Nepal ile Çin’in Tibet bölgesi arasındaki Himalaya hattında meydana gelen felakette yüzlerce kişi yaşamını yitirdi, binlerce kişiden haber alınamıyor.
Reuters’ın 29 Ağustos tarihli son haberine göre Nepal’de ölü sayısı en az 626’ya yükseldi. Tibet’te açıklanan 7 ölümle birlikte teyit edilen toplam can kaybı en az 633 oldu. Daha önce 2 bin 400’ün üzerinde açıklanan kayıp sayısı son verilerle yaklaşık 3 bine çıktı. Kayıplar arasında yaklaşık 540 yabancı bulunuyor, bunların önemli bölümünü Tibet’teki kutsal Kailaş Dağı’na giden Hint hacılar oluşturuyor.
26 Ağustos sabahı başlayan felaketin kaynağının yüksek rakımdaki dev bir buzul çökmesi olduğu belirtiliyor.
Nepal tarafındaki yüksek kesimlerde çöken buzul, aşağı doğru ilerlerken morenleri, kaya ve toprağı da beraberinde sürükledi. Ortaya çıkan dev enkaz akışı Tibet’teki Gyirong sınır kapısını vurduktan sonra Nepal yönünde ilerledi.
Uzmanlar akışın bazı noktalarda saniyede yaklaşık 50 metre, yani saatte yaklaşık 180 kilometre hıza ulaştığını ve 20 kilometreden geniş bir alanı doğrudan etkilediğini belirtiyor.
Dev enkaz akışı o kadar güçlüydü ki sismologlar bunu ilk etapta deprem olarak tespit etti.
Dev kütlenin nehirleri tıkaması ve ardından doğal setlerin yıkılması, aşağıdaki vadilere “tsunami benzeri” bir su ve enkaz duvarının inmesine yol açtı. Köyler, yollar, köprüler, enerji tesisleri ve iletişim altyapısı büyük ölçüde yok oldu.
Neden küresel ısınma!
Küresel ısınma, atmosferdeki sera gazları (Azot, Oksijen, Su buharı (H2O), Argon, Karbondioksit, Azot Oksit, Metan, Ozon) oranının insan faaliyetleri nedeniyle artması sonucunda Dünya’nın ortalama yüzey sıcaklığında görülen artışa verilen isimdir.
Sera gazlarının atmosferde kontrolsüzce çoğalması iklim değişikliklerine de neden olmaktadır.Dünya atmosferine onarım gücünün çok üstünde bir yük yüklenmektedir. Ozon tabakası zarar görmekte, sera etkisinden dolayı ortalama sıcaklık hızla artmakta, Alaska, Gröndland, Himalaya Dağları’ndaki buzullar erimekte, okyanus suları yükselmekte ve iklim hızla değişmektedir.
Küresel ısınma ve iklim değişikliklerine bağlı olarak dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanılan felaketler giderek artmaktadır.
Birleşmiş Milletler’in 2023’te yaptığı açıklamaya göre, Nepal son otuz yılda buz hacminin neredeyse üçte birini kaybetti ve buzullarının erime hızı 2011-2020 döneminde bir önceki döneme göre %65 arttı.
Küresel ısınma, bazı dağ yamaçlarını bir arada tutmaya yardımcı olan donmuş toprağın erimesine ve bozulmasına neden oluyor.
Bu durum “bu yüksek dağ ortamlarını kararsızlaştırarak” daha fazla toprak kaymasına, moloz akışına, buzul erimesine, göl taşkınlarına ve buzul çökmelerine yol açıyor.
Nitekim benzer bir olay İtalya’da yaşandı. 4 Temmuz 2022’de İtalya’nın kuzeyinde, Alpler’de yer alan Marmolada Dağı’nda bir buzul parçasının çökmesi sonucu oluşan kar, buz ve kaya parçalarının oluşturduğu çığda 7 kişi hayatını kaybetti, 8 kişi yaralandı.
İklim krizi her geçen yıl daha da derinleşiyor. Artan sıcaklıklar, uzun süren kuraklıklar ve şiddetlenen sıcak hava dalgaları, orman yangınlarının daha sık, daha geniş alanlara yayılarak ve daha yıkıcı biçimde yaşanmasına neden oluyor.
Kapitalizmde doğa yaşamın kaynağı değil, sermayenin sömürü alanıdır. Kâr uğruna ormanlar yakılır, nehirler kirletilir, dağlar delinir. Faturayı ise ne patronlar ne de tekeller öder; bedelini emekçiler, yoksullar ve bütün canlılar birlikte öder.
İklim krizi artık geleceğin değil bugünün gerçeğidir. Yaşanılan felaketler yalnızca çevre sorunu olarak görülemez. Bu felaketler, doğayla sınırsız sömürü ilişkisi kuran kapitalist üretim anlayışı ve sermaye çıkarlarını önceleyen politikaların sonuçlarını gözler önüne sermektedir. Doğayı korumak, yalnızca daha fazla ağaç dikmekle değil, onu sürekli tahrip eden ekonomik ve siyasi tercihleri değiştirmekle mümkündür. Doğa ile toplum arasındaki ilişkinin kâr değil, toplumsal ihtiyaçlar ve çevre dengesi temelinde yeniden kurulması, bu felaketlerin önlenmesi açısından yaşamsal öneme sahiptir.
Doğa yasaları değiştirilemez!
İnsanlar depremin olmasını, yağmurun yağmasını, şimşeğin çakmasını, sellerin olmasını, fırtınayı, yanardağların lav püskürmesini vb. engelleyemezler. Fakat alacakları tedbirlerle doğa olaylarının vereceği zararı aza indirgeyebilirler.
Kapitalist üretim biçimi, en kısa sürede daha fazla kâra dayanan, ücretli emek sömürüsü ile birlikte, doğayı da rant, kâr için sömürü nesnesi olarak gören üretim biçimidir.
Tarihte hiçbir üretim biçimi kapitalizm kadar doğaya zarar vermemiştir.
Kapitalist üretim doğal dengeleri bozdu. Dünya doğal dengenin bozulmasının sonuçlarını yaşıyor.
Doğal felaketler olarak adlandırılan felaketler giderek artıyor.
Doğa kendi yasaları ile oynanmaması gerektiğini, kendisine verilen zararın sonuçlarının felaket olduğunu her somut doğa olayında gösteriyor.
Doğa ile uyumlu bir yaşam, doğa ile uyum içinde üretimi temel alan, merkezde kârın değil insanın bulunduğu sosyalizmde mümkündür.
30 Ağustos 2026



































































