Alınteri, Köz, SMF’nin örgütleyicisi olduğu, ESP, Yeni Dünya İçin Çağrı ve Yeni Komünizm’in konuşmacı olduğu panel 8 Kasım Pazar günü Taksim’de yapıldı.
Panel devrim ve sosyalizm mücadelesinde toprağa düşenler için yapılan saygı duruşu, Enternasyonal Marşının okunması ile başladı.
Panelin birinci bölümünde kurum temsilcileri konu hakkında görüşlerini anlattılar.
Yeni Dünya İçin Çağrı:
Yeni Dünya İçin Çağrı temsilcisi konuşmasında şu noktalara vurgu yaptı:
Ekim devriminden öğrenilecek, ders çıkarılacak çok şey var. Panelin konusu ile bağ içerisinde Bolşeviklerin emperyalist savaşa karşı takındıkları tavırlarına değinmek istiyorum. Tavra geçmeden önce bugün dünyanın durumu ile ilgili birşeyler söylemek istiyorum.
Kapitalizm tekelci aşaması olan emperyalizm aşamasına ulaştığından egemen hale geldiğinden bu yana yaşanılan devasa gelişmeler emperyalizmin özünde, emperyalizmin temel özelliklerinde bir değişiklik yaratmamıştır. Emperyalizm dün olduğu gibi bugün de asalak, çürüyen tekelci kapitalizmdir.
Emperyalizm bugün de kapitalizmin en yüksek ve son aşamasıdır.
Bugün de emperyalizm ve proleter devrimleri çağında yaşıyoruz.
Bugün emperyalist dünyada güç dengeleri köklü bir biçimde değişmiştir.
Lenin’in formüle ettiği sıçramalı eşitsiz gelişme yasası kapitalizmin temel yasasıdır. Kapitalizmde gelişme eşit derecede olmaz. Kimileri ileri gider, kimileri geride kalır. İleriye gidenler paylaşılan dünyadan pay talep ettikleri için savaş çıkar.
Emperyalizmde güç dengelerinin değişmesi, yeniden paylaşımı zorunlu kılar. Yeni güç dengesi ancak emperyalist savaş ile kurulur.
Dünya genelinde emperyalist güçler arasında yeniden paylaşım dalaşı yaşanmaktadır.
2010’lu yıllardan itibaren dünya giderek daha belirgin biçimde iki kampa bölünmüştür.
Bir yanda başta ABD emperyalizmi olmak üzere Batılı emperyalist büyük güçler; diğer yanda ise en büyük ekonomik güç olarak Çin emperyalizmi, dünyanın en büyük ikinci askerî gücü olarak Rus emperyalizmi ve müttefikleri bulunmaktadır.
Dünya, kabaca Doğu ve Batı olarak ikiye bölünmüş durumdadır.
Bu iki kamp, dünyanın her yerinde olduğu gibi Ortadoğu’da da karşı karşıya gelmektedir. Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, dünya genelinde yaşanan gelişmeler iki kamp arasında yaşanan yeniden paylaşım dalaşının parçasıdır.
Savaşlar, temsilci savaşları gericiliğin, faşizmin yükselmesi bu yeniden paylaşım dalaşının ifadesidir.
2000‘li yıllardan itibaren emperyalist büyük bir güce dönüşen Çin sessiz ve ekonomik sızma stratejisi izliyor.
Çin henüz ABD ile askeri olarak çatışacak güçte değil. Bu konuda önünde hedef koymuş durumdadır. Hedefi “2050 yılına dek dünyanın en modern, en güçlü ordusu olmak”tır.
Çin stratejik dış yatırımlarla Afrika’da ve Latin Amerika’da bir dizi ülkede Batılı emperyalistlerin egemenliğini kırdı.
Asya, Afrika, Latin Amerika’da ilişki kurduğu, yatırımlarla, ticaretle kendine adım adım bağladığı ülkelerle ilişkilerini geliştirdi.
Ekonomik araçlarla sızma yöntemiyle, dünya hegemonyası dalaşında, önemli mevziler elde etti.
