Akbelen Ormanı, Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy Mahallesi’nde bulunan ormanlık alanın ismidir. Akbelen ismi, madencilere-kömürcülere karşı direnişin de ismidir. Akbelen Ormanı’ndaki direniş, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerine kömür sağlamak amacıyla ağaçların-zeytinliklerin kamulaştırılıp kesilmesine karşı bölge halkı ve çevrecilerin başlattığı, 2019’dan beri süren örnek bir çevre direnişidir.
Yöre halkının, kendi yaşam alanlarını, su kaynaklarını ve doğayı korumak için başlattıkları direniş eylemleri ülke çapında yankı bulmuştur.
Akbelen Ormanı, devlet tarafından verilen izinlerle maden-enerji şirketlerine peşkeş çekilen maden-kömür arama-çıkarma alanlarından biridir. Beşli çete olarak adlandırılanlardan Limak ve İbrahim Çeçen Holding ortak şirketi YK Enerji (Yeniköy-Kemerköy Elektrik Üretim Şirketi), ellerindeki kömür bazlı termik santrallere hammadde (linyit kömürü) sağlamak amacıyla Akbelen Ormanı’nı talan etmeye yönelmiştir. Ormanlık alanda ağaç kesim izin belgesinin altında Tarım ve Orman Bakanlığı ile Orman Genel Müdürlüğü’nün ortak imza ve onayları vardır.
Akbelen Ormanı’nda ağaçları kesen YK Enerji şirketi ile Orman Genel Müdürlüğü arasında 18 Aralık 2019’da imzalanan protokole dayanarak şirket, fidan dikimi için 6 milyon 100 bin lira ödeme yapmayı taahhüt ederek işe koyulmuştur. Şimdiye kadar kesilen ağaç sayısı 300.000-400.000 arasındadır.
Akbelen’deki direnişe destek veren köylülerin avukatı İsmail Hakkı Atal, Temmuz 2023’te şu değerlendirmeyi yaparken çok haklıydı.
“300-350 bin civarında ağaç kesilecek. 760 bin metrekarelik alan. Her 2 metrekareye 1 ağaç desek 350 bin ağaç yapar. Bu ağaçların arasında 180 yaşında ağaç var. Ormandaki ağaçlar 150-200 yaşları civarında. Karbondioksit emisyonu açısından kestiği bir ağacın sera gazı alma yeteneği ile yeni dikilen fidanın aynı değil. Yeni dikilen fidanın sera gazı alma yeteneği 30’da 1 civarında. Bir ağaç diktikleri fidanın 50 kat daha fazla sera gazını emiyor, iklimi düzenliyor. 1 fidan tutarsa 20 yılda ağaç olur. Akbelen’deki orman doğal orman. Ben orada taşı delmiş filizleriyle çıkmış ağaç gördüm.” (İklimhaber.com, Temmuz 2023)
İsmail Atal’ın söylediklerine dayanarak basit bir hesap yaparsak, ortaya çıkan manzara firma çıkarlarının nasıl korunduğunu bizlere anlatıyor. Kesilen ağaç ile dikilen fidanın 50 katı ise talancıların 17.500.000 fidan dikmeleri gerekiyor. O zaman çevre zararı bir nebze olsun nötrleşir. Ama şirketin taahhüt ettiği fidan miktarı 2025 yılı sonuna kadar 5 milyondur. Bu fidanların dikilip dikilmediği başlı başına bir muammadır. Bu konuda, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi akademisyenlerinden Prof. Dr. Doğan Kantarcı protokollere ilişkin aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır:
“Açık ocak işletmeleri yapan şirketler Orman Genel Müdürlüğü’nün ilgili işletmesi ile bir protokol ve taahhütname yaparlar. ‘Şu kadar ağaç kesilecek. Belirli bir süre için kesilen ağaçların artımından Orman İşletmesi’nin kaybı ile alanın ağaçlandırılması için gerekli ağaçlandırma masrafı şirket tarafından orman işletmesine ödenir. Sözünü ettiğiniz protokol budur. Ancak kömür çıkarmak için Sekköy’den bu yana açılan daha eski çukurlarda, fidan dikilmiş, ağaçlandırılmış yer var mı? Açtıkları yer taş çukuru. Taşın üstüne fidan dikilseydi, kayalık dağların hepsini ağaçlandırmıştık. Kazdıkları kireçtaşı materyalini yığıyorlar ya, bu materyal kaya parçaları. Kaya parçaları yığıyorlar. Kayalar 1000 bin sene sonra toprak olursa, Allah da onlara 1000 sene ömür verirse ağaçlandırdıkları ormanı görürler inşallah.
