Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos’ta Mekke’de imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması TBMM Genel Kurulu’nda görüşülerek kabul edildi.
279 milletvekili kabul oyu kullanırken, 119 vekil ret oyu verdi.
Mekke İttifakı kanun teklifi, 27 Ekim’de TBMM Dışişleri Komisyonu’nda kabul edildikten sonra Genel Kurul’a gelmiş, AKP, MHP ve CHP anlaşmaya olumlu oy vereceklerini belirtirken; Yeni Parti, DEM Parti, İyi Parti ve Yeni Yol grubu ise anlaşmaya hayır oyu vereceklerini duyurmuştu.
Anlaşmanın içeriği
Ortak savunma taahhüdü:
1. Madde’de taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğünün, egemenliğinin ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının tehdit edilmesi veya tehlikeye düşmesi durumunda, tarafların bunları bertaraf etmek maksadıyla “gerekli tüm yöntemleri kullanacakları” belirtiliyor.
2. Madde’de “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı bir silahlı saldırı, tüm taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilir” deniyor.
Bir tarafın saldırıya uğraması durumunda, anlaşmaya katılan diğer ülkelerin “karşılıklı yardım imkânlarının tamamını” kullanarak derhal yardım edecekleri belirtiliyor.
Savunma ve askeri işbirliği:
6. Madde’de ortak tatbikatlar ve eğitimler, personel değişimi ve silahlı kuvvetler arasında birlikte çalışabilirliği artıracak faaliyetler yürütülmesi öngörülüyor.
Savunma sanayii entegrasyonu:
3. ve 7. maddelerde anlaşmaya taraf ülkeler arasında teknoloji transferi, ortak Ar-Ge projeleri, ortak üretim ve savunma sanayii alanında yakın işbirliği yapılacağı kaydediliyor.
Güvenlik ve terörle mücadele:
4. Madde’de, tarafların uluslararası güvenlik konularında “düzenli olarak istişarelerde bulunacakları” ve tehdit ve tehlikeleri bertaraf etmek için bireysel ve ortak tedbirler geliştirmek üzere “sürekli ve etkili bir şekilde birbirlerine yardım edecekleri ve işbirliği yapacakları” kaydediliyor.
5. Madde’de tarafların “terörizmin tüm türlerine karşı operasyonel düzeyde işbirliğini artıracağı” ve “ortak güvenlik değerlendirmeleri yapacağı” belirtiliyor.
İstihbarat paylaşımı:
9. Madde, istihbarat ve güvenlik bilgileri paylaşılmasının önünü açıyor.
Lojistik destek:
10. Madde, savaş, barış veya olağanüstü durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer askeri teçhizat desteği sağlanmasını öngörüyor.
Kurumsal yapı:
8. Madde’de, Dışişleri ve Savunma Bakanları ile Genelkurmay Başkanlarından oluşan bir Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi kurulacağı belirtiliyor.
Komite anlaşmanın uygulanmasını yönetecek, yeni üyelerin katılımını değerlendirecek ve merkezi Suudi Arabistan’da olacak bir sekretarya tarafından desteklenecek. İlk genel sekreter Pakistanlı olacak.
Diğer maddelerde tarafların bu anlaşmayı hukuki dayanak olarak kabul edeceği ve ihtiyaç halinde ilave yasal düzenlemeler önerebileceği belirtiliyor.
Metinde “Anlaşma, tarafların daha önce akdetmiş oldukları uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine halel getirmez” deniliyor.
Üç ülke, anlaşmanın yürürlüğe girmesini takip eden ilk 10 yıl boyunca anlaşmadan ayrılamayacak.
10 yılın ardından ise en az üç ay önceden yazılı bildirimde bulunarak çekilme hakkı kullanılabilecek.
(https://www.bbc.com/turkce/articles/cm3elqk438e2o)
Anlaşmanın anlamı
T.C devleti emperyalistleşme yolunda ilerleyen, bir dizi emperyalist edimi, girişimi olan bir devlettir. Son yıllarda sermaye ihracı, dış yatırımlar, savaş sanayi, askerî üsler ve sınır ötesi müdahaleler yoluyla Ortadoğu, Kafkasya, Balkanlar ve Afrika’nın bazı bölgelerinde etkisini artırma çabası içerisindedir.
