Kapitalist sistemde işletmeler süreç içinde eşit biçimde gelişemezler. “Kapitalizmde tek tek ekonomilerin ve tek tek devletlerin ekonomik gelişiminde eşit büyüme imkânsızdır… Ekonomik ve politik gelişmenin eşitsizliği, kapitalizmin mutlak bir yasasıdır” (“Seçme Eserler Cilt 5”, Lenin, s. 151, İnter Yayınları, Haziran 1995, İstanbul) Aynı biçimde kapitalist bir ülkenin “…tek tek işletmeleri ve iktisadi dalları eşit gelişemez. Rekabet ve üretim anarşisi, kapitalist iktisadın eşitsiz gelişmesini belirler” (“Politik Ekonomi Ders Kitabı”, cilt 1, s. 358, İnter Yayınları, Ocak 1992, İstanbul).
Günümüzde bazı devletler ve işletmeler görece geri kalırken, bazılarının hızlı ve sıçramalı biçimde öne çıkması kapitalizmin bu yasası çerçevesinde gerçekleşir ve bilimsel gelişmelerdeki hızlanma, tekniğe erişimin geçmiş dönemlere kıyasla kolaylaşmış olması ile yeni/sonradan gelişen ülkelerin/şirketlerin hızlı yükselişine olumlu katkıda bulunur.
Ülkelerimizdeki gelişmeler de kapitalizmin eşitsiz gelişme yasası çerçevesinde gerçekleşiyor.
Buna bağlı olarak süreç içinde farklı sektörlerde etkinlik gösteren ayrı ayrı şirketlerin belli bir sürede farklı hızlarla gelişme gösterdiklerine tanık oluyoruz.
Gelişmede birçok faktör rol oynamakla birlikte, belirleyici olan, ülke kapitalizminin gelişip geldiği düzey ve gelişmenin yönüdür.
Ülke egemenlerinin; burjuvazinin olduğu gibi siyasi temsilcilerinin de durumu değerlendirip kısa/orta/uzun vadeli olarak belirledikleri hedeflere odaklanıp yürüttükleri çalışmalar da gelişmede önemli rol oynar.
Kapitalizmde her şirket aynı zamanda aynı biçim ve oranda kâr elde edemez, bazılarının zarar etmesi ise sistemin doğasına uygundur.
Tüm bu vb. nedenlere bağlı olarak şirketlerin büyüme hızları göreceli olarak farklılıklar gösterir ve süreç içinde sıralamada iniş çıkışlar yaşanır.
Nitekim 2025 yılı İSO 500 listesinde yer alan “halka açık şirketler”den 34’ü geçen yıla göre sıralamasını yükseltirken, 52 şirket gerilemiştir.
Bu yazıda ülkelerimizde faaliyet yürüten büyük işletmelerin yıllık net satış büyüklükleri temelinde yapılan sıralamaya bakacak, sıralamadaki süreç içinde oluşan değişiklikleri anlamlandırmaya çalışacağız.
Burada İstanbul Sanayi Odası – İSO tarafından her yıl yayımlanan İSO 500 araştırmasından yararlanacağız. İSO 500 anketine katılanlar zaten en büyük işletmeler konumundadır. İSO 500 anketine katılım gönüllülük esasına göre olmaktadır ve bilgilerini paylaşmak istemeyip ankete katılmayan büyük şirketler de bulunmaktadır.
Sıralama listelerinde eksik gördüklerimizi başka kaynaklardan tamamlayabiliriz.
“Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” (bkz. İstanbul Sanayi Odası internet sitesi) tanıtımının yapıldığı 17 Haziran 2026 tarihli basın toplantısında İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan geniş çaplı bir değerlendirmede bulundu. Bu değerlendirme sanayinin içinde bulunduğu durumun anlaşılması için önemli bilgiler içeriyor.
Değerlendirmede aynı zamanda İSO 500 şirketlerinin toplam ekonomi içindeki payı ve buna bağlı olarak bu şirketlerin önemi ortaya konmuştur.
Sıralama ve ondaki değişikliklere girmeden önce kısaca bunlara değinmekte ve bunları yorumlamakta yarar var.
İSO 500’ün ülke ekonomisindeki önemi
Yıllık büyüme konusunda İSO 500’e bir bütün olarak bakıldığında, bu şirketlerin 2025 yılında gerçekleştirdiği üretimden satış tutarının 11 trilyon 118 milyar TL’ye yükseldiği belirtiliyor. Bu tutar aynı yıl GSYH’nın %17,64’üne karşılık geliyor.
Bu veriler İSO 500 şirketlerinin ekonomideki ağırlığını gösterir niteliktedir.
Bu şirketler toplam ihracatın %38,31’ini gerçekleştirmiş bulunmaktadır.
2025’te Türkiye’nin genel mal ihracatındaki artış yüzde 4,4 düzeyinde iken, İSO 500’ün ihracatı yüzde 8,4 artmıştır. Bahçıvan’a göre bu artış küresel rekabet koşullarının giderek zorlaştığı bir dönemde gerçekleşmiştir ve bu bir anlamda İSO 500 içinde yer alan Türk sanayi kuruluşlarının dış pazarlardaki dayanıklılığını ve rekabet gücünü göstermektedir.
İSO 500 şirketlerine bir bütün olarak bakıldığında, yıllık büyüme oranlarında 2022 ile 2024 yılları arasındaki 3 yılda sırasıyla yüzde olarak 4,2; 5,2 ve 3,4’lük reel düşüşler yaşandıktan sonra 2025 yılında %2,1’lik reel büyüme sağlandığını görüyoruz. Bu üç yıl boyunca da büyüme söz konusudur ancak enflasyon hesabı işin içine katıldığında reel düşüşler olduğu görülmektedir. Son yıldaki reel büyüme oranı geçmiş 3 yıldaki düşüşleri telafi etmekten uzak olmakla birlikte reel artış gerçekleştirilebilmiştir.
