“Benim sizden kendim için
Hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
Kâat gibi yanan çocuk.
Çalıyorum kapınızı,
Teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
Şeker de yiyebilsinler.”
Komünist şair Nazım Hikmet, İkinci Dünya Savaşının Avrupa’da bitmesinden sonra, ABD emperyalizminin Nagazaki ve Hiroşima’ya attığı atom bombaları sonrasında bu şiiri kaleme almıştı. Nazım Hikmet haksız, emperyalist savaşın ve çocukları öldürmek uğruna inşa edilen emperyalist tahakkümün acı bir portresini çiziyordu şiirlerinde ve çocukların sesi oluyordu.
İkinci Dünya Savaşının üzerinden 81 sene geçti. Dünya barışı için, insanın yaşam onuru için pek çok adım atılmasına rağmen medeniyet ve evrensel barış üzerinde bir adım dahi ilerleyemedi insanlık. Bu, emperyalist kapitalist sistemin yapısal bir çelişkisidir; o, kandan ve tahakkümden beslenir. Barışı, insan haysiyet ve onurunu korumakta başarısızdır; sürekli savaş ve istikrarsızlık yaratır, bundan en çok etkilenenler de çocuklar olur.
22 Mayıs günü Batılı emperyalistlerin Doğu Avrupa’daki kalesi, faşist Ukrayna devleti, Luhansk’da bir okulu bombaladı. İçerisinde yaklaşık 100 çocuğun eğitim gördüğü okulda çok sayıda çocuk öldü ve enkaz altında kaldı. Ukrayna devleti, İHA ve roket saldırıları ile sivil yerleşim alanlarını sürekli bombalayarak çocuklar başta olmak üzere sivilleri katlediyor. Rusya da asker sivil ayrımı yapmıyor, sık sık Ukrayna’nın şehirlerini bombalıyor. Emperyalist ve haksız savaşta kaybedenler ve ölenler emekçi halklar ve çocuklar olurken, silah tekelleri kasalarını dolduruyor.
ABD/İsrail-İran savaşının devam ettiği sıralarda, İran’ın Minab kentinde kız çocuklarının okuduğu bir okul ABD/İsrail tarafından birden fazla kez vurulmuştu. Çoğu kız çocuğu 175 kişi orada hayatını kaybetmişti. ABD ve İsrail bu suçlamaları reddetse de uydu görüntüleri onları ele veriyordu. Trump “Biz yapmadık, saldırıdan İran sorumlu” dese bile Pentagon sonrasında bu saldırıyı kendilerinin yaptığını kabul etti. ABD ve İsrail’in çocuklar başta olmak üzere sivil halk üzerinde yürütmüş olduğu katliamlar politikası ilk defa gerçekleşmiyordu. Yugoslavya, Libya, Irak, Afganistan, Suriye… Liste uzayıp gider;
ABD emperyalizmi dünyanın her coğrafyasında savaşlar çıkarmış; okul, hastane fark etmeksizin şehirleri bombalamış, harabeye çevirmiş ve milyonlarca insanı katletmiştir. ABD, hegemonyasını korumak ve devam ettirmek için yürütmüş olduğu barbar ve emperyalist siyaseti uygularken çocukları katletmekten çekinmemektedir.
“Uluslararası Emekçiler Birliği” açılış konuşmasında Marx, Britanya kapitalizmini, “Kan, hatta çocuk kanı emmeden var olamayan vampir” olarak tasvir eder. Bu tasvir, günümüze hakim olan tüm burjuva devletlerinde ve siyasetinde günceldir.
İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırımda ise 50.000’den fazla çocuk öldü ve yaralandı. İsrail’in Gazze’de evleri, sığınakları ve yaşam alanlarını hedef almasından dolayı Filistinli çocuklar savaşın esas kurbanları oluyorlar. Gazze’de yer alan 309 okulun 290’ı İsrail tarafından yıkıldı. Hastaneler bombalandı ve çoğu çocuk, hastanelerde veya hastaneye kaldırılamadıkları için öldüler. Altyapının, su kaynaklarının ve toprağın bozulmasından dolayı çocukların büyük kısmı hastalanıyor; temiz suya ve yiyeceğe erişemiyorlar.
Gazze’de 17.000’den fazla çocuk ebeveynlerinden birini ya da her ikisini kaybetti. Bunun esas sorumlusu Batılı emperyalistler ve onların Ortadoğu’daki en büyük işbirlikçisi Siyonist İsrail devletidir. Filistin halkının ve çocuklarının özgürlüğü ve geleceği için tek kurtuluş, emperyalizmin Ortadoğu’daki karakolu olan İsrail devletinin yıkılmasıdır.
Bunlar yakın tarihe ilişkin olgulardır. Kapitalizmin tarihi, baştan aşağı çocukların emeklerini, hayallerini ve yaşamlarını sömürme tarihidir. Batılı emperyalist bloğunun saldırılarının adı “insani müdahale” olmuştur. Bu insani müdahalelerde milyonlarca insan ölmüş ve şehirler yaşanamaz hale gelmiştir. ABD emperyalizminin Irak işgalinde 400 bine yakın insan ölmüştür. Irak’ın üzerine uçaklardan binlerce bomba atılmıştır ve sivil altyapı hedef alınmıştır. Sonrasında uygulanan yaptırımlarda ölen çocuk sayısının 500 binden fazla olduğu açıklanmıştır. O zamanın ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, 500 bin Iraklı çocuğun ölümünün haklı görülüp görülemeyeceği sorusuna, “Biz bu bedele değer olduğunu düşünüyoruz.” cevabını vermiştir.
