Almanya’da günlük olarak yayımlanan sol gazete Junge Welt’in (Genç Dünya) 25 Ağustos 2026 tarihli sayısında yer alan bu yazıyı Türkçeye çevirerek okurlarımızın dikkatine sunuyoruz. Irkçılık dünyanın dört bir yanında, her gün ve her yerde farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor. Irkçılığın nerede duracağı, hangi boyutlara ulaşacağı ve insanları nasıl hedef alacağı ise artık daha açık biçimde görülüyor. Medya aracılığıyla yürütülen karalama kampanyaları, hedef gösterme ve örgütlü saldırılar, ırkçılığın yalnızca bireysel tutum ve davranışlardan ibaret olmadığını da gösteriyor. Bu nedenle, ırkçılığın günümüzde aldığı biçimleri ve yarattığı tehlikeleri daha yakından görmek açısından bu yazıyı okurlarımızla paylaşıyoruz. YDİ ÇAĞRI
İngiliz sosyolog Jason Arday hayatını kaybetti
İntiharından önce haftalar boyunca profesörlüğe uygun olmadığı yönünde suçlamaların dile getirildiği bir kampanyaya maruz kaldı. Bu kampanyayı başlatan ise sağcı bir ağdı.
Faheem Hemboum
Irkçılık: Irkçı Bir Kampanya
14 Ağustos Cuma günü, Cambridge Üniversitesi’ne atandığı sırada üniversitenin beyaz olmayan en genç profesörü olan Jason Arday, yaşamını yitirmiş hâlde bulundu. Resmî ölüm nedeni o sırada henüz bilinmese de kamuoyunda Arday’ın intihar ettiği kabul ediliyordu.
Arday, doktora tezinde intihal yapıldığı yönündeki iddiaları yeniden incelemek istediğinin ortaya çıkmasının ardından 5 Ağustos’ta profesörlük görevinden istifa etmişti. Ancak Arday’a karşı yürütülen medya kampanyası o tarihte çoktan tüm hızıyla devam ediyordu ve istifasıyla da sona ermedi. Ölümüne kadar sürekli yeni gazete yazıları yayımlandı; yalnızca son dokuz gün içinde tam 188 haber ve yazı yayımlandı.
Mart ayından bu yana Alman Axel Springer Grubu’na ait olan Telegraph, 24 Temmuz’dan itibaren Arday hakkında toplam 42 yazı yayımladı. Diğer bulvar gazeteleriyle aynı doğrultuda Arday’ı “çeşitliliğin poster çocuğu” olarak nitelendirdi. Daily Mail ise istifası ile ölümü arasındaki dönemde günde üç yazı yayımlayarak onu “Profesör İntihal” diye karaladı; ayrıca Arday hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmayan bir psikiyatrın, olası psikolojik rahatsızlıkları üzerine spekülasyon yapmasına yer verdi. Times ise Arday’ın ölümünden sonra bile onun hakkındaki yazıların erişimini ücretli reklamlarla artırmayı sürdürdü.
İngiliz Black Studies profesörü Kehinde Andrews ve tanınmış Amerikalı ırkçılık araştırmacısı Ibram X. Kendi, yaşananları “medya yoluyla linç” olarak nitelendiriyor. Tanınmış İngiliz yorumcu Kelechi Okafor da medyaya, özellikle Guardian’a ağır suçlamalar yöneltiyor ve etik dışı davranıldığını söylüyor.
Guardian, konuyu ele alan ilk ciddi medya kuruluşlarından biri oldu. Kampanya süresince Arday’ı temsil eden ve Arday’ın istifa açıklamasını kendi internet sitesinde yayımlayan Good Law Project’ten Jo Maugham’a göre, gazetenin yorum yazıları genel olarak dengeli ve nüanslıydı. Ancak haber metinlerinde çoğu kez sağcı basının argümanları devralındı ve Arday, süreç tamamlanmadan suçlu gibi sunuldu.
Maugham’a göre Guardian’da 1 Ağustos’ta yayımlanan bir haber, o zamana kadar siyah bir profesöre karşı sağın yürüttüğü kültür savaşını “ciddi ve meşru bir haber konusu” hâline getirdi. Aynı dönemde Arday’ın yakın çevresinden birçok kişi onun ruhsal durumu konusunda endişelerini dile getiriyor ve yeni yayınların yaratabileceği tehlikelere ısrarla dikkat çekiyordu.
Irkçıların koordinasyonu
“Woke” karşıtları –burada her türden sol, toplumsal eleştirel ve iktidar ilişkilerini sorgulayan bilimsel çalışma kastediliyor– bu sırada zafer kazanmışçasına kampanyalarının başarısını kutluyordu.
