Bugün Türkiye’de siyaset gündeminin merkezine CHP içinde yaşanan kriz oturmuş durumda. Günlerdir televizyon ekranlarında, gazetelerde, internet sitelerinde ve sosyal medyada aynı başlıklar dönüp duruyor: CHP içindeki klik savaşları, Kılıçdaroğlu-Özgür Özel gerilimi, mutlak butlan kararı, Kurultay tartışmaları… “saray kayyımı”, “saray yargısı”, “pavyon pazarlıkları”, “rüşvetle satın alınmış delegeler”… parti içi hesaplaşmalar…
Düzen medyası bütün toplumu bu gündeme kilitlemiş durumda… Televizyon kanallarında saatlerce aynı tartışmalar yapılıyor, aynı figürler ekran ekran dolaşıyor, aynı kliklerin sözcüleri aynı propagandayı farklı cümlelerle tekrarlayarak ediyor, izleyicileri taraf olduğu kesimin “haklılığına” inandırmaya çalışıyor. Sosyal medya ise başlı başına bir kanalizasyona dönüşmüş durumda; küfür, hakaret, linç, iftira, trol orduları ve bitmek bilmeyen propaganda…
Bütün bu yaşananların işçilerin ve emekçilerin yaşamında gerçekte bir karşılığı yoktur… Ne CHP içindeki klik savaşlarının, ne de AKP ile CHP arasında süren iktidar mücadelesinin işçi sınıfı ve emekçiler açısından savunulacak bir tarafı yok. Burada emekçilerin çıkarlarını temsil eden bir taraf yoktur. Ortada halkın çıkarları için yürütülen bir mücadele de yoktur.
Ortada yürüyen şey, düzen içi güç mücadeleleri, klik çatışmaları, kadro savaşları ve devlet imkânlarının denetimi üzerine kurulu bir iktidar kavgasıdır. Kavganın özü budur.
İşçiler ve emekçiler açısından bu kavganın doğrudan bir değeri, bir faydası yok. Eğer bir faydadan söz edilecekse o da burjuva siyasetin hangi temeller üzerinden yürüdüğünün işçiler, emekçiler tarafından görülmesi olabilir. O da görmek isteyenlere! Fakat ne yazık ki, egemen sınıf medyasının baskınlığı ve “sol” kesimin de bunların çerçevesinden bir türlü çıkamaması buna pek izin vermiyor. Emekçiler, tüm ezilenler bu baskın gündem içine hapsediliyor. Bütün saflaşma “Kim haklı? Hangisi Saray’a alet oluyor” çevresinde oluşuyor.
Bütün gündem bu konuyla gasp edilmiş durumda! Ne işçi ve emekçilerin mücadeleleri ne halkın ekonomik sıkıntılarının dile getirilmesi, ne gerçek anlamda demokratik hakların savunulması! Ortadoğu’daki savaş, Ukrayna- Rusya savaşı dahi çok geri planda kaldı.
Kapitalist sistemin siyasetçileri sömürü düzenin devamını sağlamak ve kitlelerin desteğini kazanmak için, burjuva siyasetini “halka hizmet”, “demokrasi”, “hukuk” ve “temsil” gibi büyük söylemlerle pazarlarlar. Ama kriz anlarında perde aralanır, söylenenlerin gerçek olmadığı ortaya çıkar. Perde aralandığında karşımıza çıkan şey “ilke” değil çıkardır; “siyaset” değil ranttır; “hukuk” değil keyfiyettir, “temsil” değil güç mücadelesidir…
Bugün CHP örneğinde yaşanan da tam olarak budur.
Ortada yalnızca bir parti içi kriz değil, bir bütün olarak sermaye düzeninin siyasal yapısına sinmiş çürüme, kokuşma ve yozlaşma vardır.
İktidar yargısı eliyle “siyasi mühendislik” ve CHP’deki klik savaşı
Bugün yaşanan tabloya nasıl gelindiğine bakıldığında ilk görülmesi gereken şey, AKP iktidarının uzun süredir hukuku açık biçimde siyasi bir araç olarak kullanıyor oluşudur.
