Yemen’de 2014 yılından bu yana süren bir iç savaş var. Savaşın bir tarafında Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap koalisyonunun desteklediği uluslararası alanda tanınan Yemen Hükümeti, diğer tarafında İran’ın desteklediği Husiler (Ensarullah hareketi) var.
Son dönemde Yemen’de çatışmalar şiddetlendi. Husilerin ilerlemesi, Moha ve Babülmendep Boğazı’ndaki stratejik noktaları ele geçirmesi, Suudi Arabistan’a yönelik saldırılar gerçekleştirmesi iç savaşı tırmandırdı.
4 Ekim’de Suudi Arabistan destekli Yemen hükümet güçleri Husilere karşı yeni bir karşı saldırı başlattı. Yemen hükümet güçleri Kızıldeniz kıyısındaki Moha’yı geri aldıklarını ve stratejik Babülmendep Boğazı’nın kontrolünü ele geçirdiklerini duyurdu.
Yaşanılan gelişmeleri yalnızca Yemen meselesi olarak okumak eksik olacaktır.
Bu somutta asıl mesele Suudi Arabistan’ın enerji güvenliğidir. Körfez’de sıkışan Suudi Arabistan Kızıldeniz’de de sıkışma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Hürmüz Boğazı fiilen kapalıyken Riyad’ın en önemli petrol alternatifi Doğu-Batı Boru Hattı ve Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu Limanınıdr. Husiler temmuz ayında Suudi limanlarına ve gemilerine yönelik abluka ilan ederek, eylülde de Moha’yı ve Babülmendep’teki Perim Adası’nı ele geçirerek tam olarak Doğu-Batı Boru Hattını hedef almıştır.
Sadece emperyalistler açısından değil, bölge devletleri açısından da Kızıldeniz’in Babülmendep Boğazı’nın enerji ve deniz ticareti açısından stratejik önemi vardır.
Doğu-Batı Boru Hattının Husilerin Yemen’de ilerleyişine bağlı olarak kullanama riski ile karşı karşıya kalması Suudi Arabistan’ı harekete geçirmiştir.
Yemen’de yaşanılan gelişmelerin arka planında, emperyalistlerin, Suudi Arabistan, BAE ve İran arasında egemenlik dalaşı yatıyor. Başta petrol olmak üzere Yemen’in zengin kaynaklarına sahip olma mücadelesi yatıyor.
Emperyalistlerin, bölge gerici devletlerinin Yemen üzerinde egemenlik ve paylaşım dalaşından en büyük zararı Yemen hakları görüyor.
Mekke Savunma İttifakı devrede!
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında, 7 Ağustos’ta Mekke Savunma İttifakı Anlaşması imzalandı.
“ “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”na dair…” başlıklı yazımızda Mekke Savunma İttifakı’nı değerlendirmiş ve şu tespitleri yapmıştık:
“Türkiye Ortadoğu’da bölgesel güç olan, emperyalist dünyada yürüyen yeniden paylaşım mücadelesinde önemli bir aktör olarak yer almaya çalışan bir ülkedir. Hedefi emperyalist dalaşta emperyalist güç olarak yer almaktır. Burjuvazinin hayalindeki “Yeni Türkiye” emperyalist büyük güçlere bağımlılıktan kurtulmuş, dünya siyasetinde etkin konuma gelmiş emperyalist bir Türkiyedir. “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” bu yönde atılan somut adımlardan biridir. Anlaşma Türkiye’nin emperyalistleşme amacı doğrultusunda militarizmin ve savaş ekonomisinin devlet politikası hâline geldiğinin bir göstergesidir.
Ortadoğu’da askeri olarak bölgesel güçlerden biri olan, dünya finans sisteminde önemli rolü olan, petrol zengini Suudi Arabistan ve nükleer güçlerden biri olan Pakistan ile ortak savunma anlaşması Türkiye’nin Ortadoğu’da belirleyici bölgesel ve dünyada yeniden paylaşımda sözü olan bir emperyalist güç olma hedefi ile bağ içinde ele alınmalıdır.
