Bundan 109 yıl önce, 7 Kasım 1917’de Rusya’da Petersburg’ta, Aurora zırhlısının Kışlık Sarayı döven top atışları, yeni bir çağın başlangıcını haber veriyordu. Bolşevik Parti önderliğinde mükemmel örgütlenmiş bir silahlı ayaklanma ile burjuvazinin savaşta ısrar eden hükümeti devriliyor, ikili iktidara son veriliyor, İşçi-Asker Sovyetleri merkezi iktidara el koyuyordu.
1871’de Paris’te ömrü 72 gün süren ilk işçi iktidarı deneyiminden sonra, dünyanın altıda birini oluşturan bir ülkede işçiler ve yoksul köylülerin iktidarı, proletarya diktatörlüğü kuruluyordu. Emperyalizm çağında, sömürüden arındırılmış yeni bir dünyaya, sosyalist bir dünyaya giden yolda ilk adım böylece atılmış oluyordu.
Ekim Devrimi’nin anlamı yalnızca eski iktidarın yıkılmasıyla sınırlı değildi. İşçilerin grevlerinin, örgütlenme ve siyasal mücadelesinin baskı altında tutulduğu Çarlık düzeni tarihe karışırken işçiler ve emekçiler kendi kurdukları Sovyetler aracılığıyla siyasal yaşamın doğrudan bir parçası hâline geliyordu. Çalışma süresinin sekiz saatle sınırlandırılması, fabrikalarda işçi denetiminin kurulması ve emekçilerin yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik atılan ilk adımlar, iktidarın değişmesinin günlük yaşam açısından ne anlama geldiğini somut biçimde ortaya koyuyordu.
Ekim Devrimi aynı zamanda, kapitalizmin, insanlığın önündeki tek seçenek olmadığını gösterdi. Üretim araçlarının özel mülkiyetine ve sermayenin egemenliğine dayanan toplumun yerine, üretimin, toplumun ihtiyaçları doğrultusunda örgütlenebileceği sosyalist bir toplumun kurulabileceğini ortaya koydu. Böylece devrim, yalnızca eski düzeni yıkmanın değil, onun yerine yeni bir toplumsal düzeni, yani sosyalizmi kurmanın da adı oldu.
Ekim Devrimi’nin etkisi Rusya ile sınırlı kalmadı. Dünya kapitalist-emperyalist sisteminde büyük bir gedik açıldı. İlk kez büyük bir ülkede işçi sınıfı iktidarı ele geçirerek kendi siyasal egemenliğini kurdu. Bu, dünyanın dört bir yanındaki işçiler açısından, kapitalizmin değişmez bir kader olmadığını gösteren somut bir deneyimdi. Ekim Devrimi’nin yarattığı sarsıntı Avrupa’daki işçi hareketleriyle sınırlı kalmadı; emperyalizmin sömürge ve bağımlı ülkelerdeki egemenliğini de sarstı. Ezilen halklar, emperyalist boyunduruğun kaçınılmaz bir kader olmadığını ve kendi kurtuluş mücadelelerini dünya işçi sınıfının mücadelesiyle birleştirebilecekleri yeni bir yolun açıldığını gördüler. Böylece işçi sınıfının kurtuluşu ile ezilen halkların özgürlüğü arasındaki bağ çok daha açık bir siyasal anlam kazandı.
Ekim Devrimi ortaya, emperyalist savaşa karşı da somut bir çıkış koydu. Yeni iktidar, devrimin hemen ardından yayımlanan Barış Kararnamesi ile savaştan çıkma iradesini ilan etti. Bu tutum, milyonlarca insanın ölümüne ve ülkelerin yıkımına yol açan Birinci Dünya Savaşı’nın ortasında, savaşın kaçınılmaz bir kader olmadığını; halkların, egemen sınıfların çıkarları uğruna birbirine kırdırılmak zorunda olmadıklarını gösteriyordu. Farklı milliyetlerden işçi ve emekçilerin ortak çıkarlar temelinde birleşebileceği düşüncesi, savaşın ve milliyetçi düşmanlığın karşısına sınıf dayanışmasını ve enternasyonalizmi çıkarıyordu.
Ekim Devrimi, kadınların özgürleşmesi yolunda da önemli adımlar attı. Devrimin ardından kadınların hukukî ve toplumsal eşitliği yönünde önemli uygulamaları hayata geçirdi; evlilik ve boşanma hukukunda değişiklikler yapıldı, kadınların eğitim ve çalışma yaşamına katılımının önündeki engellerin kaldırılması için düzenlemeler gerçekleştirildi. Kadının kurtuluşu yalnızca hukukî eşitlikle sınırlı bırakılmadı; ekonomik ve toplumsal bağımsızlığın sağlanması da yeni toplumun kuruluşunun önemli konularından biri olarak ele alındı. Kadınların hem ücretli emek sömürüsüyle hem erkek egemenliğiyle karşı karşıya olduğu bugün açısından bu deneyimin hâlâ çok büyük bir anlamı vardır.
Ulusal sorun konusunda da eski düzenle kesin bir kopuş yaşandı. Çarlık Rusya’sının egemenliği altında yaşayan halkların eşitliği ve kendi kaderlerini tayin hakkı tanındı; ulusal baskının ortadan kaldırılması yeni toplumun kuruluşunun temel meselelerinden biri olarak ele alındı. Böylece işçi sınıfının kurtuluşunun başka halkların ezilmesi üzerine kurulamayacağı somut bir siyasal ilke hâline getirildi.