Her kapitalist ülkede olduğu gibi Türkiye’de de hukuk egemen sınıfın ve siyasi iktidarın ihtiyaçlarına göre eğilip bükülen bir mekanizma hâline gelmiştir. Yasalar, mahkemeler, soruşturmalar ve yargı kararları giderek daha açık biçimde siyasal müdahalenin araçları olarak kullanılmaktadır. Bu durum grev yasaklarından kayyım atamalarına, sendikal baskılardan muhaliflere dönük operasyonlara kadar birçok alanda defalarca görüldü.
Bugün CHP üzerinden yürüyen süreç de bu genel tablodan bağımsız değildir… İBB’ye ilişkin dava dosyası, İmamoğlu’nun diploması, CHP’nin 38. Kurultayının mercek altına alınması, “mutlak butlan” tartışmaları etrafında şekillenen yargı müdahalesi, yalnızca hukuki bir mesele değildir. Burada açık biçimde siyasi bir mühendislik girişimi söz konusudur. Amaç yalnızca hukuki bir değerlendirme yapmak değil; düzen siyasetinin ana aktörlerinden birini içeriden dizayn etmek, zayıflatmak ve kendi ihtiyaçları doğrultusunda yeniden şekillendirmektir.
Bir yanda iktidar gücünü elinde bulunduran AKP ve onun devlet aygıtı… Diğer yanda yargının müdahalesiyle sarsılan CHP ve onun içindeki klikler… Ve sonuç? Parti içi gerilimlerin, bastırılmış hesaplaşmaların ve iktidar kavgalarının bir anda su yüzüne çıkması.
Peki, bu tablo şaşırtıcı mı?
Hayır! Ne “hukuk”un içinde bulunduğu durum ne de klik savaşlarının ulaştığı durum şaşırtıcıdır… Yaşanan burjuva siyasetin dökülen makyajı ve burjuva siyasetin gerçek yüzünün açığa çıkmasıdır. Ortaya saçılan kitlelere “satılan” siyasetin “ilkesel” değil, çıplak bir güç mücadelesine dayandığı gerçeğidir. Açığa çıkan şey, Türkiye’de düzen siyasetinin hangi ilişkiler, hangi yöntemler ve hangi “değerler” üzerinden işlediğidir.
Klik savaşlarının ortaya saçtığı pislik
CHP’de yargı müdahalesiyle birlikte açığa çıkan tablo, aslında yalnızca bu partiye özgü bir tablo değildir. Burada gördüğümüz şey, bir bütün olarak burjuva siyasetin işleyiş mantığıdır.
Bugün CHP içinde yaşanan klik savaşına bakıldığında ortaya çıkan manzara ibret vericidir.
Daha düne kadar aynı kürsüde konuşanlar, aynı kampanyada yan yana yürüyenler, birbirlerini övenler bugün birbirlerine en ağır suçlamaları yöneltiyor. Düne kadar “partiyi birlikte büyütüyoruz” diyenler bugün birbirlerini ihanetle, teslimiyetle, rantçılıkla, koltuk düşkünlüğüyle suçluyor. Düne kadar arkasından gidilen kadrolar, bugün aynı çevreler tarafından hedef tahtasına konuyor, parti içinde aynı siyasi çizginin temsilcileri olarak sunulanlar bugün birbirlerine karşı en ağır suçlamaları yöneltiyor. Düne kadar alkışlanan isimler bugün “hain”, “satılmış”, “teslim olmuş”, “sarayın adamı” ilan ediliyor. Düne kadar birlikte yürüyen kadrolar bugün birbirlerini rüşvetçilikle, rantçılıkla, koltuk düşkünlüğüyle, onursuzlukla, siyasi tetikçilikle suçluyor.