Emperyalistler için dünyayı sömürme, diğer ülkeleri baskı ve tahakküm altına alma siyasetlerinde çıkartılan savaşlar sonucu ölen siviller ve çocuklar, her zaman birer önemsiz sayısal değerler olarak görülmüştür. Emperyalistler için önemli olan, bu savaş sonunda ölecek insan sayısı değil, ele geçirilecek kaynaklar olmuştur. ABD, İngiltere, Fransa ve diğer emperyalist ülkeler tarihleri boyunca dünyanın geri kalanını sömürgeleştirmiş; Afrika’da, Asya’da ve Güney Amerika’da halkları köleleştirmiş, onları kıtlığa terk etmiş ve her şeylerini sömürmüşlerdir.
İspanya, sömürülecek toprak bulmak için Christopher Columbus ve adamlarını gemilerle sefere gönderdiğinde, Columbus ve adamları 12 Ekim 1492’de Florida’nın güneyindeki Bahama Adaları’na çıkarlar.
Columbus ve adamlarının talanını anlatan en iyi belge, Columbus’un kendi tuttuğu günlüktür. Adanın yerlileri Columbus ve adamlarını başka dünyadan gelen yaratıklar zannederek onları saygı ve hediyelerle karşılarlar. Columbus onlar hakkında şöyle söylüyor: ”Kötülüğün ne olduğunu bilmiyorlar, çalmıyorlar, öldürmüyorlar. Komşularını kendileri kadar çok seviyorlar. Dünyada onlar kadar tatlı dilli insanlar yoktur. Her zaman gülüyorlar.” Yerliler için bu övgü dolu sözleri söyleyen sömürgeci, kendi niyetini şöyle anlatıyor günlüğünde: ”Bunlardan çok iyi hizmetkar olur. Sadece 50 adamla bütün bu
yerlilerin hepsini kolayca boyun eğdirebiliriz ve her istediğimizi yaptırabiliriz.”
Columbus, yerlilerin altından ve değerli madenlerden yaptığı eşyaları görünce, yerlilerden altın getirmelerini istedi. İstenilen altınları getiremeyenlerin kollarını kesti ve onlara işkenceler yaptı; böylece bu barışsever insanları korkutacağını düşündü. Yerlilerin bir kısmı kaçmaya çalıştı, ancak sömürgeciler onları vurarak ya da av köpeklerine yem ederek öldürdü. Bazı yerliler kaçtılar ancak açlıktan öldüler. İspanyol sömürgeciler iki yıl içinde yerli nüfusun üçte ikisini yok etmişlerdi. Marx, kapitalizmin ilkel birikimini şöyle anlatır:
”Amerika’nın içinde altın ve gümüş bulunan bölgelerinin keşfi, yerlilerin köle durumuna düşürülmeleri, maden ocaklarına tıkılmaları ya da yok edilmeleri, Doğu’da Hind’in fethi ve yağmalamasının başlaması, kara derili insanların avlanmaları adına Afrika’nın bir tür ticaret alanına dönüştürülmesi; işte kapitalist çağın şafağını simgeleyen ilkel birikimin göz alıcı yöntemleri.”
Kapital’de kapitalizmin sömürü düzenini ve kanlı tarihini anlatırken şöyle söyler: “Sermaye, tepeden tırnağa her gözeneğinden kan ve irin damlayarak doğar.”
Bugün aynı sömürgeci, katliamcı ve işgalci anlayış kendisini modern emperyalist devletlerin çıkarmış olduğu Ukrayna, Filistin, İran savaşlarında; Uzak Doğu Asya’da Myanmar gibi ülkelerde çıkarmış olduğu iç savaşlarla ve Asya’dan Güney Amerika’ya kadar zorla bağımlı hale getirilmiş ülkelerde faşist cuntalarla gösteriyor.
Emperyalistlerin çıkarmış olduğu savaşlar, yapmış olduğu darbeler; savaş sanayisi için, bağımlılık altına alınmış ülkelerin enerji ve doğal kaynaklarını sömüren üretim ve teknolojisi sanayisi için, borsacı tüccarlar için büyük bir fırsat. Savaşın kurbanları ise işçiler, emekçiler ve çocuklar olurlar. Yeni savaşlar için akbabalar gibi fırsat kollayan emperyalist devletler ve onların tekelci burjuvazisi için büyük bir zenginlikken; savaşın getirmiş olduğu ölümden, göçten, yoksulluktan, yakılıp yıkılan şehir ve köylerin
enkazından etkilenenler işçiler, emekçiler, kadınlar ve çocuklar oluyorlar. Üstüne üstlük tekellerin çıkarmış olduğu savaş sonucu halklar birbirine düşman oluyorlar. Eğitim, medya, parlamento kısaca devletin ideolojik aygıtları halkları, işçileri, emekçileri hatta saf ve temiz çocukları birbirine kırdırıyor, düşmanlaştırıyor.
Halklara birbirine karşı düşmanlık ve felaket getiren emperyalist ve haksız savaşların sonlandırılması; kalıcı barışın, dayanışmanın ve enternasyonal kardeşliğin kurulması için işçi sınıfı önderliğinde devrimler zorunludur. Şu anda tüm dünyada kâr ve egemenlik peşinde koşan, sömürmek için toprak arayan tekelci kapitalistler devletlerin başındalar. Bunların egemenlikleri devrimlerle yıkılmadan kalıcı bir barış sağlanamaz. Tekellerin egemenliği devam ettikçe savaşlar yaşanmaya devam edecek; işçiler, emekçiler, kadınlar ve çocuklar bu savaşların yüklerini sırtlanacaklardır. Çocukların yaşaması için ve kalıcı barışın sağlanması için “ölmeli cellatlar” demeliyiz ve gerçek barışın olanaklı koşullarını yaratmak için devrimci mücadeleleri yükseltmeliyiz!
23 Mayıs 2026
Yeni Dünya Gençliği



































