NATO üyesi olan Türkiye, burjuvazinin çıkarları gereği bölgede ve dünyada başka ittifaklara da üye olmakta, dünya ve Ortadoğu genelinde süren paylaşımdan daha fazla pay almaya çalışmaktadır.
Türkiye emperyalist ülke haline gelmeye çalışan, bu yolda hızla ilerleyen, bir dizi emperyalist edimi, girişimi olan, kapitalizmin orta derecede geliştiği kapitalist bir ülkedir.
Türkiye’de kapitalizmin gelişme seviyesi Türk burjuvazisine emperyalist büyük güçler arasındaki çelişmelerden yararlanma, görece bağımsız hareket etme konusunda, ona oldukça geniş alan açmaktadır.
Türkiye henüz emperyalizme olan bağımlılık ilişkisinden bir bütün olarak kurtulamamış, bağımsız emperyalist bir ülkeye dönüşmemiştir. Emperyalist güçler tarafından önü kesilmezse Türkiye’nin gelişme yönü budur. Bu yönde alınmış olan mesafe de küçümsenmemesi gereken bir boyuttadır.
Türkiye’nin, Türk burjuvazisinin bölge ülkeleri ve emperyalist ülkeler ile ilişkilerinde; merkeze konulan burjuvazinin çıkarlarıdır. Burjuvazi daha da büyümek, gelişmek ve emperyalistleşmek istemektedir. Bugünkü iktidar bu hedefe kilitlenmiştir, bu hedef doğrultusunda siyaset izlemektedir.
“Mekke Ortak Savunma Anlaşması” burjuvazinin emperyalist ülke olma hedefine hizmet eden bir anlaşmadır.
Bu anlaşmayı ABD’nin bölgedeki politikasının işbirlikçilerine dikte ettiği ve ABD nin çıkarlarına hizmet ettiği değerlendirmesi, bölgedeki gelişmeleri yanlış okuyan bir değerlendirmedir. Anlaşmayı imzalayan devletlerde bu ülkenin hâkim sınıflarının kendi çıkarları vardır ve anlaşmanın motivasyonu öncelikli olarak bu çıkarlardır.
Türk devleti açısından bu anlaşmadan kısa vadede beklenen, Türkiye’ye Suudi sermaye yatırımlarını arttırarak finansal zorlukları aşmak, Pakistan’ın atom silahı sahipliğini de, kendi askeri caydırıcılık envanterine katmaktır. Uzun vadede bu anlaşmanın bir sünni devletler ittifakına doğru gelişmesi hesapları da vardır. Bu hesapların ne ölçüde tutacağını izleyip göreceğiz. Fakat bu hesapların olduğu ortadadır. Ve bunlar emperyalist “Büyük Yeni Türkiye cumhuriyeti” hedefinin hesaplarıdır.
Türkiye’nin emperyalist olup olmamasının işçi ve emekçiler açısından bir önemi yoktur. İşçi ve emekçilerin baş düşmanı, T.C devleti ister emperyalist olsun, ister bağımlı olsun başta tekelci burjuvazi olmak üzere burjuvazi ve onun devletidir.” (https://ydicagri.org/mekke-ortak-savunma-anlasmasina-dair/)
5 Ekim’de Riyad’da, Mekke Savunma İttifakı Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Olağanüstü Toplantısı yapıldı.
Toplantıya ilişkin yapılan ortak açıklamada, “üç ülkenin Suudi Arabistan’ın karşı karşıya olduğu güvenlik gelişmeleri ve tehditlerini ele almak üzere Mekke Savunma İttifakı Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesinin olağanüstü toplantısını Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da gerçekleştirdiği” belirtildi.