Ortaya saçılan iddialara bakıldığında tablo daha da çarpıcı hâle geliyor: “Delege pazarlıkları”, “Sarayla Anlaşma”, koltuk hesapları, rant ilişkileri, kadro savaşları, karşılıklı kaset ve dosya tehditleri, kaybolan paralar, medya operasyonları, trol saldırıları…
Burjuva siyasetin vitrini biraz sarsıldığında alttan çıkan manzara tam olarak budur.
Çünkü burjuva siyasette esas belirleyici olan ilke değil çıkardır. Sadakat değil güçtür. Program değil ranttır. Siyasi tutarlılık değil, güç dengeleridir. Bu nedenle düzen partileri içinde övgü ile sövgü arasındaki mesafe çoğu zaman yalnızca güç dengelerindeki değişim kadardır. Dün göklere çıkarılan bir isim bugün aynı çevreler tarafından yerin dibine sokulabilmektedir. Dün “lider”, “umut”, “kurtarıcı” diye pazarlananlar, bugün aynı mekanizmalar tarafından tasfiye edilmekte ve itibarsızlaştırılmaktadır.
Çünkü burjuva siyasetin ahlakı da, ilkeleri de, sınırları da düzenin çıkarları tarafından belirlenmektedir.
Düzen siyasetinin tamamında böyledir. Rüşvetten adam kayırmaya, ihale ilişkilerinden kadrolaşmaya, belediyeler üzerinden kurulan rant ağlarından bürokratik güç savaşlarına kadar bu düzenin siyasetinde ne kadar pislik varsa, bunların hemen hepsi şu ya da bu biçimde vardır.
Bugün CHP’de görünür hâle gelen şey, düzen siyasetinin uzun zamandır taşıdığı çürümenin açığa çıkmasından ibarettir.
Bu süreçte dikkatle bakılması gereken bir diğer alan ise medya ve sosyal medyanın oynadığı roldür.
Çünkü bugün yaşanan siyasi çürüme yalnızca düzen partileriyle sınırlı değildir. Burjuva siyasetin çürümüş karakteri, onun propaganda aygıtlarında da bütün açıklığıyla görülmektedir.
Yandaş medya zaten uzun süredir doğrudan iktidarın siyasal operasyon aygıtlarından biri gibi çalışmaktadır. Gerçeği aktarmaktan çok algı üretmekte, haber vermekten çok siyasal pozisyon almaktadır. Kimin hedefe konulacağına, kimin parlatılacağına, kimin itibarsızlaştırılacağına büyük ölçüde düzen içi güç ilişkileri karar vermektedir.
Burjuva siyasetinin sivrisinekleri: Reformist sol
Burjuva siyaset çukurunun içinde en dikkat çekici şeylerden biri de kendisini “sol”, “sosyalist”, “ilerici” olarak tanımlayan reformist çevrelerin önemli bir bölümünün savrulduğu siyasal pozisyondur.
Aslında bu yeni bir durum değil… Türkiye’de reformist solun önemli bir bölümü uzun zamandır bağımsız sınıf siyaseti üretmek yerine düzen siyasetinin boşluklarında hareket etmeye çalışmakta; işçi sınıfının bağımsız politik hattını kurmak yerine burjuva muhalefetin sınırları içine sıkışmaktadır.
Bugün CHP içinde yaşanan klik savaşında da benzer bir tablo ortaya çıkmıştır. Reformist çevrelerin bir bölümü açık biçimde CHP içindeki kliklerden birinin arkasına dizilmiş durumdadır. Burjuva klikler arasındaki güç savaşında taraf olunmakta, bir taraf “ilerici”, diğer taraf “gerici”; biri “demokrat”, diğeri “saraycı” ilan edilmektedir.
Oysa burada işçi sınıfı açısından savunulacak bir taraf yoktur. Bir burjuva kliğinin diğerine karşı güç kazanmasını emekçiler adına siyasi kazanım gibi sunmak, işçi sınıfını bir kez daha düzen siyasetinin sınırları içine hapsetmektir. Bu yaklaşımın adı siyasetsizliktir. Bu yaklaşımın adı kuyrukçuluktur.
