İstanbul Sanayi Odası (İSO), 1968 yılından bu yana “Türkiye`nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması” yapıyor.
“Türkiye`nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması” 2025 sonuçları, 17 Haziran’da İstanbul Sanayi Odası’sında düzenlenen toplantıda açıklandı.
Araştırmaya göre ilk onda yer alan sanayi kuruluşları üretimden gelen satışlar (Net/TL) ile şöyle:
1.TÜPRAŞ 698.789.218.726
2.Ford Otomotiv 538.267.883.167
3.Star Rafineri 327.854.252.634
4.OYAK-Renault 235.451.564.919
5.Toyota Otomotiv 206.261.752.184
6.Arçelik 165.720.710.029
7.TUSAŞ 140.894.845.580
8.Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı 138.780.059.253
9.ASELSAN 130.249.849.498
10.Mercedes-Benz 126.983.846.962
2024 yılında ilk 10’da bulunmayan ve 11. sırada yer alan TUSAŞ 7’nciliğe, 16. sırada bulunan Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı 8’inciliğe, 17. sırada bulunan ASELSAN 9’unculuğa yükselmesi dikkat çekicidir.
2025 yılında emek yoğunluklu geleneksel sektörler zorlanırken, buna karşılık savaş sanayisi başta olmak üzere teknoloji yoğunluklu sektörlerde büyüme yaşanıyor.
TUSAŞ, Aselsan, Roketsan, Baykar gibi şirketlerin yükselişi, Türkiye kapitalizminin sanayi üretim ekseninin giderek savaş sanayiine kaydığını göstermektedir. Savaş sanayisi artık ekonominin tali bir sektörü değil, sermaye birikiminin başlıca dinamiklerinden biri hâline gelmiştir. Bu durum yalnızca ekonomik bir yönelişi değil, Türkiye’nin bölgesel güç olma, emperyalistleşme stratejisinin, militarizmin ve savaş ekonomisinin devlet politikası hâline geldiğini de göstermektedir.
Diğer yandan sermaye blokunda da dönüşüm yaşanmaktadır. Türkiye’de sermayenin sınıfsal bileşimi hızla değişmektedir. İstanbul Sanayi Odası’nın 2025 yılı için açıkladığı ilk 500 büyük sanayi kuruluşu listesinde ilk kez savaş sanayii şirketlerinin üst sıralara yükselmesi, bu dönüşümün en somut göstergelerinden biridir.
Bu dönüşüm yalnızca savaş sanayiinin yükselişiyle sınırlı değildir. Aynı zamanda egemen sermaye yapısı da yeniden şekillenmektedir. Muhafazakâr sermaye gruplarının ekonomik ve siyasi ağırlıkları giderek artarken, uzun yıllar Türkiye kapitalizminin yönünü belirleyen TÜSİAD’ın eski belirleyici konumu önemli ölçüde gerilemiştir. Bir zamanlar hükûmetlere yön veren TÜSİAD’ın açıklamaları artık siyasi sürecin seyrini belirleme gücüne sahip değildir. Büyük sermayenin önemli bir bölümü, yeni güç dengelerini kabullenmiş ve çıkarlarını mevcut iktidarla uyum içinde koruma yolunu seçmiştir. Bu durum, yalnızca sermaye içi güç ilişkilerinin değiştiğini değil, AKP’nin yıllardır adım adım inşa ettiği yeni egemenlik blokunun önemli ölçüde kurumsallaştığını da göstermektedir.
AKP diğer düzen partilerinden farklı olarak belirli bir stratejinin ürünü olan bir çizgi izlemektedir. Toplumsal yaşam giderek daha fazla muhafazakâr bir ideolojik eksene oturtulmakta, Osmanlı mirası ve siyasi İslam devletin resmî söyleminin temel unsurları hâline getirilmekte, muhafazakâr sermaye gruplarının ekonomik ve siyasi ağırlığı giderek artmaktadır. Buna paralel olarak Türkiye, askerî, ekonomik ve diplomatik hamlelerle bölgesel, giderek dünyada bir güç olma hedefi doğrultusunda ilerlemektedir. Bütün bu adımlar, AKP’nin uzun vadeli siyasi dönüşüm programının birbirini tamamlayan halkalarını oluşturmaktadır.
AKP iktidarı uzun yıllardır adım adım hayata geçirdiği siyasi dönüşüm programını kararlılıkla uyguluyor. “Eski Türkiye bitti, yeni Türkiye’yi inşa ediyoruz” söylemi yalnızca bir propaganda sloganı değil; devletin yeniden yapılandırılmasını hedefleyen kapsamlı bir siyasi projenin ifadesidir. Bu süreçte devlet aygıtı, bürokrasi, yargı, sermaye yapısı ve dış politika, iktidarın stratejik hedefleri doğrultusunda yeniden biçimlendirilmektedir. İktidar, önünde engel olarak gördüğü siyasi aktörleri, toplumsal dinamikleri ve kurumları, hukuktan bürokrasiye, siyasetten devletin diğer olanaklarına kadar bütün araçları kullanarak etkisizleştirmeye çalışmaktadır.
Sermaye bloğunda yaşanılan bu değişim, sermayenin sınıfsal bileşimin değişmesi, işçi sınıfının çalışma ve yaşama koşullarında bir değişiklik yaratmamaktadır. İşçi sınıfının ücretli köle olma koşullarında bir değişiklik yoktur.
Çözüm bellidir: İşçi sınıfı kendi bağımsız siyasal gücüyle tarih sahnesine çıkmalıdır. Esas mesele hangi düzen partisinin seçim kazanacağı, iktidara geleceği değil; işçi sınıfının ne zaman bağımsız bir siyasi özne olarak örgütleneceği ve toplumsal mücadelede belirleyici bir güç hâline geleceği meselesidir.
Umut sandıkta değil, fabrikalarda, işyerlerinde, mahallelerde ve sokaklarda örgütlenen işçi ve emekçi hareketinin gücündedir.
14 Ağustos 2026

































