İSO 500 şirketlerindeki büyüme performansı, son yıllarda, ülkenin toplam büyüme hızının gerisinde kalmıştır. Öte yandan bu şirketlerin ihracatının görece yüksek artmış olması ilginçtir. Bu, İSO 500 şirketlerinin söz konusu dönemde dış pazarla büyüdüklerinin göstergesidir.
Büyüme verilerine bakıldığında son yıllarda işlerin pek de iyi gitmediği söylenebilir ve bunun böyle olmasının nedenleri arasında Erdal Bahçıvan’ın tespitlerine göre finansmana erişim ilk sırada gelmektedir.
Ama işlerin genelde yolunda gitmiyor gibi gözükmesi İSO 500’e bir bütün olarak bakıldığında böyledir. İSO 500 içinde yer alan tüm işletmeler için aynı durumda oldukları; her birinin aynı biçimde küçüldüğü veya büyüdüğü söylenemez. Nitekim yazının devamında 152 şirketin zarar açıklamış olduğu belirtiliyor. Dolayısıyla kâr elde eden şirketlerin bunu hangi oranda yakaladıkları ve farklı şirketlerdeki zarar oranlarının boyutu da İSO 500’ün toplam büyüme oranını belirler.
E. Bahçıvan’ın tespitine göre “sanayideki toparlanma eğilimi sektörler arasında da eşitsiz geliş”miştir. Böyle olur tabii, kapitalizmde tek tek işletmelerin gelişmesi eşitsiz biçimde olduğuna göre toparlanma da eşitsiz olur.
Aşağıda yer vereceğimiz olumsuzluklara karşın, bunların bir krize neden olduklarından söz etmek yerinde olmaz. Zira “İSO 500’ün faaliyet karının 2025’te yüzde 57,1 oranında artarak 641 milyar liradan 1 trilyon liraya yükseldiğini görüyoruz. Buna paralel olarak faaliyet kârlılığı oranı da yüzde 6,2’den yüzde 7,7’ye çıkmıştır. Ancak bu oran, 2015-2024 ortalaması olan yüzde 10,4’ün oldukça altında kalmıştır”. Genel olarak bakıldığında trilyonluk kâr söz konusudur. Burada şikâyet konusu kâr oranının daha yüksek olmaması olgusudur.
İSO 500 bünyesindeki yoğunlaşmanın boyutları
İSO Yönetim Kurulu başkanının değerlendirmesinde, sektördeki tekelleşme olgusunu gösteren sanayideki yoğunlaşmanın boyutlarına değinilmiştir.
En büyük sanayi kuruluşları İSO 500’ün içinde yer almaktadır ama sıralamadan da görüldüğü üzere grubun içinde yer alan en büyüklerin yeri bir başkadır: İlk 10 şirketin üretimden satışlardaki ağırlığı İSO 500 içinde yaklaşık %25 düzeyindedir ve ilk 50 şirketin payı yarıya yakındır. Buradan “büyük ölçekli üretim, sanayi üretimi içinde belirleyici ağırlıktadır” sonucunu çıkarıyor Bahçıvan. Demek ki, geçmişte gelişmiş kapitalist-emperyalist ülkelerde yaşanan süreç ülkelerimizde de gerçekleşmektedir.
İSO 500 şirketlerinin sorunları ve nedenleri; buna bağlı oluşan sonuçlar; tekelleşme
Değerlendirmesinde Bahçıvan en büyük sorun olarak finansmana erişimdeki zorlukları ve TL’deki sürmekte olan reel değerlenme eğilimini göstermekte; “…üretimin devamlılığı, işletme sermayesi ihtiyacının karşılanması ve yatırım kapasitesinin korunması bakımından hayati bir gerekliliktir” demektedir.
Finansman dendiğinde akla ilk gelen banka sermayesi ve onun sanayi sektörünün finans gereksinimlerini ne denli karşıladığı sorusudur. Bunun dışında teşvikler gibi başka destekler de söz konusudur kuşkusuz.
“…finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı, 2024’te büyük bir sıçramayla yüzde 96,6’ya kadar yükseldikten sonra 2025’te yüzde 84,9’a gerilemiştir… 2015-2024 dönemi ortalaması yüzde 64,5 ile zaten oldukça yüksek bir seviyedeyken, son iki yıldır sanayi firmalarının faaliyetten elde ettikleri kârın önce neredeyse tamamını, ardından da yüzde 85’ini finansman giderlerine ayırmak zorunda kaldığı bir tabloyla karşı karşıyayız”.
İSO 500 bağlamında bakıldığında borçlardaki yıllık %30,8 artışın, öz kaynaklardaki %15,8’lik artışın iki katı kadar olduğu görülüyor. Ve borçlardaki artışın önemli bölümü mali borçlardan oluşmaktadır.
Bu durum, ülkede kapitalizmin gelişmesinin yeni sonuçlar ortaya çıkardığını gözler önüne seriyor.
Sonuçlardan biri banka sermayesinin sanayi sermayesini ne denli kendine bağımlı hâle getirmiş olduğunu göstermesidir. Banka sermayesi olmaksızın sanayide işler neredeyse yürümez duruma gelmiştir.
İkinci olarak, bu durum bize, kapitalist sistemde büyüme dediğimiz olgunun borç/kredi alınmaksızın neredeyse olanaksız duruma geldiğini göstermektedir.
Üçüncü olarak, banka sermayesinin bu denli etkili olmasının, mali sermayenin geldiği düzeyin göstergesi olma gibi bir yanı da bulunuyor.
