Perşembe, Kasım 5, 2026
  • Tüm Yazılar
Yeni Dünya İçin ÇAĞRI
E-DERGİ OKU
  • Anasayfa
  • Dünya
    • Tümü
    • Afrika
    • Amerika
    • Asya
    • Avrupa
    • Ortadoğu
    Sırbistan’da Öğrenci Listesinin seçim zaferi

    Sırbistan’da Öğrenci Listesinin seçim zaferi

    Emperyalist paylaşım savaşının bir cephesi: Yemen

    Emperyalist paylaşım savaşının bir cephesi: Yemen

    Tunus hapishanelerinde tutuklu bulunan Smud Filosu aktivistlerine özgürlük!

    Tunus hapishanelerinde tutuklu bulunan Smud Filosu aktivistlerine özgürlük!

    Çevremiz için mücadelemizi güçlendirelim!

    Çevremiz için mücadelemizi güçlendirelim!

    Barış ve halklar arası dostluk için, faşizme karşı mücadele!

    Barış ve halklar arası dostluk için, faşizme karşı mücadele!

    Avusturya Federal Şansölyesi Stocker’in Ankara ziyareti

    Avusturya Federal Şansölyesi Stocker’in Ankara ziyareti

    Trending Tags

      • Avrupa
      • Amerika
      • Ortadoğu
      • Afrika
      • Asya
      • Pasifik
    • Yayınlar
      • Son Sayı
      • YDİ Çağrı / Tüm Sayılar
      • Tekoşîna Komunîst/Komünist Mücadele
      • Yeni İşçi Dünyası
      • Yeni Dünya İçin
      • Yeni Kadın Dünyası
      • Yeni Dünya Gençliği
      • Eğitim Dizisi
      • Bildiriler
      • Broşürler
    • İşçi Dünyası
      YDİ ÇAĞRI

      Ekim sayımız, sayı 84 çıktı!

      Diyarbakır Şehir Hastanesi şantiyesinde işçiler direnişte!

      Diyarbakır Şehir Hastanesi şantiyesinde işçiler direnişte!

      YDİ ÇAĞRI

      Eylül sayımız, sayı 83 çıktı!

      2027-2029 dönemi OVP, kimin programı?

      2027-2029 dönemi OVP, kimin programı?

      Bir yanda büyüme, diğer yanda yoksullaşma!

      Bir yanda büyüme, diğer yanda yoksullaşma!

      “500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması”nın gösterdikleri

      “500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması”nın gösterdikleri

      Trending Tags

      • Kürdistan
        Haydi Newroz’a!

        Haydi Newroz’a!

        Newroz 2026: “Özgürlük ve demokrasi” için tek yol: Devrim!

        Newroz 2026: “Özgürlük ve demokrasi” için tek yol: Devrim!

        Şam ile SDG arasında entegrasyon anlaşması

        Şam ile SDG arasında entegrasyon anlaşması

        Rojava’ya yönelik imha savaşına hayır!

        Rojava’ya yönelik imha savaşına hayır!

        Rojava tehlikede!

        Rojava tehlikede!

        Emperyalistlerden dost olmaz!

        Emperyalistlerden dost olmaz!

        Trending Tags

        • Güncel
          Dünya’ya yeni ekimler gerek!

          Dünya’ya yeni ekimler gerek!

          YDİ ÇAĞRI

          Yeni sayımız, sayı 225 çıktı!

          Emperyalistleşme yönünde somut adımlar ve Türkiye

          Emperyalistleşme yönünde somut adımlar ve Türkiye

          Halk TV’ye operasyon!

          Halk TV’ye operasyon!

          Türkiye Yemen savaşına dâhil oluyor!

          Türkiye Yemen savaşına dâhil oluyor!

          Ali Yavuz Çengeloğlu anıldı

          Ali Yavuz Çengeloğlu anıldı

          Trending Tags

          • Gençlik
            Fransa’da liseliler ayakta!

            Fransa’da liseliler ayakta!

            Çocukların yaşaması için ölmeli cellatlar

            Çocukların yaşaması için ölmeli cellatlar

            Çocuklar ölmesin!

            Çocuklar ölmesin!

            Çocuk emeğinin kapitalist sömürüsü: MESEM

            Çocuk emeğinin kapitalist sömürüsü: MESEM

            Kimsenin payandası olmayacağız!

            Kimsenin payandası olmayacağız!

            Kayyım uygulaması: Faşizm!

            Kayyım uygulaması: Faşizm!

            Trending Tags

            • Kadın
              “Sigorta hakkı” talebi yetmez!

              “Sigorta hakkı” talebi yetmez!

              “Ailem Güvende” ve LGBTİ+ düşmanlığı

              “Ailem Güvende” ve LGBTİ+ düşmanlığı

              “Aile Yılı” yetmedi, sıra “Aile ve Nüfus 10 Yılı”nda!

              “Aile Yılı” yetmedi, sıra “Aile ve Nüfus 10 Yılı”nda!

              Bu savaşa derhal son verilmeli!

              Bu savaşa derhal son verilmeli!

              Kadınlar yoksulluğa, şiddete ve sömürüye karşı alanlardaydı

              Kadınlar yoksulluğa, şiddete ve sömürüye karşı alanlardaydı

              Kadıköy’de 8 Mart

              Kadıköy’de 8 Mart

              Trending Tags

              • Makaleler
                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu VI

                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu VI

                Sömürgecilikten günümüze Nijerya

                Sömürgecilikten günümüze Nijerya

                Irkçılık: Kökeni, işlevi ve mücadele

                Irkçılık: Kökeni, işlevi ve mücadele

                Denizlerin ve farklılıkların birleştirdiği ülke: Endonezya

                Denizlerin ve farklılıkların birleştirdiği ülke: Endonezya

                Almanya Komünist Partisi (KPD)’nin yasaklanmasının 70. yıldönümüne dair…

                Almanya Komünist Partisi (KPD)’nin yasaklanmasının 70. yıldönümüne dair…

                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu V

                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu V

                Trending Tags

                • Çevre
                  İklimi değil, sistemi değiştir!

                  İklimi değil, sistemi değiştir!

                  Doğa felaketleri mi? Asıl felaket kapitalist sistemdir!

                  Doğa felaketleri mi? Asıl felaket kapitalist sistemdir!

                  İstanbul’u sağanak vurdu!

                  İstanbul’u sağanak vurdu!

                  Çevre direnişlerine bir örnek: Akbelen ormanı direnişi

                  Çevre direnişlerine bir örnek: Akbelen ormanı direnişi

                  İklim diplomasisinin bir gösterisi daha: COP31 Antalya’da sahne alacak

                  İklim diplomasisinin bir gösterisi daha: COP31 Antalya’da sahne alacak

                  Zirve değil zırva!

                  Zirve değil zırva!

                  Nepal Tibet sınırında sel felaketi

                  Nepal Tibet sınırında sel felaketi

                  Ekoloji (Çevrebilim) üzerine

                  Ekoloji (Çevrebilim) üzerine

                  Yanan gelecektir!

                  Yanan gelecektir!

                  Trending Tags

                  • Youtube TV
                  • İletişim
                    • Hakkımızda
                    • Tüm Yazılar
                  Sonuç yok
                  Tüm Sonucu Görüntüle
                  • Anasayfa
                  • Dünya
                    • Tümü
                    • Afrika
                    • Amerika
                    • Asya
                    • Avrupa
                    • Ortadoğu
                    Sırbistan’da Öğrenci Listesinin seçim zaferi

                    Sırbistan’da Öğrenci Listesinin seçim zaferi

                    Emperyalist paylaşım savaşının bir cephesi: Yemen

                    Emperyalist paylaşım savaşının bir cephesi: Yemen

                    Tunus hapishanelerinde tutuklu bulunan Smud Filosu aktivistlerine özgürlük!

                    Tunus hapishanelerinde tutuklu bulunan Smud Filosu aktivistlerine özgürlük!

                    Çevremiz için mücadelemizi güçlendirelim!

                    Çevremiz için mücadelemizi güçlendirelim!

                    Barış ve halklar arası dostluk için, faşizme karşı mücadele!

                    Barış ve halklar arası dostluk için, faşizme karşı mücadele!

                    Avusturya Federal Şansölyesi Stocker’in Ankara ziyareti

                    Avusturya Federal Şansölyesi Stocker’in Ankara ziyareti

                    Trending Tags

                      • Avrupa
                      • Amerika
                      • Ortadoğu
                      • Afrika
                      • Asya
                      • Pasifik
                    • Yayınlar
                      • Son Sayı
                      • YDİ Çağrı / Tüm Sayılar
                      • Tekoşîna Komunîst/Komünist Mücadele
                      • Yeni İşçi Dünyası
                      • Yeni Dünya İçin
                      • Yeni Kadın Dünyası
                      • Yeni Dünya Gençliği
                      • Eğitim Dizisi
                      • Bildiriler
                      • Broşürler
                    • İşçi Dünyası
                      YDİ ÇAĞRI

                      Ekim sayımız, sayı 84 çıktı!

                      Diyarbakır Şehir Hastanesi şantiyesinde işçiler direnişte!

                      Diyarbakır Şehir Hastanesi şantiyesinde işçiler direnişte!

                      YDİ ÇAĞRI

                      Eylül sayımız, sayı 83 çıktı!

                      2027-2029 dönemi OVP, kimin programı?

                      2027-2029 dönemi OVP, kimin programı?

                      Bir yanda büyüme, diğer yanda yoksullaşma!

                      Bir yanda büyüme, diğer yanda yoksullaşma!

                      “500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması”nın gösterdikleri

                      “500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması”nın gösterdikleri

                      Trending Tags

                      • Kürdistan
                        Haydi Newroz’a!

                        Haydi Newroz’a!

                        Newroz 2026: “Özgürlük ve demokrasi” için tek yol: Devrim!

                        Newroz 2026: “Özgürlük ve demokrasi” için tek yol: Devrim!

                        Şam ile SDG arasında entegrasyon anlaşması

                        Şam ile SDG arasında entegrasyon anlaşması

                        Rojava’ya yönelik imha savaşına hayır!

                        Rojava’ya yönelik imha savaşına hayır!

                        Rojava tehlikede!

                        Rojava tehlikede!

                        Emperyalistlerden dost olmaz!

                        Emperyalistlerden dost olmaz!

                        Trending Tags

                        • Güncel
                          Dünya’ya yeni ekimler gerek!

                          Dünya’ya yeni ekimler gerek!

                          YDİ ÇAĞRI

                          Yeni sayımız, sayı 225 çıktı!

                          Emperyalistleşme yönünde somut adımlar ve Türkiye

                          Emperyalistleşme yönünde somut adımlar ve Türkiye

                          Halk TV’ye operasyon!