Bunlardan biri, ırk teorileri ve öjeni (*) taraftarı Amerikalı Nathan Cofnas’tı. Cofnas, 9 Ağustos’ta muhafazakâr İngiliz tarihçi David Starkey ile yaptığı bir söyleşide bu tavrı açıkça sergiledi.
Cofnas, Cambridge içinden aldığı bir ihbarın ardından Copyleaks yazılımını kullanarak Arday’ın 2015 yılında sunduğu doktora tezinde başka kaynaklardan alındığı iddia edilen bölümleri tespit etmişti.
Starkey ise son yıllarda defalarca ırkçı açıklamalarıyla gündeme gelmişti. Bunun sonucunda Canterbury Christ Church Üniversitesi 2020 yılında onunla olan sözleşmesini feshetti. Starkey ayrıca HarperCollins ile yaptığı kitap sözleşmesini ve Cambridge’deki Fitzwilliam College üyeliğini de kaybetti.
Cofnas ve Starkey, bilim ve ifade özgürlüğü kisvesi altında, uzun zamandır çürütülmüş ırk teorilerinin modern biçimlerini savunan sağcı bir ağın içinde hareket ediyorlar.
Cofnas’ın Arday’ı daha başından itibaren bir “DEI hire”, yani çeşitlilik kriterleri nedeniyle işe alınmış biri olarak tanımlaması ve hem zekâsını hem de akademik yeterliliğini reddetmesi, bu çevrede dile getirilen daha aşırı görüşlerle karşılaştırıldığında görece hafif kalıyor.
Gazeteci Nafeez Ahmed’in İngiliz Byline Times dergisinde yayımlanan araştırmalarında daha 2021 yılında ortaya koyduğu üzere, sağcı teknoloji milyarderi Peter Thiel tarafından desteklenen bu ağ, on yılı aşkın süredir İngiliz üniversitelerinde ırkçılığı ve beyaz üstünlükçülüğünü normalleştirmeyi hedefliyor.
Quillette ve Cofnas’ın da yazdığı Aporia gibi aşırı sağ medya platformları bu ağın ideolojik merkezleri arasında bulunuyor.
Aporia, 2025’ten bu yana Polygenic Scores LLC adı altında faaliyet gösteren Human Diversity Fund’ın (İnsan Çeşitliliği Fonu) sözcüsü olarak değerlendiriliyor. Bu yapı ise 1937’de kurulan ve faşist öjeninin yaygınlaştırılmasını hedefleyen Pioneer Fund geleneğinin devamı niteliğinde görülüyor.
Bu çevrelerin Almanca konuşulan ülkelerde AfD (Almanya için Alternatif) ve FPÖ (Avusturya Özgürlük Partisi) ile bağlantılarının bulunması da bu nedenle şaşırtıcı değil.
Bu hareketin görüşleri, 1994 yılında yayımlanan The Bell Curve (Çan Eğrisi) adlı kitapla daha geniş bir kamuoyuna ulaştı. Pioneer Fund tarafından desteklenen sözde bilimsel çalışma, siyah insanların daha düşük zekâya sahip oldukları iddiasını genetik farklılıklarla açıklamaya çalışıyordu. Bilim dünyası bu yaklaşımı kısa sürede şarlatanlık olarak mahkûm etti.
Aynı çevreden çıkan başka bir eser ise The Origins of Woke (Woke İdeolojisinin Kökenleri) adını taşıyor.
2024 yılına ait bir fotoğrafta Cofnas, kitabın yazarı Richard Hanania ve yazılım şirketi Peter Thiel tarafından finanse edilen Curtis Yarvin ile birlikte görülüyor. Yarvin, siyah insanların kölelik altında daha iyi durumda olacaklarını defalarca dile getirmiş bir isim.
Ancak bütün bunların Cofnas’ın akademik kariyeri üzerinde hiçbir etkisi olmadığı da söylenemez. İngiliz haber sitesi Canary’nin özel haberine göre, Cofnas’ın şu anda görevden uzaklaştırıldığı Gent Üniversitesi’ndeki bilim insanları, bu yılın mayıs ayında hazırladıkları 19 sayfalık bir belgede Cofnas’ın akademik yetersizliğini, ırkçı dünya görüşünü ve bilimsel etik ihlallerini kayıt altına almıştı.
Ölümcül kültür savaşı
Bütün bunlar, ABD’de, İngiltere’de ve Almanya’da sağın yürüttüğü kültür savaşının ulaştığı boyutu gözler önüne seriyor.
Başka profesörler hakkındaki gerçek intihal vakaları, cinsel şiddet ve iktidarın kötüye kullanılması iddiaları çoğu zaman yalnızca omuz silkme tepkisiyle karşılanıyor ve birkaç medya kuruluşunda sınırlı sayıda habere konu oluyor.