Sanayi sektörü yanında bankacılık sektöründe de yatırımları bulunan büyük burjuvazi açısından durum görece çok daha iyidir. Sonuçta sanayi sektöründeki mali sorunlar, bankacılık sektöründen elde edilen kâr ile telafi edilebilir. Ayrıca burjuvazinin bu konuma sahip kesimi, diğerleri üzerinde etkide bulunabilecek biçimde avantajlı durumdadır. Sonuçta burada söylediklerimiz tekelleşmenin boyutlarını ve mali sermayenin gücünü başka bir açıdan göstermektedir.
Kârlılığı azaltan nedenlerden biri –Bahçıvan’ın doğal olarak hiç söz etmediği– sabit sermaye yatırımları yapıldığında şirketlerin bu yatırımın belli bir bölümünü birkaç yıl boyunca her yıl amortisman gideri (sabit sermaye olarak değerlendirilen her tür araç-gereç ve gayrimenkulün kullanımda değer yitiren bölümü; aşınma ya da yıpranma payı) olarak göstermeleridir. Bu durumda kâr, ileride büyümeyi sağlayacak biçimde azalmış demektir. İşin bir de böyle bir yanı bulunuyor.
Hükümetin izlediği politikanın İSO 500 üzerindeki etkisi
Finansmana erişimin son yıllardaki durumunun, kuşkusuz, hükümetin günün gereklerine uygun izlediği ya da izlemek zorunda kaldığı para politikası vb. önlemler ile yakından ilişkisi bulunuyor. Hatta bunlar belirleyici rol oynuyor diyebiliriz. Enflasyon hızının düşürülmesi gibi bir hedef konduğunda ekonominin soğutulması ve bu amaca yönelik önlemler yukarıda Bahçıvan’ın sanayi burjuvazisi adına şikâyetçi olduğu durumu da ortaya çıkarmaktadır. Kredi muslukları daha yavaş akmalıdır ki, ekonomi soğutulabilsin. Bu, büyüme hızındaki yavaşlamayı da beraberinde getirmektedir.
Kredi faizlerinin düşürülmesi ise enflasyon düzeyinin seyrine bağlıdır. Yani İSO başkanının şikâyet konusu ettiği uygulamalar aslında kapitalizmin içinde bulunduğu devresel durumdan kaynaklanmaktadır.
Hükümet politikalarının İSO 500 sıralamasında başka dolaylı etkileri de bulunmaktadır. Çeşitli teşviklerin ve bunların nasıl uygulandığının önemli rolü olduğu açıktır. Burada işin içine siyasi tercihler; kimin, hangi oranda destekleneceği vb. tercihler girer. Siyasi iktidara yakın kesimlerin önceliğe sahip olacağı açıktır. Böylece burjuvazi içindeki çelişmelerin bir yansıması olan bu politika, sıralamanın değişmesinde önemli etmenlerden biri olmaktadır.
Erdal Bahçıvan’ın dile getirdiği konulardan biri KDV geri ödemelerinde yaşanılan zorluklardır. Şöyle diyor: “…sanayicilerimizin en önemli yapısal sorunlarından biri hâline gelen devreden KDV yükünün giderek ağırlaştığını açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim 2025 yılında İSO 500 şirketlerinin devreden KDV tutarı yüzde 42,1 oranında artarak 120 milyar liranın üzerine çıkmıştır”. (KDV iade uygulaması, ticari işlemlerde ödenmiş olan KDV tutarının, satışlarla elde edilen KDV tutarından fazla olduğu durumda söz konusu oluyor. Ama ihracat işlemlerinde, iç piyasada alım yapılırken ödenen KDV tutarının tümü geri alınabiliyor.)
Erdal Bahçıvan, bu tespitten sonra bunun kendileri açısından ne anlama geldiğini vurguluyor:
“Biz, devreden KDV sorununu sanayi kuruluşlarımızın devlete sıfır faizle ve belirsiz vadeyle finansman sağlaması olarak değerlendiriyoruz”. Yani burada açıkça “bizi destekleyeceğinize, biz sizi isteğimiz dışında desteklemek durumunda kalıyoruz” denmektedir.
Bahçıvan değerlendirmesinde, hükümetle çelişkiyi fazla artırmamak ve İSO başkanı olarak burjuvazi içindeki çelişkileri ortaya dökmemek adına işin şu yanına değinmiyor doğal olarak: Teşviklerde olduğu gibi KDV iade uygulamalarında da siyasi iktidarın ve üst düzey bürokratların eşit davrandığı söylenemez, tersine. Hükümete yakın kesimlerin işi görece kolay ve hızlı sonuca ulaştırılırken, muhalif olarak değerlendirilenlerin süründürüldüklerine emin olabiliriz. Bu her zaman böyledir. Böylece bu uygulama da, diğer bir dizi uygulamanın yanında, siyasi iktidarın sanayi burjuvazisinin muhalif kesimlerini de kendine tabi duruma getirme uğraşının parçası olarak değerlendirilmelidir.
Sıralama değişikliğinde genel eğilim
Farklı sektörlere bakıldığında, özellikle otomotiv, savunma sanayisi ve gıda sektöründeki şirketlerin büyük bir kısmı basamak atlayarak yükselirken; tekstil, hazır giyim ve ana metal sektöründeki şirketlerin genel olarak alt sıralara gerilediği veya konumunu kaybettiği görülmektedir.
İSO tarafından oluşturulan 10’lu sektör gruplandırması çerçevesinde bakıldığında, 2025 yılında sektörler arasında dikkat çekici bir yer değişimi yaşandığı görülüyor.
