NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik, 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da yapılacak COP31’e (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı) yönelik bir açıklama yaptı. Bu açıklamayı yayımlıyoruz.
İklimi değil, sistemi değiştir!
Bu Sistem Altında Radikal Bir Değişiklik Mümkün Değildir:
Köklerinden Sökülüp Atılması Gerekir!
Filistin’de ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen, aleni bir şekilde beyaz fosfor bombalarının kullanıldığı ve hâlâ devam eden soykırım, İran’a karşı inceltilmiş uranyum silahları eşliğinde yürütülen emperyalist savaş, Lübnan ve Yemen halklarının da bu savaşın hedefi hâline getirilmesi, hayatta kalabilmek için canları pahasına savaşlardan ve derin yoksulluğun yol açtığı açlıktan kaçmak zorunda bırakılarak “Kuzey’e” doğru göçe zorlanan on binlerce insan, emperyalist paylaşım savaşının yoğunlaşmasıyla birlikte faşist hareketlerin dünya çapında yükseltilmesi… İşte tüm bu caniyane gelişmelerin yaşandığı bir dünyada COP31, 9-20 Kasım tarihlerinde, Antalya’da düzenleniyor. Açıkçası, bu dehşet tablosundan kurtulmanın tek yolu, iliğine kadar çürümüş ve kokuşmuş bu sistemi köklerinden söküp atmaktır!
İklim Krizi Üzerine Bazı Hakikatler
Bundan 11 yıl önce Paris’te bir araya gelen bu düzenin egemenleri, “Paris Anlaşması” ile kapitalist toplum temelli iklim değişikliğinin sözde durdurulabileceğine yönelik kararlar almıştı. Bu yılın eylül ayında Birleşmiş Milletler, küresel ortalama sıcaklığın önümüzdeki birkaç yıl içinde Sanayi Devrimi öncesi döneme kıyasla 1,5 santigrat derece artmış olacağını neredeyse kesin olduğunu açıkladı. İklim bilimciler, sıcaklık artışını yüzyılın sonuna kadar 1.5 ila 2 derece arasında tutmak isteyen “Paris Anlaşması”nın zaten yetersiz olduğunu ve uygulanması durumunda bile küresel ısınmanın ancak birkaç on yıl ertelenebileceğini söylüyorlardı. Anlaşmanın imzalanmasından yalnızca iki yıl sonra ABD’de anlaşmadan çekildi. Çünkü Trump’ın “ABD’yi yeniden büyük yap” projesi, ancak ucuz fosil yakıt enerjisiyle mümkün olabilirdi!
Trump gibi bu sistemin ucube yüzleri, “İklim krizi yok, bu büyük bir tezgâh!” diyerek küresel ısınmanın bir aldatmacadan, ABD ekonomisine yönelik bir komplodan ibaret olduğunu ileri sürüyorlar. Fosil yakıtların üretimi ve tüketimi enerji bakanlıkları tarafından teşvik ediliyor. Nitekim ABD’nin öncülüğünde küresel petrol ve doğal gaz üretimi 2025 yılında rekor seviyelere ulaştı. İklim bilimcilerin bütün uyarılarına ve ekosistemlerdeki yıkımın somut gerçekliğine rağmen fosil yakıtlar, dünya enerji tüketiminin %80’e yakınını karşılamaya devam ediyor.
Dünyanın birçok bölgesinin savaş meydanlarına dönüştüğü koşullarda şu gerçeği de hatırlamakta fayda var: ABD ordusu, dünyanın en büyük kurumsal petrol tüketicilerinden biridir. Dünyanın emperyalist rekabetten ötürü savaş meydanlarına dönüştüğü bu koşullarda ABD ordusu, “imparatorluğun” devam etmesi için bu ayrıcalıklı konumunu bırakmayacaktır. Bununla birlikte, dünyanın ikinci ekonomisi olan Çin, küresel karbon salımının %30’undan mesuldür. Bir dönem kendini “Yeşil Başkan” olarak parlatmış Fransa “yeşil enerji” altında nükleer enerjiye daha fazla yönelirken, İngiltere ve AB ülkeleri fosil enerjiden vazgeçmek şöyle dursun, dünya pazarında önemli yer tutarak karbon salınımında ön sıralarda yerlerini alıyorlar. Bir diğer önemli hakikat ise, Batı’daki tüketim mallarının önemli bir kısmı, ucuz iş gücünden dolayı “tedarik zincirleri” tarafından gerçekleşmesi ve bu ülkelerin karbon salınımına bizzat teşvik edici rol oynuyor olması. Bu ülkenin egemenleri de, ‘iklim zirvesi’ni burada düzenleyerek bu yıkımdaki yerini ortaya sermiş olmaktadır.