İşçi sınıfının siyaseti, burjuvazinin farklı klikleri arasında tercih yapma siyaseti değildir. İşçi sınıfının görevi, düzen içindeki klik savaşlarında taraf olmak değil; bu düzenin tamamına karşı bağımsız sınıf hattını güçlendirmektir.
AKP’nin karşısına CHP’yi koyarak, CHP içindeki kliklerden birini “umut” ilan ederek ya da düzen içi çatışmaları “demokrasi mücadelesi” diye pazarlayarak emekçilerin önüne gerçek bir çıkış yolu konulamaz. Çünkü sorun yalnızca AKP değildir. Sorun yalnızca CHP içindeki klikler de değildir.
Sorun, bir bütün olarak burjuva düzenin kendisidir.
Bu düzenin siyasal alanı da kendi sınıfsal karakterine uygun biçimde çürümüş, yozlaşmış ve kokuşmuştur.
Çözüm burjuva siyasette değil, sınıf mücadelesindedir!
İşçiler ve emekçiler açısından çıkarılması gereken sonuç açıktır: Bugün AKP ile CHP arasında yaşanan kavga da, CHP içindeki klik savaşları da bizim kavgamız değildir. Bu kavga; halkın çıkarları için yürüyen bir mücadele değil, düzen içi güç mücadelelerinin, rant paylaşımının, koltuk savaşlarının ve devlet olanakları üzerindeki hâkimiyet kavgasının bir parçasıdır.
Bir tarafta devlet gücünü, yargıyı, polisi ve bürokrasiyi kullanarak siyasi alanı dizayn etmeye çalışan iktidar bloğu vardır. Diğer tarafta ise aynı düzenin sınırları içinde iktidar alternatifi olmaya çalışan, kendi içinde klik savaşları yaşayan burjuva muhalefet bulunmaktadır. İşçi sınıfı açısından bu tablonun içinde savunulacak bir taraf yoktur. Çünkü işçileri sömüren de, sendikal hakları budayan da, grevleri yasaklayan da, belediyeleri rant alanına çeviren de, hukuku siyasi çıkarları doğrultusunda eğip büken de aynı düzenin farklı aktörleridir.
Bugün yaşanan tablo bir kez daha göstermektedir ki, burjuva siyaset özünde kirli bir siyasettir. Rantın, klikçiliğin, tasfiyenin, ihanetin, koltuk kavgasının, manipülasyonun ve yalanın eksik olmadığı bu siyaset, çürümüş bir düzenin siyasetidir.
Bu nedenle işçilerin ve emekçilerin kurtuluşu, burjuvazinin şu ya da bu kliğinin peşine takılmakta değildir. Kurtuluş ne AKP-MHP iktidarındadır, ne AKP-MHP karşıtlığına indirgenmiş muhalefet siyasetindedir, ne de burjuva kliklerin iktidar savaşlarında taraf olmaktan geçmektedir.
Gerçek anlamda kurtuluşun yolu, işçi sınıfının burjuvaziden bağımsız kendi siyasal hattını güçlendirmesindedir.
İşçilerin, emekçilerin, yoksulların bu sömürü düzenine ve onun bütün temsilcilerine karşı kendi sınıf çıkarları temelinde örgütlenmesi gerekmektedir.
İşçilere ve emekçilere çağrımız; her tarafından çürüme akan burjuva siyasetten kopmaları, kendi sınıf çıkarları temelinde örgütlenmeleri ve mücadeleyi kendi ellerine almalarıdır. Çünkü gerçek çıkış yolu, düzen siyasetinde değil; işçi sınıfının bağımsız ve örgütlü mücadelesindedir.
18 Haziran 2026


































