“2025 yılında üretimden satışlara göre en yüksek paya sahip sektör, yüzde 19,5 ile ‘kara, deniz taşıtları ve yan sanayii’ olmuştur. 2024 yılında üçüncü sırada yer alan bu sektörün payının 2025’te 1,9 puan artması, özellikle otomotiv ve savunma sanayiindeki güçlü performansın İSO 500 tablosuna belirgin biçimde yansıdığını göstermektedir”.
“Yüzde 17,8 pay ile ikinci sırada yer alan ‘ana metaller ve makine imalatı sanayii’ ise geçen yıl en büyük paya sahip sektör konumundayken, 2025 yılında payı 2,9 puan gerilemiştir.
Üçüncü sırayı ise yüzde 17’lik pay ile ‘gıda ürünleri’ ve ‘kimyasal ürünler, plastik ve kauçuk ürünleri’ sektörleri paylaşmıştır. Geçen yıl dördüncü sırada yer alan gıda ürünleri sektörü payını 1 puan artırarak daha güçlü bir konuma yükselirken, kimya sektörünün payı 1,4 puan gerilemiştir”.
İSO 500’den 26 şirket gerileme sonucu bir alt kategoriye (İSO İkinci 500) düşmüş, onların yeri alttan gelen şirketlerce doldurulmuştur.
Ekonomi politikalarının sıralamada sektörün farklı dallarına ve işletmelere yansıması
Ancak hükümetin tercihlerine uygun biçimde yürüttüğü teşvik politikalarının ve yürütmek zorunda olduğu para politikalarının sektörün bütününü eşit biçimde etkilemediğini de anlıyoruz.
“Finansmana erişim kısıtları ve Türk lirasında süren reel değerlenme eğilimi, özellikle emek-yoğun geleneksel sanayi sektörlerimizi olumsuz etkile”miş… “Buna karşın, savunma sanayi öncülüğünde yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlerdeki üretim artışları 2025 yılında da devam et”miştir.
Demek ki sanayinin bir bölümü –“teknoloji yoğunluklu” üretim yapanlar– için işler hiç de kötü gitmemektedir. Ve bu yaşanmakta olan, Türk burjuvazisinin yıllar önce açıkladığı ve ülkenin bir üst lige taşınması hedefine yönelik politikaların ortaya çıkardığı sonuçlardan biridir. Emek yoğun üretimden teknoloji yoğun üretime geçiş ülkenin geleceği, dolayısıyla burjuva düzenin geleceği açısından kaçınılmaz bir gereklilik olarak görülmüştür. Gelecek, gelişmiş sanayi ülkeleri arasında yer alma, yurt dışında yayılma gösterme hedefine uygun ilerlemekte görülmüştür.
Sıralamada geri düşen üretim dalları açısından görünüm
Emek yoğun üretim yapan işletmeler ne olacaktır?
Onların önünde birkaç yol bulunuyor:
Bunlardan biri üretim maliyetlerini düşürmektir; bunun bir yolu ücretlerin baskılanmasıdır. İşçiler açısından “işini kaybetme korkusu” baskılama için en yarayışlı araçtır.
İkincisi, kendi dallarında teknik ürün –örneğin teknik tekstiller– üretimine geçmektir. Bunun bir yolu Ar-Ge yatırımlarına önem vermek, buradan elde edilen teknolojik çıktıları üretime aktarabilmekten geçiyor.
Üçüncüsü, üretim maliyetinin düşürülmesini sağlamanın bir yolu olarak, maliyet oluşturan tüm girdiler açısından avantajlar sağlayan dış ülkelerde yatırımlar yapmak, yani yayılmacılıktır. Nitekim emek yoğun üretim yapan işletmelerin son yıllarda bir dizi ülkede yatırım ve üretimlerine tanık oluyoruz. Sonuç olarak büyük işletmelerin bir bölümü ülke içindeki sıralamada gerilere düşerken, aynı zamanda yurt dışında yayıldıklarını, oralarda büyüdüklerini görüyoruz. Son yıllarda Tekstil ve Hazır Giyim sektöründe özellikle Mısır’da yapılan yatırımlar dikkat çekiyor.
Bu ve benzeri girişimleri gerçekleştiremeyenler ise sistem gereği yok olup gideceklerdir.
Sıralamadaki değişiklikler yukarıda değindiğimiz tüm bu gelişmeler tarafından dikte edilmektedir.
İSO 500 şirketlerinin teknoloji yoğun üretim açısından durumları
Bahçıvan durumu şöyle anlatıyor:
“…yüksek teknoloji yoğunluklu sanayiler grubunun payının 0,2 puan artışla yüzde 7,6’ya yükselmesi umut verici olmakla birlikte, bu seviyenin Türkiye sanayisinin küresel rekabet hedefleri açısından hâlâ yeterli olmadığını belirtmek gerekir.
Nitekim İSO 500 içinde orta-yüksek ve yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlerde yer alan firmaların yaratılan katma değerden aldığı pay, 2023 yılında yüzde 37,4 ile rekor seviyeye ulaştıktan sonra 2024’te yüzde 34,1’e, 2025’te ise yüzde 34’e gerileyerek ivme kaybetmiştir. Bu tablo, sanayide teknoloji yoğunluğunu artırma yönündeki kazanımların kalıcı ve güçlü bir dönüşüme çevrilmesi gerektiğini açıkça göstermektedir.
2023 ve 2024 yıllarında 265 ile aynı seviyede kalan Ar-Ge harcaması yapan kuruluş sayısı, 2025 yılında 8 adet artarak 273’e yükselmiş ve 2018’den sonraki en yüksek seviyesine ulaşmıştır”.