                          Halk TV’ye operasyon!

                          Türkiye Yemen savaşına dâhil oluyor!

                          Türkiye Yemen savaşına dâhil oluyor!

                          Ali Yavuz Çengeloğlu anıldı

                          Ali Yavuz Çengeloğlu anıldı

                          Trending Tags

                          • Gençlik
                            Fransa’da liseliler ayakta!

                            Fransa’da liseliler ayakta!

                            Çocukların yaşaması için ölmeli cellatlar

                            Çocukların yaşaması için ölmeli cellatlar

                            Çocuklar ölmesin!

                            Çocuklar ölmesin!

                            Çocuk emeğinin kapitalist sömürüsü: MESEM

                            Çocuk emeğinin kapitalist sömürüsü: MESEM

                            Kimsenin payandası olmayacağız!

                            Kimsenin payandası olmayacağız!

                            Kayyım uygulaması: Faşizm!

                            Kayyım uygulaması: Faşizm!

                            Trending Tags

                            • Kadın
                              “Sigorta hakkı” talebi yetmez!

                              “Sigorta hakkı” talebi yetmez!

                              “Ailem Güvende” ve LGBTİ+ düşmanlığı

                              “Ailem Güvende” ve LGBTİ+ düşmanlığı

                              “Aile Yılı” yetmedi, sıra “Aile ve Nüfus 10 Yılı”nda!

                              “Aile Yılı” yetmedi, sıra “Aile ve Nüfus 10 Yılı”nda!

                              Bu savaşa derhal son verilmeli!

                              Bu savaşa derhal son verilmeli!

                              Kadınlar yoksulluğa, şiddete ve sömürüye karşı alanlardaydı

                              Kadınlar yoksulluğa, şiddete ve sömürüye karşı alanlardaydı

                              Kadıköy’de 8 Mart

                              Kadıköy’de 8 Mart

                              Trending Tags

                              • Makaleler
                                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu VI

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu VI

                                Sömürgecilikten günümüze Nijerya

                                Sömürgecilikten günümüze Nijerya

                                Irkçılık: Kökeni, işlevi ve mücadele

                                Irkçılık: Kökeni, işlevi ve mücadele

                                Denizlerin ve farklılıkların birleştirdiği ülke: Endonezya

                                Denizlerin ve farklılıkların birleştirdiği ülke: Endonezya

                                Almanya Komünist Partisi (KPD)’nin yasaklanmasının 70. yıldönümüne dair…

                                Almanya Komünist Partisi (KPD)’nin yasaklanmasının 70. yıldönümüne dair…

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu V

                                Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu V

                                Trending Tags

                                • Çevre
                                  İklimi değil, sistemi değiştir!

                                  İklimi değil, sistemi değiştir!

                                  Doğa felaketleri mi? Asıl felaket kapitalist sistemdir!

                                  Doğa felaketleri mi? Asıl felaket kapitalist sistemdir!

                                  İstanbul’u sağanak vurdu!

                                  İstanbul’u sağanak vurdu!

                                  Çevre direnişlerine bir örnek: Akbelen ormanı direnişi

                                  Çevre direnişlerine bir örnek: Akbelen ormanı direnişi

                                  İklim diplomasisinin bir gösterisi daha: COP31 Antalya’da sahne alacak

                                  İklim diplomasisinin bir gösterisi daha: COP31 Antalya’da sahne alacak

                                  Zirve değil zırva!

                                  Zirve değil zırva!

                                  Nepal Tibet sınırında sel felaketi

                                  Nepal Tibet sınırında sel felaketi

                                  Ekoloji (Çevrebilim) üzerine

                                  Ekoloji (Çevrebilim) üzerine

                                  Yanan gelecektir!

                                  Yanan gelecektir!

                                  Trending Tags

                                  • Youtube TV
                                  • İletişim
                                    • Hakkımızda
                                    • Tüm Yazılar
                                  Sonuç yok
                                  Tüm Sonucu Görüntüle
                                  Yeni Dünya İçin ÇAĞRI
                                  Sonuç yok
                                  Tüm Sonucu Görüntüle
                                  Anasayfa Makaleler

                                  Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu VI

                                  5 Kasım 2026
                                  İçinde Makaleler, Tüm Yazılar
                                  Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu VI
                                  0
                                  PAYLAR
                                  21
                                  GÖRÜNTÜLEME
                                  Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

                                  [Yeni Dünya İçin Çağrı’nın 217. sayısında, emperyalist sistemde yaşanan gelişmeler ve buna bağlı olarak Türkiye’nin bu sistem içerisindeki konumu, gelinen aşamada emperyalist bir güç olup olmadığı tartışmaları çerçevesinde, “Emperyalizm Üzerine Kimi Yazılar” başlığı altında 1997 yılında yayımlanmış yazılar yeniden okurun dikkatine sunulmuştu. Söz konusu yazılar, tartışmayı başlatan giriş metinleri niteliğindeydi.

                                  Türkiye’nin emperyalist olarak değerlendirilmesi gerektiğini ve bu değerlendirmenin yapılmasının zamanının çoktan geldiğini düşünen bir Yeni Dünya İçin Çağrı okurunun tartışmaya katkı amacıyla kaleme aldığı yazının birinci bölümünü dergimizin 218. sayısında yayımlamıştık. Yazının ikinci bölümü 220. sayıda, üçüncü bölümü 221. sayıda, dördüncü bölümü 222. sayıda, beşinci bölümü 223. sayıda yayımlandı. Altıncı bölümünü de bu sayımızda okurlarımıza sunuyoruz.

                                  Şimdiye kadar bu tartışma kapsamında beş bölüm yayımladık. Ancak tartışmaya, bu okurumuzun katkısı dışında başka bir katkı gelmedi. Bu tartışmaya okurlarımızın da katılmasını, görüş ve değerlendirmeleriyle katkı sunmalarını bekliyoruz. YDİ Çağrı]

                                  CHP ve onunla aynı anlayıştakilerin tarım sorununa bakışı üzerine

                                  Bu konuda iktidar ile muhalefet arasındaki “karşıtlığın” özü

                                  CHP, “Türkiye’de Tarımın Durumu – AKP İktidarının 18 Yıllık Bilançosu 2021” adını verdiği bir broşür yayımlamış bulunuyor. Broşürde, bu 18 yıl içinde tarım sektöründe yaşanan gelişmeler ele alınıyor, seçilmiş verilerle tarımda varılan aşama ve AKP’nin tarım politikası irdeleniyor. CHP’nin iktidar olması hâlinde nasıl bir tarım politikası izleyeceği anlatılıyor.

                                  Broşür, 2018-2020 yılları arasında CHP tarım politikalarından sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı’nı yürütmüş olan Orhan Sarıbal tarafından hazırlanmış. Sonraki yıllarda tarım alanında genel başkan yardımcılıklarını üstlenen Yalçın Karatepe ve Erhan Âdem’in, parti yayın organında ve çeşitli kamuoyuna açık platformlarda paylaştıkları benzer görüşlere tanık olduk.

                                  Broşürde, o dönemdeki parti genel başkanı tarafından yazılan önsözde, sorunla ilgili küresel çapta ve yerel olarak gerçekleşmiş olumsuz gelişmelere de değiniliyor. Broşürün genelinde ise bu konudaki bazı verilere dayanarak, 18 yıllık AKP iktidarına karalama yapılmaya çalışılıyor. Kullanılan verilerin kendilerini haklı çıkaracak biçimde seçilmiş olduğu gözden kaçmıyor. Arada bazı doğrulara da işaret edilmiyor değil. Ama siyasi rakibin alt edilmesi uğruna, verilerin çarpıtmaya uygun ve yanlı olarak seçilerek yorumlanması gibi tercihler doğruların üzerine gölge düşürüyor.

                                  Bazı doğru taraflar diye bahsettiğimiz eleştirilerin bir bölümü, hemen her burjuva muhalefetin tekrarladığı genel doğrulardır, bir bölümü ise somut verilerden oluşuyor.

                                  Parti genel başkanı yazısında şunlara değiniyor:

                                  “Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) ‘Dünya Gıda Güvenliği ve Beslenme Durumu 2020’ raporuna göre’ ‘gıdaya erişim zorluğu çeken insan nüfusu’ 822 milyonu” bulmuştur.

                                  “Dünya Bankası’nın ‘Türkiye Ekonomik İzleme’ raporunda ülkemizde 2018’de 6 milyon 939 bin olan mutlak yoksul sayısının… 2020 yılında 10 milyon 171 bine yükseldiği açıklan”mıştır.

                                  Kılıçdaroğlu bu gelişmeleri “uygulanan yanlış tarım politikaları”na bağlıyor.

                                  Hükûmetlerce uygulanan yanlış tarım politikası olmaz mı? Olabilir tabii ve bunun sonucu olarak da bir dizi olumsuzluk yaşanabilir. Ancak yukarıda sıralanan olumsuzlukların asıl ve temel nedeni içinde yaşadığımız sistem olan kapitalizmdir.

                                  Burjuva muhalif çevreler, karakterleri gereği, kapitalizme karşı olamazlar. Bu durumda suçu başka yerde aramak zorundadırlar. Mevcut burjuva iktidara karşı olma konumunda olan burjuva muhalif çevreler zaten, siyasetlerinin merkezine, varoluş nedenlerine bağlı olarak, o günkü siyasi iktidarın gitmesini koyarlar ve onun yerini kendilerinin alması amacıyla siyaset yürütürler. Tarım konusunda geliştirilen siyaset de bu refleksin bir parçasıdır.

                                  Bunlar ve bunların peşine takılan küçük burjuva kesimler, en iyi hâlde, burjuvazinin konjonktürel olarak uyguladığı bazı politikalara karşı tavır alırlar ve örneğin neoliberal olarak değerlendirdikleri politikalara karşı çıkarlar. Onlara göre kapitalizmin “vahşi” olanı kötüdür ve bu “vahşi” kapitalizmin dizginlenmesi ile her şey yoluna girecektir vs.

                                  Oysa kapitalizm, teorik olduğu kadar tüm tarihsel süreçler içinde, pratikte de kanıtlandığı üzere azamî kâr üzerine kurulu olan ve üretim karmaşasının egemen olduğu bir sistemdir. Bir yanda sermaye sahiplerinin rekabet hâlinde en yüksek kâr güdüsü ve uğraşı devam ederken diğer tarafta yoksullaşma artar; küçük sömürücü azınlığın pastadan aldığı pay hep büyürken emekleri ile pastayı büyüten işçilerin, emekçilerin payı küçülür. Sistemin aynı –kapitalist– kaldığı koşullarda bir iktidar değişikliği ile çok şeyin değişeceğini söylemek bir aldatmacadan başka bir şey değildir ve buna inanmak da en iyi olasılıkla safdilliktir.