Buna karşılık Arday’ın yalnızca bilimsel dürüstlüğünün değil, doğrudan kişiliğinin de böylesine ağır biçimde hedef alınması, kamusal tartışmanın ne ölçüde sağa kaydığını gösteriyor.
Arday’ın otobiyografik anlatısında yer alan, üç yaşında otizm tanısı aldığı, on iki yaşına kadar konuşmadığı ve ancak 18 yaşında düzgün biçimde okuyup yazmayı öğrendiği yönündeki bilgiler dahi sorgulandı.
Aynı şekilde yarı profesyonel bir futbol kariyerinin bulunduğu, kısa bir süre içinde birkaç maratonda koştuğu ve hayır kurumları için bağış topladığı yönündeki bilgiler de şüphe konusu hâline getirildi.
Yazara göre buradaki hesap açıktı: Jason Arday’ın bir kişi olarak meşruiyeti sarsılırsa, çeşitlilik ve kapsayıcılık politikalarının meşruiyeti de sarsılacak; ardından Gender Studies (Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları) ve ırkçılık araştırmaları gibi istenmeyen akademik alanlardan kurtulmanın önü açılacaktı.
İntihal suçlamaları başlangıçta Arday’ın Liverpool John Moores Üniversitesi’ndeki doktora teziyle ilgiliydi.
Üniversitenin yaptığı incelemede, 2015 tarihli doktora tezinde eğitim araştırmacısı Paula Zwozdiak-Myers’ın 2009 tarihli çalışmasından yapılan bazı alıntıların gerektiği biçimde belirtilmediği sonucuna varıldı.
Ancak hem bu çalışma hem de aynı yazarın daha sonraki bir çalışması, tezin başka bölümlerinde doğru biçimde kaynak gösterilmiş ve kaynakçada da yer almıştı. Bu nedenle üniversite, söz konusu atıf hatasını “dürüst ve anlaşılabilir” bir hata olarak değerlendirdi.
Arday’ın akademik kariyerinin ilk dönemlerinde yayımladığı iki makalede de yayımlandıktan sonra düzeltmeler yapıldı. Ancak bu, akademik dünyada olağan dışı bir durum değildir ve medyanın neredeyse hep birlikte sunduğu ölçekte büyük bir skandal hiç değildir.
Arday’a karşı yürütülen kampanya, ırkçılıkla körüklenen bir kışkırtma ve hedef gösterme kampanyasıydı. Yazara göre kampanyayı başlatanların kendileri bilimsel dürüstlükten yoksundu ve ampirik olarak çoktan çürütülmüş teorilere bağlı kalıyorlardı. Bu teoriler, sömürgeciliğin ve köleliğin hafife alınmasına katkıda bulunuyor; bugün de emperyalist savaşları ve yeni sömürgeci sömürüyü meşrulaştırmak amacıyla kullanılabiliyor.
Öte yandan, sol-liberal medya kuruluşlarının da bu meselede nasıl bir tutum aldıklarını sorgulamaları gerekiyor.
Yalnızca Dalia Gebrial ve Ash Sarkar, Novara Media’da özeleştirel bir yaklaşım sergilediler. Çünkü onlar da kampanyanın arkasındaki yapıyı incelemek yerine Jason Arday’ın kişiliğine odaklanarak haber yapmışlardı.
Gebrial’ın belirttiği gibi, bugün birçok yerde üniversitelerin içinde bulunduğu kriz, çeşitlilik politikalarının sonucu değildir; bütçe kesintilerinin ve tasarruf programlarının sonucudur.
“Wokeness” ise sorunların üzerine yansıtıldığı bir hedef tahtasına dönüşmüştür. Böylelikle yapısal sorunlar, ırkçı kategoriler kullanılarak belirli kişilere mal edilebilmektedir.
Jason Arday’ın en çok dikkat çeken akademik çalışmalarında, eğitim sistemindeki yapısal eşitsizlikler ve güç dengesizlikleri ele alınıyordu.
Son haftalarda yürütülen etik açıdan son derece tartışmalı medya haberciliği ise dikkati bu eleştirel perspektiften uzaklaştırarak sağcı sözde bilimin temsilcilerinin lehine çevirmiş oldu.
Örneğin bir doktora tezinde başka bir bilim insanının kitabından birkaç paragrafı kaynak göstermeden alıp yazarsanız bu intihal (Plagiat) sayılabilir. Ancak kaynağı ve yazarı açıkça belirtip akademik kurallara uygun biçimde alıntı yaparsanız bu intihal değildir.
(*) Öjeni: İnsanların genetik özelliklerini seçerek “daha iyi” bir insan toplumu yaratmayı amaçlayan düşünce ve uygulama ideolojisidir.



































