“2025 yılında İSO 500’ün Ar-Ge harcamaları, anket verilerine göre yüzde 31,4 artarak 79,7 milyar TL’ye yükseldi. Ar-Ge harcamalarının üretimden satışlara oranı da yüzde 0,72 ile bugüne kadar ölçülen en yüksek düzeyine ulaştı.
Paylaştığımız son iki göstergeyi, sanayimizin Ar-Ge’nin stratejik önemine yönelik farkındalığının güçlenmesi açısından değerli buluyoruz”.
İSO 500’de yabancı sermaye
Şirket bünyesinde çok düşük oranda da olsa yabancı sermaye olması, ilgili şirketi yabancı sermayeli şirket yapmaya yetiyor. Ancak şirket açısından belli avantajlara sahip olmak için yabancı sermaye oranının fazla olması gerekiyor.
İSO 500’de yer alan yabancı sermayeli şirket sayısı 2023 ve 2024’teki artış eğiliminin ardından 2025’te 6 adet azalışla 118’e gerilemiştir. İSO Yönetim Kurulu Başkanı yabancı sermayeyi “teknoloji transferi, küresel tedarik zincirlerine entegrasyon ve yüksek ihracat potansiyelleri açısından önem”li görmektedir.
İSO 500 içinde 2005 yılında 136 olan yabancı sermayeli şirket sayısı, 2009 yılında 153 adet ile zirve yaptıktan sonra dalgalı bir seyir izlemiş, 2022’de 108, 2024’te 124 adet olmuştur.
Bunların yaklaşık üçte bir kadarı %50 ve üzeri yabancı sermayeye sahiptir.
Tüm bu şirketler Türk ticaret yasalarına uygun kurulmuş, Türk devletinin denetimine tabi ve Türk şirketler olarak kabul edilseler de, bu şirketlerde söz sahibi olmak için sermayesinin yarıdan fazlasına sahip olmak gerektiği açıktır. Böyle bakıldığında 2025 yılı için İSO 500’deki sayısı 118 olan şirketin üçte ikisinde Türk ortağın belirleyici olduğu görülüyor.
Borsadaki İSO 500 şirketleri
“2017-2021 döneminde 65-69 bandında seyreden halka açık kuruluş sayısı, 2022’de 73’e, 2023’te 85’e, 2024’te ise 88’e yükselmiştir. 2025 yılında 3 adet daha artarak 91’e çıkan bu sayı, İSO 500 tarihindeki en yüksek seviyesine ulaşmıştır”.
Bu yolla anonim şirketler hisselerinin bir bölümünü borsada satışa sunarak, daha büyük bir sermayeye erişmiş olurlar ve kullanmakta oldukları sermayeyi büyütürler. Hisselerin bir bölümünün –şirket üzerinde egemenliğin sürmesine yetecek kadarını elde tutarak– peyderpey satışa sunulması, hem kullanılmakta olan sermayeyi artırmakta, hem de, duruma göre, şirket değerini spekülatif biçimde yükseltmeye hizmet etmektedir. Gerçek işlevi bu olan işlem, burjuvazi tarafından geniş yığınlara “halka açılmak”, “sermayeyi tabana yaymak” biçiminde yutturulmaya çalışılır.
İSO 500 şirketlerinin coğrafi dağılımı
Sanayinin bölgesel dağılımında Anadolu lehine gelişen eğilimin devam ettiğini görüyoruz. İSO 500 içinde “İstanbul Sanayi Odası, 2025 yılında da 129 üyesi ile sıralamada en büyük paya sahip olmayı sürdürmektedir”. Ancak bu sayının 2019 yılında 169 olduğunu bildiğimizde Anadolu coğrafyasına olan kayma daha net görülüyor.
“İstanbul Sanayi Odası’nın ardından 48 kuruluş ile Ankara Sanayi Odası gelmektedir. Kocaeli Sanayi Odası 43, Ege Bölgesi Sanayi Odası ise 39 kuruluş ile sıralamadaki güçlü konumlarını korumaktadır. Bu odaları 29 kuruluş ile Gaziantep Sanayi Odası, 23 kuruluş ile Bursa Ticaret ve Sanayi Odası ve 16 kuruluş ile Adana Sanayi Odası takip etmektedir”.
2025 yılında İSO 500’de yer alan ilk 10 şirket
Alttaki tabloda sıralamada en üstte yer alan 10 şirketin 2024 ve 2025 yılı için performanslarını görüyoruz.
Bu şirketlerden altısını son yıllarda sürekli olarak ilk 10 içinde görüyoruz. Sıralamada ilk üç, son 3 yılda da tablodaki biçimiyle yer alıyor. Önceki birkaç yılda da TÜPRAŞ liderliği elinde tutuyordu. 2020’de onun ardından Ford Otomotiv ve OYAK-Renault sıralanıyordu. 2021 yılında 2. ve 3. sıralarda Ford ve Star yer bulmuştu. 2022 yılında Star Rafineri, Ford Otomotiv’in önünde 2. sırada yer aldı. (Tablo 1)

2024 yılı ile kıyaslandığında 2025 yılında otomotiv şirketlerinde yer değiştirmeler ve yükselme söz konusudur. OYAK-Renault iki sıra yükselerek Toyota Otomotiv’in önünde yer almış, Mercedes-Benz iki sıra yükselerek ilk 10 şirket içine katılmıştır.
Böylece ilk 10 içinde rafineri şirketleri dışında otomotiv şirketleri de güçlü biçimde temsil edilmektedir.