                                  Evet, yukarıda FAO verilerine dayanarak paylaşılan hızlı bir yoksullaşma söz konusudur ama kapitalizm koşullarında beklenen tam da budur.

                                  Broşürün ilk sayfalarında “Birlikte üretip hakça paylaşacağız” gibi bir slogana yer verilmiştir. Kapitalizm koşullarında tam bir hayâlperestlik olan bu slogan, insanın aklına Aziz Nesin’in “Sosyalizm Geliyor Savulun” adlı yapıtını getiriyor. Gerçekte yaşanan, sloganlarda söylenenlerden tümüyle farklıdır ve bu tamamen bir yanılsama ve sistemin en iyi biçimde işlemesi amacına yönelik bir aldatmacadır.

                                  Üretim araçları üzerinde özel mülkiyetin devam ettiği koşullarda bu “hakça paylaşım” acaba nasıl olacaktır? Görece büyük toprağa sahip, gelişmiş tarım araçlarını elinde bulunduran zengin köylü ya da kapitalist tarım işletmeleri ile bunların çok daha azına sahip ya da hiç sahip olmayan yoksul köylü nasıl “birlikte üretip hakça paylaşacak”lardır? Buna CHP ve benzer anlayışta olanların vereceği bir yanıt yoktur, çünkü böyle bir talebin bu sistemde gerçekleşme olanağı yoktur. Onlar ancak sübvansiyon ile yoksul köylüye yardım eli uzatmaktan söz edebilirler ve bu, bir dereceye kadar yapılabilir ve zaten yapılmaktadır. Ama kapitalist sistemde birlikte üretip hakça paylaşmanın koşulları yoktur.

                                  Bazı destek yöntemlerinde kısıtlamalar bile vardır. Örneğin kredi vererek destekleme uygulamalarında yoksul köylüye verilen kredilerin geri dönme olasılığı görece düşüktür ve bunların hibeye dönüşmesine sistem uzun süre izin vermez, veremez.

                                  Bunun dışında destek alımları vb. uygulamalar yapılabilir ama bu vb. destekleri hemen tüm burjuva hükûmetleri bazı küçük farklarla zaten yapıyorlar. Tüm bunlar sorunun kaynağına inip kesin çözüm getirecek uygulamalar değildir.

                                  Broşürün başında “M. Kemal Atatürk”ün köylü lehineymiş gibi duran “veciz” sözlerine yer verilmiştir. Ama bu hangi köylüdür? Zengin-yoksul farkı gözetilmeksizin genel bir köylülük söz konusu edilmektedir ve orada da gerçeklerin üstünü örten bir yaklaşım söz konusudur. Bunlar, “İmtiyazsız, sınıfsız birleşmiş bir kitle” yalanı üzerinde yükselen içi boş laflardır. O dönemden 40 yıl kadar sonrasının öncülerinden Ecevit de tarımda “Toprak işleyenin, su kullananın!” sloganını atıyordu. Tüm bunların sonuçlarını, neyin ne kadar değiştiğini biliyoruz. Şimdi, yüz yılı aşkın bir süre sonra özde değişen hiçbir şey olmadı ve CHP yine aynı teranelerle tarım politikası güdüyor.

                                  Broşürdeki somut veriler ve bu verilerin CHP zihniyeti ile yorumu

                                  Tarım arazileri

                                  Broşüre tarım arazileri ile ilgili verilerle başlanıyor ve gelişme yorumlanıyor:

                                  “2002’de ekilen tarım arazisi 41.196.000 hektar, 2020’de 37.753.000 hektar,
                                  üretimden çıkan tarım alanı: 3.443.000 hektar”
                                  dır. Ve gerçekleştiği iddia edilen bu gelişme büyük bir kayıp olarak yorumlanıyor.

                                  Burada olduğu gibi tüm broşürde egemen olan anlayış, tarımda büyük kayıp yaşandığı, AKP’nin tarımı bitirdiği, çöküş yaşandığı biçimindedir. Yukarıdaki veride ve buna bağlı yorumlarda ise temel hatalar söz konusudur.

                                  Veri, “ekilen” değil, “ekilebilir” tarım arazisi ile ilgilidir. Ve daha önceki bir yazımızda paylaştığımız gibi hiçbir ülkede ekilebilir tarım arazisinin tümü ekim için kullanılmamaktadır. Broşürde, söz konusu dönem için, topraklarının tarıma uygunluğu açısından küresel sıralamada Türkiye’nin 12. sırada olduğu, ekili alan sıralamasında ise 30. sırada yer aldığı belirtilmiştir. Yani tarım yapılabilir arazinin belli bir oranda azalmış olmasının hiçbir anlamı yoktur, çünkü bundan çok daha fazlası zaten kullanılmamaktadır.

                                  Üretimden çıktığı iddia edilen ama gerçekte tarıma uygun olup zaten işlenmeyen arazilerle ilgili neler söylenebilir?

                                  Öncelikle bu durumun herhangi bir iktidar partisinin -somut durumda AKP’nin- edimleri sonucu olduğunu söylemek doğru değildir. Bunun için ekilen, işlenen toprakla ilgili eski verilere bakmak gerekir. İkincisi, böyle bir durum varsa, bununla, kapitalizmin olgunlaşması, ülkenin gelişmesi arasındaki bağ doğru kurulmalıdır. Kapitalizmin gelişmesine bağlı olarak birbirleri arasında bağlantılar bulunan ve karşılıklı etkileşim hâlinde olan farklı süreçler yaşanabilir. Örneğin sanayinin gelişmesi, kentsel nüfusun artması tarım alanındaki kapitalist gelişmeyi teşvik eden bir rol oynar. Tarımda arz-talep dengesine bağlı olarak birbirini dışlamayan ve dönemsel farklılıklar gösteren süreçler yaşanabilir. Büyüyen kentsel nüfusun gıda gereksinimini karşılayabilmek için tarımda üretimin artırılması gerekir. Üretim aletlerinin henüz yeterince gelişmediği, sermaye yoğun tarıma tam geçilemediği koşullarda üretimi artırmak için geniş toprakların üretime açılması gerekebilir. Böyle bir durumda tarım yapılan arazi büyür ve tarımda çalışan sayısında da önemli bir azalma olmaz.

                                  Ama kapitalizmin gelişmesi ile sanayide iş gücüne olan talep artar, bu talep tarımda makineleşmeye bağlı oluşan fazla nüfus tarafından karşılanmaya başlar; süreç içinde kırsal nüfus hem göreceli hem mutlak olarak azalır. Bu, kapitalizmin gelişmesi ile oluşan kaçınılmaz bir süreçtir.

                                  Gelişme sürecinde üretimde kullanılan makinelerden tutun, gübre, tarım ilaçları vb.’nin gelişmesi ile sermaye yoğun tarıma geçilmesi ve bununla üretimde artış sağlanması bir taraftan, kentteki proleterlerin alım gücünün azalması diğer taraftan, arz-talep dengesinin arz lehine bozulmasına neden olabilir ve bu, üretim yapılan tarım alanındaki azalışı beraberinde getirebilir.

                                  Ama öte yandan işlenen arazideki azalma ille de elde edilen üründe de bir azalma olacağı anlamına gelmez. Aynı süreç içinde üretim araç-gereçlerinde gelişme olduğu koşullarda aksine ürün artışı olması bile mümkündür. Ve kapitalizmin tarımdaki gelişimi sürecinde yaşanan da budur.

                                  Tarımda dış ticaret dengesi

                                  Broşürün devamında sıra dış ticaret dengesine geliyor.

                                  “AKP’nin 2003-2020 iktidar döneminde tarım ve hayvancılık ihracatımız:
                                  Tarım ihracatımız 83 milyar $, ithalatımız 114 milyar $” denilmekte ve aradaki farka bakarak şu sonuç çıkarılmaktadır: “Aynı dönemde ithalata 31 milyar $ fazla ödeyerek yabancı ülkelerin çiftçisini zengin ettik”.

                                  Burada anlayış açısından olduğu kadar veriler konusunda da bazı sorunlar bulunuyor. Bu tümce burjuva kafa yapısıyla söylenen bir tür milliyetçiliğin yansımasından başka bir şey değildir. Sanki bu denli fark olmasaydı ya da tersine ihracat fazla olsaydı “bizim çiftçimiz” daha zengin olacaktı. Tarımla uğraşanları bir bütün olarak, sanki aralarında hiçbir fark yokmuş gibi “bizim çiftçimiz” gibi ele almak sınıfsal bakıştan uzak ve gerçeklerin üzerini örtmeye yarayan bir yaklaşımdır. CHP, Kemalizmde yer alan bu burjuva anlayışı sürdürmektedir.

                                  Dış ticaretten esas olarak pay alan kesim hangisidir? Tarımla uğraşmakta olup, dış ticaret konusunda yetenek geliştirmiş olan burjuvalar ile işinin esası dış ticaret olan burjuvalardır. Onlar nasıl olursa olsun, ihracat ya da ithalat fark etmeksizin dış ticaretle para kazanırlar. Onlar için önemli olan işin hacmidir, hacim arttıkça para kazanma olasılığı da artar. Çoğunluğu oluşturan küçük çiftçiler ise bu ticaretin oldukça uzağındadırlar ve onlar üretimlerinin karşılığını güçbelâ alabilme uğraşı içindedirler. Küçük çiftçilerle ilgili bu gerçek, dış ticaret dengesinin seyrinden bağımsız olarak varlığını sürdürmektedir.

                                  Öte yandan, kapitalizmin gelişmesine bağlı olarak tarımsal üretimin boyutları büyümüş ve farklılaşmıştır ve artık salt tarlada üretilen ürün verileri ile olaya yaklaşmak yeterli değildir. Gelişen tarımsal sanayi ile uğraşan bir burjuva tabaka oluşmuştur ve onların tarladaki üretimle sıkı ve bazen doğrudan bağı vardır.

                                  Tarımsal üretimle uğraşan zengin ve yoksul kesimler arasında büyük bir fark bulunmaktadır. Aynı biçimde dış alım, dış satımdan daha çok ve dışarıya giden para gelen paradan fazla diye “yabancı ülkelerin çiftçisi zengin olmaz”. Burada da kapitalizm koşullarında aynı karakteristik olgular geçerlidir.

                                  Peki, broşürden yukarıda aktardığımız veriler doğru mudur?

                                  Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı TAGEM’in 2021 yılında yayımladığı bir broşür bulunuyor; “TARIMSAL DIŞ TİCARET SEKTÖR POLİTİKA BELGESİ 2021-2025” (tarimorman.gov.tr). Orada, iki ayrı bölümde, hem dünya hem “Türkiye” için 2001-2020 yılları arasındaki tarımsal ihracat, ithalat ve denge verileri yer alıyor. Veriler için kaynak olarak “Trademap, 2021” veriliyor.