Şimdilerde ise bazı “bilim insanları”, iklim krizinin kaçınılmaz olduğunu varsayarak evrimsel açıdan “güçlü” olanın yeni koşullara uyum sağlayacağı fikrinden hareketle insanlığın varlığını nasıl sürdürebileceğine dair Hollywoodvari, apokaliptik senaryolar tartışıyorlar.
Kapitalist-Emperyalist Sistem Altında İklim Krizi Engellenemez!
Kapitalizm koşulları altında, toplumun sosyal yeniden üretiminin maddi temelini oluşturan devasa ürün yığınları meta olarak üretilir. Başka bir deyişle, üretim halkın, insanlığın temel çıkarları için değil değişim için, yani kâr elde etmek amacıyla gerçekleştirilir.
Kapitalistler, bir ürünü üretirken kârlılık adına bütün “rasyonel” hesapları yapsalar bile pazarda birbirleriyle ölümcül bir rekabet içindedirler. Kapitalistlerin kendi aralarındaki ilişkiye de “büyü ya da öl” düsturu hâkimdir; bu ilişki bütünüyle anarşiktir. Kapitalistler arasındaki bu düzensizliğin adına kapitalist düzen denir. Rekabet hâlindeki sermaye blokları açısından, kâr amacıyla gerçekleştirilen üretimin geniş çaplı toplumsal ve çevresel etkileri “maliyet hesaplarının” bir parçası olamaz. Sermayenin rekabetçi ve anarşik itici gücü, bu sistemin gelişiminin yönünü ve biçimini belirler.
Dünya ekonomisinin -ki bu kapitalist-emperyalizmdir- atardamarları fosil yakıtlara bağımlıdır: taşımacılık, demir-çelik sanayisi, petrokimya, tarım sanayisi… Liste oldukça uzundur. Buna, devasa enerji tüketicileri olan emperyalist silahlı güçlerin jeostratejik rekabetini de eklediğimizde, çevre kriziyle mücadele çağrısına karşı işleyen güçlerin çapı ve kapsamı açıklık kazanır.Bu düzen, kendi iç çelişkileriyle birlikte bir bütün olarak işlemekte ve rasyonel, sürdürülebilir bir planlamayı engellemektedir. Fosil yakıt sektörü, bu yakıtları yer altından çıkarmak, rafine etmek ve dağıtmak için uzun zamandır var olan altyapı ve boru hattı sistemlerine sahip olmanın getirdiği “rekabetçi avantajı” elinde tutmaktadır. Kapitalistler, birbirleriyle girdikleri rekabette geriye düşmemek için bu “rekabetçi avantajlarından” vazgeçmeyeceklerdir. Ve bu, tamamen kapitalist üretimin toplumsal düzeyde örgütlenemez ve anarşik olmasından ötürü doğan bir zorunluluktur!
İklimi Değil, Sistemi Değiştir!
Henüz 2010’lu yılların sonunda dünya çapında bir iklim muhalefeti söz konusuyken bu olumlu tablodan geriye moral bozukluğu, dağınıklık ve pasifize edilmiş bir kitle kaldı. Bunun temel nedenlerinden biri, bu muhalefetin kapitalist-emperyalist sistemin “sosyal demokratik” güçleri tarafından içerilmesi ve “sistemi değiştirme” sorununun “enerji rejimi” çerçevesinde ele alınmasıydı.
Sıklıkla dile getirilen yeşil enerji söylemi ya da sözde daha radikal bir yaklaşım olarak sunulan “ekonomik küçülme”, sistem içi bir muhalefet olarak bile varlığını sürdüremeyecek biçimde hızla “tüketildi”. Kapitalist sistemle yüzleşmeden onun “enerji rejimiyle” yüzleşmeye çalışmak ve yıllar sonra işlerin daha da kötüye gittiğini görmek, milyonlarca insanın iklim krizi mücadelesinden uzaklaşmasına neden oldu.