Orman Genel Müdürlüğü ile yapılmış açık ocak işletmelerinden birkaçı hariç, genelinde işletmeci firma ağaçlandırma yaptı mı? Halk orada ne olduğunu görmüyor. Açtıkları taş çukurlarına, yığdıkları taş materyaline fidan dikip, orman yetiştirecekler öyle mi? 1983’ten beri bunların peşindeyim. 3 termik santralın bilirkişi raporunu hazırladık. Daha 1995 yılında ‘Kapatın bunları’ dedik. Aydın İdare Mahkemesi kapattı. Hükümet sorumluluğu üstlenerek açtı. Peki, o zamandan beri oluşan zararlar için dava açsak, kim ödeyecek? Düşünün kaç sene geçmiş. Ben ve çalışma arkadaşlarım 40 yıldır 50 küsur araştırma yayınladık.” (İklimhaber.com)
Akbelen Ormanları’nın akıbeti de farklı olmadı ve olmayacak. Devlet kapitalist sermayenin devleti olunca, ister istemez azami kâr hırsı peşinden koşan kapitalist şirketlerin çıkarları öncelik kazanmaktadır.
Yatağan Turgutlu’dan Şerifan Yücel, adalet istediğini şöyle dile getirmektedir:
“Ben de Yatağan Turgutlu’yum ve ben de kanser hastasıyım, 21 senedir bu hastalığı çekiyorum. Termik Santrali’nin dumanı eşimin akciğerlerini kapladı. Doktorlar, ‘Eşin maden ocağında mı çalıştı?’ diye sorduğunda, ‘Hayır, eşim sigara dahi içmiyordu.’ dedim. Santralin zehrinden hepimiz kanser hastası olduk. Şimdi rahat da uyuyamıyoruz.
Bu yapılan reva mıdır? Herkes köyü, meyvesi, zeytini için mücadele ediyor. Ne yiyip içeceğiz, bu vatandaş ne yiyecek?”
Akbelen Ormanı’nda 2019’dan beri direnen köylüler ve çevreciler, “Bir tek ağacı bile kaybetmemeliyiz – Toprağımızı terk etmiyoruz –” diyerek direnirken karşılarında devletin kolluk gücünü gördüler, devletin şiddetine maruz kaldılar, kalmaktalar.
Akbelen Ormanı direnişinin simge isimlerinden biri olan İkizköy Mahalle Muhtarı Nejla Işık; “Buraya Milas’ın İkizköy, Karacahisar, Çamköy, Yeniköy, Karacaağaç, Çukurören, Alatepe, Balcılar, Söğütçük, Dereköy, Hasanlar ve Güllük köylüleri olarak geldik.” Bu davanın sadece Akbelen davası olmadığına vurgu yaparken, “Maden bir defa çıkar, zeytin 3 bin sene kalır. Köylülerimiz için adalet arayışındayız. Memleketimiz için adalet!” diye ekler.
“(24 Temmuz 2023 Pazartesi) sabah uyandığımda, 5.30-6.00 gibiydi, jandarma ormana girmişti, büyük bir ekipti, aşağı kesimlerde çevik kuvvet barikat kuruyordu… Daha sonra kesim ekibi geldi sanırım, barikatın arkasından ormana geçtiler ve hızar sesleri gelmeye başladı. Normalde ormana birkaç noktadan girilebiliyor, tüm noktalar kapatılmıştı ve giremiyorduk.” (bbc.com/24temmuz2023)
O gün ilerleyen saatlerde İkizköy’de ağaç kesimini durdurmak isteyen köylüler ve direnişçilere karşı jandarmanın sert müdahalesi yaşanır. Jandarma, TOMA ile ilaçlı su ve biber gazı sıkarak direnen köylüler ve çevrecileri kesim alanlarından uzaklaştırır. Akbelen direnişinin bir simge ismi de İkizköy Mahalle Muhtarı Nejla Işık’ın kızı Esra Işık’tır.
Akbelen’de kamulaştırma kararlarına karşı direnen ve direnişte annesi gibi öne çıkan Esra, direniş sırasında 31 Mart 2026 tarihinde tutuklandı ve 11.05.2026 tarihinde yurt dışı yasağı ve adli kontrol şartıyla tahliyesine karar verildi. Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi Esra’ya “görevi yaptırmamak için direnme” suçundan 2 yıl 1 ay hapis cezası ve “hakaret” suçundan ise 44 bin 200 lira adli para cezası verdi. Hangi görevi yaptırmamak için direnme? Sermayenin daha fazla kâr etmesi ve doğanın daha fazla talan edilmesi uğruna ağaç kesme görevini yaptırmamak için direnme…
Davanın duruşmasında savcı, Esra’nın “zincirleme şekilde görevi yaptırmamak için direnme” ve “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı alenen hakaret” suçlarından cezalandırılmasını istemişti.