Batılı emperyalist ülkelerin tersine, Çin sömürgeci bir devlet geleneğine sahip değil.
ABD ve Batı ekonomik açıdan geriliyor, Doğu gelişiyor.
ABD’nin hâlâ dünya jandarmalığı oynayabilmesinin maddi temeli muazzam askeri gücüdür.
Gerileyen güç ABD emperyalizmi saldırgan davranmaktadır.
Bütün emperyalist güçler Üçüncü Dünya Savaşı’na hazırlanıyor. Silahlanma yarışı, gericiliğin, milliyetçiliğin, ırkçılığın, militarizmin geliştirilmesi, faşizmin yükselmesi emperyalist savaş hazırlıklarının, iç cepheyi sağlamlaştırmanın parçasıdır.
Emperyalist savaş karşı tavır, Rusya’da Bolşeviklerin yaptığı gibi savaşa karşı çıkmak, savaşı iç savaşa çevirerek devrim yapmak olmalıdır. Bu güç işidir. Gücünüz yoksa, bugün yaptığımız gibi ancak propoganda yaparız.
Savaşan ülkelerdeki işçi ve emekçiler, savaşa karşı çıkmalı, ellerindeki silahı kendi burjuvazilerine çevirmelidirler. Savaşı devrim için iç savaşa dönüştürmek ve savaştan devrimle çıkmak hedefleri olmalı, bunun için çalışmalıdırlar.
Fiili olarak savaşa katılmayan ülkelerin komünistlerinin görevi, emperyalist savaşın gerçek niteliğini teşhir etmenin yanında, savaş tarafı ülkelerin devrimci komünist güçlerine mümkün olan en büyük desteği de vermektir.
Tüm ülkeler için geçerli temel şiar baş düşman içeride kendi ülkemizdedir.
Türkiye, emperyalistleşme yolunda ilerleyen bir ülkedir.
Sermaye ihracı, dış yatırımlar, savaş sanayi, askerî üsler ve sınır ötesi müdahaleler yoluyla Ortadoğu, Kafkasya, Balkanlar ve Afrika’nın bazı bölgelerinde etkisini artırma çabası içindedir.
Türkiye NATO üyesidir. Aynı zamanda Türkiye burjuvazinin çıkarları gereği, bölgede ve dünyada başka ittifaklara da üye olmakta, dünya ve Ortadoğu genelinde devam eden paylaşımdan daha fazla pay almaya çalışmaktadır.
Türkiye’nin, Ortadoğu ülkeleri ve emperyalist ülkeler ile ilişkilerinde; merkeze koyduğu burjuvazinin çıkarlarıdır. Burjuvazi daha da büyümek, gelişmek ve emperyalistleşmek istemektedir.
Türkiye emperyalist dünyada devam eden yeniden paylaşım mücadelesinde önemli bir aktör olarak yer almaya çalışan bir ülkedir. Hedefi, emperyalist bir dalaşta emperyalist bir güç olarak yer almaktır.
“Mekke Ortak Savunma Anlaşması”, ”Bedir Mutabakat Zaptı”, Libya ile Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması emperyalistleşme yönünde atılan somut adımlardan bazılarıdır.
Türkiye henüz emperyalizme olan bağımlılık ilişkisinden bir bütün olarak kurtulamamış, bağımsız emperyalist bir ülkeye dönüşememiştir. Emperyalist güçler tarafından önü kesilmezse, Türkiye’nin gelişme yönü emperyalistleşmeye doğrudur.
1917’de Rusya’da devrim oldu. Almanya, İtalya, Macaristan bu ülkelerde de ayaklanmalar oldu, konsey, sovyet iktidarları kuruldu. Bunlara rağmen bu ülklerde devrim olmadı. Neden? Çünkü Rusya’daki gibi hazırlığını yapmış, oprtonizmden kopmuş bir parti yoktu.