                                  Broşürün 33. sayfasında yer verilen tablo 7’de yıllar itibariyle ihracat, ithalat, dış ticaret hacmi ve denge verileri (milyon dolar olarak) gösterilmiştir.

                                  Türkiye için denge her bir yıl için artıdadır. Doğal olarak, CHP’nin iddia ettiği gibi tüm dönem boyunca açık verilmiş, “dışarıya kaynak aktarılmış” değildir. CHP’nin dikkate aldığı gibi, 2003-2020 arası verileri topladığımızda ihracatın 242,2 milyar dolar, ithalatın ise 164,5 milyar dolar olduğunu görüyoruz. Bu durumda aynı süre içinde 77,7 milyar dolar fazlalık elde edilmiş. CHP anlayışına göre bu “çiftçimiz”in “zengin” edilmiş olduğu anlamına gelir ki böyle olmadığını biliyoruz.

                                  Görüldüğü gibi burada, gerek ihracat gerekse ithalat CHP’nin verilerinin çok üzerindedir. CHP’nin tarımsal dış ticaretten anladığının esas olarak tarımsal hammaddeler dış ticareti olduğu anlaşılıyor. Onun anlayışı ile bakıldığında, tarımsal hammaddelerin işlenerek satılmasıyla doğal olarak hammadde satışı azalacağı için, tarımsal hammaddelerde daha çok açık verilecek ve durum daha da kötüleşecektir. Ki bu anlayışın da yanlışlığı açıktır. Bu anlayış, ürünün sanayide işlenmeden ihraç edilmesinin daha iyi olacağı ve böylece hammadde dış ticaretinde açık verilmesinin önüne geçileceği gibi bir yaklaşıma açıktır. Eskiye bir özlem var gibidir; ne güzel eskiden tarımsal hammadde dış ticaretinde fazlalık söz konusuydu!

                                  Konunun salt AKP muhalifi olmak için ele böyle alınması bu anlayışa çıkmaktadır. Bu bakış açısı, kapitalizmin gelişimi sonucunda ortaya çıkan olgunun -tarımsal hammadde dış ticaretinde açık verilmesinin- önüne geçmenin yolu olarak gelişmenin karşısında yer almak gibi bir anlayışa kapı aralamakta, düpedüz gerici bir duruşu temsil etmektedir.

                                  Bakanlık verileri temelinde görünüş

                                  Tarımsal dış ticaretteki gelişmenin seyri ve gelinen nokta açısından durumun daha iyi anlaşılabilmesi için Bakanlığın broşüründeki Tablo 7’den bazı yıllara ait verileri seçerek paylaşıyorum:

                                  Yıllar                       İhracat                        İthalat                       Hacim                     Denge

                                  2001 4.071 1.552 5.623 2.519
                                  2002 3.702 1.997 5.699 1.705
                                  2003 4.845 2.915 7.761 1.930
                                  2010 12.040 7.683 19.723 4.358
                                  2020 20.710 15.214 35.924 5.496

                                  Görüldüğü üzere tarımsal dış ticaret ciddi biçimde artmıştır.

                                  Yine Bakanlık’ın broşüründe tarım ürünleri ihracatının toplam ihracat içindeki payı yıllar içinde nasıl değiştiği görülmektedir. Burada tarım ürünleri denildiğinde, bunun tarımsal sanayi ürünlerini de kapsadığı anlaşılıyor. Zira sanayi ürünleri ihracat payının %90’lar üzerinde seyrettiğini biliyoruz.

                                  “2001 yılında tarım ürünleri ihracatının genel ihracat içerisindeki payı %12,99 olarak gerçekleşmiş, 2008 yılında ise %8,21 ile en düşük paya sahip olmuştur. Zaman içerisinde artışlar yaşanmış ve 2020 yılında tarım ürünleri ihracatının genel ihracat içerisindeki payı %12,21 olarak gerçekleşmiştir”. Yani bir dalgalanma olmakla birlikte 2001 ile 2020 yılı arasında, ilk yıl ile son yıl arasında bu açıdan bir fark bulunmamaktadır. Hacim önemli ölçüde büyümüş ama genel ihracat içerisindeki oran hemen hemen aynı kalmıştır.

                                  CHP’nin broşürü ile karşılaştırıldığında Bakanlık broşürünün çok daha kapsamlı ve objektif olduğu görülüyor. Orada tarımsal ürünler bölümler hâlinde ele alınarak veriler paylaşılıyor ve her bir bölümdeki ürünlerde dış ticaretteki açık ya da fazlalık durumu yıllar itibariyle listeleniyor. Yani orada da dış ticarette açık verilen ürünler rahatlıkla görülebiliyor; bu konuda AKP’nin gizlediği bir şey yok.

                                  Sayfa 37’den itibaren tarımsal ürünlerde dış ticaret verileri 24 bölüm hâlinde yıllara göre ayrıntılı olarak verilmiştir. Hangi bölümlerde yer alan ürünlerin hangi yıllarda dış ticaret açığı verdiği ya da fazlalık sağladığı açıkça verilmiştir. Ve oradaki verilerin ortaya koyduğu durumla ilgili olarak 2021-2025 yılları için bir eylem planı hazırlandığı görülüyor.

                                  Dış ticaret destekleri ve uygulamalar

                                  İlerleyen bölümlerinde tarımsal ihracatı geliştirmeye yönelik önlemlere yer verilen “Dış Ticaret Destekleri ve Uygulamalar” ele alınıyor. Bir sorun olarak görüldüğü açıkça anlaşılan “İhracatın İthalata Bağımlılığı” bölümünde şu açıklamalar yapılıyor:

                                  “Türkiye’de tarımsal üretimde giderek artan bir hammadde ithalatı söz konusudur. Bu durumda tarımsal ürün ihracatını artırmak için giderek artan oranda hammadde ithal etmek zorunda kalınmaktadır.

                                  Toplam tarımsal dış ticareti oluşturan iki ana kalem bulunmaktadır. Bunlardan birincisi gıda maddeleri kalemi iken, diğeri tarımsal hammaddeler kalemidir. Türkiye son 21 yılda gıda maddeleri dış ticaretinde net ihracatçı iken; tarımsal hammaddeler dış ticaretinde net ithalatçı konumundadır”.

                                  Görüldüğü gibi AKP önemli bir sorunu açıklıkla ortaya koymakta ve ne gibi önlemler alınacağını açıklamaktadır. Broşürün son bölümü “2021-2025 Dönemi Politika Önerileri”ne ayrılmıştır.

                                  Bakanlığın broşüründe tarımsal hammaddelerde dış ticaret açığı verildiği ve bu konuda önlem alınması gerekliliğinin vurgulandığı bölümün sonrasında bu hammaddelerin işlenerek ihraç edilmesi konusunda durumun ne olduğu saptanmıştır.

                                  “11. fasılda (Değirmencilik ürün., malt; nişasta, inülin, buğ. glüteni) 2001 yılında 66,5 milyon dolar olan ticaret hacmi artarak devam etmiş ve 2020 yılında ise 1,31 milyar dolara ulaşmıştır. Ticaret dengesi 2001 yılında 56,1 milyon dolar fazla iken 2020 yılı itibariyle dış ticaret fazlası 1,05 milyar dolara ulaşmıştır”. “Dünya un ihracatında söz sahibi olan Türkiye, un ihracatını ağırlıklı olarak Ortadoğu ülkeleri ve Afrika ülkelerine yapmaktadır. Türkiye 2020 yılı itibariyle dünya un ihracatı sıralamasında ilk sırada yer almaktadır ve dünya ihracatından aldığı pay %20’dir”.

                                  “19. fasılda (Hububat, un, nişasta veya süt müst., pastacılık ürünleri) 2001 yılında 161,2 milyon dolar olan ticaret hacmi artarak devam etmiş ve 2020 yılında ise 2,29 milyar dolara ulaşmıştır. Ticaret dengesi 2001-2020 döneminde sürekli fazla vermiş, 2020 yılı itibariyle dış ticaret fazlası 1,86 milyar dolara ulaşmıştır”. “…Türkiye dünya ihracatından aldığı %5,9’luk pay ile ileri düzeyde rekabetçi dünya makarna piyasasında 5. sıradadır”.

                                  Ve AB’nin kota uygulamalarının bu yönde ihracatı sekteye uğrattığı, buradaki kaybın alternatif pazarlarla kapatıldığı belirtiliyor. Kısaca söylemek gerekirse; CHP, tüm bu veriler yokmuş ve olumsuz saptamaları sadece kendi yapıyormuş gibi davranma ve tarımsal dış ticareti hammaddelerle sınırlama yolunu tercih etmektedir. Başka türlü davransaydı, “AKP’nin yanlış tarım politikaları” savı havada kalırdı.

                                  Öz itibariyle her iki burjuva kanadın saptamaları ve önerdikleri çıkış yolu konusunda aralarında ciddi bir fark yoktur. Fark, birinin devlet yönetiminde söz sahibi olup önlemleri uygulama şansına sahipken, diğerinin sadece vaatlerde bulunma konumunda olmasından ibarettir. Ve siyasi iktidarın değişmesinin, söylem ve eylemlerin yer değiştirmesinden ibaret olacağı açıktır.

                                  Krediler/Borçlar

                                  CHP’nin broşüründeki sınıflar üstü yaklaşım, diğer konularda olduğu gibi, kredi/borç ilişkisinde de sergileniyor.

                                  Broşüre göre “Çiftçinin borcu 56 kat arttı”. 2002 yılında 2,4 milyar olan borç, 2020’de 134 milyara yükselmiştir. Tabiki bu, zavallı “çiftçimiz” borç batağında debelenmektedir iddiası ile tek taraflı ve olumsuz bir gelişme olarak ele alınıyor. Oysa kapitalizmde kredi kullanmaksızın ciddi bir büyümenin, gelişmenin gerçekleşemeyeceğini biliyoruz. Ama burada, alacak-borç ilişkisinde de kapitalizmin tüm kuralları geçerlidir. Kredilerin işlevi, onu kullananlarda bir ve aynı etkiyi göstermez. Bazı kesimler daha zenginleşirken, bazıları da yıkıma uğrar.

                                  Krediye daha kolay ve rahat ulaşan kesimler ağırlıkla hâli vakti yerinde olanlardır. Para sermaye sahibi ve buna aracılık eden bankalar, kredinin geri ödenmesini garanti altına almak isterler ve küçük çiftçi bunu garantileyemediği için krediye ulaşmakda zorluk çeker. Kredi sadece mecbur kalındığı, yeniden üretim için bu kaynağa gereksinim olduğu için değil, üretimin büyütülmesi için de gereklidir. Yeniden üretim için gerekli kaynaklara sahip olan büyük çiftçiler, üretimi arttırıp daha da büyümek için de ek kaynağa gereksinim duyabilirler. Öz sermayesine eklenen bu kaynakla daha fazla üretim aracı -toprak ve üretim aletleri- satın alınarak ya da kiralama yoluyla üretim büyütülebilir.