Sıralamada görece hızlı yükseliş gösterip son yıl ilk 10 içine katılan şirketler, 4 basamak yükselerek 7. sıraya yerleşen TUSAŞ, 8’er basamak yükselerek 8. sıraya yerleşen Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile 9. sırada yer alan Aselsan olmuştur. 2024 yılında ilk 10 içinde yer alan İsdemir 11., Hyundai Motor 13. ve Erdemir 16. olarak ilk 20’de yer aldı, İstanbul Altın Rafinerisi ise daha gerilere düştü.
İlk 10 içinde yer almayan demir-çelik sektörü şirketleri, ikinci 10 içinde güçlü biçimde yer buldular: İskenderun Demir Çelik – İsdemir, Ereğli Demir Çelik – Erdemir, Tosyalı Demir-Çelik, Çolakoğlu Metalürji ve Tosçelik Profil ve Sac.
TPAO – Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın listede güçlü yükselişi
Listede dikkat çekici bir gelişme TPAO’nun yükselerek ilk 10’a girmesi oldu.
Şirketin 16. sıradan 8. sıraya yükselişinde Karadeniz gazının ve Gabar petrolünün üretimden satışlara artış yönünde yansımasının etkili olduğu görülüyor.
TPAO faaliyetlerini yurt içinde olduğu gibi yurt dışında da artırarak sürdürmektedir ve bunların finansmanına destek sağlama amacıyla uluslararası bankalar aracılığıyla sukuk yoluyla borçlanmaya gitmiştir. Bu yolla 1,5 milyar dolar borçlanan ilk Türk şirket olmuştur. Şubat 2026’da 750 milyon dolar sukuk ihracı için yola çıkılmış, 5,5 milyar dolarlık talep üzerine önce 1 milyar dolar, sonrasında Haziran 2026’da 500 milyon dolar borçlanmaya gidilmiştir.
Küresel sermaye tarafından böyle tercih edilmesinin nedeni TPAO’nun salt yurt içinde değil, uluslararası arenada da güçlü bir oyuncu olma yolunda yaptığı atılımlardır ve öte yandan onun finansmana böylesi erişim göstermesi, hızlı gelişmesini sürdüreceğinin işaretidir.
İSO 500’ün güçlü ve giderek güçlenen oyuncuları: Savaş sanayi şirketleri
İSO sıralamasında en dikkat çeken gelişme, kuşkusuz, savaş sanayi şirketlerindeki yükseliştir.
Aşağıdaki tabloda bu şirketlerin, ortalamanın çok üzerinde olan büyümeleri ve İSO 500 içindeki yükselişleri görülüyor. Bu şirketler İSO 500 içinde üretimden satışlardaki paylarını da artırmışlardır. Üretimden satışlar İSO 500 için bir yıllık süreçte %28 artmışken, savaş sanayi şirketlerinde bu oran %101 olarak gerçekleşmiştir. Buna bağlı olarak toplam üretimden satışlar içinde silah sanayi payı %3,7’den %5,7’ye yükselmiştir.
Tablo 2’de sıralamada yer alan 13 savaş sanayi şirketinden 9’unun bir önceki yıla göre yükseliş gösterdiğini, 2 şirketin İSO 500’e bu yıl dâhil olduğunu, 2 şirkette ise gerileme olduğunu görüyoruz.
Listedeki yeri geri düşen şirketler de bir önceki yıla göre büyüme göstermişlerdir. Ama büyüme oranları enflasyon oranının altındadır. İki şirketten biri üretimden net satışını İSO 500 ortalaması düzeyinde artırırken, diğeri ancak %6 artırabilmiştir.
Sektör 2024 yılında İSO 500’de 11 şirket ile temsil ediliyordu. (tablo 2)
Listeye bu yıl dâhil olan şirketlerden Arca Savunma’nın doğrudan 12. sırada yer alması dikkat çekiyor. Bu, kuşkusuz büyük bir sıçrama. Söz konusu olan oldukça yeni bir şirkettir; 2020 yılında kurulmuş, 2022 yılında üretime başlamıştır. Şirketin satışa sunduğu ürünler içinde topçu, havan, çok namlulu roket atar ve hafif silah mühimmatları bulunuyor. Şirketin yurt dışında da yatırımları bulunmaktadır ve savaş sanayi ürünleri 2025 yılı ihracatında 2,9 milyar $ ile başı çeker konumdadır. Yakın tarihte ABD’li bir şirketle 1,2 milyar dolarlık bir satış anlaşması daha yapmıştır.
Bazı şirketlerin satış verilerini paylaşmak istemediklerini ve İSO 500 anketine katılmadıklarını söylemiştik. Bu şirketlerden biri de savaş sanayinde faaliyet gösteren Baykar şirketidir. Şirket, 2025 yılında 2,2 milyar $ ihracat yapmıştır. Gelirinin %85 ila 90’ını ihracattan elde ettiği açıklandığı için toplam üretimden satışının 100 milyar TL ve üstü olduğu anlaşılmaktadır ve bu tutar ile ilk 5 savaş sanayi şirketi içinde yer bulacağı açıktır.
Savaş sanayi şirketleri olarak nitelediğimiz şirketlerin önemli bölümü sivil alana da üretim yapmaktadır. Bu küresel çapta bakıldığında da yaygın olan bir durumdur; savaş uçağı yapan şirket sivil havacılığa da hitap eder örneğin. Sermaye para nerede varsa oraya koşar.
Bu açıdan bakıldığında İSO 500 listesinde, en azından önceki yıllara ait listelerde böyle birçok şirket bulunuyor, yani iş Tablo 2’de sıralananlarla sınırlı değildir.
2025 yılı İSO 2025 sıralamasında örneğin her biri otuz küsur basamak yükselerek 82. ve 421. sırada yer alan 2 kablo şirketi bulunuyor; Öznur Kablo ve Üntel Kablo.