Esra Işık’ın annesi Nejla Işık, kararın ardından adliye önünde köylülerle birlikte yaptığı açıklamada;
“Toprağımız için adalet istiyorduk, şimdi evladımız için adalet isteyeceğiz. Dimdik uğurlayacağız onu. Biz utanılacak bir şey yapmadık. Bütün köylüyü almanız gerekecek. 7 yıldır bu mücadeleyi veren 20 kişiyi atacaklar hapse, İkizköy’ü öyle talan edecekler. Bir tek Esra’yı almakla olmaz bu iş. Anasını da alacak, babasını da alacak, kardeşini de alacak. Esra yalnız değil.” sözleri bir gerçeğe parmak basmaktadır. O da ağaçlar-zeytinlikler kesilmesin diye direnenler, takdir edilecek ve desteklenecek bir eylem yapmışlardır. Utanması gereken birileri varsa, onlar kapitalist sermayedarların daha fazla kazanması için ağaçların-zeytinlerin kesilmesine ve kamulaştırılmasına onay verenlerdir. Utanması gerekenler; köylerini-ağaçlarını-sularını savunan direnen köylü ve çevrecilerin üstüne jandarmayı yollama emrini verenlerdir.
Akbelen’deki zeytinlikler ve tarım arazileri için Temmuz 2025’te TBMM’de kabul edilen düzenlemeyle madencilik faaliyetlerinin önü açıldı ve 10 Ocak 2026’da Resmî Gazete de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı’yla bölgedeki yüzlerce parsel tarım arazisi ve mülk için acele kamulaştırma kararı alındı. Kararın gerekçesi, termik santrale kömür sağlamak için madencilik faaliyetlerinin sürdürülmesi olarak açıklandı. Çevre tahribatına onay verenler, aynı zamanda yeri gelince kendilerini çevreci ilan ediyorlar!
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 5 Haziran 2026 Dünya Çevre Günü’nde yaptığı açıklamada şöyle dedi:
“5 Haziran Dünya Çevre Günü’nün, gelecek nesillere daha yeşil bir dünya bırakmak için toplumsal farkındalığın artmasına katkıda bulunmasını diliyorum. Daha yeşil, daha temiz bir Türkiye idealiyle atık yönetiminden iklim dostu teknolojilere, ağaçlandırma kampanyalarından enerji kaynaklarının verimli kullanılmasına, havamızın, suyumuzun, toprağımızın kalitesinin artırılmasına kadar pek çok başlıkta çok önemli çalışmalar yürütüyoruz. Allah’ın bizlere emaneti olan çevreyi korumak, evlatlarımıza daha da güzelleştirerek bırakmak için gayret göstermeye devam edeceğiz.” (https://www.iletisim.gov.tr)
Günümüzde çevreyi korumanın en önemli kriterlerinden biri de çevreye en fazla zarar veren kömür bazlı termik santrallerden vazgeçmedir. Çünkü doğayı en fazla kirleten maddelerden biri, kömür yakıt olarak kullanıldığında saldığı karbondioksit (CO₂)’dir. Memleketi yönetenler, bırakın kömür bazlı termik santrallerden vazgeçmeyi, bu santralleri daha fazla devreye sokma çabaları içindeler. Akbelen Ormanı direnişi, çevrenin daha fazla tahribatına karşı haklı direniştir. Görevi yanlış kullananlara karşı direnmek haktır. İkizköylülerle birlikte direnen Esralar, gelecek nesillere temiz su, temiz toprak ve yeşil bir doğa kalsın diye görevlerini yapmıştır. Onların direnişi karşısında olanlar, bir avuç kapitalistin daha fazla kâr sağlamaları için bulundukları mevki ve görevleri kötüye kullanmışlardır. Hesap sorulması ve yargılanması gerekenler, direnişe karşı olanlar ve direnişi kıranlardır.
Ülkelerimizde çevrenin, ormanların, su kaynaklarının, tarım alanlarının ve yaşam alanlarının korunması için mücadele etmek gereklidir. Ancak çevre mücadelesi yalnızca tek tek projelere, madenlere, termik santrallere ya da betonlaşmaya karşı mücadeleyle sınırlı kalmamalı; giderek T.C. sistemine karşı mücadeleye dönüştürülmelidir. Çünkü doğayı talan eden, ormanları yok eden, su kaynaklarını kirleten, toprağı betonlaştıran ve yaşam alanlarını sermayenin kârına açan bu sistemin ta kendisidir. Kapitalist sistem varlığını azami kâr üzerine kurduğu sürece doğanın ve insanın çıkarları sermayenin çıkarlarıyla çatışmaya devam edecektir. Bu nedenle çevre mücadelesi, kapitalist sömürü ve talan düzenine karşı mücadeleyle birleşmeli; doğayla uyumlu, insanı ve doğayı sömürünün konusu olmaktan çıkaran yeni bir toplumsal düzen mücadelesinin parçası hâline gelmelidir.
Doğa ile uyum içinde, onun kurallarına göre yaşamak, her canlı için geçerli olduğu kadar insanlık için de vazgeçilmez bir kuraldır.
03.10.2026



































