                                  Ayrıca broşürde söz edilen 56 kat borç artışının bir bölümünün enflasyon ile ilişkili olduğunu söylemeliyiz. Aynı süre içinde, örneğin dolar kuru beş kat artış göstermiştir. Bu dönemde TL’nin çoğunlukla diğer kurlar karşısında değerli tutulduğu olgusu da söz konusudur. Böylece borç artışının %10-15 oranındaki bölümünün nedeninin bu olduğunu söyleyebiliriz. Geri kalan bölüm ise tarımsal üretimdeki artışla ilişkilendirilebilir.

                                  Ama CHP’nin burjuva muhalefet anlayışı (Engin Altay: “Bu hükûmet dünyanın en doğru işini yapsa bile, onu alkışlayacak halimiz yok. Milletin bize verdiği görev bu.”) borcun artmasını, çöküşle ilişkiliymiş gibi ele almayı uygun görmektedir: “Zavallı çiftçi zor durumda olmasa neden borçlansın ki?”

                                  Tarımsal nüfusta gerileme

                                  CHP’ye göre broşürdeki tüm olumsuz gelişmelerin, üretimde gerçekleşmiş olan gerilemelerin olduğu kadar tarımsal nüfus ve istihdam azalmasının, ülke nüfusundaki artışla birlikte ve buna rağmen olduğu sıklıkla yinelenmektedir. Burada nüfus arttıkça aynı oranda tarımsal nüfusun ve bu sektörde çalışanların da artması gerekirmiş anlayışının egemen olduğunu görüyoruz. Oysa kapitalizmin gelişmesine bağlı olarak beklenen gelişme olmuştur ve veriler bunu göstermektedir. İşin ilginç yanı CHP’nin örnek aldığı gelişmiş ülkelerde de süreç başka türlü işlemiş değildir. Ama CHP bu konuda da olumsuz bir şeyler bulma çabasındadır.

                                  Broşüre göre; “toplam nüfus 2003”de “67,2 milyon” iken “2020” nüfusu “83,6 milyon” olmasına karşın, “toplam çiftçi” sayısı “2 milyon 765 bin”den “2 milyon 111 bin”e düşmüş, “nüfus 16,4 milyon artarken, 654 bin çiftçi üretimden ayrıl”mıştır.

                                  “Tarım sektöründe çalışan sayısı 2002”de “7 milyon 458 bin” iken, “2020”de “4 milyon 716 bin”dir. Buna göre “2 milyon 742 bin Kişi tarım sektöründe işinden oldu”.

                                  Bu aslında kapitalizmin gelişmesinde doğal olandır. CHP, aynı dönemde sanayi ve hizmetler sektöründe nasıl bir değişim olduğundan haberi yokmuş gibi davranıyor.

                                  Broşürün devamında sıra sigortalılık oranına geliyor;

                                  “Tarımda Bağ-Kur’lu kişi sayısı; 2002’de 900 bin kişi, 2020’de 547 bin kişi oldu”. Bunun %39 azalma demek olduğu belirtiliyor.

                                  “Tarımda çalışan sigortalı sayısı 2002’de 149 bin kişi, 2020’de 31 bin 250 kişi oldu”. Bunun %79 azalma demek olduğu belirtilmiş.

                                  Verilerin doğru olduğundan yola çıkarsak epey bir azalma olduğu görülüyor. Önemli olan, fakat broşürde üzerinde durulmayan başka bir husus da sigortalılık oranıdır. Veriler doğru ise 4,7 milyon çalışana karşın toplam sigortalı sayısının 578 bin olduğu görülüyor. Oran %12,3 kadardır. Öncesinde, 2002 yılında ise bu oranın %14 olduğu ve pek de değişmediği görülüyor.

                                  CHP bu verileri nereden elde ediyor? Hükûmete bağlı olarak çalışan TÜİK’ten. Siyasi iktidarın bu gelişmelerden habersiz olduğu düşünülemez ve onun da olumsuz değerlendirdiği gelişmelere bağlı olarak önlemler alma olasılığı bulunmaktadır. Nitekim TÜİK’in 20 Mart 2025 tarihli verisinden tarım sektöründe 2024 yılında çalışan sayısının 4 milyon 827 bin olduğu görülüyor. Yani azalma durmuş, hatta hafif bir artış bile olmuştur. Sigortalı olmayı zorlayıcı önlemlerin alınmasıyla 2025 yılı Temmuz ayında, tarımda kendi hesabına çalışan sigortalı sayısında 757 bin 171 kişi artış olmuştur.

                                  Tarım sektörünün Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla içindeki payı

                                  CHP broşüründe bu konuda yapılan tespit:

                                  “2002 %10,2; 2020 %6,6

                                  Tarım Sektörü 2003-2020 %2,87 büyüme oranı ile ülke ortalamasının altında kaldı.” şeklindedir. Ve tabii bu, bir olumsuz gelişme olarak değerlendirilmektedir.

                                  Ama kapitalizmin gelişim süreci tam da böyle olur. Tarım dışındaki iki ana sektör, sanayi ve hizmetler sektörü daha hızlı büyüme gösterir. Ve tüm gelişmiş sanayi ülkelerinde tarım sektörünün GSYH içindeki payı göreceli olarak düşüktür.

                                  Diğer taraftan CHP’nin paylaştığı veri, görmek istemediği başka bir gerçeği de gösteriyor: Görece düşük de olsa tarımda 2003-2020 yılları arasında ortalama %2,87 oranında bir büyüme gerçekleşmiştir. Bu, tüm dönem için hesaplandığında %50’ye yakın bir büyüme olduğu anlamına geliyor. Bu, yine yukarıda kendi paylaştığı veri üzerinden konuşursak, nüfus artışının oldukça üzerinde bir orandır. İki dönem için verilen nüfus verilerinden nüfus artış oranının %24,4 olduğu kolayca hesaplanabiliyor. CHP hiç bu açıdan bakmıyor, çünkü bu durumda bitiş, çöküş değil, bir gelişme olduğunu kabul etmek durumunda kalacak.

                                  Tarımsal destekler

                                  Sonrasında tarımsal desteklere değiniliyor. “Tarımsal Desteklemeler 2006 Yılında Çıkarılan 5488 Sayılı Tarım Kanunu’nun 21. Maddesi’ne göre çiftçimizin AKP’den alacağı var. 211 milyar. Üreticiye Verilmesi Gereken Destek Miktarı 376 milyar. Üreticiye Ödenen Destek Miktarı 165 milyar”.

                                  Evet, bu kanuna göre tarımsal destekler bütçenin %1’inden az olamaz ve AKP’nin buna uymadığı görülüyor. AKP verilen doğrudan destekler yanında, tarım alanında yapılan çeşitli yatırımları da dolaylı destek gibi ele alarak işin içinden sıyrılmaya çabalıyor.

                                  Konunun CHP ile ilgili yanına gelirsek;

                                  CHP siyasi iktidarı ele geçirirse bu işi nasıl düzeltir ve bu %1 ve üzerinde olan bütçe payını köylüye nasıl sunar acaba? Bu soruyu sormak yerindedir, çünkü görüldüğü üzere, aralarında hiç fark yokmuş gibi yine “çiftçimiz” denilmektedir. Bu, bütçenin en az %1’i kadar olması gereken destek tutarını CHP neye göre, hangi kıstaslara göre dağıtacaktır? Her tarım veya hayvancılık ile uğraşana “eşit” olarak mı dağıtılacaktır? Eşit”lik kıstası ne olacaktır? İşin içinde oy kaygısı olduğu için, “ne şiş yansın ne kebap” hesabı burada genel laflar kullanma tercih ediliyor.

                                  İhtiyacı olan köylü işletmeleri saptanıp ona göre destek verilecek denebilir. Ama bu durumda da bunun tespiti sırasında işin içine oy kaygıları, partili olup olmama, çeşitli çıkar ilişkileri gibi bir dizi unsurun girmesi bu düzende kesin gibidir.

                                  Ama her durumda desteklerin önemli bir bölümü, sektörde yer alan görece varlıklı kesimlere ve özellikle bunların siyasi iktidar yanlısı olanlarına gideceği kesin gibidir. Olası bir CHP iktidarının, AKP’nin uygulamalarından kökten ayrı bir şey yapacağını sanmak safdilliktir.

                                  Hububatta gelişmeler

                                  Daha sonra hububatta süreç içindeki gelişmelere değiniliyor: “2003-2020 döneminde 105 milyon ton hububat ithalatına 27,7 milyar $ ödeme yapıldı…2019 (yılında) 14 milyon ton hububat ithalatına 3,2 milyar $ ödeme yapıldı. Cumhuriyet döneminin ithalat rekorudur!”

                                  Sonra hububat ürünleri kalem hâlinde sıralanıyor, iki dönem arasındaki üretim miktarındaki gelişme ve ithalat miktarları tonaj ve değer bakımından kıyaslanıyor. Çıkarılan ve üzerine basarak vurgulanan sonuç, her kalemde “net ithalatçı” konumda olunduğudur. Ülke bu dönem içinde bu duruma getirilmiştir vb.

                                  2003-2020 arası toplam 72 milyon ton buğday ithalatı için 19 milyar $ ödeme yapılmıştır. Sadece 2020 yılında 9,8 milyon ton ithalat için 2,4 milyar $ ödeme yapılmıştır.

                                  “2019’da Cumhuriyet döneminin ithalat rekorudur! 2019 ve 2020’de dünya ithalat rekoru kırıldı!”

                                  Broşürdeki veriler süreç içinde nüfusun gelişmesi ile buğday ekim alanları arasında ters orantı olduğunu gösteriyor: Nüfus 17,2 milyon (%25,9) artmış olmasına karşın ekim yapılan alan 23,8 milyon dekar (%25,6) azalmıştır (yüzdelik hesaplamalar bizden).

                                  Ama broşürdeki verilerden, bunlara rağmen üretim miktarında 1 milyon ton (%5,13) kadar artışın gerçekleştiği görülüyor. Tabii CHP artışa hiç değinmiyor.

                                  Buğday unu ihracatında dünya birinciliği de önemli bir konudur. Buğday ithalatının en önemli nedeninin, onun işlenip tekrar ihraç edilmesi olduğu görülüyor ama bunu görmek de CHP’nin işine gelmiyor. 

