yoksulluklarını karşı karşıya koyan ve yolsuzluk ile eşleştirdikleri hükümete/rejime karşı propaganda yürüttüler. Bu şekilde siyasetçilerin lüks içinde yaşayan “tuzu kuru veletleri”nin “mutluluk fotoğrafları” ifşa edildi. Ve bunların zenginliğin kaynağının yolsuzluk olduğu, asker ve polisin de rüşvetçi olduğu ileri sürüldü. Halkın ezici çoğunluğu büyük bir yoksulluk çekerken, siyasetçilerin ve onların çocuklarının hangi lüks içinde yaşadığına dair görseller rejime duyulan haklı tepki ve öfkeyi biriktirerek büyüttü, sonunda sokağa taşırdı ve sosyal medyayı hizaya sokmaya çalışan ilgili yasanın, bu kampanyaları engellemek, bastırmak amacıyla gündeme getirildiği algısı hâkim oldu.
Batı Avrupa medyasında halkın protestoları yerinde bulduğu ve eyleme geçen gençliğin arkasında durduğu iddia ediliyor. Diğer taraftan, ICOR’un (Devrimci Örgütlerin Enternasyonal Koordinasyonu) üyesi olan Nepal Komünist Partisi (Mashal) 12 Eylül’deki bir basın açıklamasında iktidarı olayların esas sorumlusu olarak ilan etti:
“Partimiz, K.P. Sharma Oli’nin otoriter ve keyfi yönetim tarzına uzun süredir karşı çıkmaktadır. Bu yönetim tarzı, ülkede ortaya çıkan olağanüstü durumun sorumlusudur. (…) Artan kötü yönetim ve yolsuzluk nedeniyle, ülke genelinde huzursuzluk yayıldı. Bu durumda gençler, sosyal medya ve yolsuzlukla ilgili taleplerle sokaklara döküldü. Talepleri haksız sayılamaz. Ancak Oli hükümeti, bu talepleri adil ve dengeli bir şekilde çözmek yerine, sert bir baskı politikası izledi. Sonuç olarak çok sayıda protestocu hayatını kaybetti ve 1.500’den fazla kişi yaralandı, bunların çoğu eleştirmenlerdi. Bu baskıların yol açtığı öfke, protestoların ikinci gününü son derece şiddetli hale getirdi ve ulusal mülklerin, işyerlerinin, özel evlerin ve çeşitli siyasi partilerin ofislerinin tahrip edilmesiyle sonuçlandı. (…)
Z kuşağının gösterileri, ülkenin gençleri arasında büyük bir enerji, güç ve mücadele ruhu olduğunu açıkça ortaya koydu. Bu, Nepal’in parlak bir gelecek için güçlü bir temele sahip olduğunu gösteriyor. Ancak, bu gençlik enerjisi doğru ilkeler ve politikalarla yönlendirilmezse, ülkeye ve halka büyük zarar verme riski taşır. İki günlük hareketleri de bu tehlikeyi ortaya koydu. Hareketi bir bütün olarak değerlendirdiğimizde, herhangi bir politika, program veya liderlik tarafından yönlendirilmediği açıktır. Sonuç olarak, ciddi bir kargaşa ve kaos ortaya çıkmıştır. Yüksek Mahkeme, Singha Durbar, Parlamento Binası ve çeşitli bakanlıklar da dâhil olmak üzere ülke genelinde vandalizm ve kundaklama olayları meydana gelmiştir. Gençlik hareketinde liderlik ve politika çerçevesinin olmaması bu tür sonuçlara yol açmıştır. Genel olarak bu, gençlerin enerji ve güce sahip olsalar da, doğru rehberlik olmadığında, yapıcı olmaktan çok yıkıcı olmaya meyilli olduklarını göstermektedir. (…)
NKP (Mashal) olaylardan esas olarak hükümeti sorumlu tutsa da, bu hareketi monarşistlerin ve diğer gerici güçlerin kullanmaya çalıştıklarını da vurgulamaktadır. Kendileri ilk açıklamalarında “anayasaya uygun davranılması gerektiğini” savunmalarına karşın, parlamentonun dağıtılmasına bir yerde zorunlu kalındığını 13 Eylül’de yapılan ikinci bir basın açıklamasında teslim ediyorlar:
“Kraliyetçiler, tüm güçlerini kullanarak Z kuşağı hareketini kendi gerici amaçları doğrultusunda yönlendirdiler. Bu konuda tamamen başarılı olamadılar, ancak parlamentonun feshi, gerici gündemlerini bir ölçüde ilerletmiştir. Bu nedenle, geçici hükümetin kurulması ve parlamentonun feshedilmesinin gerici güçlerin işine yaramaması için yüksek düzeyde bir uyanıklık gereklidir.” (ncpmashal.org)
Şurası açık: genç nüfus sabırsız ve derhâl bir şeylerin değişmesini istiyor. Şimdi umudu 5 Mart’ta yapılacak seçimlere bağlamış durumdalar… Ancak görünen köy kılavuz istemez! Nepal’de halkın sırtından sürdürülen iktidar mücadelesi daha çok can yakacağa benziyor…
Bütün ülkelerde olduğu gibi Nepal’de de her türden yolsuzluğa, rüşvete ve kötü yönetimlere karşı mücadele haklıdır! İktidar partilerinin kendilerini marksist-leninist adlandırmaları bu gerçeği değiştirmez! Tam tersine! Ancak ve ancak onların bu adlandırmayı hak etmediklerini gösterir. Rüşvet ve yolsuzluk burjuvazinin, burjuva yönetimlerin işidir! Buna göz yumulamaz, amansız mücadeleyi gerektirir!
Eylemlerin yaşandığı günlerde Monarşist ve diğer gerici güçlerin kışkırtmalarıyla eylemciler ICOR üyesi muhalif Nepal Komünist Partisi (Mashal) binalarına da saldırdılar, tahrip ettiler. Biz Nepal Komünist Partisi (Mashal)’a yönelik saldırıları kınıyoruz! Her türden emperyalist güçlerin Nepal’deki kriz dönemini fırsatçılığa çevirme çabalarına karşı, Nepal’deki devrimci güçlerin ve “Z Gen hareketi” içindeki demokratik-devrimci güçlerin haklı talepler için mücadelesiyle dayanışma içinde olduğumuzu açıklıyoruz!
24 Eylül 2025


































