Bugünde dünyanın çeşitli bölgelerinde kitle hareketleri var. Ancak kitlelere önderlik edecek devrimci biz özne yok. Bu nedenle tüm ülkelerde devrimcilerin, komünistlerin esas görevi devrime önderlik edecek Bolşevik tipte parti inşa etmektir. Parti olmadan kitle hareketleri başarıya ulaşamaz, devrim olmaz.
Ekim devriminden, Bolşevik Parti’den, Lenin ve Stalin’den öğrenmek yenmeyi öğrenmektir.
SMF:
SMF temsilcisi yaptığı konuşmada, devrimi mümkün kılan tarihsel koşulları iyi bilmek ve bugüne aktarmanın önemli olduğunu, bugün bir yanda zenginlik muazzam boyutta, diğer yandan yoksulluk varken neden bir devrime evrilmediğinin çeşitli nedenleri olduğunu, Ekim Devrimini doğuran nedenlerin sadece açlık ve yoksulluk olmadığını, Ekim Devriminin zaferini getiren işçi sınıfı ve ezilen kitlelerin özne ile parti ile buluşması sonucu olduğunu anlattı.
Devrimci durumun eşittir devrim olmadığını, bunun siyasi iktidar mücadelesi ile birleştirilmesi gerektiğini, Bolşeviklerin bunu iyi değerlendirdiğini söyledi.
2.Enternasyonal partilerinin ihanetine değinen konuşmacı, Bolşeviklerin ve Lenin’in bundan ayrışması, bağımsız sınıf savaşını örgütlemesinden hareketle, bugün Türkiye’deki sınıf mücadelesine de değinen konuşmacı bunun genel sömürü düzenine yönelmediğini belirtti. Konuşmasının devamında ortak savaş karşıtı mücadelenin örgütlenmesi, eylem birliği ve dayanışmanın önemine vurgu yaptı.
Köz:
Köz konuşmacısı konuşmasında, komünist düşüncenin işçi sınıfının içinden çıktığını, savaş ve barışın da bu hareketin her zaman merkezinde durduğunu anlattı. Esas düşman kendi ülkendeki şiarından ne anlamak gerektiğini, zafere giden yolun iktidar sorunu, devrim sorunu olduğunu bilmek, sosyal şövenlerden kopmak, enternasyonalizmi örgütlemek, kendimizi merkezcilerden ayırmak gerektiğini belirtti.
Konuşmasının devamında umutlu bir tablo olduğunu, Türkiye ve Kürdistan’ın bir dizi çelişkiyi içinde barındırması bakımından en zayıf halkalardan biri olduğunu, Türkiye’nin durumunun artık vur sırtına al lokmayı olmadığını, başından itibaren ilhakçı ve saldırgan olduğunu vurguladı.
Konuşmasının sonunda devrimci çıkışın işçi sınıfı içinde örgütlenmekten, devrimci ittifaklardan geçtiğini söyledi.
ESP
ESP temsilcisi konuşmasını Sovyetler Birliğinde kadın kazanımlarına ve 30’lu yıllardan sonra bu alanda yaşanan geriye gidişler ve yanlışlara değindi.
Kadınların devrim mücadelesine katılıp devrime önderlik ettikleri, kadın hakları konusunda önemli kazanımlar elde ettiklerini anlattı.
Kadınların güçlendirilmesi ve eşit vatandaş haline getirilmesi için özel kadın örgütlenmelerinin yaratıldığı belirtilerek, bunlar içinde devrimden sonra kurulan Jenotyeller üzerinde duruldu. Kreşler, yemekhaneler, çamaşırhanelerin kurulduğu, kadınları toplumsal yaşama ve mücadeleye katmak için çok önemli bir mücadele verildiği vurgulandı.
Konuşmasının devamında Jenotyellerin 1930’lu yıllardan sonra dağıtılmasının ya da 1936 yıllarından sonra güçlü aile propagandasının kadın kazanımları bağlamında geriye dönüşler olduğunu belirtti.