                                  Aslında yoktur birbirlerinden farkları

                                  Süreçte yaşanan bu gelişme nasıl yorumlanmalı? Yukarıdaki verilerden sadece CHP’nin tercih ettiği sonuçlar mı çıkar?

                                  Buğday somutunda bakarsak; süreç içinde yeterli olmasa da üretim artışının gerçekleşmiş olması; bir yıkımın, çöküşün, tarımın bitirildiğinin göstergesi olamaz. Ancak yeterli oran ve miktarda artış gerçekleştirilemediği açıktır, bu söylenebilir.

                                  Azaltılan ekim alanlarından, daha az çalışanla daha çok ürün elde edilmiş olması, aynı zamanda tarımdaki gelişmenin önemli bir yanını gösterir: Daha gelişmiş üretim araçları kullanılması ile daha sermaye yoğun tarıma doğru bir gelişme olmuştur.

                                  Öte yandan genel nüfus artışının yanında kentsel nüfusun göreceli olarak daha fazla artmış olması, buna ek olarak ülkeye gelen turist sayısındaki ciddi artış vb. nedenlerle buğdaya talebin artmış olması beklenen bir gelişmedir. Süreç içinde bu talebi karşılayabilecek biçimde üretimin artmış olması gerekirdi denebilir. Ayrıca fazla üretime bağlı, gereksinim fazlasının dış satıma yönlendirilmesi sistem açısından tercih edilen bir gelişme olurdu. Bu üründe ithalat oranına bakılıp o da hesaba katıldığında, üretimin %5 değil, %100 artırılması gerekirdi denebilir.

                                  Gelişmenin arzu edilen düzeyde gerçekleşmemiş olmasında AKP’nin hiç mi sorumluluğu yoktur? Tabi ki vardır. Özellikle bu kadar uzun bir süredir siyasi iktidarda bulunan bir partinin, önce öngörülü olması ve olası gelişmeleri sezip önlemler almaya çalışması ya da olumsuz gelişme yaşandığında hemen önlem almaya girişmesi gerekirdi. Ancak günümüz kapitalizm koşullarında hükûmetlerin yapabileceğinin sınırları vardır. Sistem böyle kaldığı sürece başka bir burjuva siyasi iktidar, örneğin CHP bu sınırları aşabilir mi? Hiç sanmıyoruz.

                                  Zorluklar ve çözüm önerileri

                                  Her iki burjuva kanadın kendi anlayışlarına göre sorun olarak tespit ettikleri konularda ortaya koydukları, ama köklü bir çözüm getirmesi zor olan birtakım öneriler de söz konusudur.

                                  Çözümü zor dediğimiz sorunlar yapısal özelliğe sahip objektif olgulardır. Örneğin sorunlardan biri tarım topraklarının miras yoluyla bölünmesi ve küçük toprak parçalarının, özellikle bazı ürünlerin yetiştirilmesi için yeterli büyüklüğe sahip olmaktan çıkmasıdır. Bu yıllardan beri devam eden bir süreçtir ve üretim kayıpları konusunda önemli bir rolü vardır. Bu gelişmeye karşı uzun yıllardan beri yasal düzenlemelerle bazı önlemler alınmaya çalışılıyor ve bu konudaki uğraş 1960’lı yıllara dek gidiyor. Süreç içinde değişik nedenlerle tarım arazilerini birleştirmekle birlikte tam bir çözüm sağlanmış değildir. Ve kapitalizm koşullarında üretim lehine çözüm bulmak da kolay değildir; özel mülkiyetin kutsal kabul edildiği bir sistem söz konusudur ve miras hakkı bulunmaktadır. Toprak tapuda bölünmese bile, varisler bu toprakları aralarında bölmektedirler.

                                  Arazileri birleştirme büyük toprak parçalarına gereksinim duyulduğu koşullarda yapılmaya çalışılmaktadır. “Kamu yararı” gerekçesi ile kamulaştırmalar yapılmakta ve bu alanlar tarımsal üretim amacıyla, devlet tarafından büyük yatırımcılara satılmakta veya kiralanmaktadır. Bu, kapitalist tarım koşullarında gelişme yararına gibidir. Ama arazileri birleştirme amaçlı bu kamulaştırma işlemleri başka hedeflere yönelik de yapılmaktadır ve tüm bunlar kapitalizmin gelişmesi adına dikte edilmektedir. Örneğin elektrik enerjisi üretimi için hidrolik santrallere gereksinim duyulduğunda, baraj gölü içinde kalacak alanlar kamulaştırılmaktadır. Tüm enerji santralleri için de bu durum geçerlidir ve kamulaştırılan toprakların büyük çoğunluğu tarım arazileridir. Benzer durum, örneğin maden sahalarının açılması, sanayi ve turizm yatırımları için de geçerlidir.

                                  Kentleşmenin artması da tarım arazileri üzerinde olumsuz bir rol oynamaktadır. Ve o ana dek üzerinde tarım yapılan arazilere her tür tarım dışı yatırım talebinin artması, toprağın satışını, arazi sahipleri açısından, tarım üretiminden daha çekici duruma getirmektedir.

                                  Kapitalizmdeki gelişmeye bağlı olarak ortaya çıkan tüm bu vb. olgular da tarım arazilerinde bir azalmaya neden olabiliyor.

                                  Tarımsal nüfusun ve tarımda çalışan sayısının azalması da aynı gelişmelerin ortaya çıkardığı bir başka olgudur ve CHP bunu da olumsuz bir gelişme olarak sunmaktadır. Kapitalizmin tarımda da gelişmesi fazlalık bir tarımsal nüfusun ortaya çıkmasını beraberinde getirir ve bu nüfus bir dizi nedene bağlı olarak tarım alanlarını terk eder. Kentlerde yaşam, barınma, sağlık, eğitim vb. alanlarda koşulların çok daha iyi ve olanakların daha geniş olması bu fazlalık nüfusun yer değiştirmesinin önemli nedenlerindendir.

                                  Peki, tüm bu gelişmelerin önlenmesi mümkün müdür? Bu ancak kapitalist gelişmeyi önlemek, örselemek ile sağlanabilir. Böylece 50 yıl, 100 yıl öncesindeki gibi daha fazla tarım üretimi yapılan toprağa sahip olunabilir. CHP’nin yaklaşımı böyle bir anlayışa açıktır.

                                  Konunun uluslararası boyutu

                                  Konunun bir de uluslararası boyutu var. Günümüzde hemen tüm kapitalist devletler uluslararası örgütlenmeler içinde yer almaktadırlar ve teorik olarak bu örgütlerin kurallarına bağlıdırlar. Örneğin DTÖ –Dünya Ticaret Örgütü– üyesi ülkeler, bir yandan bu üyeliğin sağladığı avantajlardan yararlanırken, diğer yandan üyelik kurallarına uyacaklarını ve bu kurallara uygun davranacaklarını beyan etmiş olurlar. Bunun ne anlama geldiğini kabaca söylemek gerekirse; her bir üye ülke, önüne tüm diğer üye ülke pazarları açılırken, kendi pazarını da o üye ülkelere açmak durumundadır; hedeflenen budur. Kurulum ve katılım süreçlerinde bir dizi tartışma ve pazarlık yürütülmüş ve bazı ürün ve hizmetlerde belli istisnalar, geçiş süreleri vs. tanınmıştır. Ama hedef en azından sözde tam serbestliktir.

                                  Bu sistemle ulaşılmak istenen amaç, kapitalizmin 2. Dünya Savaşı öncesinde sıklıkla yaşadığı, hiçbir kurala bağlı olmaksızın sürdürülen ve çok yönlü yıpratıcı etkiler ortaya çıkaran dış ticaretin belli kurallar çerçevesine oturtulmasıdır. Sistemde eksik görülen taraflar, ülkeler arasında ayrıca imzalanan ikili ticaret anlaşmaları ile giderilmeye çalışılmaktadır. Bu sistem kapitalizmin karakterine bağlı çelişkilerin izin verdiği oranda sürdürülmeye çalışılmaktadır.

                                  Bu sistemin işlerliği koşullarında üye ülkelerin birbirlerine kurallar ve tarifeler dışı engeller çıkardığı sıklıkla görülen olgulardır. Ve tabi pratikte güç belirleyicidir. Sonuçta güçlü olan kendinden güçsüz olana istediğini dayatabilmektedir.

                                  Türkiye, DTÖ’nün kurucu üyelerinden biri olup, dış ticaretinde bu üyeliğin kurallarına uygun biçimde davranmaktadır. Ayrıca 24 ülke ile arasında ikili ticaret anlaşması bulunmakta olup üç ülke ile de onay süreci aşamasındadır. Dolayısıyla dış ticaretindeki işlerlik tüm bunlardan bağımsız biçimde yürütülemez.

                                  Türkiye, dış satımında bir dizi engelle karşılaşmaktadır ama Türk burjuvazisi de kendi pazarını korumaya yönelik bir dizi önlem alıp uygulamaktadır. Bu konulara yazımızın önceki bölümlerinde değinmiştik. Burada anlatmaya çalıştığımız, hemen hiçbir burjuva Türk hükûmetinin dış ticarette keyfî biçimde davranamayacağıdır. T.C. dış ticarette istediğini dayatabilecek bir güç değildir.

                                  CHP’nin neoliberal diye eleştiri getirdiği politikalardan biri de AKP’nin dış ticaret politikasıdır. Ne var ki yukarıda ortaya koyduğumuz gibi, bu politika bir tercih değil, dünya kapitalist-emperyalist sistemine eklemlenmenin bir sonucudur ve bu süreç olarak yıllar öncesine dayanmaktadır. T.C.’nin, DTÖ öncesinde 1951 yılından itibaren GATT üyeliği vardı, 1995 yılında da DTÖ kurucu üyeliği söz konusudur. Günümüze dek geçen sürede bir dizi siyasi iktidarın, bu arada CHP ve türevi olan siyasi iktidarların da buna hiçbir itirazı olmadığı gibi sistem olduğu gibi sürmüştür. Ve yeni bir CHP iktidarında da durum farklı olmayacaktır. Zira bu sistemin işleyişinden Türk burjuvazisinin de çok yönlü çıkarı söz konusudur. Ve CHP sistem dışına çıkmayı düşünemez bile, bu ideolojisine aykırıdır.

                                  Bu kuralların tek yönlü kullanılma olanak ve olasılığı oldukça kısıtlıdır, özel bir anlaşma olmaksızın herhangi bir üye ülkeye karşı bir önlem alındığında onun da aynı biçimde davranacağı açıktır. Böyle bir gidişat sonuçta DTÖ öncesi duruma benzer bir durum yaratır. Durumun böyle olmasıyla birlikte burjuva devletler gerekli gördüklerinde ve güçleri oranında, değişik mekanizmalar kullanarak iç pazarlarını koruyucu önlemler de almaktadırlar. Yazımızda AKP’nin gümrük koruyucu önlemlerine değindik. CHP’nin uygulamaları da bu vb. önlemlerden pek farklı olmayacaktır.