Diğer birkaç şirket ve sıralamadaki yerleri şöyle: Petlas 83, Anadolu ISUZU 133, Mitaş Endüstri 155, Koluman Otomotiv 304, Aksa Karbon ve İleri Kompozit 492.
2023 listesinde ise son yıl listede yer almayan Dorçe Prefabrik 236. ve Tümosan 240. olarak yer alıyordu.
İSO 500’deki silah sanayi şirketlerinin ihracatı
Topladığımız bilgilere göre Tablo 2’de sıralanan 12 şirket “savunma ve havacılık” ihracatının yüzde 69’unu gerçekleştirmiştir. Tutar olarak bu 7,26 milyar $ kadardır.
Tablo 3
| Şirket | İhracat tutarı (milyon $) | İSO 500 ihracat sıralamasındaki yeri |
| Arca Savunma | 2.916 | 5. |
| Tusaş | 1.033,7 | 14. |
| Otokar | 891,6 | 17. |
| Roketsan | 733,5 | 22. |
| Aselsan | 492 | 29. |
| Tusaş Motor Sanayi | 485 | Bilgi yok |
| Alp Havacılık | 187,6 | 124. |
| Nurol Makine | 171,8 | 139. |
| Samsun Yurt Savunma | 123,9 | 192. |
| Makine ve Kimya Endüstrisi | 85,6 | 243. |
| Havelsan | 78 | 258. |
| BMC | 58,8 | 290. |
FNSS ihracat bilgisi paylaşılmamış olmakla birlikte, son 10 yılda en çok ihracat yapan 3. şirket olarak ödüllendirilmiş bulunuyor.
Tablodaki şirketlere, orada yer almayan ve 2,2 milyar dolarlık ihracatıyla genel sıralamada 2. konumda bulunan Baykar şirketi de eklenmelidir.
ASFAT (Askeri Fabrika ve Tersane İşletme AŞ) ile STM (Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret AŞ) gibi 2 büyük şirketi de anmalıyız. ASFAT’ın deniz tarafında ihracatta en büyük olduğu bilgisi bulunuyor. Askeri gemi üretiminin büyük bölümü yakın döneme dek bu şirket tarafından karşılanıyordu. Şirket birkaç ülkeye büyük platformlar ihraç etmektedir.
STM ise işin organizasyonu, proje-mühendislik, ihracat tarafında yer alıyor.
Bu 2 şirket, askeri gemi gibi büyük platform üretimleri ile uğraştıkları için, aslında İSO 500 içinde yer bulabilecek satış tutarına sahiptir.
Bu 2 şirketin net ihracat bilgilerine rastlamadık. ASFAT’ın 2026 yılı ilk 8 ayında 550 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdiği haberi kamuoyuna yansıdı.
Bu 2 şirketin ihracatı yukarıdaki 14 şirketin ihracat rakamlarına eklendiğinde toplam “savunma ve havacılık” ihracatı 2025 için açıklanan 10,05 milyar doları aşıyor. Büyük olasılıkla bu 2 şirketin ihracatı içinde Tablo 3’te yer alan şirketlerin ihracat tutarları da bulunmaktadır, çünkü askeri gemilerde kullanılan alt sistemlerde bu şirketlerin ürünleri kullanılmakta, bu şirketler ihracatlarının bir bölümünü bu yolla gerçekleştirmiş olmaktadır.
Böylece bu 16 büyük şirket sektör ihracatının hemen tamamını yerine getirmektedir.
Silah sanayi şirketlerinde yabancı sermaye oranı
Yukarıda saydığımız 16 şirketten 3’ünde yabancı sermaye ortaklığı bulunmaktadır.
Tusaş Motor Sanayi – TEİ’de %46,2 payla ABD’li General Electric – GE ortaktır.
Alp Havacılık’ta ABD’li Sikorsky şirketinin %50 ortaklığı bulunuyor.
BMC’de %49,9 oranında Katar ortaklığı bulunmaktadır.
FNSS’de yakın döneme dek var olan yabancı sermaye, Birleşik Krallık merkezli BAE Systems’e ait %49 oranındaki hissenin, ana ortak Nurol Holding tarafından 2025 yılı başında satın alınmasıyla sıfırlanmıştır.
2025 yılı için toplam 636,9 milyar TL’lik net üretimden satışların (bkz. Tablo 2) 46,7 milyar TL’si yabancı sermayeli şirketlerce gerçekleştirilmiş olup, bu, %7,3 anlamına geliyor. Bu oran, listede yer almayan ve yapısında yabancı sermaye bulunmayan 3 şirket de (Baykar, STM, ASFAT) göz önüne alındığında daha da aşağılara düşmektedir.
Silah sanayi şirketlerinde büyüme ve yayılmacılık
Bu şirketler de kapitalizmin doğası gereği eşitsiz gelişme yasasına tabidir. Yıllık sıralama verilerine bakıldığında, bir yıl gibi kısa vadede şirketlerden bazılarının gerilediği, ancak orta vadede hemen her şirkette büyüme gerçekleştiği ve sıralamada yukarı yönlü bir gidişat olduğu görülüyor. Sektör, diğer sanayi sektörlerine göre daha hızlı büyümektedir.
Birkaç yıl önceki verilere baktığımızda, yukarıdaki 2025 yılı tablosunda (Tablo 2) en üst sıralarda yer alan şirketlerin konumu şöyle idi.
2021 İSO 500 sanayi şirketi sıralamasında Aselsan 17., Tusaş 28., Roketsan 59. sırada yer alıyordu.
2023 yılı İSO 500 sıralamasında ise Tusaş 17., Aselsan 19., Roketsan 50. sırada yer almakta idi. Güçlü yükselme gösteren şirketlerden MKE (Makine Kimya Endüstrisi AŞ) 2023’te 181., Havelsan ise 235. sırada yer alıyordu.