Bugünkü emperyalist saldırganlık ve savaş hazırlıklarının kadınların haklarına saldırı ile iç içe olduğunu, kadın devrimi ile işçi sınıfı mücadelesinin birbirinin parçası olduğunu, işçi emekçi kadınların mücadelesi sınıf mücadelesi olarak gördüklerini, bunu birbirinden ayırmadıklarını söyledi.
Bugün Türkiyede kadın haklarına saldırılara da değinen konuşmacı, devrimci sosyalist kadın mücadelesini örgütlemenin önemine vurgu yaptı.
Yeni Komünizm
Yeni Komünizm temsilcisi konuşmasında, Birinci Dünya Savaşı öncesi Sosyal Demokrasinin gerici tutumuna ve iflasına değindi. Kimin hangi cephede durduğunun önemli olduğunu, Üçüncü bir Dünya Savaşının insanlığı yok etme potansiyeli taşıdığını belirtti. Kapitalizmin tarihsel gelişimini aktaran konuşmacı, Ortadoğu’da yürüyen savaşlara ve bölgesel savaşlara değindi.
Dost ve düşmanı iyi ayırmak gerektiği, Çin’in ve Rusya’nın ekonomik ve askeri gücü üzerinde durdu. Sosyal Demokrasinin ihanetine değinirken, hangi gücün önce saldırdığının bir önemi olmadığını, ABD’nin başdüşman ilan edilmesinin yanlış olduğunu , her ülkede kendi egemen burjuvazisine karşı mücadele etmek gerektiğini ve ezilen ulusların kendi kaderini tayin hakkının önemini vurguladı.
Devrimcilerin emperyalist savaşa karşı tutum belirlerken ABD, NATO’ya karşı mücadele, kendi egemenlerine karşı mücadele ve diğer tüm emperyalistlerden kendini ayırarak bağımsız sınıf mücadelesi yürütmesi gerektiğini söyledi.
Alınteri:
Alınteri temsilcisi konuşmasında, emperyalizmin Üçüncü Dünya Savaşı hazırlığında dünyanın heryerinde toplumu militarize ettiğini, Türkiye’nin emperyalistler arası dalaştan pay koparmaya, avantajları değerlendirmeye çalıştığını, ABD ile işbirliği içerisinde büyük Türkiye hayalinin peşinde olduğunu ve kitlelerinde bu siyasetin parçası haline getirilmeye çalışıldığını anlattı.
Kimi sol çevrelerin ABD, Brezilya vs. seçim sonuçlarını çoşkuyla karşıladığını, bunun yanlış bir siyaset olduğunu söyledi.
Ekim Devrimini yaratan koşullara da değinen konuşmacı, o dönemin komünist partilerinin kitle desteğinin önemine vurgu yaptı. O dönemin güçlü sol sosyalist partilerinin varlığına rağmen sosyal demokrasinin hakim hale gelmesinin, yine o dönemin tarihsel koşulları ile bağlantılı olduğunu
vurguladı.
Türkiye’de de 2000’li yıllardan itibaren benzer kırılmaların yaşandığını, emperyalizmin kapitalist karakterinin yeterince anlaşılmadığını, reformizmin etkili olduğunu, sandığın adres olarak gösterildiği, devrimcilerin zayıfladığı ve sınıf ekseninin kaydığını belirtti.
Bugün de devrimci hareketin zayıf olduğu bir dönemden geçildiğini, bu nedenle devrimci bir odak yaratmanın çok önemli olduğunu dile getirdi.
Kurum temcilcilerinin konuşmalarının ardından dinleyicilere söz verildi. Kimi dinleyiciler konuşmacılara soru sordu, kimi dinleyiciler konu hakkında görüşlerini ifade ettiler.
Verilen aradan sonra panelin ikinci bölümünde konuşmacıların kendilerine sorulan sorulara cevap vermelerinin ardından panel sona erdi.
8 Kasım 2026
.





























