Ekim Devrimi ile birlikte eğitim, sağlık, kültür ve toplumsal yaşamın örgütlenmesi de yeniden ele alındı. Daha önce geniş emekçi kesimlerin ulaşamadığı olanakların toplumun çok daha geniş kesimlerin de yararlanması için adımlar atıldı. İşçilerin ve emekçilerin yalnızca üretim sürecinin bir parçası değil, aynı zamanda toplumun siyasi ve kültürel yaşamını da kuran insanlar olduğu fikri yeni düzenin temel anlayışlarından biri hâline geldi.
Ekim Devrimi’nin ardından geçen yüz dokuz yıl, elbette bütün sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyor. Devrimin tarihsel sınırları, hataları ve yenilgileri ayrıca tartışılmalıdır. Ancak bütün bunlar, Ekim’in, toplumlar tarihindeki temel kırılma noktalarından biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor. İlk kez işçi sınıfı kendi iktidarını kurarak kapitalist düzenin dışına çıkmayı tarihsel ölçekte denedi, önemli başarılar elde etti. Savaşın, sömürünün, ulusal baskının ve toplumsal eşitsizliklerin kaçınılmaz olmadığını gösteren somut bir yol açtı.
Yeni Ekimler için örgütlenmek gerek!
Kapitalist/emperyalist dünyada ve onun bir parçası olan ülkelerimizde sömürüden, açlıktan, yoksulluktan, baskılardan, savaşlardan, halkların köleliğinden, erkek egemenliğinden ve geleceksizlikten gerçek anlamda kurtulmanın yolu yeni Ekimlerdir.
Ekim’in en önemli derslerinden birisi, hiçbir devrimin kendiliğinden gerçekleşmeyeceği gerçeğidir. Rusya’da milyonlarca işçinin ve emekçinin öfkesini devrimci bir hedefe yönelten, mücadeleyi örgütleyen ve iktidarın nasıl ele geçirileceği sorusuna somut bir yanıt veren Bolşevik bir parti vardı. Bugün yeni Ekimlere ihtiyaç olduğunu söyleyerek, yalnızca mücadele çağrısı yapmak yetmez; bu mücadeleyi hangi örgütlülüğün devrimci bir hedefe taşıyacağı sorusuna da yanıt vermek gerekir. Ekim Devrimi’nin en önemli derslerinden biri, devrimin, işçi sınıfının öncülüğünde Bolşevik tarzda örgütlenmiş bir parti olmadan başarıya ulaşamayacağıdır.
İşçi sınıfının öncülüğünü ve devrimci hedefini taşıyan, bütün sınıf mücadelesinin alanlarında çalışan, işçiler ve emekçiler içinde kök salmış Bolşevik tipte bir devrimci partinin yaratılması da bu mücadelenin temel görevlerinden biridir. Bugün dünyada ve ülkelerimizde eksik olan tam da budur. Bu görev başarılmadan, Bolşevik tipte bir parti inşa edilmeden ve işçi sınıfının öncülüğünde örgütlü bir devrimci güç yaratılmadan, devrimci bir iktidar mücadelesinin başarıya ulaşması mümkün değildir.
Yeni dünya, birilerinin bizim adımıza kuracağı bir dünya olmayacaktır. Onu fabrikalarda, madenlerde, atölyelerde, okullarda, mahallelerde, tarlalarda; grevlerde, direnişlerde ve örgütlü mücadele içinde büyüyen işçiler ve emekçiler yaratacaktır. Bunun için bugünden başlayarak örgütlenmek, işçi sınıfı ve emekçi kitleler içinde kök salmak, sıkı bağlar kurmak, dağınık mücadeleleri birleştirmek, sınıfın kendi gücüne güvenmesini sağlamak ve bu gücü devrimci bir hedef etrafında toplamak gerekir.
Ekim’in üzerinden bir yüzyıldan fazla zaman geçti. Dünya değişti, kapitalist/emperyalist sistemde bazı nicel değişiklikler yaşandı. Ama temel bir şey değişmedi: Sömürülenlerle sömürenler, ezilenlerle ezenler arasındaki temel çelişki ortadan kalkmadı. Bu nedenle dün Ekim’in başarıyla cevapladığı soru bugün dünya proletaryasının ve ezilenlerin önünde duruyor:
İnsanlığın kaderini savaş ve sömürü düzeninin ellerine mi bırakacağız, yoksa kendi geleceğimizi kendi ellerimize mi alacağız? Dünyanın emperyalist barbarlık tarafından çöküşünü izleyip köleliğe boyun mu eğeceğiz, yoksa yeni dünyayı, emeğin dünyasını mı kuracağız?
Çağrımız açık ve nettir:
Yeni Ekimlere yürüyelim!
Yeni dünyayı, emeğin dünyasını birlikte kuralım!
Sömürüsüz, savaşsız, baskısız bir dünya için; işçilerin ve emekçilerin iktidarı için, yeni Ekimleri yaratmak için bugünden örgütlenelim, mücadeleyi büyütelim!
5 Kasım 2026



























