                                  Böyle önlemler konusunda AB’nin, özellikle tarım alanında uygulanan sübvansiyon politikası dikkat çekicidir. Ama bunlar da yukarıda sözünü ettiğimiz nedenlere bağlı olarak sürdürülebilirliği konusunda tartışmalıdır. Bir yandan AB’de sıklıkla yaşanan tarım üreticileri gösterileri bu önlemler ve teşviklerin tarım üreticisini tam olarak tatmin etmediğini ortaya koyarken diğer yandan karşılıklılık ilkesi gereği, AB dışı ülkeler de onlara karşı benzer uygulamalara gitmektedir. Böylece, sıkça yapılan değişiklikler ve karşılıklı ödünlerle ticari ilişkiler sürdürülmektedir.

                                  Kapitalist sistemin efendisi olan burjuvazinin, değişik kanatları arasında yürütülen tartışma, bu vb. önlemlerden hangisinin öne çıkarılacağı, dozunun ne olacağı vb. tartışmalardan ileri gidemez.

                                  Kendilerinin farklı olduğunu söylerler ama bu sistemde yapılabileceklerinin sınırı vardır ve sistem bu sınırı saptanmış durumdadır. Neoliberal politikaları eleştirip, kendilerinin temelden farklı uygulamalarda bulunacaklarını savunanların bu sınırlara çarpacakları kesindir.

                                  Sonuçta burjuva siyasi iktidarlar arasında bu konuda yürütülen tartışma, uygulamaların nasıl olması gerektiğinde düğümleniyor. Her iki burjuva kanat, iktidarı ve muhalefeti ile birbirlerini bu kısıtlamalar dâhilinde eleştirme alanı buluyor ve kendilerinin tarımsal üretimi yönlendirme işini en doğru yapacaklarını iddia edebiliyorlar.

                                  Diğer tarım ürünlerinde durum

                                  CHP’nin broşüründe buğdaydan sonra sıra mısır üretimi ve dış ticaretine gelmektedir. Mısır dış alımına bakarak net ithalatçı olunduğu, “AKP’nin 2003-2020 döneminde 22,4 milyon ton mısır ithalatına 5 milyar $ ödeme yapıldı”ğı belirtiliyor. 2019’daki dış alım miktarı -“3,6 milyon ton mısır ithalatı” ve buna ödenen “703 milyon $”- onlara göre “Cumhuriyet döneminin ithalat rekorudur!”

                                  Devamında dönem içindeki üretim miktarındaki değişim saptanıyor. 2002’de 2,1 milyon ton olan üretim miktarının 2020 yılında 6,5 milyon tona yükselmiş olduğunu görüyoruz ama bununla ilgili hiçbir yorum bulunmuyor. Üç kat üzerinde artış gerçekleşmiş olmasının yorumsuz bırakılması tercih edilmiş olmalıdır.

                                  Bir de işin ihracat tarafı bulunmaktadır. Aşağı yukarı oynamalarla birlikte yaklaşık 1 milyon ton dış satım söz konusudur. Ama bu aynı zamanda dış ticaret açığı olduğunu da gözler önüne seren bir veridir, çünkü dış alım daha fazla miktarda gerçekleşmiştir. T.C.’nin net ithalatçı olduğu CHP’nin ortaya çıkardığı bir veri değildir, istatistikler zaten bunu gösteriyor ve AKP de bunu gizliyor değil. Örneğin, yukarıda paylaştığımız “Bitkisel Ürün Denge Tabloları” bölümünde, 2024 yılı için mısırda yurt içi karşılama oranı %96,5 olarak verilmiştir. Bu, 2019 yılına göre bir düzelme olduğunu gösteriyor. Eski yıllardaki verilerde oranın %70’ler düzeyine indiği de görülüyor.

                                  Mısır dış ticaretinden sonra sırasıyla “net ithalatçı ve ihracatçı” olunan ürünlere bakılıyor. Bunlar arpa, çeltik, pirinç, ayçiçeği, soya, pamuk, nohut, mercimek, kuru fasulye, patates, kuru soğan, şeker, zeytinyağı, çay, badem, ceviz, muz, enginar, susam, tütün olarak sıralanmışlardır.

                                  Sadece ithalat olarak bahsedilen ürünlerde, fazlasıyla ihracat da olduğu için, ithalat yapılmış olmasının anlamlı bir yanı olmadığı açıktır. Örneğin zeytin ihracatında dünya sıralamasında 4. ve zeytinyağı ihracatında 6. konumda olan Türkiye’nin bir miktar ithalat da yapmış olmasının anlamı ne olabilir? Bu olsa olsa, ithal edilen ürünlerde burjuvazi için ekstra bir kazanç sağlanmış olduğunu gösterir.

                                  Tarımsal üretimde hâsıla yıldan yıla değişebilmektedir. CHP’nin temel aldığı 2020 yılında arpa üretimi görece düşük gerçekleşmiş olabilir, ama yukarıda paylaştığımız 2024 yılı yeterlilik verilerinde arpa için değer %115,7 olarak verilmiştir. Yani o yıl için ithalat gerekli olmamıştır.

                                  Bu kalemlerde ithalat verileri dışında üretim miktarlarının süreç içindeki durumu da paylaşılmıştır. 2002-2020 arasındaki üretim verilerinin bazı kalemlerde artış, bazılarında azalma olurken bazı kalemlerde pek bir değişim olmadığı görülüyor. Çeltik üretimi 360 bin tondan 980 bin tona, ayçiçeği üretimi (yağlık ve çerezlik olarak) 900 bin tondan 2 milyon 67 bin tona ciddi bir artış gösterirken, kuru fasulye ve kuru soğan üretiminde küçük bir artış olmuşken arpa ve nohut, patates üretiminde yerinde sayma söz konusudur. Buna karşın susam üretimi %13,6 oranında, mercimek üretimi %34,3 oranında azalırken; tütün üretimi yarı yarıya azalmıştır.

                                  Broşürde, bunlar dışında, diğer ürünlerdeki üretim miktarının nasıl değişim gösterdiği ile ilgili bir bilgi paylaşılmış değildir. Paylaşılanlar da bize bazı kalemlerin üretiminde artış, bazılarında azalma olduğunu gösteriyor. Burada bir çöküşten, bir bitişten söz etmek zordur; olsa olsa üretimde bir kategori kayması söz konusudur ve bu, kapitalizmin karakteristik özelliklerinin bir sonucudur: Arz-talep dengesi ve azamî kâr isteği. Talebin yüksek olmasının bir yolu ürünün fiyatının görece düşük olmasından geçiyor; gerek iç gerekse dış pazarda rekabetçi olabilmek satış olasılığını artırıyor.

                                  Her üretici, talebin düşmesi ile üretiminden yeterince kazanç sağlanamayan ürünlerden, olanaklar elverdiğince başka ürünlere geçmeye yönelebilir. Genel eğilim bu yöndedir ve örneklerine de sıklıkla rastlanır. Ama bu bir taraftan da üretim açısından geçici bir duraksamayı beraberinde getirebilir.

                                  Tarımı yönlendirme politikaları

                                  Burjuva hükûmetler bu tip sorunları asgariye indirmek ve gelişmenin sürekliliğini sağlamak amacıyla değişik önlemler alma durumunda kalırlar. CHP’nin kendince olumsuz olarak değerlendirdiği gidişattan AKP’nin “neoliberalci” politikalarını sorumlu tuttuğu görülüyor ve gerekli önlemlerin alınmadığı gibi bir söyleme sahip.

                                  AKP’nin uyguladığı politikalara bakıldığında, onun da tarımsal üretimi artırma doğrultusunda bir dizi önlem alıp uyguladığı görülüyor. Bu önlem politikaları arasında farklar olabilir, zaten uzun erimli bakıldığında bu politikaların düz bir çizgide ilerlemediği de görülüyor. Bu önlem politikaları, yasal düzenlemeler ve teşvik uygulamaları biçiminde kendini gösteriyor.

                                  Tarımda yönlendirme, esas olarak bir yandan yasal düzenlemelerle diğer yandan sübvansiyonlarla yapılıyor. Yasal düzenlemeler; gümrük önlemlerinden tutun, bazı ürünlere kota koymaya dek gidiyor. Bazı dönemlerde bazı ürünlerde ithalat veya ihracat yasaklamalarına gidilebiliyor.

                                  Sübvansiyonlar da değişik yollardan yapılıyor ve bunlar dönem dönem farklılık gösteriyor. Örneğin 2025 yılında o ana dek uygulanan mazot ve gübre alım destekleri yerine, ürün kategorilerine göre farklılık gösteren “Temel Gelir Desteği” sistemi (dekar başına teşvik uygulaması) getirildi. Buna göre dekar başına ödeme TL olarak; mercimek, mısır, nohut, kuru soğanda 244; buğday, arpa gibi ürünlerde 317,2; ayçiçeği, kuru fasulye vb. için 366; kütlü pamukta ise 549’dur. Bu desteğe talip olmanın koşulları vardır ve tam da bu koşullar yönlendirme işlevini yerine getirirler.

                                  Mazot ve gübre desteğinin kaldırılması CHP’nin eline yeni bir eleştiri kozu ve iktidar olursa kaldırılan bu desteklere devam edeceği vaatlerinde bulunma fırsatı vermiştir. Bakanlık ise bu desteklerin kaldırılmadığını, başka adla sürdürüldüğünü değişiklik gerekçeleri ile birlikte açıklıyor. Bu bağlamda CHP ve burjuva muhalefet konforlu bir konumdadır; çünkü yapma değil, vaat etme pozisyonundadır. Vaat etme ile yapma arasında ne farklar olduğunu biliyoruz. Vaadin ne kadar kolay olduğunun bir örneği CHP’nin 2023 seçimlerinde kullandığı “İnanamayacaksınız ama CHP’den her çiftçiye bedava bir traktör” vaadidir.

                                  Tarımsal girdiler

                                  CHP’nin broşüründe, ilerleyen bölümlerde “TARIMSAL GİRDİLERİN DURUMU” yer alıyor:

                                  “AKP’nin 2003-2020 döneminde, 649 bin ton tohum ithalatına 2,9 milyar $ ödeme yapıldı.
                                  2020’de 46 bin ton tohum ithalatına 200 milyon $ ödeme yapıldı”.

                                  Peki, ihracat yok mu? Orada durum ne, bundan hiç söz edilmiyor; çünkü karşılaştırıldığında dış ticarette artı verildiği görülür. Böylece geçiştirmek daha uygun diye düşünülmüştür.