Türkiye’de tekelci burjuvazinin en zayıf yanlarından biri mali alandır. Türkiye, hâlen uluslararası mali sermayeye önemli ölçüde bağımlı, kapitalizmin orta derecede geliştiği kapitalist bir ülkedir.
Burjuvazisi gerek ülke GSYİH’nı daha hızlı artırabilmek, gerekse de yayılmacılığı daha rahat yapabilmek açısından daha büyük parasal kaynaklara ihtiyaç duymaktadır.
Türk burjuvazisi diğer alanlardaki gücünü de kullanarak, görece büyük boyutta parasal kaynaklara sahip ülkelerin bazıları ile birliktelikler geliştirmektedir.
Örneğin Katar sermayesi, büyük finansman gerektiren savaş araçları ihracatında kredi sağlıyor. Endonezya’ya fırkateyn ihracatında Katar, “Kalkınma Yolu Projesi”nde Katar ve BAE işin finansman ayağında yer alıyorlar.
Burjuvazi son dönemde finansal dar boğazı aşmanın çözüm yolu olarak paranın bol olduğu Körfez ülkeleri ile stratejik ortaklıklar geliştiriyor; geliştirdiği yetenekleri paylaşma karşılığında bu ülkelerden finans alanında destek sağlamaya çalışıyor.
Türk Devleti açısından Mekke İttifakı anlaşmasından kısa vadede beklenen, Türkiye’de Suudi sermaye yatırımlarını arttırarak finansal zorlukları aşmak, Pakistan’ın atom silahı sahipliğini de kendi askerî caydırıcılık gücüne katmaktır.
Emperyalist dünyada ve Ortadoğu’da süren yeniden paylaşım mücadelesinde önemli bir aktör olarak yer almaya çalışan T.C devleti bu anlaşmayla yeni bir adım atıyor, emperyalistleşme hedefi doğrultusunda militarizmin ve savaş ekonomisinin devlet politikası hâline geldiğini gösteren gelişmeler yaşanıyor.
Türkiye’nin, Ortadoğu ülkeleri ve emperyalist ülkeler ile ilişkilerinde; merkeze koyduğu burjuvazinin çıkarlarıdır. Burjuvazi daha da büyümek, gelişmek ve emperyalistleşmek istemektedir. AKP/MHP iktidarı bu hedefe kilitlenmiştir, bu hedef doğrultusunda siyaset izlemekte ve bu yönde somut adımlar atmaktadır.
Mekke Savunma İttifakı Anlaşması, Libya ile Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması, Katar, Endonezya, Pakistan ile Bedir Mutabakat Zaptı bu adımlardan bazılarıdır.
“Mekke Savunma İttifakı Anlaşması” burjuvazinin emperyalist ülke olma hedefine hizmet eden bir anlaşmadır. Bu anlaşmayı, ABD’nin bölgedeki politikasının işbirlikçilerine dikte ettiği ve onun çıkarlarına hizmet ettiği değerlendirmesi, bölgedeki gelişmeleri yanlış okuyan bir değerlendirmedir. Anlaşmayı imzalayan devletlerde bu ülkenin hâkim sınıflarının kendi çıkarları vardır ve anlaşmanın motivasyonu öncelikli olarak bu çıkarlardır.
Uzun vadede bu anlaşmanın bir Sünni devletler ittifakına doğru gelişmesi hesapları da vardır. Bu hesapların ne ölçüde tutacağını izleyip göreceğiz. Fakat bu hesapların varlığı ortadadır. Ve bunlar emperyalist yeni “Büyük Türkiye Cumhuriyeti” hedefinin hesaplarıdır.
İşçi ve emekçiler açısından Türkiye’nin emperyalist olup olmamasının belirleyici bir önemi yoktur. T.C. devleti ister emperyalist olsun, ister bağımlı olsun, işçi ve emekçilerin baş düşmanı, başta tekelcisi olmak üzere burjuvazi ve onun devletidir.
6 Kasım 2026


























