Şimdilerde ise bizim coğrafyamızda halklar adına organize edilen zirvede, yaptığını iddia edenler, “küçültme tarihin şifresidir” mottosu öne çıkarılmaktadır. Bu yaklaşım, bu caniyane sistemin sınırları ve düşünsel kısıtları içinde düşünüldüğünü göstermektedir. Böylece toplumu ve sistemi bilimsel olarak analiz etmekten uzaklaşmakla kalmıyor, bizzat bilimsel tutarlılığa karşı bir tutum alınmış oluyor. Bu tutum, kapitalizm tarafından çoktan “tüketilmiş” olan söylemlerin yeniden “geri dönüştürerek” önümüze konulmasıdır!
COP31’e ev sahipliği yapacak ülke olan Türkiye’de iktidar bir yandan Eskişehir’de nadir toprak elementlerini ve Kazdağlarını Batılı kapitalist tekellere peşkeş çekerken, Cudi’de planlı ve bilinçli bir orman kıyımı gerçekleştirmekte. İkizdere, İliç, Akbelen’de ve yüzlerce farklı noktada gerçekleşen aşırı madenciliğin yanı sıra Muğla’daki termik santraller, Karadeniz’de HES süreçleri, Mersin’de inşaat halindeki nükleer enerji santrali, İstanbul’da Kuzey Ormanlarının akıl almaz tahribatı ve uzayıp giden bu ekolojik suç listesine rağmen iktidar iklim krizinin faturasını da pişkince halka “sıfır atık” ve “israf” gibi sloganlar üzerinden yıkmaya çalışmakta. İngiltere’nin çöplerini Adana’da yakan Gimgim’i (Varto) JES projeleri için Amerikalı şirketlere pazarlayanların iklim krizi konusunda söz söyleme hakkı yoktur!
İklim Krizinin Yegâne Alternatifi Devrim ve Sosyalizmdir!
Bu sistemin politik araçları ve süreçleri, halkların ve doğanın acımasızca sömürülmesini, kanlı baskı altında tutulmasını ve devasa katliamlara maruz bırakılmasını desteklemekte ve dayatmaktadır. Başka bir deyişle, kapitalizm-emperyalizm yalnızca iklim krizinin ana sebebi olmakla kalmaz; insanlığın çıkarları doğrultusunda hareket etmenin ve gezegeni korumanın önündeki engel de bizzat sistemin kendisidir.
İklim değişikliğini ölümcül boyutlarda hızlandıran bu sistemi bütünüyle durdurmak yerine, uluslararası anlaşmalarla “terbiye” edilebileceğini düşünmek yalnızca yanlış değil, aynı zamanda sistemin gerçekliğiyle bağdaşmayan bir yanılsamadır. İnsanların bu yıkıcı hakikatle —kapitalist-emperyalist sistemle— yüzleşmeleri ve dünya çapında bu sistemi köklerinden söküp atmak için harekete geçmeleri gerekir.
Devrimin “belirsiz” olduğunu, buna karşılık şimdi bazı “küçük düzeltmeler” yaparak iklim değişikliğinin önüne geçilebileceğini söyleyenler, gezegenimizi bu hâle getiren egemenlerin verdikleri ve verecekleri sözlere bel bağlıyorlar. Böylece aldanmanın ve aldatmanın kurbanları olmaya devam ediyorlar.
Bir alternatif var. “Gezegeni kurtarmak” için tek şansımız olan, son derece zor ama mümkün olan tek alternatif!
Bu alternatif, mevcut sistemi ortadan kaldırmak ve yerine temelden farklı bir ekonomik sistem ile insanlığın kurtuluşunu, gezegenin onarılmasını ve korunmasını birbirinden ayrılmaz biçimde ele alan bir siyasi yönetimi, yani sosyalizmi hayata geçirecek bir devrim yapmaktır.
NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik
30 Ekim 2026





























