                                  Yaklaşım da ilginçtir, sanki hiç dış ticaret yapılması istenmiyormuş gibi bir sonuca çıkan bir yaklaşım söz konusudur. Sadece ihracat olsun ama ithalat niye yapılıyor gibi bir anlayış egemen gibidir. Yukarıda açıkladığımız gibi bu tercihlerle götürülebilecek bir değildir; hem sistem bunu dikte etmektedir hem de dış ticaretten para kazanan bir burjuva tabaka söz konusudur.

                                  Tarım Bakanlığı’nın verilerine göre (www.aa.com.tr; “Türkiye tohumda ihracatçı pozisyonunu sürdürüyor.” 11.05.2024); tohum üretim miktarının, 2002 yılındaki 145.227 tondan, 2023 yılında 1,3 milyon tona yükselmiş olduğunu görüyoruz. 9 kat artış sağlanmıştır ve bunun çöküş değil ciddi bir gelişme olduğu açıktır. O hâlde CHP açısından bu noktaya hiç dokunulmamalı, ithalat yapılarak dışarıya kaynak aktarıldığı iddia edilmelidir!

                                  “AKP tohumda bizi dışarı bağımlı duruma getirdi” lafını burjuva muhalif çevrelerden sık sık duyarız. Tohum dış ticaretindeki denge CHP’nin hiç hoşuna gitmeyen bir gelişme seyri izlemiştir. 2002 yılında 17,3 milyon $ değerinde 8.112 ton ihracata karşın 55,3 milyon $ karşılığı 19.227 ton dış alım yapılmıştı. AKP öncesi durum budur ve açık verildiği görülmektedir. Sonra ne olmuştur?

                                  2023 yılına gelindiğinde durum şöyledir: İhracat 89.378 ton (326,8 milyon $), ithalat 51.384 ton (246,6 milyon $) (küsuratları biz yuvarladık). Bu durumda salt ithalattaki artış verilerini vermek sahtekârca bir davranış değil midir?

                                  CHP, diğer tarımsal girdilerden gübre ve zirai ilaçta “net ithalatçıyız” derken haklı. Bununla birlikte burada da özellikle gübrede kendi anlayışına göre, tek taraflı paylaşım ve yorumlar bulunuyor;

                                  “AKP’nin 2003-2020 döneminde 72 milyon ton gübre ithalatına 20 milyar $ ödeme yapıldı. 2019’da 4,9 milyon ton gübre ithalatına 1,3 milyar $ ödeme yapıldı. 2020’de 4,4 milyon ton gübre ithalatına 1,1 milyar $ ödeme yapıldı”.

                                  Tarım ve Orman Bakanlığı’nın verilerine bakıldığında bu sektörde ithalatın ihracattan fazla olduğu görülüyor. Ama yurt içi üretimin %20 kadarı da ihraç edilmektedir. Bakanlık verilerinden üretimin, yurt içi tüketimi yıllara göre %63 ile %92 arasında karşıladığı, bunun yanında birkaç büyük tesis yatırımının tamamlanmak üzere olduğu, bunlarla tüketim fazlası bir üretim hacmine sahip olunacağı anlaşılıyor.

                                  İthalatın bir bölümü ise gübre değil, gübre hammaddesidir. Bakanlık, bu sektörde dışa bağımlı olunduğunu, bunun nedeninin de ülke içinde, fosfat yatakları dışında başka gübre hammaddesi kaynağı bulunmadığı açıklamaktadır. Gübre konusunda kapsamlı Ar-Ge çalışmaları yürütülmekte olup, gelecek için Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uygun çevre “dostu” gübre türleri üretilme yoluna gidileceği vurgulanmaktadır.

                                  Zirai ilaç konusunda dış ticaret açığının gübre açığından çok daha büyük olduğu anlaşılıyor. Tarımsal girdilerde süreç boyunca fiyat artışları yaşandığı da doğrudur. Fakat artış oranlarına bakıldığında, bu artışların çoğunlukla enflasyona bağlı olduğu görülüyor.

                                  CHP broşüründe, yem konusunda da Türkiye’nin “net ithalatçı” olduğu söylüyor;

                                  “2020’de 12,4 milyon ton yem ithalatına 5 milyar $ ödeme yapıldı. Cumhuriyet döneminin ithalat rekorudur!”

                                  Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Başkanı’nın yaptığı açıklamaya göre, 2023 yılında “Türkiye, 27,9 milyon ton karma yem üretimiyle AB ülkeleri arasında birinci, dünyada ise yedinci sırada”dır. Aynı yıl yem üretiminden elde edilen ciro 11 milyar dolardır. Sorun, hammadde konusunda yeterli üretimin olmaması, hammaddelerin %90’ının ithal edilmesidir.

                                  Saman ithalatı konusu ise “ülkeyi saman ithal edecek duruma getirdiler!” söylemiyle komediye dönmüş durumdadır. “AKP’nin, 2003-2020 döneminde 112 bin ton saman ithalatına 21 milyon $ ödeme yapıldı”. “2020’de 6 bin 434 ton saman ithal ettik”. İyi de ülke içinde saman üretimi fazlasıyla yeterlidir. 2024 yılı saman üretimi 25 milyon ton olup bunun 19 milyonu hayvancılıkta, gerisi kâğıt endüstrisi, mantar yetiştiriciliği vb. sektörlerde kullanılmıştır. Aynı yıl saman ithalatı 39 bin ton, ihracatı 27.490 tondur (tarimorman.gov.tr).

                                  Bir bütün olarak ele alındığında CHP’nin tarım konusunda yaptığı “tarım öldü, çöktü, bitti” vb. değerlendirmeleri abartılı ve yanlış bir değerlendirmedir. Olası bir CHP iktidarında tarım konusunda AKP’nin siyasetinden kökten ayrı bir siyaset izleneceği iddiaları ve varsa beklentileri boştur.

                                  Mayıs 2026

                                  Yazı dizisinin diğer bölümleri:

                                  https://ydicagri.org/emperyalist-dunya-sistemi-icinde-turkiyenin-konumu-i/

                                  https://ydicagri.org/emperyalist-dunya-sistemi-icinde-turkiyenin-konumu-ii/

                                  https://ydicagri.org/emperyalist-dunya-sistemi-icinde-kuzey-kurdistan-turkiyenin-konumu-iii/

                                  Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye‘nin konumu -IV-

                                  Emperyalist dünya sistemi içinde Türkiye’nin konumu V

                                   

                                  Önceki yazı

                                  Dünya’ya yeni ekimler gerek!

                                  İlgiliGönderiler

                                  Dünya’ya yeni ekimler gerek!
                                  Güncel

                                  Dünya’ya yeni ekimler gerek!

                                  5 Kasım 2026
                                  “Sigorta hakkı” talebi yetmez!
                                  Kadın

                                  “Sigorta hakkı” talebi yetmez!

                                  4 Kasım 2026
                                  YDİ ÇAĞRI
                                  Güncel

                                  Yeni sayımız, sayı 225 çıktı!

                                  2 Kasım 2026
                                  İklimi değil, sistemi değiştir!
                                  Çevre

                                  İklimi değil, sistemi değiştir!

                                  31 Ekim 2026
                                  Sırbistan’da Öğrenci Listesinin seçim zaferi
                                  Avrupa

                                  Sırbistan’da Öğrenci Listesinin seçim zaferi

                                  26 Ekim 2026
                                  Doğa felaketleri mi? Asıl felaket kapitalist sistemdir!
                                  Çevre

                                  Doğa felaketleri mi? Asıl felaket kapitalist sistemdir!

                                  24 Ekim 2026

                                  Öne Çıkan Haberler

                                  • Komünist önder İbrahim Kaypakkaya‘nın hayatı

                                    Komünist önder İbrahim Kaypakkaya‘nın hayatı

                                    0 Paylaşımlar
                                    Paylaş 0 Tweet 0
                                  • Rojava’da neler oluyor?

                                    0 Paylaşımlar
                                    Paylaş 0 Tweet 0
                                  • Migros depo işçilerinden fiili grev

                                    0 Paylaşımlar
                                    Paylaş 0 Tweet 0
                                  • Bir devrimcinin kimi özellikleri

                                    0 Paylaşımlar
                                    Paylaş 0 Tweet 0
                                  • Türk sermayesinin Afrika’daki yayılmacılığı

                                    0 Paylaşımlar
                                    Paylaş 0 Tweet 0
                                  • 20. yılında da “kel” mücadelemizde yaşıyor, yaşayacak!

                                    0 Paylaşımlar
                                    Paylaş 0 Tweet 0
                                  • KöZ Dosyası

                                    0 Paylaşımlar
                                    Paylaş 0 Tweet 0
                                  • “THKO’nun kopuşuna bir tek biz sahip çıkıyoruz”

                                    0 Paylaşımlar
                                    Paylaş 0 Tweet 0
                                  • Toplu İş Sözleşmesi görüşmeleri işçilerden gizleniyor!

                                    0 Paylaşımlar
                                    Paylaş 0 Tweet 0
                                  • Kılavuzumuz Troçkizm değil, Marksizm-Leninizm’dir!

                                    0 Paylaşımlar
                                    Paylaş 0 Tweet 0
                                  • YDİ Çağrı / Tüm Sayılar
                                  • Youtube Kanalı
                                  • İletişim
                                  Tel: +0507 037 75 27

                                  © 2023 Yeni Dünya İçin Çağrı

                                  Sonuç yok
                                  Tüm Sonucu Görüntüle
                                  • YDİ ÇAĞRI
                                  • Güncel
                                  • İşçi Dünyası
                                  • Kadın
                                  • Gençlik
                                  • Kürdistan
                                  • Çevre
                                  • Dünya
                                    • Avrupa
                                    • Amerika
                                    • Ortadoğu
                                    • Afrika
                                    • Asya
                                    • Pasifik
                                  • Makaleler
                                  • Yayınlar
                                    • Son Sayı
                                    • YDİ Çağrı / Tüm Sayılar
                                    • Yeni İşçi Dünyası
                                    • Yeni Kadın Dünyası
                                      • Dört Duvar
                                    • Yeni Dünya Gençliği
                                    • Bildiriler
                                    • Broşürler
                                    • Yeni Dünya İçin
                                  • Youtube TV
                                  • Tüm Yazılar
                                  • İletişim
                                    • Hakkımızda
                                  • tr TR
                                    • tr TR
                                    • en EN
                                    • de DE
                                    • fr FR
                                    • es ES
                                    • ar AR
                                    • ku KU

                                  © 2023 Yeni Dünya İçin Çağrı

                                  Yeni Dünya İçin ÇAĞRI Size en son haberler ve güncellemeler için bildirimler göstermek istiyoruz.
                                  Reddet
                                  Bildirimlere İzin Ver