“Her bir tarafın güvenliğinin, üç ülkenin kolektif güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğu” vurgulanan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Komite, kolektif savunma taahhütlerinin uygulanmasına ivedilikle geçmeyi, bu çerçevede, tarafların ulusal mevzuatlarına uygun olmak kaydıyla, üzerinde mutabık kalınan askeri kuvvetler ile yeteneklerin uzlaşılan düzenlemeler çerçevesinde Suudi Arabistan’a sağlanmasına ve bunların hızla konuşlandırılmasına yönelik tedbirleri almayı, bu suretle tehditlerle mücadeleye yönelik hazırlık durumunu, askeri entegrasyonu ve kolektif kapasiteyi güçlendirmeyi kararlaştırmıştır.”
Toplantıda Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik gerçekleştirdiği saldırılar nedeniyle Mekke Savunma İttifakı’nın kolektif savunma hükümlerini ilk kez işletme kararı alındı. Türkiye ve Pakistan’ın, üzerinde uzlaşılan askeri güç ve imkânları Suudi Arabistan’a göndermesi ve birliklerin hızla konuşlandırılması kararlaştırıldı.
Alınan karar, Türkiye ve Pakistan’ın Suudi Arabistan’ı savunmak için ülkeye askeri güç ve kapasite göndermesinin önünü açıyor. Ne kadar Türk ve Pakistan askerinin gönderileceği, birliklerin niteliği ve konuşlandırılacakları bölgeler ise henüz açıklanmadı.
Emperyalist savaşa hayır!
Türkiye sınırları burjuvaziye dar geliyor.
T.C devleti, burjuvazinin çıkarları gereği Ortadoğu’da ve dünyada NATO dışında ittifaklara da üye olmakta, dünya ve Ortadoğu genelinde süren paylaşımdan daha fazla pay almaya çalışmaktadır.
Burjuvazinin, T.C. devletinin emperyalist çıkarları için dâhil olacakları Yemen savaşı, bizim savaşımız değildir!
Bugün en büyük sorunumuz geçim sorunudur. Yüksek enflasyon, düşük ücretler, katmerli zamlar, artan ev kiraları, kredi kartı borçları, işsizlik vs. vs. koşullarında yaşama ve ayakta kalma mücadelesi veriyoruz.
Alım gücümüz sürekli düşüyor, ücretler eriyor, yoksullaşıyoruz.
Eziliyoruz, sömürülüyoruz. İnsanca yaşayamıyoruz. Hakkımız olanı alamıyoruz. Bu durumda olmamızın sorumlusu kapitalist sömürü düzenidir. Devleti anda yöneten AKP/MHP iktidarıdır.
Burjuvazinin işleri ise tıkırında! Bizim sırtımızdan muazzam kârlar elde edip zenginleşiyor.
Hâkim sınıfların, burjuvazinin çıkarları için Yemen’de devam eden paylaşım savaşına dâhil olmalarına karşı çıkalım!
Türk devletinin emperyalist yayılmacı siyasetinin ürünü olan, sermayenin çıkarları için dâhil olacakları Yemen savaşından işçi ve emekçilerin hiçbir çıkarı yoktur.
Savaştan çıkarı olan sömürgeci T.C devleti, kâr peşinde koşan burjuvazidir.
İşçilerin, emekçilerin düşmanı başka uluslar, halklar değildir. Düşman işçileri, emekçileri sömüren, ezen, onları ulusal, dinsel temelde bölen, onları birbirine düşman eden kapitalist sömürü düzenidir.
Halklar, emekçiler emperyalistlerin, işbirlikçilerinin ve gerici devletlerin çıkarları için ölmeyi ve öldürmeyi reddettiklerinde, silahları gerçek düşmanlarına çevirdiklerinde, kendi kaderlerini ellerine aldıklarında; kurtuluşları yakın demektir!
Tek kurtuluş, işçi sınıfı, ezilen halkların proleter enternasyonalizmi ve sosyalizm bayrağı altında toplanmasındadır!
Kahrolsun emperyalist savaş!
Yaşasın proletarya enternasyonalizmi!
6 Ekim 2026



































