Buna karşın, örneğin BMC, 2023 listesinde 150. sırada yer alırken, 2025’te 170. sıraya gerilemiştir. Ama bu durum BMC’nin seri üretimine yeni başladığı Altay tankı teslimleri ile yeniden değişecek, sıralamadaki yeri yukarı yönlü değişim gösterecektir.
Tablo 2’de yer alan ve bir yıl önceye göre gerileme gösteren Samsun Yurt Savunma’nın yurt dışında, ABD ve Birleşik Krallık’taki yatırımları ile büyüdüğü görülüyor.
Genel olarak bakıldığında, Türk savaş sanayinin uçak, tank, gemi vb. büyük platformları seri üretim aşamasına girmesine ve bu platformların motor dâhil diğer alt platformların yerlileştirilmesine bağlı olarak, şirketlerin daha da büyüme potansiyelleri olduğunu söyleyebiliriz.
Yukarıdaki listede yer alan savaş/silah sanayi şirketlerinin büyük bölümünün (ve Baykar’ın) yurt dışı yatırımları bulunmaktadır. Bu, bu şirketlerin küresel bir yayılma içinde olduklarının bir göstergesidir.
Şirketlerin ihraç pazarlarını genişletme içinde oldukları da açıkça görülüyor; bu da yayılmacılığın diğer bir yanıdır.
Silah sanayi şirketlerinin yükselişi küresel arenada da devam etmektedir.
SIPRI (İsveç’in “Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü”) 2024 yılı küresel satış sıralamasına göre Aselsan 42., Tusaş 50., Roketsan 71., Baykar 76. sırada yer almaktadır (defenceturk.tr).
Silah sanayinde yükselişin anlamı
Silah sanayindeki yükseliş, kısa olarak, birkaç açıdan değerlendirilebilir.
Bunlardan birincisi ve belki en önemlisi, bu gelişmenin, Türk burjuvazisinin küresel emperyalist sistem içerisinde bulunduğu konumla yetinmeyip, bu konumu üst seviyelere taşıma uğraşını ve bu uğraşın belirgin sonuçlar verdiğini göstermesidir.
Ekonomik açıdan yayılmanın kaçınılmaz destekçisi ve tamamlayıcısıdır silah sanayindeki atılımlar.
Üstelik bu alandaki gelişme, somut olarak görüldüğü üzere, yurt dışı pazarlarda hem bu alandaki ürünlerin sürümünü hem de bir dizi ülke ile stratejik ilişki geliştirmeyi kolaylaştırmakta, diğer ihraç ürünleri için pazarı genişletmektedir.
Stratejik ilişkilerde Türk burjuvazisinin konumu, gelinen yerde, ciddi farklılık göstermiştir. Geri ülkelerle geliştirilen ilişkilerde başat konum elde edilmiş, gelişmiş/emperyalist ülkelerle ilişkiler eşit ortakların işbirliğine doğru evrilmeye başlamıştır.
İkinci olarak, birincisi ile ilişki içinde kapitalist sistemin militarize edilmesinden söz edebiliriz. Yukarıda değindiğimiz birinci neden dışında kapitalist sistemde ekonominin askerileştirilmesi, iktisadi bunalımları önlemenin ya da onun olumsuz etkilerinin bir nebze azaltılmasının bir yolu olarak görülür.
İSO 500 somutunda da bu gerçek açık biçimde görülüyor. Son dönemde İSO 500 genelinde bir reel büyüme, ancak silah sanayindeki atılım sayesinde gerçekleşebilmiştir.
Öte yandan bu gelişme, kapitalizmdeki çürüme eğiliminin bir göstergesidir de. Silah üretiminin artması, ekonominin, olabildiği kadarıyla geniş yığınların refahı için üretimden, savaş araç-gereçlerinin depolanmasına doğru kaymasını beraberinde getirir. Geniş halk yığınlarının durumu daha da bozulurken, silah sanayi kodamanlarının cepleri daha da fazla dolar.
Tüm bu silahlanma, silah üretiminin artırılması, yeni ve daha öldürücü silahların devreye sokulması, vatan-millet, ülkenin çıkarları/savunulması vb. adına, halkın bu işten büyük çıkarı varmış yutturmacası ile yapılır. Oysa sistemin egemenlerinin kullanma tekelinde bulunan tüm bu savaş araçları, aslında, bu egemenlerin çıkarları uğruna ve halkın çıkarlarının baskılanması amacıyla kullanılır.
Ülke sermayedarlarının küresel çapta yayılmasının, geri ülke ve ulusları baskı altına almanın, rakipler karşısında üstünlük sağlamanın aracıdır bu silahlar. Yayılma paralelinde, bu işten halkın ne denli çıkarı olduğu propagandası yoğun bir biçimde yapılır ve emekçi yığınlar burjuvazinin kuyruğuna takılmaya çalışılır.
Durmadan üretilen ve depolanan bu savaş araç-gereçleri ne olacaktır? Bunların tüketilmesi ve yeniden üretilmesi kapitalist çarkın işlemesi açısından elzemdir. O hâlde Türk burjuvazisinin emperyalist hedefler doğrultusunda her biçim ve boyutta çatışmalara/savaşlara girmesi de kaçınılmazdır.
İktisadın askerileştirilmesi son kertede, yurt içindeki ve dışındaki çelişkilerin keskinleşmesini beraberinde getirir ve sistemin sonunu hazırlayan önemli etmenlerden biri olur.
Ağustos 2026


































































